Bu kafamdaki,her insan zaten derinlerde kötüdür,imgelemi de nerden geliyor tam olarak?Bu bana da ait değil sanırım ama,bununla ne demek istiyorum ki ben?Ama sanki bu farklı görünüyor bu soruyu sorunca,yerinden hiç oynamıyor,hep aynı nöronda duruyor gibi beynimde,öyle yani.
Pff,bugünlerde yeni şeyler düşünüyorum mesela,sahip olduğum,ibret ya da enerjimi aldığım birtakım şeyleri de yıkmaya teşebbüs etmeye karar verdim,ya da bu konudaki düşüncelerimi daha üst seviyeye taşımak istediğime karar verdim.Mesela müzik dinlerken aslında bizim gibi insanların,ağız,dil,müzikteki uyumlarını sadece düşünerek,birtakım yapısal farklara bağlayaraktan,sanki bizim gibi insanlar dünya üzerinde varmış gibi ve bizim acılarımızı da onlar da yaşıyormuş,ya da yaşamışlar gibi bir nevi sessiz,fakat totemik birşey üretiyoruz,kelime kullanmadan yapıyoruz bunu ve bu yüzden çok daha güçlü oluyor diğer herşeyden.Mesela şiir de öyle biraz,ama şiiri tam anlayamadım.Aslında benim yazdıklarım da toptan bakılınca kendime has bir şiirsel düzen oluşturduğu söylenebilir,ama kimse durduk yere anlayamıyor,bilerek yanlış cümleler,yanlış kelimeler kullanabiliyorum hiç dikkat etmeden.Çünkü sanki alıştım ben bu komüniteye.Ne komünitesi?Bilemiyorum.Görünmez birtakım şeylerin komünitesi sanıyorum.Anlayamıyorum bunları.
Gerçi,onu da anlayamıyorum.O kadar gothic geliyor ki bana,belki ondan etkilenmişimdir bu kadar.Ama şimdi,herşeyi söyledikten sonra belki de aslında onun kişilikli(Bana göre) olduğunu farkedip de kendimdeki sürekli değişen gelişen şeylere bakıp da hafiften iç kırıklığı,ve biraz da acımasızlık hissedip de,bu acımasızlık onun gothic ve aynı zamanda kişilikli olan yapısıyla daha bir anlam kazanacağı imgesi aklımda hep.Bu nasıl oluyor ya da bunla ne demek istiyorum bilmiyorum,ama bazen yüzyüze olunca herşey birden oluveriyor,ama yine de onu da unutmak,daha doğrusu kendi şartlarıma göre unutmak zorundayım.Herkesi unutmak zorundayım.Herkesi baştan tanımak zorundayım,herkes çok farklı olmuş olabilir,içinde bulunduğum o his,benim varlığımdan çok daha eski olabilir.Bu yüzden onu da yenemem öyle kolay kolay.Ama,benim gibi insanların olabileceği ihtimali,birazcık da olsa beni korkutuyor,onlara yanlış yapıp kendime düşman etmek istemiyorum sanki gibi ama,yine de kimse kimsenin ne hissettiğini algılayamıyor ki tam olarak,o yüzden o kadar da sorun değil aslında.Şu andaki halimi bir anlamda onlara benzetiyorum,bir yanda sürekli ilgi bekleyen,kendisine gülümseyen gözlerle bakılmasını bekleyen ben,ve bir yandan da buna garip ve anlamsız belki de saygılı bir korkuyla karşılık veren onların ben hali.Ya da onlar var mıydı ki hiç?Var olmuşlar mıydı?Buna sonra döneceğim.
İçimdeki acımasızlık,daha doğrusu giderek artan,etraftaki acımasızlıklardan beslenen fakat henüz birşey bulamadığı için henüz küçük kalan acımasızlık ivmesi,etraftan gördüğüm herşeyde bir anlam arıyor ve kendi isteklerine göre bir takım şeyler çıkartıyor.Sanki bunları söylerken,içimde bir yerde o ismi lazım olmayan birtakım kişilerin evinde,o mor mobilyaların üstünde yatıyorum,yaz gecesinde.Ellerimi sıkıyorum,hayır ellerimi sıkmıyorum,hayal ediyorum.Bir el var,biyonik,hatta metafiziksel,4 boyutlu bir el,çok yumuşak ve çok sert.Belki de bir kamyon.Ama kamyona daha sonra geleceğim.Bu el ki öyle sert ki,ve öyle de yumuşak ki,insanın uykusunu getiriyor,sıkıyor gibi oluyorum ama aslında sadece hayal ediyorum,sanki içimdeki birtakım acıları sıkıyorum ve suyunu akıtıyorum böylece susuz kalıp çürüyorlar ve böylece rahatlayıp uyuyabiliyorum.Tıpkı yeni bir bilinçsizlik oluşturur gibi.Sonra bir de kamyon var mesela,beni ıssız gecelerde,ıssız sokaklarda takip ediyor.4 boyutlu bir kamyon olsa gerek,ve ford markalı bir kamyon.Ford markalı o bildiğimiz kamyonlardan hep nefret ederim,korkarım hatta.Çok korkarım.Üzerime doğru gelse böyle bir kamyon belki korkudan intihar bile edebilirim.O derece korkarım.Sanki o ford kamyonun kaputunun plastik boşlukları arasından,o sıcak motoru çıkacakmış da,birden insanı alıp yutuverecekmiş gibi,bir de o farları yok mu hele.Bu nasıl çirkince bir dizayndır?Aslında bunlara da suç bulmuyorum,genel olarak tüm kamyon ve tır yapımcılarını kınıyorum,hayatımı karartmış olabilirler,şerefsizler.Bir de son zamanlarda simitçileri de kınıyorum ama sorun yok,belki de gündüzleri uyumasam daha iyi,zira benim için de o kadar iyi olmuyor zira yarı rüyalar görüyorum sürekli kötü oluyor,fena olabiliyor.Üstelik oradaki amacım uyumak da değil anladığım kadarıyla,o yüzden o kadar da kınadığım söylenemez.
Eskiden,benim gibi yazanları,gerçi benim gibi yazandan da neyi tanımladığımı pek çözemedim ama,böyle birşeyleri uzun uzadıya,benim tahminimce yani mesela babalar ve oğulların başlarındaki gibi zoraki betimlemeler yapan insanları,ve böyle yazan insanları pek sevmezdim,kınardım hatta.Şimdi de kınıyorum,fakat neden kınadığımı anlamıyorum,ne hissediyordum gerçekten bunları kınarken?Gerçekten de,bu yazdıklarım o kadar da önemli şeyler değil,yani benim için bile o kadar önemli değil,çünkü yazdıklarımda bir kapılmışlık var sanki zamana karşı,yenilmişim zamana karşı.Ama bunu da yok mu etmeliyim?Bu zamana karşı olup olmama ölçütünü ayarlayan bu ölçüt,gereksizce fazla pragmatik mi?Ya da tattığı zevklerin ne kadarını gerçekten kendisi tadıyor?Yoksa birtakım anmak istemediğim soğuk iklimlerdeki müziklerde kendini mi tatmin ediyor?Aha,evet şimdi bunu yazarken çözdüm,bazen o kadar düşük frekansta,yazacağım şeyi kaçırmamak için kısaltmak istiyorum ki,bazen kendim bile anlamıyorum.Mesela önceden ingilizce olarak bazı yazılar yazardım,ingilizce yazmamın sebebi Türkçe den nefret ediyor olmuş olmam.Çünkü duyduğum herşey Türkçe,ve kulaklarımın çok gelişmiş olması,ve bazen birileri tarafından duyduğum acı tatlı kötü,pohpohlamaların,aşağılamaların,bazen kendimi mutlu etmek adına,ya da hüzünlendirmek adına sırf,sürekli beynimde,hayal gücümde tekrar etmesinden dolayı ve bunların da Türkçe olmasından dolayı ve bunların birçoğunun da o ismini anmak istemediğim şahsın ağzından ya da ona bağlı başka birtakım ağızlardan çıkmış olmasında dolayı nefret ediyorum Türkçeden,nefret ediyordum.Öylesine nefret ediyordum ki,bunun yüzünden bir ömrümü komple yanlızlık içinde,fakat yine de umutla saçma sapan bir biçimde geçirebilirdim,aslında saçma sapan olmazdı,ama biraz garip olurdu yani;şöyle garip olurdu ki,aslında pek kendim olmazdım,çünkü aslında o beklediğim zevklerin bir çoğu,birtakım otoritelerin de katkısıyla olan zevkler.Otoritelerin,birtakım yorumlama tekniklerini bilerek belki de bizim üzerimizde,bizim içimizdeki hırsı bilerek,ya da daha önceden sevgi gibi birtakım şüpheli birtakım değerlerle,yavaş yavaş içimize attırılmış olabilir ve birden ortaya bir lafla çıkartılmış olabilir.Ama bu gerçekten saçma,çünkü böyle bir durumda,insanın kaldırabileceği bir psikoloji sınırı vardır bence,yüzünden,davranışlarından bir şekilde anlaşılır,ve böyle bir adamın aslında ölmüş olması gerekir.Çünkü teknik olarak böyle bir adam daha önceden çok daha farklı bir hayat yaşamış ve artık öylesine hırslanmıştır ki,içinde bambaşka bir adam olma hırsı büyümüştür ve bunu da kendini olduğundan bambaşka göstererek ve önceki hayatından pişman olduğunu belli eden pişmanlık nutukları atarak yapıyordur ve bunu da belki de bu hırsının sonuçlarını biraz olsun hafifletmek için yapıyordur,ve dikkatli ve tecrübeli bir adam,belki dikkat ederse suratının değişikliğinden azıcık da olsa bunları sezebilir,ve onun yaptıklarını anlayabilir.Belki kader ortağı olurlar.Haha.
Her neyse,ben onu unutamıyorum,belki unutamam da.Geçen gün,onunla birlikte geçtiğim sokakları gördüm,hatta bugün gördüm,her ne kadar onunla başbaşa geçmemiş,sadece birtakım arkadaşlarla beraber refakat ettiysem de ona,yine de onunla olmuş kadar olmuştum,zaten o sokağın o sokak olduğundan da emin değildim ya,neyse.Ama hatırladığım anıda böyle bir sokak vardı,aşağı doğru eğimli,yanından sürekli arabalar geçen.Ama bilemiyorum.
Geçmişe belki son bir defa daha dönmek isteyebilirim,ya da dönme isteği de vicdanımdan kaynaklanıyordur belki de kimbilir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder