4 Mayıs 2014 Pazar

Birşeyler yapmak geliyor içimden, birşeyler. Çılgınca şeyler zaman zaman, ama bilemiyorum ki nasıl olsa bunlar. Sıkıldım yaşayamamaktan, çok birşey istemiyorum yaşamak için, yüksek bir burjuvazi gerekmez henüz, sadece bana gerekli olan bir çift gören göz, ama temiz, ve berrak ve her güzelliği farkeden ya da güzellik oluşturan bir çift göz. 3 senedir kimseyle iletişim kurmamış olsam bile, hala bunlar var elimde ve sadece bunlara hükmederek birşeyler yapabilirim sanıyorum. Ama bir yandan da diyorlar, önüme bana daha önce verdikleri şeyleri gösteriyorlar,bunların karşılıklarını da ödemek zorundasın öyle ya da böyle diyorlar,tamam peki diyorum, çalışıp öderiz diyorum da, bunlar için ne kadar çaba harcayacağımı, ne kadar içten içe üzüleceğimi bilmiyorum. Hiç çalışıp, hiç üzülmesem? He oldu. Sonuçta azıcık da olsa rahatlama var içimde bu şeyler bana gösterildiği için. Bunun için bile birşey yapmam gerekir diye düşünüyorum. Ama ne kadar? Ne kadar kaygılanmalıyım? Hangisi hoşunuza giderse, o kadar kaygılanın. Yok hocam, burada olmadı o. Başka bir formül bulun lütfen. Ne kadar hoşunuza giderse, o kadar kaygılanın? Hee çok hoşumuza gidiyor, o kadar gidiyor ki bunlar bize gösterildiği için çıldırıyoruz zevkten.

Bıktım bu samimiyetsizlikten, ne istiyorum ben? Mesela onlarla konuşuyorum bazen, bana kimseyi takma filan diyorlar. Fakat kendileri bunlardan çok daha fazlasını biliyorlar gibi, ve sanki bunu öğretmek istemiyorlarmış gibi. Peki ben nereden biliyorum bunu? Ne bileyim, bilmese o kadar güzel nasıl gülümseyebilir ki o?  Bilmemenin getirdiği bir gülümseme değil o eminim. Tabii belki benim de böyle gülümseyişlere ihtiyacım var, bana doğru gülümsenmese bile. Hatta bu ihtiyaç beni öylesine aptallaştırmıştır ki belki yanlış anlamışımdır birşeyleri, olamaz mı? O zamanlar aşıktım ona tabii ki, ama yine de... Görebiliyordum yani, göremiyor muydum?Ya da belki unutmuş muydum yaşadığım şeyleri? O ortam, ve aynı insanlarla durmak aptallaştırmış mıydı beni? Yoksa üzüldüğüm yegane şey zamanın bunca hızlı geçmesi miydi de ben de bunları ona ortak etmek istiyordum? Bilmiyorum,orada güzel olan birşeyler vardı, birşeyler çekiyordu insanı. O zaman kıtlığı arasında bunlar kaçıyordu sanki, ve kaçtı da, kaçmadı mı? Çorap kaçtı çorap, ne çorabı lan? Kız mısın sen? Ne bileyim ya kızlar diyordu bazen birbirlerine. Bir gün giricem aralarına "kızlar çorabım firarda acaba çorabımı gördünüz mü?" diye soracam. Nereye soktuysam oradadır, hahaha. Komik olan ney? Nereye sokmuşumdur ki çorabı? Ne acayip adamsın ya. Nasıl oluyor ki acaba bu çorap kaçması? Çok ilginç bir olay olsa gerek, ama o kadar gizlemeye de gerek görmüyorlar,mesela geçen kızlardan biri sınıfa girip kendi arkadaş grubuna "kızlar çorabım kaçtıı :-(" demişti, sonra hep beraber dışarı çıktılar. Kaçan çorabı arıyorlardır herhalde diye düşündüm,nereye kaçmıştır ki acaba? Birisinin arkasından tutup da "kaçan çorabınızı buldum kızlar heey" filan diyeceksin aslında,sonra seni ödüllendirecekler öpücükleriyle,muck. Kaçan çorabı bulan sayın.. Bir dakika. Bu bizim çorabımız değil ki? Hö. Kendine gel. Kendimdeyim zaten, müstehcen birşey mi söyledim?

Belki de insanın bazen kız arkadaşı olması gerekiyor,en azından konuşabileceği. Belki de orada sadece kıskandım diyelim, ama öyle olmuş olmam da durumu değiştirmiyor maalesef. Hiçbirşey çözmüyor, çözemiyor. Sadece yazarak böyle mutlu ediyor gibi oluyor insanı. Bu suratsızlıkla zaten olamaz gibi yani, ya da suratsız gibi hissetme durumuyla. Eğer olmayacaksa, ileride de bunu hissetmeyeceksem, hiç hissetmeyeceksem, hissettirebilecek kimseyi yanımda bulundurmayacağım, biliyorum ben ne dediğimi. Aynen böyle olacak, öyle yaptırmaya çalışanları da reddedeceğim.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder