8 Mayıs 2014 Perşembe

Oyun

Olaylara akılcı,sinirlenmeden yaklaşmak da neymiş ki hem?Burada da bir takım laf oyunları var,insanları tuzağa düşüren.Aslında böyle olmuyor bunlar,bunlar çok çok yüksek tecrübeli birtakım kişilerin oluşturduğu ve sonra da unuttukları,çözmeyi unuttukları paradokslar.Kendi içinde çelişki içeriyor bu tür şeyler.Ben taraflı yaklaşmak istemiyorum,hele loser olarak hiç yaklaşmak istemiyorum.Hem loser olarak yaklaşmak da nedir ki?Kim beni tarafına çekebilir ki?Çürütürüm onları sorularımla.Herkese yaptığım gibi.Almasınlar beni aralarına,ne yapabilirler başka?Hepsini çürütürüm sorularımla.Kendimi de çürütürüm gerekirse,cenazeme de gelmesinler.

Gerçekten,soruyorum,ne demek istiyorsunuz tüm bunlarla?Verilen hiçbirşeyiniz açık değil,birşeylere kolay demeden evvel bir bilinç tanımlamak gerekir ama,bu da nedir ki şimdi?Nereden geliyor bunlar?Ne demek istiyorsunuz yani bununla?Balık vermeyin bize,tutmasını öğretin.

Eğer birisi bile çığlıklarımı duyup karşılık verseydi,tamamen rastgele bir yolculuğa çıkacaktım artık,yepyeni gözlerimle,sonunun ne olduğunu hiç ama hiç düşünmeden.Ama kimse nedense duyamadı,ben bile duyamadım,aslında onların ne düşündüğü başlarda o kadar önemli değildi,sonradan ne olduysa kendim de yoruldum,sonra bir onlar oldum,bi kendim,bi onlar...Sonra bundan da yoruldum.Eğer duysaydı birisi,yeterdi bu bana.Komple yeniden başlayacaktım herşeye,bunu istemiştim ben.Artık suçlamıyorum da kimseyi,birşeyler istiyorum,sadece istiyorum.Ölmek de istemiyorum,sesimi duyurmak istiyorum,birşeyler söylemesinler,hiçbirşey söylemesinler,herşeyi söylesinler,ağızlarına geleni söylesinler.Sonra ben de metamorphosis geçireyim,level atlayayım,seviye atlayayım.O istediğim konuma ulaşayım,ve başlayayım seranatıma.Ama yok,olmadı bunların hiçbiri.Hiçbirisinin hiçbiri bile olmadı,olamadı.Belki de sadece böyle olmasını hayal etmiştim tıpkı geçen sene bugünlerde bir yerlerde olduğu gibi,saçmalık.Bir daha hayal edeceğim hep hayal edeceğim sonsuza kadar da hayal edeceğim,var mı benden daha beter hayatını karartan?Her türlü hallediyorum bir şekilde,boğazıma lokma girebiliyor,gerekirse tryhard yaparım bir sefer daha,ondan sonra bir daha hiç uğraşmam.Hayal kurarım sadece,sadece kurarım.Kimsenin duyup duymaması umrumda olmaz,oyunları gerçek yaparım,gerçekleri oyun.Öfke de bana ait değildi,sonradan yerleştirildi bana.Mesela tam o efsanevi olması beklenen o saçma,minimalist dakikalarda.Minimalizmi aşağılamıyorum,kesinlikle çok severim minimalizmi.Ama bu minimalizm değil,düpedüz basitleştirmeydi.Egzotizm,ya da egzotik göstermeyi de sevmiyorum,göstermeyi de sevmiyorum zaten.Neden gösterip duruyoruz ki zaten?Hep birşeyler gösteriyoruz,ben kendimi de sevmiyorum.Hep içim dolmak zorunda mı bunları yazabilmek için?Ayrıca ne yazdım ki zaten gurur duyulacak birşey mi yazdım?Ya da illa gurur duyulacak birşey mi yazmak gerekiyor ya da dolmak mı gerekiyor bunları yazabilme kabiliyetinde sayılmam için?Nedir yani bunun tam olarak ölçütü?Zaten,insanları ciddiye almak ya da almamak da bir paradoks,neyi ciddiye alıyorsun ki?Ciddiye almak da nedir zaten?Hep kelime oyunları.Bundan sonra hiç konuşmasam,hatta yazmasam daha iyi.Hayallerimdeki balıkları tutarım,onlara çığlıklarımı atarım,adrenalin salgılarlar böylece daha lezzetli olurlar,aynısını domuzlara yapıyorlardı çünkü.Gerçi domuzları dövüyorlardı ama olsun,ben bağırırım.Aynı şey değil mi?Ama zaten,balık kendinden lezzetlidir,hayır değildir.Hiç sevmem bazı balıklar hamur gibi oluyor yenmiyor.Ben gelecekte herhangi birinin gelip de beni geçmişteki birşeyden tebrik etmesini de istemiyorum.Yoo,isterim aslında.Ama biraz içten olsun,sarılsın bana mesela.Sonra beraber pikniğe gidelim,pikniğe gittiğimizde etraftaki insanlar masalarını getirsin birleştirsin,ama ben bunlardan hiç zevk duymayayım.Sadece piknik tüplerinden gelen sesleri duyayım yavaş yavaş,çay sesleri,çay sesi demişim,çaydanlık sesleri.Çaydanlık yapışıyor,çaydanlık kalkıyor.Çaydanlık fısslıyor,çaydanlık fısslar mı?Fısslar tabi.Ay ne iğrenç bi yer olmuş burası böyle ayol! Olur tabi ulan,beğenemedin mi?Bize burjuvazi verdiler de yapmadık mı,yazmadık mı ya da yüceltmedik mi?Ben de ne gördüysem onu yapıyorum işte,aklımda ne varsa yapıyorum birşeyler,ben de çok sevmiyorum böyle yapmayı ama beni kendimden geçiren saçma sapan şeylerden biri yani bu,ben ne yapayım.Bana da sonat dinletseydiniz sonatta da böyle olabilirdi.Ama ben daha çok hiç kimsenin olmadığı,hiç kimsenin hissetmediği şeylerden mutlu oluyorumdur belki.Mesela bir silginin kağıt üzerinde kayışı,who can says where the tiny toes,where the.. Unuttum gerisini.Zaten hepsini unuttum,lanet olsun şimdi içimden çalışamadığım için ne vicdan azabı geçiyor,geçsin bakalım umrumda değil,hep geçiyor zaten,geçip gidiyor içimden sağa sola sapmadan yüreğimi delip de geçiyor.Ulaştırma bakanlığı mübarek,dağları deliyor da geçiyor.Bir de şey vardı unuttuğum,what should we liiive,we will see or live,again.gibi bir türlü şarkı vardı ama tam şeysini hatırlamıyorum,o zamanlar çok güzeldi,yani sabahın 7.sinde kalkıp böyle indie tarzı her türlü müzik insana hoş gelebilir yani,gelmemesi mümkün değil.Mesela garip müzikler vardı,hakikatten bazı müzikler çok garip,bir tane müzikte adamın teki müziğin sonuna kadar ağlıyordu,ağlıyor bildiğiniz.Bana korkunç olabileceği söylenmişti bunun ama söylendiği kadar korkunç değildi,çünkü sesini duyamıyordum adamın,ama bir yandan da sesini açarken de aslında sesini açtığım zamanda adamın duruş yerine geldiğimi farkettiğimde,adamın birden gür sesinin ortaya çıkmasıyla ürkebilirdim,tek korkum buydu.Bundan korkmuştum,tabi bunu dinleyenin büyük ihtimalle kulaklığı yoktur,hoparlörden açmıştır o yüzden böyle küçük detaylara takılmaz,sadece korkunçtur onun için.Ya da korkunç değildir aslında onun için de,öylesine söylemiştir,küçükleri korkutmak için söylenmiş bir yalan gibi.Ama biz küçük insanlar değiliz,değildik.Biz çok büyük insanlarız.Değiliz ama öyleyiz işte,içimizde çok büyüğüz biz.İçimiz yok bizim,içesiniz.

Bir de hamak vardı sallanıp yıldızlara bakardım ama oranın yıldızları da bir köy yerindeki yıldızlar kadar değildi nedense çünkü garip bir buğu tabakası vardı söylendiğine göre bu buğu tabakası fazla karbondioksitten meydana geliyormuş eh haliyle istanbuldan o kadar uzakta olmadığımızdan bu buğu tabakasının olmaması ve gökyüzündeki yıldızları yeterince açıkca göremememiz normaldi,fakat ben yine de kabullenemiyordum ama yine de o zamanlar uzağı görememe durumum yoktu,focuslandıkça focuslanıyordum hatta neredeyse içerdekiler bile farkediyordu bu focuslanmamı ve oğlum yeter içeri gel,içeri gir götün donacak diyorlardı ama ben dinlemiyordum,ama belki de dinliyordum ama kapının önündeki garip gürültü çıkaran sinek koruyucu garip aksesuara çarpıp da ses çıkarmak istemiyordum belki,ama aslında seviyordum da bu sesi,bazen durup durup bu saçma aksesuara ard arda çarptığım olmuştur mesela,insanlar sağdan soldan bana bağırıyorlardı böyle yaptığım için,sivrisinek giriyormuş çünkü.Sonra garip renkli kahverengi koltuklar vardı,üstleri çıkıyordu,minderleri çıkıyordu ve garipti yani yine de.Çok kahverengilerdi,hiç uymuyorlardı aslında ve çok iç karartıcıydı yer yer bu yüzden pek seviyor sayılmazdım orayı,içerideki oda çok daha güzeldi,her ne kadar o içerideki odalardaki koltukların üzerine çok eskiden çocukken işemiş olsam bile,üzerinde hiçbir izleri yoktu bununla ilgili ve öylece ilgisiz bekliyorlar,akşamleyin de sinekleri konuk ediyorlardı bizim için ve biz uyuduğumuzda bu koltukların sağından solundan çıkıp bizi yiyorlardı.Bu koltuklar sarı,daha doğrusu 1980 yılının sarı renklerini andırıyorlardı ya da bana öyle geliyordu çünkü bu garip sarı rengi bana hep eski demode insanları hatırlatmıştır nitekim de daha önce durdukları yerde,yani birtakım söylemek istemediğim anmak istemediğim insanların evinde dururken,durdukları odanın sarı ışıklı,sarı da değil sarı ve beyaz renkli ışıkları altında daha garip bir renk alıyordu ve altına dönüşüyordu,ve hatta ve hatta oraya işemiştim ben,belki de sırf daha altın gözüksün diye böyle yapmıştım ama bilemiyorum çok küçüktüm hatırlamıyorum ve o zamanlar bu kadar altına sevdalı değildim,şimdi de değilim ama sarı ışık ve altına yakın olan herşey hoşuma gidiyor,aslında o kadar da hoşuma gitmiyor sadece insana bir rehavet çöktürüyor,sonsuz sonu olmayan bir rehavet,bir de mesela tam o odada şimdi yerini mor renkli takımların aldığı garip şeylerin üzerinde yatarken balkondaki kombinin yanan kırmızı ışığını seyretmek de ayrı bir zevkti,sanki oradan bir canavar fırlayıp gelip üstüme çıkacakmış gibi beklerdim ama böyle birşey hiç olamadı,aslında bir canavardan çok bir dyrad bekliyordum,çünkü balkonun tam önünde garip bir ağaç vardı ve bu ağaç öyle iğreti duruyordu ki bir gün canlanıp böyle bir dyrad olabilir diye düşünüyordum.Bazen o balkonda ismini anmak istemediğim birtakım kişiler yatıyordu mesela bunlar o divana çok da iyi sığıyorlardı,aslında anmak istemediğim tek kişi var ama neyse,yine de kişiler sayılır onlar,onlar çok çok fazlalar,binlerce var onlardan,ve onlar yoklar ama varlar yine de aslında.Oraya o kadar yakışıyorlardı ki,bazen onların dışarıdaki gece eğlencelerini izlemek için şöyle bir doğrulduğunu ve izlenildiğinin farkedilmediği için hafiften geri kaykılmaya meyilli olduklarını farkedebilirdiniz,sanki onlar adeta o camdan sarkılmak için yapılmışlardı ama yine de sarkılmıyorlardı sadece orada dikiliyorlardı ve pembe renkli çardakta oturan birtakım insanların garip eğlencelerini seyre dalıyorlardı,bende o sırada tv de korkunç bir film  ya da bir türkiye maçını seyrediyor olurdum,gözlerimden yaşlar geliyor olurdu ve bazen ilk porno filmi rastgele gördüğümdeki gibi yüzümü, elimi gözüme siper ederek garip bir şekilde korkarak ve her an içeri gidip bu ismi lazım değil kişinin güçlü,aslında güçlü sayılmaz fakat bir o kadar savurgan ve benimseyici,koruyucu kanatlarının altına girmek için sürekli hazırolda beklerdim.Korku filmindeki kadınlar da iyi hazırlanmıştı,hatta bir tanesinin boynu o kadar uzundu ki,basketbolcu kadın boynu gibiydi,vücudunu o kadar iyi göremedim ama,çünkü o zamanlar vücuttan da korkuyordum garip bir hali vardı korkutucuydu bana o zamanları hatırlatıyordu.Ve yine o kadın birtakım tanrının önünde kendisini diz çöktürüp kurban ediyordu fakat yanlış anlaşılma olmasın ölmüyordu sadece ruhunu satıyor gibi birşeydi sonra kalkıyor üstünü giyiniyor ve gidiyordu,aahaha kiralık tanrıya tapınıp kendini sunup sonra gidiyordu,çok garip tanrısal ilişkiler haha.Tabii kadınlara saygımız sonsuzdur fakat bunu bir türlü anlamıyorum genelde erkekler kurban edilir ama kadın kurban edilince değişik oluyor çünkü erkekler ölerek kurban edilir ve kadınlar da genelde bekaretlerini verirler,ama mesela tanrı kadının bekar olmadığını anlarsa ne yapar?O zaman hiddetlenebilir,çok sinirlenebilir fakat bunu da o kadar kurcalamak istemiyorum çünkü şu anda istemiyorum.Açıklamak istemiyorum,yıkmak istiyorum herşeyi,ben yine o kafkayı sırf bilinçsizlenmek için hiçbişey hissetmemek için sadece kendi salt emellerime göre okuduğum zamanları geri istiyorum ben bilinçsizce yapmak istiyorum yaşlanmamak istiyorum ama niçin bunu istiyorum bilmiyorum,kafkayı okurken mesela o kadar bilinçsizleniyor ve o kadar zeki oluyordum ki o anda bilinçli olsam çok daha iyi şeyler yapabilirim mesela o anda bilinçsiz olsam dünyayı kurtarabilirim ya da türkçeyi yabancı diller boyunduruğundan kurtarabilirim.Keşke boyunduruk yerine boyunbağı olsaymış çünkü türkçe boyunbağını hakeden çok saygıdeğer bir dildir aslında,boyun bağı olmakta bir hikmet yok,keramet boyun bağını takanda.Bunu mu istiyorsunuz anlamıyorum yani hiç birşey anlamıyorum dediklerinizden benim bunun için ne kadar yaşlı olduğumu biliyor musunuz da konuşuyorsunuz?Ki artık konuşmuyorsunuz da,kimse konuşmuyor kimse dinlemiyor hiçbirşey anlaşılmıyor yine de herşeyin ortasındayız fakat hiçbirşeyin ortasında değiliz fakat ben de kelime kalabalığı yapıyorum,kelimeleri savaştırıyorum orta yerde tıpkı horozları dövüştüren garip suratlı pörsümüş kafalı amcalar gibi,oysa ben böyle insanları hiç görmedim,görmek de istemem.Horozları değil de başka birşeyleri dövüştürse mesela, ya da hiç dövüştürmese,neden dövüştürüyor ki?Tanrısal birşeye mi dönüşüyor birşeyler böyle yapınca?Zaten tanrısal denilen de kasıt nedir ki?Ne denilmek istenmiştir burada aslında?Bunların hepsi kahretsin ki yorum bilimi,edebiyat.Başka birşey değil,yakacağım hepsini bunların bir gün.Ne kadar da bağımlıyız birtakım saçmalıklara.Ben hep böyle olmak istiyorum bilinçsizce kalıp herşeyi bilinçsizce yapmak istiyorum mesela dünyayı kurtarıp öbür gün hurdacı olup insanların kafasını şişirmek istiyorum o cırtlak sesimle,ama aslında sesim hiç de cırtlak değildir benim ince perdeden bir sesim vardır tuvalette filan aktif olan,ama yine de zaman zaman tuvalet camından biri sesimi duyup da beni araştırıp konservatuara götürtüp keşfedecek diye çok korkuyorum çünkü bu ses sadece bana ait ve her zaman olmuyor çok yüksek özveri gerekiyor onu kimselere dinletmek istemiyorum,ama mesela sevdiğim kadına dinletebilirim ama o bile beğenmezdi ama sevdiğim kadın türü şeyler de saçma,ne kadar seversem seveyim bu bilinçsizliğimle hiçbir zaman birbirimizi yeterince anlıyor olmayacağız o hissettiğim sandığım kadar olamayacak hiçbirşey.Sonra bu adamla birlikte dünyaya sesimi gösterip,sonra vermemek istiyorum sadece bilsinler dünyada böyle seslerin olduğunu da ama böyle yazarken birden dünyanın en hızlı yazan adamı da olabilirim ondan da korkuyorum.Ha ne diyordum ben ben daha çok dünyayı kurtarıp evvelsi gün de hurdacı olmak istiyorum,o cırtlak sesimi kullanmam belki,ya da kullanırım belki sırf birtakım insanları sinir etmek için o ince perdeden sesimi kullanırım insanlar o kadar rahatsız olurlar ki o rahatsız olanlar toplanıp bir tane m4 alırlar ve aralarından birini başkan seçip tüm hurdacıları öldürtmek isterler mesela o zaman çok garip vakalar ortaya çıkar,böylece artık hurdacılar bağırmaya çekinir olur ve birtakım insanlara da gün doğar artık.Kimse gelsin istemiyorum gelmesin ve gitmesin kimse,zaman dursun.Bunu mu istiyordunuz ha?Nedir ki derdiniz?Gerçekten derdinizle ilgili tek bir laf etmediniz,imada bulunmadınız ve böylece bırakıyorsunuz insanları?Hayır,siz aslında bırakmıyorsunuz.Ben bırakıyorum sizi,herkesi bırakıyorum ve ben artık o eskiden sallandığım o hamağı çalmaya gidiyorum,evet çalmaya gidiyorum ve onu çaldığımda da getireceğim burada kullanacağım ve yıldızlara bakacağım bakamasam bile bakıyor gibi farzedeceğim o eski günleri hissedeceğim ve belki öyle öleceğim,amerikalılar araştırma yapmaya gelecekler üzerimde hiçbirşey bulamayacaklar ölüm sebebi yok diyecekler ama sonra birden canlanacağım.Yok canlanmayayım,ona ileride bakarız.Hamağıma öyle sarılacağım ki insanlar ona aşık olduğumu sanacaklar ve beni deli sanacaklar ve arkamdan "bir hamak uğruna ne canlar gidiyor yarab" diyecekler ve puh puh layacaklardır belki ama benim umrumda bile olmayacaktır bunlar ama aslında belki de ölmemişimdir beki de sadece içime gömülmüşümdür o mastermind derecede bilinçsiz hale gelmişimdir ve içimde garip birşeyler kopmuşumdur artık bir takım yalvarmalara da ihtiyacım kalmamıştır,artık olmuşumdur ben garip birşey,ben olmuşumdur garip şey.Böylesine mi susturayım kendimi nasıl istiyorsunuz beni,ya da böylesine susturmayayım mı?Sizin o bakışlarınızı def mi edeyim?Ne yapayım yoksa senin o müthiş egzotik-egzosizite-egzosizim-egzorsizm al sana o her neyse o sahip olduğunuz şeyi mi tanımlayayım sizlere göstereyim mi?Ne istersiniz artık benden?Hem ne istediğinizle de ne demek istiyorsunuz ki?Ne istediğiniz sizi neden ilgilendiriyor bu kadar?Seviyor musunuz yoksa birşeyleri yoksa bana mı öyle geliyor?Direk alın istediğinizi neden bakınıyorsunuz,neden?İnsan böyle olmamalı mı zaten?İstediğini görmeli,bakmalı,incelemeli ve parası varsa almalı işte o kadar ve üzerinde de o kadar derin düşünmemeli.

Artık egzotik bir takım şeyleri de isteyemiyorum ya ben istemiyorum ben bilinçsizlik istiyorum neden rahat bırakmıyorsunuz beni hiç anılar neden o eski zamandakine dönemiyorum?İstesem çok rahat dönerim aslında biliyorsunuz,bilmiyor musunuz yoksa?Biliyorsunuz fakat bunu bana bildirmek istemiyorum,ben biliyor muyum ki zaten?En son lisede hocalar bazı şeyler soruyorlardı ben biliyordum.Bildiğim şey de kofaktördü.Çok zor bir yanıt olsa gerek ama o anda öylesine hissetmiştim ki sanki hocanın kahramanıydım ve hoca da bana öylesine bir bakışla baktı ki sanki rus imparatoriçesinden,şeref nişanı alan bir süvari gibi hissettim garip oldum yani,ama bu imparatoriçesi her nasılsa esmer bir imparatoriçe,ya da çariçe işte her neyse ruslarda nasıl oluyor bilmiyorum ama öyle birşeyler işte.

Rahat bırakın artık beni lütfen,elimden hiçbirşey gelmiyor,ne olursunuz.Neden bırakmıyorsunuz beni?Ne yapacağım ben bunca şeyle?Hiç korkmuyorsunuz mu?Neden bu kadar eminsiniz kendinizden de eziyet çektiriyorsunuz böyle?Gündüzleri acıyor içim,yatamıyorum bu yüzden,ne sağa ne sola,anca olursa o da düz yatıyorum.Engin Altan Düzyatan gibi.Heheh.Kafamda herşey var,adeta o salı pazarı gibi,o gün o gördüğüm kız da gerçekten güzeldi,fakat keşke yanında sevgilisi olmasaydı,dudaklarından öpseydim,bir daha hiç ayrılmasaydım.Gerçekten,aslında bakarsan sevgilisi olmasaydı bunu gerçekten yapardım,gerçekten sevmemiştim belki o kadar ama hayatımda gördüğüm en masum kızdı o,sonradan garip bir sınıfa düştüm ve insanlar bana olan özsaygısını kaybetti,ben de kendime olan özsaygımı kaybetmiştim zaten o yüzden sorun yoktu yuvarlanıp gittk beraber ama o hakareti duymaz olaydım,ama duydum işte duyuverdim ne yapalım,birşey yapmadım,herkes birşeyler söylüyor işte,ağzı olan konuşuyor.Ondan sonra,o kızı bir daha göremedim zaten,yalnızca o sınava girdiğim garip,mor renge boyanmış,kahretsin ki mor renge boyanmış pislik,luğzır tarzında dizayn edilmiş o okul vardı.Nerden de gidiverdim ben oraya?Bir de annem mi götürmüştü beni oraya?Yok,dedem götürmüştü.Garip şey,dedemin böyle kabiliyetlerinin de olması.Sonra bir de herkes vardı,hiç kimse yoktu.Birtakım tanıdıklar vardı,kağıtlar kalitesizdi,ve ben de ölmüştüm o gün.Komple ölmüştüm.Başarısız olmuştum,çuvallamıştım.Herşey bok olmuştu,ben buraya ait değildim,oraya ait değildim,nereye aittim ben?Gittiğim her yer beni reddetti,bunun suratında luğzır tipi var dediler almadılar,kimse arasına almadı.Şu anda çok önemli değil bunlar,o zamanlar önemliydi.Ama içindelerken o kadar önemli değildi,içindelerken onlara katlanıyordum,hatta onlara dayılanıyordum bile bazen,dövüyordum.Haha.Sen mi dövüyorsun?Tabi.Dövemez miyim?Kaslı bir erkeğim ben.Gerçi o zamanlar vitaminsizdim de ama olsun,hatta bir keresinde kemiklerim çıtırdamıştı,çok korkmuştum sonra kendimi garip bir sebze,meyve takviyesine alıştırdım,yoo aslında alıştırmadım,ama alıştırmak şöyle bi aklımdan illaki geçmiştir ama gerçi karşımdaki de çok güçlüydü.Güçlü olursa olsun,ben benim.Beni kimse yıkamaz.Yıktılar seni zaten,sen şu an yıkıntısın.Yıkıntılardan birleşmeye çalışıyorsun ama ne fayda,toplayacaklar seni birazdan merak etme.Toplasınlar,biz kendi aramızda birleşir bir bütün oluştururuz lüzumu yok.

Yürüyemiyordum bir de garip bir şekilde,bunu çok dert ettim kendime.Ama artık kesinlikle dert değil,bir gün birisi bunu dert ettiğimi bana hatırlatırsa,yine dert değil.Dert değil bana hiçbirşey,anlayabilirler mi ki en içteki şeyi ?Yok.Anlayamazlar.Ama artık rahat bıraksınlar,belki de tam bu yüzden,ya da belki bunla hiç alakası olmayan birşey yüzünden.

Belki de anlaşılman gerekmiyordur diyenlere birşey demiyorum,ben içimde neye ihtiyacım olduğunu biliyorum,bana beni anlatmayın,kendinize beni anlatabilirsiniz ama.Oto biyografi de yazarım isterseniz size,çocuklarınıza okutursunuz.Kim bu anne?Eski bir tanıdık dersin.ooooooo.ne ooo,ne OOOO.İlkokul piçi,siktir git şuradan.Sen git anca kızların yanaklarına yapış,dudaklarına yapışmak varken.Ayıp,ayıp.Onlar çok eski zamanlardı,ben artık değer veriyorum kızlara senin gibi böyle seviyeyi düşürmüyorum.O yüzden köpek gibi uludun değil mi onun önünde?Hişt,laubali olmayalım lütfen.

Bir de şey vardı mesela,geçmişteki birtakım şansa olmuş şeylerden heveslenmemek gerekir diye düşünüyorum,düşünmek de ne kadar zaman alıyor türkçede,yazmak bile uzun sürüyor,söylemek bile garip kaçıyor zaten.İngilizcede ne kolay,I think.Sonra yaz sentence i.Öyle işte.En azından o şansa olmuş şeyler üzerinden ekstra bir zevk beklememek gerekir,yani daha sonra zorlanabiliriz ama zorlanmayadabiliriz.Zorlanmak da nedir ki hem?Belki de aslında problem orada zorlanmakta değildir.

Yani ben mesela bazen bu durumlar yüzünden çok zorlandığımı düşünürüm mesela bir yerde daha önce şansa olmuş ya da şansa olmamış şeyler yüzünden kendimi yer bitiririm,çünkü bunlar ileride yapacağım benzer işlerde sürekli başıma bela olurlar,o zaman ne yapmalıyız ki bu pragmatizm mi yok mu etmeliyiz?Ama böyle yaparak da az önce deminden beri oluşturmaya çalıştığım şeyi berbat etmiş oluyorum,o güzen dwarven temple ları yok etmiş oluyorum şimdi elimle tekrar,ama aslında tam olarak da öyle olmuyor,onlar dwarven temple değil,onlar dwarven tavern,ama blackrock depths dekinden daha güzeller,ben yenillettim orayı,bir gün o emektar hamağımı da oradan çalıp,oraya yerleşeceğim.Blackrock değil,başka bir yer.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder