Onunla öylesine konuşmak istiyorum ki,fakat ondan etkilendiğim de bir o kadar açık değil,neydi ki onu bana,ya da beni ona çeken?Ben onu çekmiş miydim?Belli ki herkesin kararsızlıkları var,onun da bana söyledikleri..Ama ne farkeder ki insan yüzyüze konuşmadıktan sonra binlerce şey girer araya,o yüzden düzgün bir iletişim mümkün olmaz hiçbir zaman.
Mesela,birşeyi yapmak için,daha doğrusu o işi profesyonel olarak zevk alarak,benim profesyonellik ve zevk anlayışıma göre yapmak için,biraz bazı şeyleri esnetmem gerek mesela,bunu daha önce kimsenin yapmadığı şeklinde şeyleri kabul etmek zorundayım biraz,bunu gördüm ben bir yerlerde.Yani,öyleyiz çünkü yani zevk alacak bilinç her zaman insanda olmuyor,ben oyun bağımlısı bir insan olduğum için,zevk alma hislerim iyi değil,dolayısıyla her zaman zevk almak istediğimi düşünüyorum ama her zaman olmuyor,ha bazen insanlarla kucaklaşasım sarılasım geliyor hiç tanımadığım insanlara,ama insanlar fazla endişeli ve bazen homofobik gibi,bunu yaparsam bunu bir daha yapmama göz yummazlar,hatta bunu yaptığımı açıklayacak zamanı bile..Her neyse,zevk alma isteme eylemi bazen bir anda geliveriyor,yani eskiden geliveriyordu,bazen bir çinko ya da o birtakım anımsamak istemediğim insanların evindeki balkonun sarı renkli camlarından yansıyan ışığın altında,belki de doğal sayılabilecek etkenler altında birden geliyordu bu zevk almak,hayatın tadını çıkarma isteği,ve bir anda işe girişip kendime oyun çıkartıyordum.O anda kimsenin bunu daha önce yapıp yapmamış olduğu umrumda değildi,yani en azından,bunu sorgulatacak kadar değildi.İçimden geliyordu,öylesine içim içime sığmıyordu ki,kalem elimde kayıveriyordu.Ne yapıyordum?Bunu yazmaya utanıyorum,o yüzden yazmayacağım.Benim hayal gücüm,yapıyordum birşeyler işte,ne olduğunu o kadar düşünmeden yapıyordum.Ama birşeyleri sürekli küçültme hevesim vardı mesela,yazılarım da bu isteğe göre zamanla küçüldü.Küçücük yazıyor,sanki o küçüklük içinde kayboluyor,mutlu oluyordum böyle.Hatta bunu daha da abartıp,kendime bir defter yaptım.Ufacık,küçücük bir defter.Minimalizmi götünden anlayan bir nesilin saçmalıkları işte.HAHAHAHAHAHHAH.Yok be,minimalizm falan umrumda değildi,onları bilmiyordum ben içimden geleni yapıyordum.Ama galiba,o devirdeki çocuklarda bu çeşit istekler vardı,mesela küçük evler vardı,küçücük evlere girip,o küçücük evlerin içinde,bilmem ne taraftan gelen ışığın içeriyi evin rengine göre değişik renklere büründürmesi,garip şekillere sokması ve o küçücük evin içinde bulunmak insanı bir nevi mutlu ediyordu yani beni mutlu ediyor gibiydi.Hayal gücü tavan yapıyordu sanki.Mesela,fizik dersinde ışıkların birbiriyle ilişkisi çok hoşuma giderdi,mavi ışık üzerine yeşil değince,renk değiştirmesi çok hoştu ve izlemesi çok zevkliydi benim için.İşte öyle birşeyler,neyse ney,henüz muhtaç değilim bunların iyiliğini kötülüğünü ya da zaman kaybı olup olmadığına.Olunca düşünürüz.İşte,defter yapmıştım kendime kartondan,mavi renkli kartondan ve üzerine birkaç dosya kağıdını üst üste katlayıp,deftere sığacak şekilde yaklaşık 15-20 adet kağıdı,sayfa yapacak şekilde deftere yapıştırmıştım.Birşeyler yazıyordum,pek farklı şeyler yazmıyordum ama o küçüklük hissi,o defterin bana ait olma hissi çok değişikti.Sayfaları bile uhuyla yapıştırmıştım,araç gerecim yoktu.Küçücük bir defterin içinde,küçücük küçücük karalanmış,karalanıp tekrar tekrar silinmiş yazılar,ne garip.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder