26 Mayıs 2014 Pazartesi

Tepe

Bugün o sessiz tepelere,o çok beğendiğim tepelere doğru yolculuğa çıktım biraz,ama hiç beğenmedim o kadar yakından. Oysa ben zaten orayı da beğenmemiştim aslında,oraya çıkıp da ordan geriye kendi evimize bakmayı istemiştim,hayal etmiştim. Yakından çok korkunçtu, tıpkı kadıköydeki hilton otel gibi,korkunç. Taşlar ve yol çok saçma sapan yapılmıştı, zaten hepsi saçmaydı ne yapayım yani,ben de artık hiçbirşeyi beğenmeyeceğim, yoksa hemen özgürlüğümü elimden almaya çalışıyorlar kendi içimde beğeneceğim bana kalacak herşey. Bir manada kendime de getirdi bu beni,sonuçta beni kimse anlayamaz ya,zaten anlayıp ne yapacaklar,tamam diyecekler,başka birşey değil.

Özgürlük olayını anlamak istiyorum mesela,onlar gibi davranmak için,evet benim gördüğüm şekilde onlar gibi davranmak için onlar gibi yaşamış olmam gerekirdi. Ama eğer özgürdüysem, böyle olmamalıydı,daha farklı olmalıydı,benim de birtakım minimalist zevklerim yok muydu? Onların daha değişmiş bir haliyle yapmam gerekirdi,kendi şeklimde denemem gerekirdi. Ancak öyle belki onların arasına katılabilirdim, ki zaten uzaktan izleyerek bile belki yeterince zaman verilseydi kaynaşabilirdim yine,zaten hep böyle kaynaşmamış mıydım ben? Başka türlü zor geliyordu bana,ama artık zor gelmiyor,çok değişik şeyler denemek için güç buluyorum kendimde. Ama tabi o anılar da hep kalacak sanırım. Nasıl engelleyebilirim ki zaten?

17 Mayıs 2014 Cumartesi

Ölümüne sıkıldım artık sürekli birşeyler öğrenmek,öğrenmek zorunda olmaktan,zaten aslında öğrenmiyoruz ki,öğrenmek diye tabir edilen eylem sadece biraz daha mainstream olduğundan bunlar.

16 Mayıs 2014 Cuma

Aslinda çok da birşey istememistim ben başta,bilmeden,birkaç gülümseme,birkaç parça güven görürdü benim işimi eğer o zamanda başarabilseydim. Ama olamadı bir türlü,hep farklı oldu olaylar. Birtakim zincirler varmış gibi hissettim hep,ama belki de hiç yoktu aslında. Şimdi ne olacak peki? Gerçekten,Şimdi ne olacak? Ben sadece insan istemiştim,sadece şu sıralar,bunca uzun zaman boyunca bu isteğimi gerçekleştirememekten iyice hırçınlaştım,en son yaptıklarım bile hırçıncaydı.

08-06-2014 ten dipnot:Böyle boktan bahanelerle sürekli engel koyma kendine o zaman.Engelin ne olduğu önemli değil,ki aslında ulaşılan şey de önemli değil,ama ulaşırsan en azından biraz daha yaşayabilirsin.O yüzden salla,iki türlü de pek birşey olmuyor.

15 Mayıs 2014 Perşembe

Özgürlük!

Artık acı da hissetmek istemiyorum ya lanet olsun rahat bırakın sadece beni.Ne olduğunuz ya da olmadığınz da umrumda değil,sadece o sırada konuşmadım ve önemli olan da bu başka birşey değil,artık rahat bırakın.Sürekli sağdan soldan çıkıp beni rahatsız etmeyi bırakın,gerekirse birşeyler yaparım,birşeylerden vazgeçerim,bunun için düşünmem bile artık ama gidin artık yeter.Susun bir yahu,ben sizi çağırmadım ki.Sİz geldiniz kuruldunuz,ben istememiştim sizi hiç  kimseyi istemedim ben,alışamadım zaten hiçbirşeye ama siz birden geldiniz,nedendir bilinmez nefret etmeye başladınız benden.Hepiniz evet hepiniz.Nedir bu öfkeniz?Ben sadece eksik olduğuna inandığım birşeyleri tamamlamaya çalışıyordum,hoş tamamlayamadım çünkü herhalde bunlar biraz daha içi boş kavramlar olabilirmiş,evet belki de hata yapabilirim inanabilirim böyle şeylere,öylesine inadım vardır ki inanamazsınız,bir inat yüzünden tüm hayatımı yakabilirim,siz neden bahsediyorsunuz?Siz hep uzaktan,benden nefret etmekle meşguldunuz,hep de öyleydiniz hiç değişmediniz.Ondan sonra hep complain complain.Yeter artık ya,siz de kim oluyorsunuz ki?Sizi ben abarttığım kadar buralara kadar gelebildiniz,ölümüne yalnızdım sadece,anladınız mı?İzin verdim ben sadece içimden geçmenize,izin vermeseydim hiç giremezdiniz.Ondan sonra konuşmaya başladım siz oradayken,daha doğrusu konuşmak zorundaydım çünkü ölümle boğuşuyordum hep,ne zaman boğuşmuyordum ki.Belki de değer verdiğimin onda biri kadar da değilsiniz,belki de sadece öyle görünmek istediniz biraz da,sanki insanın halinden anlarmış gibi aslında hiç anlamıyormuşcasına.Ben biraz bundan cesaret aldım,ama konuşamadım işte ne zorluyorsunuz.Bi gidin artık ya!Siz etrafımdakiler de gidin,hepiniz gidin.Ben size muhtaç mıyım ki?Belki muhtaçtım ama kelimelerin ifade edebildiği kadar,daha doğrusu birtakım duvarların arkasından olabildiği kadar.

Yeter artık ama,açıklama yapmak da istemiyorum artık,gidin artık lütfen.Ben bu acıyla fazla yaşayamam,çekmek istemiyorum acı yeterince çekmiştim zaten.İsterse 1000 sayfa yazayım,isterse bu hiç bir işe de yaramasın.İçimdeki acının binde birini atmasın,ama ben yine de yorulana kadar yazacağım duracağım,suçlayacağım sürekli sizi,her türlü pisliğe başvuracağım beni bırakmanız için.Benim kendi içimde düşmanlara ihtiyacım yok,tryhardlara da ihtiyacım yok.Hayır,hepsini burada bitireceğim,lanet olsun hiç uğraşamam tekrar tekrar yazmaya.İçimdeki acı son bulana kadar,gerekirse herkes gelsin odaya yine de durmayacağım,duvarların arkasına geçip yazmaya devam edeceğim.Neyiniz var gerçekten kaale alınabilecek,uzun süre geçirdiğimizden başka?Sessizlik içinde 100 yıl,ama sadece çok daha kısa sürdü,ama isteseydim 100 yıl da sürerdi,100 yıllık yalnızlık.Neden hep ben yapmak zorundayım ki birşeyler?İlla düşman mı olmam gerekiyor,aşağılık görüp komple kapatmam mı gerekiyor kendimi insanlara?Nedir ki derdiniz gerçekten?Biraz da siz yapın birşeyler,ya da başkaları yapsın,ya da yapmayacaksanız da biliyor gibi davranmayın,oldu mu yani eğer biliyor gibi davrandıysanız,yakıştı mı size?Ben 2000 yıl bunu içimde taşıyacağım artık,bu yanlışı ve artık kimse de bana yardım edemez,kendi etrafımdaki insanlar bile.O kadar umutlanmıştım ki,ama sonunda hiçbirşey olmadı,nasıl olabilir ki bu?Nasıl bu kadar yabancı olabilirim ya da nasıl bu kadar yabancı olabilirsiniz?Ömrümün sonuna kadar öyle ya da böyle yaşayabilirim,hep o anıları yaşatırım zihnimde,ama bu beni psikolojik olarak çökertir,hem de öyle çökertir ki,ikinci bir krizde giderim artık ben.Gİtmem de önemli değil,aslında evet o kadar önemli değil gitmem de,bana söyleyin,tüm bunları kendi kafamda mı yaşadım yani?Nasıl birşey bu?Anlatın bana biraz lütfen.Nasıl bu kadar etkilenebildim?Etkilendim mi?Neden böyle olmak zorunda hep?Ben uğraşmak istemiyordum,birazcık zaman istiyordum ama kimse vermedi,hiç kimse.Sanki onlar hiç zaman almamışlardı,üstelik istediğim de çok zaman değildi,ben bu şekilde çok yol katetmiştim öyle ya da böyle,ama hep aynı metada gitmekte kesin kararlı bazı mekanizmalar,yenilik istemiyorlar.Ama hiç konuşmuyorlar da.Öylesine korkunç ki.Ne yaptım ki ben gerçekten?Siz bana ne yaptınız?Masum edebiyatı yapmayacağım,edebiyatı da çiçek böceği de hiç sevmedim.Karıncaları da hiç sevmedim,banane ki tüm bunlardan,baştan beri saçmaydı bütün bunlar,her ne kadar bunları söyleyene kadar onca kitap ve onca şey yapmış  olsam da.Hep acaba insanları bir yerde haklı mı acaba diye düşündüm,acaba gerçekten haklılar mı.

Ama yeter artık,ben sonsuza kadar bu acılık içimde kalsın istemiyorum,lanet olsun.Birgün öldüreceğim kendimi,ama öyle bilindik bir öldürme değil,mentalitemi oldüreceğim,hiçbirşey kalmayacak geride,evet öyle bilindik bir ölüm olmayacak dediğim gibi,hiç olmayacak.Duvarların arkasından konuşmayacağım ilk defa,gerçek ölümün de canı cehenneme.Benim kendi ölümüm var,o da neymiş ki?Tıkarım kulaklarımı ve birden bir bakmışım,ölmüşüm.Ama yeter ki şu acıyı hissetmeyeyim.Hiçbirşey hissetmeyeyim,kafka okur gibi yaşayayım hayatı,mal gibi.Canım yanmasın hiç,aklıma,gözümün önüne gelmesin hiç,başlattırmayın bir de öyle şey olur mu demenize.Oluyor işte,ama kelimelerin anlamlarını çözmeniz gerek,kelimeleri böyle abartılı kullanıyorum sadece ama aslında öyle değil,kastettiğim zaman da o kadar uzun bir zaman değil,sadece belli başlı anlarda öyle hissetsem yeter.Zaten başka türlü yaşadığımı hissetmiyorum ki ben?İş yaparken,evet en angarya,en kötü boktan işleri yaparken kendim olduğumu hissediyorum,o çirkin,leş suratlı.Öbür türlü ölü hissedeyim hep,umrumda değil,işimi yapmışım ya yeter bana,daha kimse özgürlüğüme karışmasın,isterse zeki desinler bana,isterse gerizekalı.Virüs gibi yaşayayım,işine geldiğinde canlı,işine geldiğinde cansız.Ama siz de kimsiniz yani bunca hayalin arasında?Sizi ne ara düşündüm ki ben gerçekten?Artık teknik olarak ayrıldık hepinizden,unutmuş olmam gerekmez mi hepinizi?Kendi cehenneminize..tamam kibarım tamam.Kendi yolunuza gitmeniz gerekmez mi?Artık yalnız bırakın ya beni,kelimelerimden de anlayın yani lütfen.Komple yalnız bırakmak demek,benim lügatımda sadece iş yaparken yalnız bırakın beni demek,ya da tam tersi işte,her neyse.Beni ekstra kelimeler uydurmak zorunda bırakmayın,hep böyle yapamam ben,lütfen.Hep düzgün kelimeler kullandım,düzgün zarflar,düzgün edatlar ama artık istemiyorum.Yoksa istiyor muyum?Her neyse,lütfen bırakın beni artık en olmaz zamanlarımda gelmeyin,özgürlük istiyorum dedim ya.Ama kelimesel ve sadece kelimelerle anlatılabildiği kadar bir özgürlük değil,hakiki düşüncesel de bir özgürlük,hatta hayll gücünde bir özgürlük!Ben zaten,kelimelere ihtiyacım yoktu ki pek,birileri benimle konuşmayaydı,sonsuza kadar konuşmazdım,siz de konuşmazdınız böylece.Ama bilmez davranıyorsunuz,o çok canımı acıtıyor,yoksa bilir mi davranıyorsunuz?Her neyse,aslında o kadar uyumsuz değildik,ama işte,zorlamanın ne gereği vardı ki,söyleyin bana.Evet belki sonsuza kadar acıyacak içim bunun için,ama ne yapmalıydı ki başka?Evet bakın,ben bu konuda beyinsizim,ama sizin gibi en azından kalıp birtakım çarelere başvurmadım hiç,hiçbir çareye başvurmadım hatta ve şimdi bu yüzden çok acı çekiyorum,içim yanıyor.Ama orada,neredeyse ölecektim,anlayamaz mıydınız ki?Ağlıyordum neredeyse sessizce,her ne kadar nasıl ağladığımı kimse bilmese de,ama görmeliydiniz nasıl göremezdiniz?İlk defa çaresizliğimden utanmıyordum,ama kimse gelip de tebrik etmedi,elimi sıkmadı.Acaba düşünüyorum,ben insan değil miydim?Ya da siz insan değil miydiniz?Tabii ki bu soru sizlere sorulamaz,insan olmayan her zaman ben olabilirdim.İstemiyorum artık bin kere tebrik etseniz de istemiyorum,kontrollü ötenazi istiyor gibiyim artık onu bile tam istemiyor gibiyim,bilmiyorum ben hiçbirşey anladınız mı?Siz biliyorsunuz mu?
Bugünkü yarı rüyamda ben ve o nişanlanmıştık.Artık aynı evlerde yaşıyorduk,fakat ki birtakım yaşlı insanlarla beraber yaşıyorduk ve bazı problemleri oluyordu bunun.Mesela rüyanın geçtiği yerde,çok güzel bir tatil köyü vardı,o ve ben beraber kalıyorduk,odamız vardı.Ama bizim gözlerimize bakmamız yetiyordu zaten,daha ne gerekirdi ki?

Fakat o gün,yaşlı insanlardan biri onu incitmişti,onun da karakteri çok ince olduğundan,kaçmıştı oradan.Ve sonradan,ben ve annem onu aramaya çıkıyorduk,ben kaçabileceği en muhtemel yere gidiyordum,annem de yanımda tabii.Ve orada yoktu,fakat biraz etrafa bakıyordum,bir camın yansımasından onun o güzel gözlerini görüyordum,bizim gelişimizi görüp arkada bir yere saklanmıştı,annem ise telefonla konuşuyordu.Sonra o da beni gördü orada,gülümsemeye başladı,ben de gülümsedim,yine gözlerimiz buluşmuştu,eskisi gibi.
Ah bu duvarlar,duvarlar. Bu duvarlar yüzünden birçok seyi gereksizce ciddiye aldim,ve sonrasinda farkettim ki bunlar o kadar kucuk seylerdi ki,ayni zamanda bunlari yikabilecek kuvvetteydim her zaman,fakat bunu yikinca biliyordum ki,canim sikilacakti yine. Ve birçok zaman,bu canimin sikilacagi olgusundan da kurtulmaya calisip da,duvarin arkasina bir soru sormak istediysem de,sordugum soru gerçekten o kadar sorulmamis bir soruydu ki,zaman zaman kendimle gurur da duydum,bu da benim kurtulusumun suresini daha da uzatti. Fakat yine de,yine bu duvarlarin yüzünden,soruyu onemsememem yüzünden,bu soruyu uzunca bir sure boyunca soramadim,soramazdim ki. Sanki birileri biliyormus gibi,bana bu tür sorularin garip olacagini,herseyi yasayarak gormenin daha iyi olacagini soylemisti,o anki hislerime gore,belki de tamamen rastgele bir şekilde,gormeden,kor bir şekilde inanmak zorunda kaldim. Daha doğrusu,inanmadim hiçbir zaman fakat,her zaman içimde kötü bir ani olarak kaldi bana yapilan bu şey. Gormeme izin vermemislerdi,artik ben de kendi kendimin gormesine izin vermeyecektim bu aniyi kullanarak. Ne kafayla,hangi inatla yapiyordum bilmiyorum fakat,bunu bana soyleyen birtakim insanlar kadar,tam bir şeyle tanimlanabilme ihtiyaci hissetmiştim içimde,mesela,bir adam. Nedir ki bir adam? Muhtemelen ici bombos bir tabir. Benim böyle bir izlenimde bulunmam da suphesiz ki o andaki mesguliyetim,ve gormezligimin de etkisi vardi ve bu kisiden çoğu zaman nefret etmis olsam da ayni zamanda guvenim de vardi bu kisiye,bu guven de çoğu zaman bu kisi tarafindan kendince yorumlanilip,kendi adina kullanilmisti çoğu zaman,bu da herseyi daha normal gosteriyordu.

Ama bir gün,neredeyse delirme asamasinda bir halde,neredeyse isteri krizine girmek uzere bir haldeyken,nerdeyse aglayacak hale gelmistim. Ben,nasil bu hale dusebilmistim? Anilarim geri gelmiyordu,tam olarak nasil olmus olduğu gelmiyordu geri,çok aci cekiyordum,kahroluyordum. Sonunda,sürekli bu aniyi aklima getirerek,olayi çok daha zorlastirdigimi,sadece kendime yikmak için putlar koydugumu,belki de o gordugum, o suratta gordugum seylerin mutlak olmayan şeyler olabilecegini dusunmeye basladim,öyle olsaydi bile,gerçekten neden ciddiye alinmaliydi ki? Yeni bir içe kapanis,fakat ciddiye almayan bir içe kapanis yaratmak için mi? Bu gerçekten o anda oek mumkun degildi,bu yüzden,bunlara bu kadar takilmamak gerekliydi. Beynin arkasinda bir yerlerde,sürekli bir şekilde o aniyi canlandirmayi da kesmek gerekliydi,belki,mutlu olmak icin gerekliydi bu tür şeyler ama,bazi zamanlarda. Belki insanlar varken,kendi insanlarim varken bile olabilir. Fakat bu şekilde değil,bu şekilde olamazdi her zaman. Bir insan,nasil herhangi bir şeyin mutlakiyetine sahip olabilirdi ki? Olsaydi bile olmamaliydi,izin verilmemeliydi. Her ne kadar,obur tarafta da pek birşey olmasa da,böyle olmaliydi.

Ah bu duvarlar,duvarlar.Bu duvarlar yüzünden birçok şeyi gereksizce ciddiye aldım,ve sonrasında farkettim ki bunlar o kadar küçük şeylerdi ki,aynı zamanda bunları yıkabilecek kuvvetteydim her zaman,fakat bunu yıkınca biliyordum ki,canım sıkılacaktı yine.Ve birçok zaman,canımın sıkılacağı olgusundan da kurtulmaya çalışıp da,duvarın arkasına bir soru sormak istediysem de,sorduğum soru gerçekten o kadar sorulmamış bir soruydu ki,zaman zaman kendimle gurur da duydum,bu da benim kurtuluşumun süresini daha da uzattı.

14 Mayıs 2014 Çarşamba

Düşünüyorum gecelerin ışıkları altında, ya da ışıklar beni düşünüyor

Akşamları çıkıyorum bazen,sırf sevdiğim ya da aslında o kadar da sevmediğim fakat bana garip şeyler yaşatan birtakım caddelerden geçmek için,oradaki yere yansıyan ışıkların yansımalarını izleyebilmek,ve kendimi bulabilmek için biraz da.Kaldırım taşları da çok güzel geliyor insana,ışığı yansıtıyor cadde boyunca sonsuza doğru.Fakat kareli olmasa çok daha güzel olabilirdi aslında kaldırım taşları,şekilsiz,eciş bücüş fakat yine de ayak tabanına uyumlu taşlar olsaydı,kareli olunca ruhum sıkışıyor sanki içlerinde,mühendisleşmeye başlıyorum birden;az önceki kaldırımın kenarına bastım,2 ya da 3 sonrakinin de kenarına basmalıyım,yok 2 iyi 3 çok uzun adım atmak gerekiyor.Ama sonra sıkılıyorum,sadece ışıkların o kaldırımlar üzerindeki yansımalarını izliyorum,tabi en güzel etki güneşle ortaya çıkıyor,çok daha doğal ve parlak,bir de mavi sarı ışıklar olunca iyi oluyor.Biraz kendime geliyorum fakat bu sefer de eve dönmek zor geliyor,kendi evime uyum sağlayamıyorum,hissedemiyorum orayı,sanki boşlukta yaşamış gibiyim bunca zaman.Ama şimdi ona da birtakım çözümler buldum,uyguluyorum.Fakat bunlardan da sıkılacağım bir süre sonra,belki biraz daha hayatımı bok etmek isterim,ne kadar bok edersem,ileriki hayat o kadar iyi oluyor."Kendine bu kadar haksızlık etme." Doğrudur ama bu da nasıl birşey ki?Nasıl haksızlık ediyor muşum ben kendime?Hangi frekansta?Tamam yine ne yaparsam kendime yaptım,kendimde kalacak bütün bunlar ama,ben de perde arasında birşeyler yaptım sonuçta.Peki bunların gerçekten ne faydası oldu ki?Bana faydası olup olmamasının ne faydası vardı?Belki benim tarzımda bir insan 300 yılda bir geliyordur.Her neyse,yaşıyoruz işte.

Bazen ışıklar beni düşünüyor gibi geliyor çünkü gözlerimi kısarak ışıklara bakınca,garip şekillere bürünüyorlar,farklı birşeyler oluyorlar,neredeyse fotonlarını görüyorum,nötrinolarını görüyorum,aha şuradaki up quark,şuradaki down quark.İçeriden sesleniyorlar,"üşüyeceksin,içeri gir!" Daha başka birşeyler daha söylüyorlar da neyse işte.Beni ilgilendiren ve irkilten kısmı orası.Üşüyeceksin!Üşüyecek miş miyim?Belki de buna yeterince iyi karşılık veremiyorumdur?Sen üşüyeceksin lan!Sen kimsin bana üşüyeceksin diyorsun?Öyle değil ulan!Nasıl konuşuyorsun anana?Sevgiyle karşılık versene it!Anacım,anam senin için üşürüm 1000 kere.Oldu mu?He oldu.Kime çekmişse artık.Kime çekmişsem çekmişim,bununla ne demek istiyorsun ki zaten?Belki de süregelen evrim sürecinde taa eskiden sivrilegelmiş ve bende zirve yapmış bir özelliğin temsilciliğini yapıyorum burada,ne biliyorsun?Evet evet bence de sivrilmiştir ama başka birşey sivrilmiş.Hii!Ayıp!Oluyor o öyle,olabilir yani,insanız biz.İnsan?He şunu bileydin.Bileydin ne la?Güneydin,bileydin,hahaha.Bladen,bleydn,bıçak markası gibi.Hahaha-hadi ben gittim.

13 Mayıs 2014 Salı

İse yarar mi bilinmez ama,artik yaptigim herseyi tamamen kendi sorumluluk alani altinda tanimlamaya basladim. Belki de böyle daha az kotu hissederim,İçimdeki ileriyi gormeme istegi ya da insanlardan tamamen kopma istegi ya da o kafkaesk birtakim hisler kaybolur da rahatlarim. Yaptigim davranislarin bircogunda,bir sablon gibi,gelecekteki davranislar için bir test seysi olacagini düşünmüştüm,ama bunu bilincli olarak yapmak zorundaydim cunku hayat yorucuydu,bilinçsiz olarak yapsaydim bunu belki daha rahat olabilirdi,ama ne yapalim. Bu daha önceden elde ettigim rahatligi kimseye borclu olmak istemiyorum ben,cunku birazcik da hakkim olan birşey olduğunu Düşünüyorum. Fakat bunu böyle dusunurken etrafimda hep beni rahatlatan insanlar vardi,hep beni rahatlatan. Fakat Şimdi onlar da yoklar. Ama gerçekten de,neyin sablonuydu ki bu? Ne bekliyordum ki ben hayattan? Ne kadarini yapabildim ki bu isteklerimin?

Her neyse,kabul etmek istemediğim şey,ya da o şekilde kabul etmek istemediğim şey,artik sonsuza kadar bu şekilde yaşamaya muhurlenmis olduğum. Böyle bir şey tam olarak doğru değil,daha dusuk bir frekansta doğru olabilir ama yine de doğru değil. Ama gercekten,bana aci veren şey gercekte bu muydu? Ortada kasti olarak birşey yoktu,bir beklenti yoktu,herkes birsekilde kabul gorulmus,varsayilmisti. Bende ayni şekilde kabul edebilirim mesela. Ama bir yandan,geride biraktiklarim,bu şekilde davranmis olduklarim,kirdiklarim ve kaybettiklerim? Bunlar,belki de sadece benim kirdigimi sandiklarimdi,aciklanabilecek seylerdi bunlar,benim tam olarak adlandiramadigim,fakat adlandirilmasini beklediğim şeyler,illaki anlayacaklardi,anlamalilardi,bu is sonsuza kadar böyle gidemezdi,böyle asiri farkindalikla yasanamazdi,zararli olabilirdi böyle birsey,en azindan,bayagi bir tekil,sade bir yol tercih edilmeliydi eğer yapilacaksaydi da.


Hemen hemen şu an,orda burda hissettiklerim gibi olurdu herhalde böyle bir beni Yaşamak. Biraz daha sessiz,daha tekil,belki de korkak ama yine de izin vermeyen.

Ben

Eve giden yolun sırrını cozdum sanirim,ya da cozmek uzereyim:merdivenler. Merdivenler ruhumu somuruyor,adeta yok oluyorum onlari cikarken,hizli hizli cikmak geliyor içimden onlarin cekim gucunden etkilenmemek için,ama böyle yaptikca daha da kayboluyormusum meğer. Kaldi ki cokca ruyalarima girmistir bu merdivenler,kabusumdur benim. Oysa yavas yavas,adeta "senden korkmuyorum" nidalariyla,sessiz nidalariyla ve kaldirimlari keserken ki yaptigim gibi bir bakisla onlarin ruhumu somurmesini engelleyince,daha fazla "ben" kaliyor eve varinca. Mesela şu anki ben,her zamanki benden daha fazla benim.ben+2+3+4+5+6+sonsuzum ben. Eh,madem ben geri donmus,kalan saglar bizimdir,elimizde kalan benimle güzel bir dinlenme ortami yaratacagim kendime Şimdi,çok yoruldu,çok eziyet cekti yillardir garibim,ne yapacagini bilemedi. Uzuldum ona cokca,ama ne yapalim işte,çok zaman gectikten sonra geri dondu ama ne yapalim,kovalim mi yani? O benim benim,bu halde yorulmuş olmakta bile bir keyif sakli.
Gecmiste onca zaman boyunca olmasini beklediğim ve kesinlikle bir yere varacagina inandigim bir takim duygularim,yarim hayal kirikliklarim ne olacak peki? Bunlar gerçekten sonucsuz mu kaldi? Umidimi kesmeli miyim bunlardan? Oysa,ne kadar da inaniyordum bunlarin gerçekten birseylere yarayacagina. Her zaman oluyor böyle dusuncelerim,oyleyse bunlarin ardindan,komple bir dusus icine girmem gerekir,kaldiramayabilirim artik boylesini. Belki her zaman gulebilirim ama,öyle de olmaz ki. Hata olarak da kabul edemiyorum bunlari,hicbirsey olarak kabul edemiyorum,şu ana kadar hiç de kabul etmedim,hepsinin bir aciklamasi vardi,olmasa bile olacakti yani bir yerde,bulunacakti. Olmeyi düşündüm onca zaman,ya da istemiş bulundum,şu anda o kadar da olmeme istegi yok,bu yüzden yok cunku daha önceden olmeyi istedigim için artik ne kadar yasamayi isteyebilirim ki? Hem Yaşamak da ney ki tam olarak? Bundan pragmatik bir manayla ne demek istiyorum? Bilemiyorum hiçbirşeyi. Tek bildiğim,nefes aldığım.

Öfke

Nerde o kaldı o birtakım yanlış anlaşılmalar,nerede kaldılar şimdi ve ayrıca gerçekten ne işe yaradılar ki? Sadece geldiler ve gittiler,bense şimdi kendimce doğru olani bulmak için tekrar tekrar silip silip duruyorum,sanki çok farkedermis gibi,farketmez mi ki? Belki de aslinda gizliden gizliye sürekli ayni şekilde hissetmekten sikiliyorum fakat,bu niye benden böyle gizleniyor ki? Zaten yeterince dislandim,kendi içimde bile dislaniyorum. Hatta direk olarak dislanmasa bile,aslinda onlarin disladigi şekilde dislaniyorum,bu kapi acikti senin için ama sen giremedin diyorlar bana. O zaman ne kaybettim ki ben? Bastan kaybetmeye odakliymisim demek ki,o yüzden sorun yok. Ya da kaybetme ideasini sürekli akilda tutturan şey,aslinda beynimizin idle halde calisirkenki hissi mi? Yani biliyor muyuz aslinda kaybetmeye odakli oldugumuzu? Yani beynimizin bosken ki hali,aslinda kaybetmeye odakli oldugumuz ideasini mi yansitir? O zamanda böyle idle calisirken bile dislanmistim,ya da bilmiyorum belki de hiçbir zaman idle calismamisti beynim. Ama zaten hep dislanmistim,daha üst bir idle haliyle mi bekliyorlardi ki insanlar beni? Her halukarda,bir manada benim birtakim hayallerimi gerceklestirip gelecekte bir checkpoint yaratabilmek kadar ihtiyacim vardi onlara,ama ben gerçekten böyle dusunmemistim,ben çok daha ictendim kendime gore. Mesela,daha onceki kayiplarda baya bir sizlanmistim fakat,ne kadar da sizlanirsam da,zaten zevkimi de almistim asagi yukari,vicdanimi rahatlatmak gibi olmasin da,yukari seviyelerde zaten bayagi bir zorlanabilirdim ve kafamdaki rahatligi bozabilirdi biraz. Benim asil istedigim daha çok komuniteydi,komunitenin ilgisini cekebilmekti,hem o kucucuk komunite,hem de içinde bulundugum koca dunyanin komunitesi. Hem de kendi İçimdeki komunitenin komunitesi. Öyle garip şeyler işte.

Ama içimden cikamiyorum artik o firtinalarin. Her tarafimi sardilar,fakat yine de baskalarinin cikip cikamadigi umrumda degil,hem de hiç. Ne bagimiz vardi ki gercekten? Belki olabilirdi ama olmadi işte,ya da olmasa bile olduğunu farzedebilirdim fakat bunun için hiç ugrasamam. Zaten,eskiden çok ugrasmistim bunun için,o yüzden yakin zamandaki için ugrasamadim cunku enerjim yoktu artik bunun için.

Firtinalarin arasindan bazen oynadigim oyunlari bozan öyle dalgalar esiyor ki,çok dusunduruyor beni. Ama hep ev yolunda dusunduruyor,başka yerde değil,hep böyle kaliyor bir yerlerde. Hala içimde idle olan bir yer kalmis midir ki? Neden oraya siginmaliyim ki zaten? Şu anda kötü bir şekilde miyim? Şu anda baya bir ofkeliyim ve sürekli negatif dusunceler geciyor aklimdan herkes ve herseyle ilgili. Ne istedigimi tabii ki bilemiyorum,ama buranin,bu yerlerin lanetlenmisligi ve insanlarin gereksizce sanki orayi gorunce dünya daha iyi bir yer haline gelecekmis gibi birşeyleri gormek istemesi,ve gordurmek istemesi herkesi de oldukça sinirlendiriyor beni. Ben de reddedecegim bu durumu,gerçekten hiç ugrasabilecek durumda değilim,ugrasabilecek hicbirseyde değilim. Kelime oyunlarina da gelmiyorum artik,bunun zekilikle alakasi yok,bu resmen modern kolelik. Hmm. Galiba bu yeni taktigim sari isik ofkelendiriyor beni,ya da bilmiyorum artik. Roman okumalisin diyorlar hep insanlar,gecermis boylece. Ben bu insandan ne istedim ki aslinda bu bana böyle bir cevap verdi bir anda? Ondan çok canimin sikildigini ve intihar egilimlerimin olduğunu,ve oldurulmek istedigimi fakat bunun için de insanlarin gercekten aci cekip cekmediginin,daha doğrusu bunlarin hepsinin bir oyun olup olmadiginin kanitini sunan birşey Önüme sunarlarsa,kendimi vicdanim rahat olarak Öldürtebilecegimi soyledim. O da bana roman okumami tavsiye etti. Garip,ben niye böyle bir şey soyledim ki ona? Kimseye soylememek gerekirdi bu tür seyleri,siddeti kendi icime gommem gerekirdi ya da asiri bir halde ortaya cikarmam gerekirdi.
Ama bunları düşündüğümü de unutmalıyım,çünkü aksi halde kendimi yine bu duruma soktuğum için pişman ve yine birtakım insanlarla konuşur buluyorum,eğer hala konuşuyorsam onlarla ne manası var ki? İstemiyorum ben artık,birşeyleri,kendi sorunlarımı belki sizin üstünüze atarak kurtulmuşumdur belki ama şimdi hepsini geri istiyorum,böylece ayrılalım artık,başka insanlarda başka zamanlar ve mekanlarda tekrar buluşuruz belki,ama bunu bilemeyiz. Öldürmek mi amacınız beni? Bunu zaten hali hazırda yapıyorsunuz ki,hiç farkında bile olmadan. Üstelik bundan zevk bile alıyorum bi çeşit, evet bir zevk. Yaşayamadığım bazı şeyler için,bunların bana böyle hatırlatılıp da sanki bir el uzaması kadar mesafe yakınındaymış gibi gösterilmesi,müthiş acı ve ümit veriyor bana. Sizin yapmanız çok daha iyi hissettiriyor bana aslında,diğer insanlara göre. Belki tanımıyorum ama yine de çok iyi hissettiriyor,tanıdığımı sandığım insanlar tarafından yavaş yavaş böyle...

Bir de bi cümle var aklımda,hem o kadar acı verici,hem de o kadar tatlı geliyor ki,bir hayal gibi;"Bunun için ekstra bir çaba sarfetmene gerek yoktu."
Artık kendimi tamamen yazmaya vermek istiyorum ama,bilemiyorum da pek. Hissettiğim,son 4 yıldır hissettiğini herşey yabancıydı eski bene,hiç hissedilmemiş şeylerdi. Ama birazcık şeyle(?)  alışılabilecek şeylerdi,ama onu bile yapamadım. Bu yüzden aşağılık bir insanım. Ama yine de,geri dönüş kapısı bırakıyorum fakat,bu tıpkı artık onların beni o anda değiştirmesini beklediğim zaman gibi,öylece bekleyiş ve hayal kırıklığıyla bitecek,bitebilir diyesim bile gelmiyor,kötü şeyler yaptım çünkü,sırf bunlar olmadığı için. O yüzden yeni hayatıma adapte olsam daha iyi olacak,ne kadar acı çeksem de. Ve artık aşırı hisleri de,öfkeyi de hayatımdan çıkarmalı, zaten aslında kendim de istedim bunu. İstesem,kendime bu kadar yaklaştırmazdım da kimseyi,yorum yaptırtacak konumda bile bulundurmazdım. Birtakım kayıplardan sonra komple arayı açabilirdim mesela,ama yapamadım. Zaman ve mekan kavgası. Bunu aşanları da kıskandım biraz elimde olmadan,kimse anlamadı en azından hehe.

Bomboş hissettiğim,yazmak istemediğim zamanlarda bile yazacağım artık,o kadar bayağılaşacağım ki. İçimde birşeyler oluşsun artık,yeter. Bu boşluk da nedir ki? Yazmayı sevdiğimden de değil, bazen nefret ederim yazmaktan,ama düşüncelerimi başka türlü nasıl tutabilirim ki? Böyle yaparak aslında,içimdeki o çocukça yanlış anlaşılmış minimalizmi de öldürüyorum aslında.

12 Mayıs 2014 Pazartesi

Kadınlar

Bugünlerde eskiden sevdiğim bir kızı düşünüyorum da,ne kadar garip,farklı bir şekilde sevmiştim ben onu.Sanki,o biraz daha dominanttı bu konumda,ben daha garip,biçareydim.Niye böyle bir imaj veriyorum ki?Ama aslında,yaşadığım hayata bakınca,bakış açımı düşününce daha nasıl olabilirdi ki?Aslında hep böyleydi ve belki de farklı göstermek zorunda kaldığım için,ona söyleyemedim,açamadım duygularımı.O önceki sevdiğim kız,benden 10 cm uzundu ve ne bileyim,sanki gerçekten insan gibi hissettiriyordu bana.Hayvan gibi hissetmiyordum yanında.Yani kızlar,fazla güzeller.Benim gibi birinin yanında çok fazla güzel ve estetikler.Sanki hayvan gibiyim onların yanında.Böyle bir durumda,nasıl gerçekten açılabilirim ki?Çirkin yaratıklarız aslında genel olarak karşılaştırılınca,kız ve erkekler olarak.Bir yaratığın dişisiyle erkeği arasında bu kadar fark olabilir mi?Bir tarafta,bir ceylan ve diğer tarafta da olağanca hayvanlığıyla ve o çirkin uzunca boynuyla ve şekilsiz kaslarıyla,bir sırtlan gibi.Aman ya,ben de bilmiyorum ki ne dediğimi.Ama,kızlar çok narin ve fazla güzel yani.Ne dediğimi pek bilemedim ama,böyle yani.Onlara aslında böyle kötü davranmak istemezdim,keşke daha farklı olsaydı başından beri.

Bu da bir zamanlar o kendi içimde gösterdiğim,çocukluğumda yaşadığım minimalist birtakım hislerin,kadın erkek ilişkileri üzerindeki yansıması olsa gerek.

Esaret

Kendimi gerçekten hayal gücüm içerisine kapatmış olamaz mıyım?Mesela,en kritik anlarda,karşımdaki insanın beni anladığını düşünmüştüm,fakat bu da bir yalanmış,zamanla onlardan iyi bir konuma geldiğimde,daha doğrusu artık gözlemlerim daha güçlü olduğunda,onların beni tam olarak anlamadıklarını ve beni bir yola itmeye çalıştıklarını gördüm,itselerdi bile önemli değildi ki?Ben zaten zaman içinde düzelince anlayacaktım,yine çözecektim bu durumu.Ama onlar,herhalde bu durumdan zaten faydalanmış olacaktı kendilerince,bu onlara yetiyor olacaktı belki de.Çünkü benim kendi içimde hapsolduğumu anlamış olmaları gerekir diye düşünüyorum,o yüzden kullanmak istemişlerdir belki beni,bu dediğim onlar bambaşka bir onlar.Tamamen,reddettiğim bir onlar,daha ilk görüşte onları beğenmemiştim fakat yine de sabır göstermiştim.Tabii ki ne sahte olarak ne gerçek olarak anlayabildiler beni.Ama belki de hiç anlayamamışlardır benim kendi içimde hapsolmuş olduğumu.Ama gerçekten,bu kendi içimde hapsolmak deyimi de nedir ki?Özgür bir ben nasıl olabilirdi yani?Ben böyle birini hiç tahmin edemiyorum,gerçek ben nasıl olabilir ki?Öncelikle,duygu boşlukları olacak mı mesela bunda?Yaşayabilecek mi her anı?Bunu heyecanla ve sabırsızlıkla bekliyorum,ama yaşanılamamışlık,hep bir yerde duracak maalesef.

Mesela herhangi bir olay gördüğümde,onu tamamen kendime göre yorumluyorum hemen anında,bazen yorumlayamayınca o kadar kısa süre içinde,kendime düşman bile oluyorum bir süre.Ama bir süre sonra açıkladığımda,eskisinden daha güçlü ortaya çıkıyorum.Fakat bunu tamamlamaya yakın bir zamanda olacak herhalde,artık bundan sıkıldım,çünkü çok yorucu olmaya başlamıştı artık ve gerçekten ne işe yarıyordu ki bunlar?Neye alet oluyordum ben?Ben sadece birazcık zevk almak istedim,oyun oynadım kendimce.Kimse anlamadı,anlamasın,aman anlamasın.Çok sıkıcıydı hayat.Bazen de hiçbir şey yapmıyorum,boş boş bakıyorum öyle.Gerçekten,yapmaya değer o kadar hiçbirşey yok ki..İnsan nasıl çıldırmasın?Artık,kendimi o konuda da iyi saymıyorum,yani onu yapmak için kendimi iyi saymıyorum.Hiçbirşey yapmak için de yapmıyorum.

The Kapitalist

Bugün,gittim rotring tikky aldım.Belki daha iyi ders çalışırım diye,oysa çantamda birçok kalem var böyle.20-30 tl lik kalemler birçoğu.Zaman içinde biriktirip,kendimi böyle şeylere veriyorum.E,ne yapalım.Bizim burjuvazimiz de buna yetiyor.Resim filan alamıyorum.Ama,bazı heykeller oluyor onlardan almak istiyordum mesela ama çok pahalı şeyler bunlar.İnsan,düşünürken sürekli duvarlara bakmak istemiyor,birazcık değişiklik istiyor.Anlaşılan,eskiden bizde de vardı bu tür şeyler,çünkü eski evimizde çeşitli resimler filan vardı.Belli,bir zamanlar onlar da düşünmüş,ama artık düşünmüyorlar.Düşünmüş oldukları için herhangi bir şey de bulunmayacağım,kendimi düşünmek zorundayım şu kısıtlı anda.Ölüyorum,eriyorum çünkü.

Hatırlayış

Bir dakika aklıma birşey geldi,şimdi ben o anda sadece,hayal gücümü kullanarak,bildiğim birşeyden bilmediğim birşey çıkarmaya çalışıyordum,çıkaramamak beni çok zora sokmuştu.Biraz düşüneyim.Hmm.

Ya sanırım,birşeyler üretmeye çalışıyordum aslında her zamanki gibi orada bir yerlerde,ama büyü duvarları vardı,ışıklar çok azdı.Manam bitmişti,casting yapacağım ama öküz gibi addon..SUS LAN SUS LAN SUS!FUCKING NERD!

Tamam nerd olalım canımız sağolsun.Her zaman yaptığım şeyi yapmak istemiştim aslında,ama düşünürken,o sırada database çökmüştü,yani kapıdayken silahlarımı almışlardı.Geçmişte yaşadığım herşey,o duvarların arasında kalmıştı,farkedememiştim.Bir baktım,düşünecek,üretecek hiçbirşey yok,son direniş noktamı kırabilirdim hem düşüneyim derken.Kırmak istemedim,son insanlarımı da kaybetmek istemedim,güvendiğim son insanları da kaybetmek istemedim,riske atmak istemedim.Belki de uzaktan severdim böyle insanları.

Ama sonradan,kendimi kanıtlamak gibi saçma bir düşünceler oluştu içimde.Gurur diyorlar buna bazı insanlar ama bu saçma,ne gururu?Parçacıklı bir adamım,atomum ben,aşağılık adamım,gururla ne işim olur?Onların,sanki o anda çok kişilikli,hatta en üst kişilikli hallerinde olduklarını düşündüm,öylesine gülüyor ve mutlu görünüyorlardı.Gerçi o anda ellerimdeki şeylerin kapının ağzında alınmış olması,beni bayağı bir engellemişti ve gözlerimi açmış ya da kamaştırmış olabilirdi,edindiğim izlenim pek güvenli olmayabilirdi belki.Ama,bununla neden bu kadar ilgiliyim ki?Aslında onunla ilgiliydim daha çok ben,çünkü seviyordum onu.Ama zaten kimse kimseyle ilgili değil o kadar,açıkcası biraz da ailevi gibi bir ortam vardı,bu hoşuma gitmişti fakat..yoktu yani.Olamadı.Mesela annemde de bu tür duyguların kırıntısını görüyorum mesela,bir keresinde üniversite arkadaşlarıyla yemeğe götürmüştü beni de,fakat kimseyle iletişim kurmamıştı pek.Yüzünde,garip bir anlatım vardı,tıpkı bir keklik gibi,hüzünlü bakıyordu.Sonra herkes gittikten sonra,neden konuşmadığını sordum.Herkes değişmiş,be oğlum dedi.Nasıl değişmiş olabilirdi ki?Ah,çok üzüldüm bu duruma gerçekten.Annem oldukça sosyal bir insandı,hatta üniversite resimlerinden gösteriyordu bazen bana,orada gördüğüm birkaç kişiyi de göstermişti.Şimdi ne olmuştu da değişmişti bu insanlar?Her neyse,sonuçta yaşıyoruz bir şekilde.Her insanın sevgisine,her insan farklı tepki veriyor.Fakat benim takıldığım nokta,benim hissettiklerime,karşılık bile verilmemiş olması.Ya da hissedilmemiş olması,fazla güvendim hissedilebileceğine,ama hissedilmedi.Belki bir kişi hissetti,ama ne yapılabilirdi ki?O anda bunu anlayamadım.Hem ne olacaktı ki sonuçta?Zaman da kısıtlıydı,benim amacım sadece oradaki anlayışa,hoşgörüye ve insaniyete karşılık verebilmekti,veremedim.İnsaniyeti pek kimseden görememiştim,ilk defa onlarda görür gibi olmuştum.Ama biraz yakıcı bir insaniyetti bu,öldürücü fakat yine de içine girince garip bir zevk verebilecek olan.

Çocukluk

Onunla öylesine konuşmak istiyorum ki,fakat ondan etkilendiğim de bir o kadar açık değil,neydi ki onu bana,ya da beni ona çeken?Ben onu çekmiş miydim?Belli ki herkesin kararsızlıkları var,onun da bana söyledikleri..Ama ne farkeder ki insan yüzyüze konuşmadıktan sonra binlerce şey girer araya,o yüzden düzgün bir iletişim mümkün olmaz hiçbir zaman.

Mesela,birşeyi yapmak için,daha doğrusu o işi profesyonel olarak zevk alarak,benim profesyonellik ve zevk anlayışıma göre yapmak için,biraz bazı şeyleri esnetmem gerek mesela,bunu daha önce kimsenin yapmadığı şeklinde şeyleri kabul etmek zorundayım biraz,bunu gördüm ben bir yerlerde.Yani,öyleyiz çünkü yani zevk alacak bilinç her zaman insanda olmuyor,ben oyun bağımlısı bir insan olduğum için,zevk alma hislerim iyi değil,dolayısıyla her zaman zevk almak istediğimi düşünüyorum ama her zaman olmuyor,ha bazen insanlarla kucaklaşasım sarılasım geliyor hiç tanımadığım insanlara,ama insanlar fazla endişeli ve bazen homofobik gibi,bunu yaparsam bunu bir daha yapmama göz yummazlar,hatta bunu yaptığımı açıklayacak zamanı bile..Her neyse,zevk alma isteme eylemi bazen bir anda geliveriyor,yani eskiden geliveriyordu,bazen bir çinko ya da o birtakım anımsamak istemediğim insanların evindeki balkonun sarı renkli camlarından yansıyan ışığın altında,belki de doğal sayılabilecek etkenler altında birden geliyordu bu zevk almak,hayatın tadını çıkarma isteği,ve bir anda işe girişip kendime oyun çıkartıyordum.O anda kimsenin bunu daha önce yapıp yapmamış olduğu umrumda değildi,yani en azından,bunu sorgulatacak kadar değildi.İçimden geliyordu,öylesine içim içime sığmıyordu ki,kalem elimde kayıveriyordu.Ne yapıyordum?Bunu yazmaya utanıyorum,o yüzden yazmayacağım.Benim hayal gücüm,yapıyordum birşeyler işte,ne olduğunu o kadar düşünmeden yapıyordum.Ama birşeyleri sürekli küçültme hevesim vardı mesela,yazılarım da bu isteğe göre zamanla küçüldü.Küçücük yazıyor,sanki o küçüklük içinde kayboluyor,mutlu oluyordum böyle.Hatta bunu daha da abartıp,kendime bir defter yaptım.Ufacık,küçücük bir defter.Minimalizmi götünden anlayan bir nesilin saçmalıkları işte.HAHAHAHAHAHHAH.Yok be,minimalizm falan umrumda değildi,onları bilmiyordum ben içimden geleni yapıyordum.Ama galiba,o devirdeki çocuklarda bu çeşit istekler vardı,mesela küçük evler vardı,küçücük evlere girip,o küçücük evlerin içinde,bilmem ne taraftan gelen ışığın içeriyi evin rengine göre değişik renklere büründürmesi,garip şekillere sokması ve o küçücük evin içinde bulunmak insanı bir nevi mutlu ediyordu yani beni mutlu ediyor gibiydi.Hayal gücü tavan yapıyordu sanki.Mesela,fizik dersinde ışıkların birbiriyle ilişkisi çok hoşuma giderdi,mavi ışık üzerine yeşil değince,renk değiştirmesi çok hoştu ve izlemesi çok zevkliydi benim için.İşte öyle birşeyler,neyse ney,henüz muhtaç değilim bunların iyiliğini kötülüğünü ya da zaman kaybı olup olmadığına.Olunca düşünürüz.İşte,defter yapmıştım kendime kartondan,mavi renkli kartondan ve üzerine birkaç dosya kağıdını üst üste katlayıp,deftere sığacak şekilde yaklaşık 15-20 adet kağıdı,sayfa yapacak şekilde deftere yapıştırmıştım.Birşeyler yazıyordum,pek farklı şeyler yazmıyordum ama o küçüklük hissi,o defterin bana ait olma hissi çok değişikti.Sayfaları bile uhuyla yapıştırmıştım,araç gerecim yoktu.Küçücük bir defterin içinde,küçücük küçücük karalanmış,karalanıp tekrar tekrar silinmiş yazılar,ne garip.

11 Mayıs 2014 Pazar

İtiraf

Ama o kadar büyüktü ki kamburu,geçemedi kapının ağzından
Somurttu içeride tüm zaman
Salyalar aktı ağzından,rezil rüsva oldu balyadan
Ve evet,hadi başka biri gelsin,bitti zaman

İşte bir poet,ya da poem,her ne boksa.Aslında çok daha uzatabilirdim de,ben böyle komik olsun istiyordum biraz.Kime göre?Kendime göre.Hoş,kendime göre bile komik olmadı,anlatamadım istediğimi.

Mesela bugün eve doğru yürüyordum,aklımda bazı şeyler vardı,söylemediğim bazı şeyler,daha doğrusu söylemek için uygun modda yaşamadığım dolayısıyla söyleyemez bulunduğum şeyler,ben günlük yaşam adamı değildim.SUS LAN SUS LAN SUS LAN LUĞZIR!Tamam ya,bak eğlence yapma şurada,sonra çocuklarımız görücek rezil olucaz.Biraz ciddi olalım yani,sonunda ölüm var,laubali olmayalım.

Mesela düşünüyorum işte şunları şunları söyleseydim diye,ama benim karakterimi bir kere tanımlamışlar,şimdiki hayatımdan başka türlü bir hayatım olmuş olabileceğini,her an her dakika utanmış olabileceğimi,bunun için hiç pişmanlık duymayabileceğimi düşünemiyorlar,dolayısıyla bu çemberi sonsuza kadar kıramayabileceğimi bilmiyorlar, ya da sanıyorlar ki,burada daha iyi bir dünya var,onun dünyasına girmeyelim diyorlar.Hmm,ne var ki gerçekten burada?Gerçekten,pek birşey yok.İnsanlar yok burada,sesler var sadece,yani uzun zaman diliminde beni hasta edebilecek sesler,SIKILABİLECEĞİM sesler,ama sıkıldığımı anlayamayacağım sesler.Onları da satın aldım,işleri bitince gidiyorlar.Yalnız kalıyorum,ama öyle profesyonelce yapıyorum ki,yalnız kaldığımı bile hissetmiyorum.Yalnız kaldığım zamanlarda rüya görüyorum,korkulu şeyler.Self faşizm.Bunu ben ayarlamıyorum ama.

Bu hayal gücüyle kıramamış olabileceğimi bilmiyorlar,kırmamış olabileceğimi bilmiyorlar.Ses tonlarını bile ona göre tanımlamışlar,dışarı çıkartmıyorlar beni.İsmimi çağırıyorlar,birşey yapamıyorum.Why are you so stupid,x? diyorlar.Ya da ben öyle algılıyorum,aslında sadece why are you not talking?diyorlar.Tamam o kadar ciddiye almıyorum,sizi almıyorum en azından ama benim durumum sonsuza kadar devam edebilecek bir durum,siz de iyi insanlarsınız fakat biraz kendinizi tutun,en azından ben bu sorunu çözene kadar,anlatın bana.Mesela düşünüyorum,o anda keşke şöyle söyleseydim daha iyi olurdu,ama öyle söyleyebilmem için gerçekten o anda yaşamış olmam gerekir,ama ben her zaman yaşarken bile başka bir taraflarımdan yaşıyorken,nasıl orada yaşıyor olabilirim ki?Çok çok uzak şeyler,yani benim şöyle söylemem,şöyle söylemediğim için pişman olmuş olmam saçmalık,arada büyük bir duygu boşluğu var,bu olmadan nasıl yapabilirim ki?Aslında bunu yaparak o duygu boşluğunu küçümsemiş oluyorum,duyguları küçümseyip kendime zulm etmiş oluyorum.Yani aslında,bu yaşadıklarımla hayal ettiklerimi bir yerde çok iyi ayırmam lazım,bunlar sadece hayal ettiklerim,bunu ayarlarsam sorunlarım bitebilir.O yüzden,böyle kolay yapabilecekmiş gibi bir de bunları sonradan böyle düşünmüş olmam,daha önce başka olaylarda yaptığım gibi,mesela wowda yaptığım gibi,arenada yapıyordum birşeyler bununla ilgili.Bunu hatırlamıyorum ama bu yaptıklarım bu olaylarla bağdaştırılıp daha kolay çözümlenebilinir,yani bu kadar heves,bu kadar heyecan benim kalbim için çok fazla.

Ayrıca ne bekliyorlar ki gerçekten?Edebiyatçı falan mı olmamı bekliyorlar?Eğer ciddi olarak bunu düşünüyorlarsa,ki büyük ihtimal o kadar iyi değillerdir,sadece büyü duvarlarımı yıpratıyorlar,hayal dünyamı yıkıyorlar,iyi biliyorlar.Ama çok uçuk oldu,neyse.Benim onlarla o kadar derin derdim yok,sadece bu benim durumum sonsuza kadar devam edecek,edebilir.Ama onlara da çok güvendim,dostlarıma çok güvendim,beni anlayabileceklerini düşündüm fakat yok,bildiklerini okudular.Kızmıyorum onlara,beni anlayabilmek bayağı zordur muhtemelen.Fakat bunları yazarak,bir oversimplificated düzene varıyorsak,onu da yıkacağımdır.Henüz hala hayal gücüm sapasağlam,ya da her ne boksa.

Ama bazen,her ne oluyorsa,hayal gücü de yardım edemiyor artık,ama aslında benim hayatıma göre yardım edebilmesi gerekir,fakat insanlara saygısızlık etmekten korkuyorum,ince işler bunlar çünkü,kaybetmek istemem güvendiğim tek komüniteyi de,nitekim istemedim de.Şu anda kimse yok etrafımda,fakat zaten o şekil güvenebileceğim insanları kolay kolay bulamam,çünkü o kadar güvendiğimi anlayınca benden uzaklaşacaklardır zaten,haklılar da.Zaman yetmedi herhalde.Ve sonrasında kontrolü de kaybettim yavaş yavaş ve gitti...

Sorgulama

Bazen düşünüyorum da mesela yazarken,sürekli düşündüğüm,yani olaylar gerçekleşirken sürekli düşündüğüm adeta düşünmek zorunda hissettiğim şeyleri hissetmemek için yazıyorum ve hatta o hissettiğim şeyleri yazmaya,ve olayın sonuna getirmeye çalışıyorum ki hemen hemen ne olabileceğiyle ilgili bir yargıya varabileyim.Ama sahiden bu o kadar da işe yarıyor mu?

İkinci bir husus da var.Ama şu anda hatırlayamıyorum onu,eve gelirken düşünmüştüm.Hep eve gelirken düşünüyorum zaten,ne var bu ev yolunda?Kaldırımları filan ezberliyorum herhalde.Biraz da gökyüzüne baksam aslında fena olmaz.Hep ev yolu,ev yolu.Ama aslında o kadar da aynı değil hep,farklı farklı yollardan gidiyorum mesela.Wowdaki wind riderlar gibi hep aynı istikameti izlemiyorum,daha doğrusu onlar hep aynı istikameti izliyorlar,fakat gidilebilecek en basit yolu izlemiyorlar,belki de basıncın en az olduğu yere doğru gidiyorlar basınçtan fazla etkilenmemek için falan filan ama umrumda değil.Ben aynı konuma çok daha değişik konumlardan ulaşıyorum ve değişik,neredeyse egzotik birşeyler hissediyorum.

Ve bu ikinci husus konusunda,eğer bu tarzımı değiştirmezsem,er ya da geç beni yok edeceklerini hissediyorum.Ve belki de tüm yakınlaşma çabalarım da,katilim,direkt olmasa da dolaylı yoldan katilim olabilecek bu kişilere biraz daha yakınlaşmak,ve böylece katilimle aramda sanki böyle stockholm sendromu gibi kendimi tedavi edebilecek birşeyler hissetmek istiyordum belki de.Ah bu aşağılık isteklerim.Tam anlatamadım,hatta belki bunu bir daha okuduğumda da anlamam,ama belki de anlarım.

Demek istediğim,mesela birşey var,onların benden beklediği,onlara ulaşmak için çok fazla şey yapmama gerek yoktur belki de evet fakat,onlara bir şekilde kendimi kontrol edip ulaşsam bile,ulaşsaydım bile,hatta onların arasında iyi bir yer edinebilseydim bile,ne kadar sevdiğim halde bile bir süre sonra yine yalnızlık hissedebilirdim.Bu beni zamanla öldürebilirdi,farklıydık biz sonuçta.Onların tabuları vardı,benim tabularım vardı,tabularımızın kesiştiği noktalar vardı,bunlar beni öldürürdü,bende kendimi öldürtürdüm,daha doğrusu zaten öldürtmüş olurdum bir şekilde başka birine,bu mentaliteyi değiştirmediğim sürece herkes beni öldürtürdü.Bu öldürmekten kastım da öyle acılı bir ölüm değil,bu kafa yapısı.Ama sorun şu ki,onlar bu değişimi fark edip de beni belki,tebrik edemeyebilirlerdi,düşebilirdim fena halde.Aşağılık günlerime dönerdim belki de kimse farketmezdi.Ama en azından,tanıdık,tanıdık olduğu sanılan birilerinin sayesinde ölmek daha mantıklı olurdu,zarar vermezdim en azından böylece kimseye,değişim gerçekleştiğinde.Çünkü az çok tanıdığım insanlardı,ama yükümlü değillerdi,zaten yükümlü değillerdi ki,ben bunu kendi içimde kimseye farkettirmeden yapacaktım,sadece son zamanlarda aşırı paniğe düşüp,bunu memleket meselesi haline getirmiştim,ve cezamı da çok kötü bulmuştum.Ama biraz kendime de getirdi bu ceza beni,fakat yine de o kadar etkili olmadı,görüldüğü üzere hala o mentalite üzerimde.Kurtulamadım tam olarak.Hala insanları mutlakiyetlerine göre tanımlıyorum,aşağılık bir yaratığım hala ben.İsmi lazım değil birtakım insanları hatıramdan silebildiğim kadar mutluyum,bence.Aslında mutluluk değil tanımladığım,bilemiyorum.

Eskiden de iyi yazma kabiliyetim vardı,yani bu hafızamın iyi olmasından,ya da aslında iyi olmasından değil de,fazla pragmatik olmasından.Mesela bir olay,eğlenceli ya da komik bir olay olunca onu totemik bir hale getiriyorum,adeta yaşam kaynağım haline geliyor,fakat bunu oluşturan etkenlerin,kişilerin iç yüzlerini,olaydan önceki hallerini ve olaydan sonraki hallerini pek takip edemiyorum.Bu,totemik hale getirme eyleminden gurur duyuyordum kısa zaman önce,ve bu yüzden de bu kişilerin olaydan sonraki hallerinde,onlara hala aynı davranıyordum,fakat bu insanlar çoğu zaman farklı şeyler bekliyorlar,yani sonuçta onlar da tam içlerinden geldiği gibi davranmıyorlar,birazcık da olsa insanları eğlendirmek için yapıyorlar,benim yaptığım her neyse,onları sinirlendiriyor ve bu amaçlarına ters davranıyor olmalıyım ki,aramız bozuluyor.Onlarla aramızdaki ilişki de böyle bir ilişki olabilirdi mesela,ama ne kadar kendileri olduğunu bilemeyiz tabi.Ben bundan korktum hep ama,bir yerde bir dayanak noktası olmalıydı artık,iyi ya da kötü.Fakat,fazla güveniyordum.Aslında,fazla güvenmiyordum,aslında güven de tam açıklamıyor olan şeyleri.

Mesela,onların bu benim yaptığım,o ismi lazım değil,yeri lazım değil davranışta,ki aslında bunu yaptığım bile kesin değil,kendi içimde olan birşey.Onlar için kendi anılarımı da unutup yepyeni bir dünyaya başlayabileceğimi düşünüp,geçmişimi geride bırakmıştım,ama sadece kendi içimde.Belki suratım büzüldü,ağlayacak kadar oldum,ki ağlamam aslında çok daha zordur,tipim öyle gösterebilir ama gerçekte daha zordur.Ben o anda birinin anlayıp bana yardım etmesini dilerdim,ama nasıl bir yardım bilemiyorum.Sadece,geçmişimin geride kaldığını bana hissettirmelerini isterdim,birinin bile hissettirmesi yetebilirdi.O biri de oldu,ama bilmiyorum,yetmedi yine de.O yardım ettikçe,ona daha da ağlayacak gibi baktım,inanılmaz aptalca görünmüştür herhalde suratım.Onun da suratı biraz daha gerilmişti,herhalde o halimi o da biraz anlamış olacaktı,ama sonunda tam anlaşılmadı,öyle kaldı.Zaman da yetersizdi zaten,olamadı bir türlü,aşağılık bir insanım zaten dediğim gibi.O kişinin de fena halde kalbini kırdım belki,ama ne yapayım artık.O halimden bu yana çok şey değişti,gerçekten de değişti.Artık rahatsız etmeyeceğim kimseyi.

Kayıp

İçimdeki o en güzel olması beklenen zamanların böyle harcanması ne anlama geliyor gerçekten?Bundan sonra nasıl yaşayabilirim ki?Bunu pragmatik bir bilinçsizlenme ve sonrasında gelen iyileşme olarak bile göremiyorum,artık bitkisel hayatta yaşayacağım sanırım,anılarla beraber.Ya da yoksa ne yapmalıyım ki gerçekten?Denemeli miyim?Neyi?Olmayacak olanı?Mesela onca dua etmiştim ölmek için,onca istekte bulunmuştum rahatça ölebilmek için.Bunlar ne işe yaradı gerçekten?İlla ki bir işe yaradı,bunu biliyorum.Ama gerçekten,içimden geçenleri anlamam için biraz öfkelendirmem gerek kendimi.Gerçekten niye yapıyorum ki bunları?Böylece beklesem,zaten geçti gitti diye,en güzel zamanlar gelmeyecek diye?Aslında kaçıyorum biraz böyle yaparak gibi,ama ne yapalım.Sürekli farklı farklı yerlere soktular,kafam karıştı benim hep.Gözlerim kamaştı.Bende hep aynı yerde durdum,kafam yerine gelsin diye.Sonra artık kafamın yerine gelmesini de unuttum,sahiden,kafa da neydi ki?Neyin kafasıydı yani bu?Kafa diyerek ne demek istiyorlardı?Zaten bunları sorgularken,zaman hızlıca geçti.Artık sürekli aynı hissetmek istiyorum,hep aynı hissetmek.Başkasının gerçekten ne yaptığı da aslında o kadar alakadar etmiyor beni.Ne ediyor ki zaten?Bazen,yazamıyorum da.Kafanı toplamıyorsun çünkü.Eh,o zaman toplu kafayla çok daha iyi şey yapılabiliyorsa ve birazcık dağınık kafa olduğu için hiçbirşey yapılamıyorsa,aslında yazılan şey de kültüreldir diyesim geliyor.Ki bence de öyle.Mesela,bir oyunun zor olunca daha eğlenceli olacağı paradoksu ve benim oyuna bu yüzden çok kızdığım,hatta klavyeleri kırdığım zamanlar paradoksu diye birşeyler var.Cümle bilgisinin canına okudum ama olsun,umrumda değil.Hayır,ben gerçekten öyle hissetmiyorum.Kolay olunca,o oyunu yaşarız böylece gerçek hayata alternatif bir yol üretmiş oluruz.Ama zor olunca,birazcık oynarız ve daha kendimizi geliştirmeye çalışırız,oyunu yaşamış olmayız.Kusura bakmasınlar,benim onca yaşadığım şeyden sonra biraz da yaşamamam gerekiyordu,yani başka şeyleri yaşamam gerekiyordu,mesela oyunları yaşamak.Zaten baştan itibaren yarım başlamıştım,bari onları yaşayaydım biraz diye düşündüm.Zor olmazsa zevk almazsınmış,hıh.Bu gerçekten modern değil hiç.Yeni bir açıklama gerekiyor buna.Ama yine de bunu yapmam bu yaşadıklarımı azaltmayacak,hayatımı yaşayamamışlığımı azaltmayacak,şimdi yaşayabileceğim gerçeği beni ilgilendirmiyor.Benim istediğim tam bu değil,kusura bakmayın yanlış kelimelerle farklı yerlere vardıysam ama öyle.Ben o zamanda yaşamak isterdim,anlıyorsunuz mu?

Artık geçti herşey,ne geriye dönmek,ne de gelecekte bunları gerçekleştirmek istiyorum.Yeni expansion geliyor artık,eski expansionlara kimse ilgi göstermiyor,ben de eski expansionla birlikte batıyorum,tıpkı eskiden olduğu gibi.Artık yazmak da rahatlatmıyor,sürekli benden birşeyler bekliyor.Ne istiyorsun ki ulan?Ne yani?Tryhard mı yapayım sürekli yazmak için?Ya da satranç mı oynayayım yüksek bir levelda?O da çok sıkıcı,hepsi çok sıkıcı.Bırakın beni artık.Bir daha uzun da yazamam belki,çok yoruldum.Hislerim de yoruldu artık,hiçbirşey de hissetmeyeceğim.Üzgünüm.

Yarım

Sanki benden insaniyetinizi saklıyormuşsunuz gibi hissediyorum,tamam belki son zamanlarda yaptığım herşey oldukça insaniyetsizdi,belki hemen hepsi öyleydi sizi tanıdığımdan beri ama neden bu kadar şaşırıyorsunuz ki? Ölmeli miyim yani ne yapmalıyım? Her neyse,zaten oldu bitti herşey artık,harcadım tüm güzel olabilecek zamanları ve bir daha olmayacak öyle zamanları. Şey gibiydi mesela bütün bunlar,ben muhtemelen o kadar acı çekmemişimdir, bu o kadar önemli değil,insaniyet göremedim ben pek. Herkes kendi için yaşıyordu,ben de böyle olduğu için galiba ben de kendim için yaşamaya başladım,yani şöyle ki kendim için acılar türettim.

Fırtına

Kafamda birçok şey var,evet hep bu cümleyle başlıyorum kelimelere,sonra da bu kelimeyle başladığım için taa eskilerden gelen bir ben,geliyor ve bir espri patlatıyor ya da espri patlattığını sanıyor,sonra bu sayede zaten ciddiyetimin birçoğu su gibi gidiyor,asıl amacımdan ta en başından sapmış oluyorum. Evet doğrudur, bazen de eve gelirkene ya da yazmadan önce,birçok şey düşünüyorum,ama eve gelince hiçbirini yazamıyorum. Yazmakla ilgili bir takıntım yok,fakat çok iyi biliyorum ki bu kendi kendimle konuştuğum zamanlardaki ya da hayal kurduğum zamanlarda içim acıyor, sonsuza kadar böyle konuşmak zorunda kalacakmış gibi hissediyorum,korkuyorum,yalnız hissediyorum fena halde sonra. Ama aslında bu benim o üst egomun yalnızlığıdır belki de bilemiyorum,yani sürekli herşeyden ders çıkarmak isteyen vaiz benin yalnızlığı. Bazen,onlara bile o kadar kötü davranıyorum ki onlar bile gitmek istiyorlar,gitmemeleri için dil döküyorum, yalvarıyorum ama gidiyorlar yine de. Gerçekte de giderlerdi biliyorum. Çünkü kandaş olduğum insanlar bile bana yardım edemiyorsa,onlar bana nasıl yardım edebilir? Tanımıyorlar bile beni. Daha doğrusu,onlara neden bu kadar dil döktüğümü de bilmiyorum,sadece gitmemelerini istiyorum,yalvarıyorm onlara,ama sanki bunda bile o kadar samimi değilim onlar için. Gitmedikleri zaman bile,anlatacaklarımı onlar için kısaltamıyorum,utanamıyorum bile bu davranışlarım için. Onlar da bunu hemen hemen sezdikleri için gidiyorlar çoğu zaman,gitmek zorundalar sanıyorum. Bunlar çok kişisel meseleler diyorlar,kendin çözmelisin diyorlar. İlla ölmem mi gerekiyor diyorum,bu sefer sen kendini ne sanıyorsun ki diyorlar. Utanıyorum burada sahiden,sorgulamama izin vermiyorlar,çok iyi beceriyorlar bunu. Sonra tekrardan dönüyorlar bana,bir kere utandım ya,hadi derinlere inelim diyorlar,ama çok nadiren diyorlar bunu,çoğu zaman terkediyorlar beni. Ben yine kendi duygularımın kavgasıyla kalıyorum,o zaman düşünüyorum ki,bu mentalitenin,yani onlarla konuşabilecek mentalitenin bende oluşabilmesi için bile ne kadar zaman geçmesi gerekiyormuş meğer,oysa ne kadar içten de utanıyordum, gerçi bu içtenliğimden de emin değildim çünkü terkediyorlardı. Her neyse,eğer bu konuşma için bile zaman geçmesi gerekiyorsa diyorum,aklımda mesela bununla ilgili de bir düşünce vardı ama unuttum gerçekten,sanırım yaşamla ilgili ve birtakım sorumluluklarla ilgili. Beni birşeye zorluyorlar gibi hissediyorum bazen,onlar yapıyor bunu bana,ama ben istemiyorum. Yaşamak gerekiyor o sorumluluğu almak için,daha doğrusu sadece o sorumlulukla senin olduğu bir hayal dünyası yaratmak gerekiyor. Fakat ben bunu istemiyorum ki,en başından beri istemiyordum,ben salt hayal gücünün olduğu ve bu hayal gücünden,herşeye çevrilebilen bir ana hayal dünyası istiyordum,bu dünyadan yönetirken, yaşamam gerekmeyecekti,birazcık iyi bir gözlemle,hiçbirşeyi doğru dürüst yaşamadan sadece başarıya ulaşabilirdim her alanda. Insanlar üzerinde de deneyebileceğimi düşündüm bunu ama çok kötü bir biçimde ters tepti,ya da ben öyle sanıyorum, ama bir daha kolay kolay onlara yaklaşabileceğimi düşünmüyorum. Topluma artık kazandırılabileceğime de inanmıyorum, çok fazla kötülük yaptım insanlara sırf kendi zevkim için,bu yüzden ben de kendimi affedemem.

Bu hayaldeki şeylerin beni engellediğini düşünüyorum, ama bazen cesaret de veriyor bana,gerçekten anlamak istiyorum,bunların gerçek konuşmalardan farkı nedir ki aslında? Garip hissediyorum yani böyle yapınca, hayal edince yani,bu pek yanlızlık hissi de değil gibi,hem zaten yalnızlık hissi diyorum da bundan kastım ne ki benim? Sadece,böyle biraz yorulmuş gibi,artık bitmesini bekleyen bir his gibi. Ama aynı gerçekte yaşadığımda hissettiğim hisleri hissettiriyor gariptir ki bana. Bu yüzden gerçeğiyle pek ayırt edemiyorum zaten. Gerçeğini yaşamak istemiyorum bazen,ama sadece öyle hissettiren kısmı. Gerçeğinde bir de çok farklı,sanki bir aile gibi,sıcacık böyle, orada artık birtakım bayağılıklar affediliyor,tabi bazı zayıf insanlar ,mesela benim gibi insanlar burada bile acı çekmeyi başarıyorlar bir şekilde,ya da acı çektirmeyi başarıyorlar, bunu yapamadıkları,hissedemedikleri için. Ben gerçekten,ne kadar kötü bir insanım meğer. Ama bazen o hissi de canlandırasım geliyor ama yapamıyorum, bana böyle davranabilir mi ki herhangi birisi? Bunu hayallerimdeki insanlar bile yapmaz bana. Onları ne hakla rahatsız ediyorum ki? Üstelik zararlı bile oluyorum belki onlara. Hiç orada bulunmamalıydım bile.

Keşke onunla da bir kere karşılaşsam mesela rastgele,kızsa bana,özür dilesem ama affetmese,en azından ne kadar zarar verdim ona onu göreyim istiyorum. Ama onu yine rahatsız etmek istemiyorum,zaten etmemin sebebi de belki de tamamen random olarak oluşmuş olan birşey.

Peki ben nasıl bu kadar değişebildim? Yani mesela,aslında o kadar değişimle bu kadar fazla kalpsice davranmışsam, aslında değişime ayak uydurmuş halimle de pek birşey yapamazmışım gibi geliyor. Konuşabilir miydi mesela eğer böyle bir ben olsaydı? Söyleyebilir miydi o S. e ondan hoşlandığını, üstelik de onla dalga geçmiş olduğu halde ondan hoşlandığını hatta belki de birazcık bu yüzden hoşlandığını? Yüzüne bakabilir miydi,o gülümseyen yüzüne yine aynı cömertlikle karşılık verebilir miydi,sevebilir miydi onu? Utanabilir miydi belki,o yine onu utandıracak diye?

İçim yanıyor bunları düşündükçe, ben bir daha böylesine bir hayatın yaşanabileceğine inanmıyorum, o yüzden artık... geçti artık herşey. Önüme de bakmıyorum, hem zaten bunu söyleyenler de ne demek istemiş ki? Ne önü ne arkası bundan sonra? Artık hiçbir şey yok benim için şu saatten sonra. Bunu söyleyerek de gizli bir pragmatizme varmaya çalışmıyorum, son derece gerçekçiyim, evet öylesine gerçekçiyim ki şu anda hayal bile kurmuyorum. Yaşamak diye birşey kalmadı artık benim için,açık ve net.

10 Mayıs 2014 Cumartesi

İstekler

What do I really want from them?Ya da gerçekten aslında onlardan mı istiyorum istediğim şeyi?Yoksa birşey istiyor muyum ki?Birşeyler var içimde belki de cıvıl cıvıl(laubali olmayalım lütfen)[parantez arasından atlamasana ulan] birşeyler hissediyorum gibi ama tam da emin olamıyorum ama bu cıvıl cıvıl lafı da nereden çıktı ki?Ne denilmek istenir ki aslında bununla?Belki de bu soruları,sürekli aynı soruları sorduğum sürece tekrar edeceğimdir ve birtakım kültürel şeyler dışına çıkamayacağımdır,o yüzden farklı soruları ya da aynı soruları farklı şekillerde çözmeyi deneyeceğim biraz.

İçimden belki de benim davranışlarımın,daha önce yaptığım şeylerin acısını çıkarmak için ya da direkt olarak bu yaşadığım şeyleri yaşattıran birtakım ismi lazım kişilerin intikamını almak için,veya her ne boksa birşey için olabileceğini kestiriyorum mesela,böyle olmuş olabilir diyorum.Ama mesela onlar bunu bilmiyor,ya da onların bilmesi için sanki,bu bilginin daha böyle genel geçer birşey olması gerekiyor gibi,daha yüksek frekans ve daha yüksek kaş göz işaretleri ve yüz işaretleriyle pekiştirilmesi gerekiyor gibi,ama tam da emin değilim bundan.Çünkü herhangi bir teşebbüs olsaydı bilebilirdim,tek bir durum bile olmadı.

Ya da mesela onlara açıklamaya çalışırken,normalde pek zorlanmadan yapacağım şeyleri,sanki parça parça yapacakmış,ya da yapıyormuş gibi hissediyorum böyle.Beni bu kadar içten içe rahatsız eden ve bu parça parça yapmaya zorlayan şey de ne olsa ki?Tanımıyorum onları fakat onların beni tanıdığı sanrısına kapılıyorum belki,ama tamamen alakasız ve uçuk bir ruh haliyle konuşmak bu durumu daha iyi olsa gerek.

Belki bununla ne denilmek isteniyor soru köküne aslında bir ihtiyaç yoktur da sadece bu boşluğu doldurmak için sorulan bir sorudur.Öğrenmek adına.

Aslında,yanlız oluyorum onların yanında,belki kendi değerlerim de var ama,ne bileyim insan kalıyor öyle,sanki bir politarize(uydurma kelime sonra doldurulacak) üretmek zorunda kalıyor gibiyim.Birşeyler var belki ama,bu gerçekten böyle mi?Ya da bunu böyle hissetmem mi gerekir diye sorguluyorum.Çok can yakıcı değildir de belki aslında,bu benim sadece kendi hatalarımı görme ya da kendi hatalarımı görememe belki de kendi hatalarımı görme ya da onlarla dalga geçme özgürlüğümün elimden alınmasından doğan bir durumdur.Aslında elimden alan kimse yok,fakat benim onlarla aramda o kadar samimi ilişkim olması garip kaçmaz mıydı daha ilk baştan?Sanki tanıyormuş gibi,fakat insanlar farklı kültürlerden sonuçta,neyi ne için yaptığımız tam olarak anlaşılamayacağından,baya bir karışıklık doğabilir,fakat gerçi bu tür karışıklıklar da sadece ihtiyaçlardan doğduğu için,es geçilebilir görmezden gelinebilir.Sonuç olarak,benim bunları hissetmemem gerekir,parçaları toplamam gerekir ya da bir şekilde artık kendimi adapte etmem gerekir,kimseye ihtiyaç olmadan,ya da zaman zaman periyodik olarak yardım alarak.Bir şeyler geçiyor kafamdan ama adlandıramıyorum,aşağılanmış hissediyorum kendimi bir nevi.

Gelecekte,şu sıralarda şu yakın sıralarda yaşadığım birtakım acıların daha sonra bende garip bir hale dönüşmemesi için ne yapmalıyım peki?Bunları gerçekten açıklamak çok zor.Ne işe yaradı ki bunlar?Ya da işe yaramaları bir işe yarar mıydı?Hahaha.Pragmatist piç seni.Anca böyle konuş.Hişt,lauba...Kes.Devam et.Hee,ne diyordum.Ciddi olalım da az bitirelim şunu.

Gelecekte,her ne kadar şu anda acı çektiğimi hatırlamasam da,biliyorum bir yerlerde birazcık da olsun acı çekmişimdir,belki de gereksiz yere kendime acı çektirmişimdir bilemem ama,mesela bunların başıma büyük bela açma olasılıkları vardı,dolayısıyla bunlar ileride sorun olacaktır bana.Ama gerçekten de onun da dediği gibi,böyle olabilir gözükmesi,gerçekten onu yapabileceğim anlamına mı gelir?Galiba bir yerde gerçekliklerden de yararlanmak gerekiyor ama nerede?Bakacağım biraz ama şimdi zamanı değil.

Aklıma hiçbirşey gelmiyor,iyice pragmatist oldum çıktım galiba hakikatten.Hmm.Belki de içimde bir yerlerde yine de kurtuluşa erdiğim düşüncesi saklanıyordur,herhangi bir anda ortaya çıkmayı bekliyordur ya da içimdeki daha önceden birikmiş o öfkeler bu yazılarda kendine yer bulmuştur ve artık o içimdeki boşluktan dolayı bunları hissediyorumdur.Ama bazen,kendi yazılarımı tekrardan gözden geçirirken canlanıyor bu his.

Onu yapabilecek olmam niye bu kadar önemli ki?Yine bu profesyonellik konusuna geliyor,çok saçma.Çok saçma.Peki ben bunca zaman birileriyle konuştum kafamda,boşluk hissettim,kendi sesimi onlara armağan ettim ve konuşturdum onları,yalnızlığı yenmek için belki de,ama belki de hala yenememişimdir bir yerlerde duvar gibi bekliyordur da bende 250 km hızla oraya gidiyorumdur.Gerçekten,ne olacak bunca konuşma,bunca şey?Nereye gidiyor ki bunlar?Hiç hatırlamıyorum da bunların genel temasını.Sanırım,birtakım yaşanılmamışlıkları fakat yaşanılma ihtimali olan şeyleri böyle böyle aradan çıkarıyorum.Ama niye yapıyorum bunu ve nasıl bir şekilde etkiliyor normal hayattaki asıl kişilerin gerçekliğini?Mesela otobüse bindiğimi hayal ediyorum,ve akbil basmıyorum.Otobüscü akbil basmam için ısrar edince,akbil basmamı istemenizle aslında neyi kastediyorsunuz ki? dediğimi hayal ediyorum,ve gözlerimi kısıyorum.Adam da şöyle bir bakıyor,sopasını çıkarıyor.Zaten burada hafif bir gülme geliyor ve sonra tüm vücudu kaplıyor,serinlik yayılıyor tüm vücuda.Bunu istiyor muyum ki ben?Çünkü aslında,hep bir burukluk da var burada,sanki gerçekliği kabul etmeyi bekliyor bu tür şeyler orada.O yüzden de birazcık yanlız hissediyorum bunları yaparken.Ama sadece birazcık,sanki ihtiyacım karşılanmış gibi,hatta ve hatta onlarla zaten konuşmuş gibi normal hayattaki ilişkilerimize o şekilde devam ediyoruz,devam ettiğimizi farz ediyoruz ki zaten olmayacak şeyler değil,çünkü saygı duyduklarını sandığım kişileri konuşturuyorum en azından.O yüzden bunlar çok çok ütopya şeyler de gözükmüyor gözüme,yani hayalin olma olasılığı çok düşük ama,kurulan hayalden sonra devam edilme,bu hayalin yarattığı etkiyle devam etme olayı olabilir gibi.Nasıl olacak bende bilmiyorum ama,birgün geri gelecektir belki bunlar ve beni çok daha rahatsız etmeye başlayacaktır diye düşünüyorum.Ben bir daha bunlarla uğraşmak istemiyorum açıkçası,kim ister ki?

Gerçekte bunların olmama olasılığı 0 diyorlar bana,bu da biraz yorumlama bilimiyle alakalı aslında,bununla ne denildiği anlaşılmıyor.Başka birtakım örnekler de verilmeli.

Gerçekten saçma birşey söylemişsin de,kimsenin umrunda olmamış mesela,öyle hissederim zaman zaman.Ya da umurlarında olup olmamalarından bağımsız birşekilde,garip bir şekilde kendin bile utanmışsındır bundan.Peki onlar bundan ne anlıyor?

9 Mayıs 2014 Cuma

Karakter

Fakat yazarak gerçek yüzünü göremiyorum onun içinde tam olarak,daha mı etkili yazmalıyım?Mesela soldan sağa yerine sağdan sola mı yazmalı?Yoksa yazmayı bırakmalı mı?Öylece bakmalı mıyım duvarlara?

Zaten bazı davranışlarımı açıklamayı da uzun süredir bıraktım,mesela önceden daha önceden beğendiğim şeyleri daha sonra izlediğimde sürekli kendimi tekrar beğenmeye,ya da o anıları tekrar geri çağırmaya çağırırdım kendimi.Muhtemelen sebeplerim de vardı bunun için,beni mutlu eden şeylerden biriydi anıları tekrar tekrar geri çağırmak çünkü.100 bin kere de yapsam doymazdım belki.Ama şimdi,yakın zamanda olan olayları inceliyorum.Yakın zamanda,sosyal hayatta yaşadığım,sosyal hayattaki hafızam üzerinde yaşadığım değişimler,edindiğim izlenimler,belki edindiğim yanlış,ama fakat temelde doğru olabilecek izlenimler-belki sadece bir yanılsama-kafamı çok meşgul ediyor.Ben onları neden bu kadar uzun süre saklamalıyım ki bu izlenimleri?Direkt olarak,pragmatik olarak bakınca,ben sadece aslında biraz konuşmak,ya da konuşabildiğimi görebilmek istemiştim aslında.Onun dışında iyi ya da kötü olmaları beni ilgilendirmezdi,ama şöyle ki mesela eğer onların gözünde bir totem haline geldiysem belli şeyler için,zaten bana kötülüklerini belli etmezlerdi.Bu konuşabilme isteğinin direk benim içimden gelmemesi de önemli değildi,içimde,kendi içimden gelen çok daha önemli şeyler vardı benim için,olabilirdi.Birazcık da toplumsallık ne eksiltirdi benden?

Sonuçta artık eski halime kolay kolay dönemem,ya da eski halim dediğim durum,tipik bir can sıkıntısından sentezlenen bir durum muydu yoksa?

Aslında yazdıklarım,yazacaklarım birazcık da olsa içimden tatmin hissetmesem hiç yazmazdım,ve birazcık da bencil hissetmesem yazmazdım mesela.

Şimdi şöyle birşey keşfettim ki,insanlar yazdıkları,paylaştıkları,söyledikleri birçok şeyde,birtakım kültürel değerleri anlatıyorlar,yani aslında ciddiye alınmaması gereken,sürekli insanın ağzında söylenilerek gelen birtakım şeyleri,kendi başına gelmemiş olsa bile sürekli söylenip gelen şeyleri söyleyip duruyorlar mesela.Bunu ben de yapmış olabilirim mesela ama benimki çok daha masumane şeylerle örtülmüş olabilir.Ama bu kültürel birtakım safsata,evet şimdilik safsata derim yarın çok güzel birşey derim kimseyi ilgilendirmez benim türkçemi kısıtlayamaz kimse,benim de kültürel değerlerim var belki,ciddiye almayın öyle hemen.Mesela,onların o hoş gelen samimiyeti de belki bundan dolayı olan birşey olabilir.Ama bunu tam da açıklayabilecek hafızayı kaybettim artık,çünkü anılarım neredeyse yok oldu o anlarla ilgili.İllaki duruyordur bir yerlerde ama,hatırlanması çok acı verecektir tekrar bana.Her şekilde,kendimi tatmin ediyorum fakat bu kadar duvarlarlar niye?

Öcü

Bazen,konuştuğum dilden bile nefret eder hale geliyorum,çünkü konuştuğum dilde çok fazla şey duydum ismi lazım olmayan birtakım insanlardan,hiç önemi olmayan,fakat belki de bu nefretimi belli eden laflar,şeyler.

Enerji

Bu kafamdaki,her insan zaten derinlerde kötüdür,imgelemi de nerden geliyor tam olarak?Bu bana da ait değil sanırım ama,bununla ne demek istiyorum ki ben?Ama sanki bu farklı görünüyor bu soruyu sorunca,yerinden hiç oynamıyor,hep aynı nöronda duruyor gibi beynimde,öyle yani.

Pff,bugünlerde yeni şeyler düşünüyorum mesela,sahip olduğum,ibret ya da enerjimi aldığım birtakım şeyleri de yıkmaya teşebbüs etmeye karar verdim,ya da bu konudaki düşüncelerimi daha üst seviyeye taşımak istediğime karar verdim.Mesela müzik dinlerken aslında bizim gibi insanların,ağız,dil,müzikteki uyumlarını sadece düşünerek,birtakım yapısal farklara bağlayaraktan,sanki bizim gibi insanlar dünya üzerinde varmış gibi ve bizim acılarımızı da onlar da yaşıyormuş,ya da yaşamışlar gibi bir nevi sessiz,fakat totemik birşey üretiyoruz,kelime kullanmadan yapıyoruz bunu ve bu yüzden çok daha güçlü oluyor diğer herşeyden.Mesela şiir de öyle biraz,ama şiiri tam anlayamadım.Aslında benim yazdıklarım da toptan bakılınca kendime has bir şiirsel düzen oluşturduğu söylenebilir,ama kimse durduk yere anlayamıyor,bilerek yanlış cümleler,yanlış kelimeler kullanabiliyorum hiç dikkat etmeden.Çünkü sanki alıştım ben bu komüniteye.Ne komünitesi?Bilemiyorum.Görünmez birtakım şeylerin komünitesi sanıyorum.Anlayamıyorum bunları.

Gerçi,onu da anlayamıyorum.O kadar gothic geliyor ki bana,belki ondan etkilenmişimdir bu kadar.Ama şimdi,herşeyi söyledikten sonra belki de aslında onun kişilikli(Bana göre) olduğunu farkedip de kendimdeki sürekli değişen gelişen şeylere bakıp da hafiften iç kırıklığı,ve biraz da acımasızlık hissedip de,bu acımasızlık onun gothic ve aynı zamanda kişilikli olan yapısıyla daha bir anlam kazanacağı imgesi aklımda hep.Bu nasıl oluyor ya da bunla ne demek istiyorum bilmiyorum,ama bazen yüzyüze olunca herşey birden oluveriyor,ama yine de onu da unutmak,daha doğrusu kendi şartlarıma göre unutmak zorundayım.Herkesi unutmak zorundayım.Herkesi baştan tanımak zorundayım,herkes çok farklı olmuş olabilir,içinde bulunduğum o his,benim varlığımdan çok daha eski olabilir.Bu yüzden onu da yenemem öyle kolay kolay.Ama,benim gibi insanların olabileceği ihtimali,birazcık da olsa beni korkutuyor,onlara yanlış yapıp kendime düşman etmek istemiyorum sanki gibi ama,yine de kimse kimsenin ne hissettiğini algılayamıyor ki tam olarak,o yüzden o kadar da sorun değil aslında.Şu andaki halimi bir anlamda onlara benzetiyorum,bir yanda sürekli ilgi bekleyen,kendisine gülümseyen gözlerle bakılmasını bekleyen ben,ve bir yandan da buna garip ve anlamsız belki de saygılı bir korkuyla karşılık veren onların ben hali.Ya da onlar var mıydı ki hiç?Var olmuşlar mıydı?Buna sonra döneceğim.

İçimdeki acımasızlık,daha doğrusu giderek artan,etraftaki acımasızlıklardan beslenen fakat henüz birşey bulamadığı için henüz küçük kalan acımasızlık ivmesi,etraftan gördüğüm herşeyde bir anlam arıyor ve kendi isteklerine göre bir takım şeyler çıkartıyor.Sanki bunları söylerken,içimde bir yerde o ismi lazım olmayan birtakım kişilerin evinde,o mor mobilyaların üstünde yatıyorum,yaz gecesinde.Ellerimi sıkıyorum,hayır ellerimi sıkmıyorum,hayal ediyorum.Bir el var,biyonik,hatta metafiziksel,4 boyutlu bir el,çok yumuşak ve çok sert.Belki de bir kamyon.Ama kamyona daha sonra geleceğim.Bu el ki öyle sert ki,ve öyle de yumuşak ki,insanın uykusunu getiriyor,sıkıyor gibi oluyorum ama aslında sadece hayal ediyorum,sanki içimdeki birtakım acıları sıkıyorum ve suyunu akıtıyorum böylece susuz kalıp çürüyorlar ve böylece rahatlayıp uyuyabiliyorum.Tıpkı yeni bir bilinçsizlik oluşturur gibi.Sonra bir de kamyon var mesela,beni ıssız gecelerde,ıssız sokaklarda takip ediyor.4 boyutlu bir kamyon olsa gerek,ve ford markalı bir kamyon.Ford markalı o bildiğimiz kamyonlardan hep nefret ederim,korkarım hatta.Çok korkarım.Üzerime doğru gelse böyle bir kamyon belki korkudan intihar bile edebilirim.O derece korkarım.Sanki o ford kamyonun kaputunun plastik boşlukları arasından,o sıcak motoru çıkacakmış da,birden insanı alıp yutuverecekmiş gibi,bir de o farları yok mu hele.Bu nasıl çirkince bir dizayndır?Aslında bunlara da suç bulmuyorum,genel olarak tüm kamyon ve tır yapımcılarını kınıyorum,hayatımı karartmış olabilirler,şerefsizler.Bir de son zamanlarda simitçileri de kınıyorum ama sorun yok,belki de gündüzleri uyumasam daha iyi,zira benim için de o kadar iyi olmuyor zira yarı rüyalar görüyorum sürekli kötü oluyor,fena olabiliyor.Üstelik oradaki amacım uyumak da değil anladığım kadarıyla,o yüzden o kadar da kınadığım söylenemez.

Eskiden,benim gibi yazanları,gerçi benim gibi yazandan da neyi tanımladığımı pek çözemedim ama,böyle birşeyleri uzun uzadıya,benim tahminimce yani mesela babalar ve oğulların başlarındaki gibi zoraki betimlemeler yapan insanları,ve böyle yazan insanları pek sevmezdim,kınardım hatta.Şimdi de kınıyorum,fakat neden kınadığımı anlamıyorum,ne hissediyordum gerçekten bunları kınarken?Gerçekten de,bu yazdıklarım o kadar da önemli şeyler değil,yani benim için bile o kadar önemli değil,çünkü yazdıklarımda bir kapılmışlık var sanki zamana karşı,yenilmişim zamana karşı.Ama bunu da yok mu etmeliyim?Bu zamana karşı olup olmama ölçütünü ayarlayan bu ölçüt,gereksizce fazla pragmatik mi?Ya da tattığı zevklerin ne kadarını gerçekten kendisi tadıyor?Yoksa birtakım anmak istemediğim soğuk iklimlerdeki müziklerde kendini mi tatmin ediyor?Aha,evet şimdi bunu yazarken çözdüm,bazen o kadar düşük frekansta,yazacağım şeyi kaçırmamak için kısaltmak istiyorum ki,bazen kendim bile anlamıyorum.Mesela önceden ingilizce olarak bazı yazılar yazardım,ingilizce yazmamın sebebi Türkçe den nefret ediyor olmuş olmam.Çünkü duyduğum herşey Türkçe,ve kulaklarımın çok gelişmiş olması,ve bazen birileri tarafından duyduğum acı tatlı kötü,pohpohlamaların,aşağılamaların,bazen kendimi mutlu etmek adına,ya da hüzünlendirmek adına sırf,sürekli beynimde,hayal gücümde tekrar etmesinden dolayı ve bunların da Türkçe olmasından dolayı ve bunların birçoğunun da o ismini anmak istemediğim şahsın ağzından ya da ona bağlı başka birtakım ağızlardan çıkmış olmasında dolayı nefret ediyorum Türkçeden,nefret ediyordum.Öylesine nefret ediyordum ki,bunun yüzünden bir ömrümü komple yanlızlık içinde,fakat yine de umutla saçma sapan bir biçimde geçirebilirdim,aslında saçma sapan olmazdı,ama biraz garip olurdu yani;şöyle garip olurdu ki,aslında pek kendim olmazdım,çünkü aslında o beklediğim zevklerin bir çoğu,birtakım otoritelerin de katkısıyla olan zevkler.Otoritelerin,birtakım yorumlama tekniklerini bilerek belki de bizim üzerimizde,bizim içimizdeki hırsı bilerek,ya da daha önceden sevgi gibi birtakım şüpheli birtakım değerlerle,yavaş yavaş içimize attırılmış olabilir ve birden ortaya bir lafla çıkartılmış olabilir.Ama bu gerçekten saçma,çünkü böyle bir durumda,insanın kaldırabileceği bir psikoloji sınırı vardır bence,yüzünden,davranışlarından bir şekilde anlaşılır,ve böyle bir adamın aslında ölmüş olması gerekir.Çünkü teknik olarak böyle bir adam daha önceden çok daha farklı bir hayat yaşamış ve artık öylesine hırslanmıştır ki,içinde bambaşka bir adam olma hırsı büyümüştür ve bunu da kendini olduğundan bambaşka göstererek ve önceki hayatından pişman olduğunu belli eden pişmanlık nutukları atarak yapıyordur ve bunu da belki de bu hırsının sonuçlarını biraz olsun hafifletmek için yapıyordur,ve dikkatli ve tecrübeli bir adam,belki dikkat ederse suratının değişikliğinden azıcık da olsa bunları sezebilir,ve onun yaptıklarını anlayabilir.Belki kader ortağı olurlar.Haha.

Her neyse,ben onu unutamıyorum,belki unutamam da.Geçen gün,onunla birlikte geçtiğim sokakları gördüm,hatta bugün gördüm,her ne kadar onunla başbaşa geçmemiş,sadece birtakım arkadaşlarla beraber refakat ettiysem de ona,yine de onunla olmuş kadar olmuştum,zaten o sokağın o sokak olduğundan da emin değildim ya,neyse.Ama hatırladığım anıda böyle bir sokak vardı,aşağı doğru eğimli,yanından sürekli arabalar geçen.Ama bilemiyorum.

Geçmişe belki son bir defa daha dönmek isteyebilirim,ya da dönme isteği de vicdanımdan kaynaklanıyordur belki de kimbilir.

Zaman

Bu tür şeylerin artık bence çok fazla zaman aldığını farkettim,kendime zaman kalmıyor artık.Kafamı toparlayıp biraz da geleceğimi düşünmem lazım,tabi sürekli anılar gözümün önüne gelmese.Aslında hiçbirşey gelmese,ama bilmiyorum o zaman ne yapardım ki.Yazdıkça yazmayasım geliyor bazen,yani bu hislerim benimle oyun mu oynuyor ki?Ben sadece biraz tavern görmek istemiştim.Çünkü en son tavern gördüğümde,brillde vardı bir tane,ufacık,kekremiş birtakım kokular(????) olan,

olmasa bile olabilmesini çağrıştıran ve üst katta serin,karanlık ve loş yatakları olan ve yanıbaşında tam da bu imajı bozan bir hıyar undead bulunan ranza,ve alt katta yolun ortasına konmuş bir ateş,
ve sağında solunda gerizekalı undeadler.Çok kibar bir ortam değil mi?I m not amuused,I dont care.What is it now?Are you inseeeynnnnhhh?Hele o girişindeki u borusu,ya da her ne boksa?Alt katta da bir tane dwarf amca vardı,onu da unutmayalım.Sonra bir de,oraya gelmeden taa geride terzi amca vardı,yazık,yapayalnız kalmış orada.Hatta ona çırak olmuştum bir süre,orospu çocuğu hiç bir bok öğretemedi de,elime verdi dikiş ipliğini kovdu,it herif.Gebersin pezevenk!Sonra daha aşağıda,undercity nin içlerinde garip garip yerler,asansörler filan.Abominationlar var,sinirliler.Sonra öğretmenler var,gidiyorsun sana ders veriyor,güzel güzel anlatıyorlar.Ama ağzı yüzü yamuk,undead sonuçta ne olacak.Eh,köprüyü geçene kadar ayıya dayı diyecez.Sonra voidwalkerın olduğu yerler filan var,warlock summonerlar var.Warlock summoner değil,minion summoner.Her ne boksa.Az mı çürüttük o yolları,gide gele.Shadow bolt training,rank 3.Yess! Öğret bana,undead bey,undead abi.Sonra bir de yarasalar vardı,uçmak için kullandığımız.Garip garip şeyler,o nasıl birşey ya öyle.Bu ortam bile bana biraz sanki o egzotizmi hatırlatıyor,ama burası benim yerim,uzak dursun buradan herşey.Sonra,cockroach vendor var oralarda bir yerde,yazık,merdiven altına ilişmiş.Bir tane alalım da sevinsin,böyle deyince bu adamı da mendil satan teyzelere benzettim.İlginç.Sonra ortada auction house var,pardon bankaydı dimi orası.Mushroom vendor var ileride.Sonra onun taa ilerisinde,sepulcher var.Oralarda çok egzotik yerler,yerlerdi.Şimdi bok ettiler orayı da biraz,yenilemek uğruna çürüttüler.Worgler filan var,gnoller var.Çok sinir olurum gnollere,çok içli yaratıklar,içten geliyor sanki haykırışları.Sonra biraz daha ileride,sepulcher de garip garip insanlar,undeadcikler var.Not so bad!Evet hatırladım onu da.Sonra wind rider da ne güzel uçuyordu öyle,küfür ediyordum düzgün bir istikamet izlemiyor diye ama,olsun o da öyle bir hayat tutmuş kendine.Hem biz de gezmiş oluyorduk öyle.Kaç dakika kaldı,2 dakika.OFF!Koduğumun hantal yarasası.Sonra eye of killrog vardı.Garip yeşil şey.Sonra,sepulcher in tam doğusunda,gnollerin kalesi vardı,orada az mı oyalandım saçma sapan.20 levela kadar orda kalmışım herhalde.Sonra,biraz daha ilerde,Tarren mill vardı.Yetiler vardı,humanlar vardı,ateşler,yağmurlar.Ama eski tarren milli hatırlamıyorum,şimdi herşey değişmiş.Daha güzel olmuş nitekim.Aslında sepulcher de güzel olmuş,açılmış biraz ortalık ama gnollerin olduğu yerin kaldırılması hoşuma gitmedi pek,gnolleri sevmezdim pek ama,olsun yani orada az mı öldüm ben?Sonra tarren millde,pek ilgi çekici yer yoktu aslında ama müziğini seviyordum oranın.Sonra arathi highlands vardı oralar güzeldi,ama en güzel yerler,stranglethorn vale ve dustwallow marshtı.Stranglethorn da çok fazla alliance öldürmüştüm.Sürekli saldırıyorlardı,yeşillerimi görüp üzerime atlıyorlardı.O druidi hatırlıyorum mesela,it herif.Sanki kesebilecekmiş gibi geldi saldırdı.Başka neyi hatırlıyorum?Felwood zamanlarını hatırlıyorum.Orada da bayağı bir zaman geçirmiştim.Ha,dustwallow marshı atlamışım.Oralar da güzeldi,timsahlar filan.Ama oranın asıl güzelliği biraz daha demonic bir ortam olmasıydı,karanlık.Ondan sonra outlandse kaydık zaten yavaşca.Haa,bir keresinde karazhan ın bulunduğu haritanın üzerinden geçmek zorunda kalmıştım 36 levelken,bir kartal tarafından öldürülmüştüm.2-3 vuruşta bir dazed oluyordum,kesmemesi ilginç olurdu.Sonra bir de,badlands var hatırladığım,ama orada o kadar kalmamıştım.Hellfire ve nagrandı hatırlıyorum.Northrend de,en iyi borean tundra da kasmıştım,sonra dragonblighta geçtim,dragonblight çok hoştu,cidden.Ama orası da erkenden sıktı.Gundrak mıydı,zuldrak mıydı ney,oralar güzeldi.Ama fury warrior la iken güzeldi,elimdeki 2 tane two handedla her vurduğum parry!dodge! olsa bile güzeldi.Çünkü karşımdakiler de trolldü,warriordular,iyi anlaşıyorduk.Sholazar basinde de aklımda pek birşey kalmamış.Howling fjord da da warriorumla kasmıştım oralar da güzeldi.Çok eğlenceli zamanlardı hakikatten.Warriorlara karşı tek warrior.Arms çok saçmaydı zaten,başından beri hiç sevmemiştim.Bi tek pvp de işe yarar.Bir de searing gorge da güzeldi,oralarda prot kasıyordum ve arms.Overpower filan vuruyordum sağa sola.He nerdeydim,howling fjord.Müzüğü de güzeldi oraların.Flütlü bir şeydi.Sonra geldik,sıra en şatafatlı yere,Icecrown!Oralar da çok çekici yerlerdi aslında başta,ama hatırlamıyorum ne yazık ki.Bir tek dalarandayken yanlışlıkla argent tournamenta gitmiştim uçarak.Savaşlar hoş ve eğlenceli görünüyordu.Sanki oradaki npc ler,gerçek playermış gibi gelmişti bir an bana,çok sevinmiştim.Hızlı hızlı koşuyorlar,birbirlerine çarpıp tekrar geri geliyorlar,cenk ediyorlardı.Ama uzun sürmedi,geri döndüm.Sonra level kasarak oraya geri döndüm,fakat ilk önce cold weather flying filan öğrendim,amma saçma şeyler.Soğuk havada uçmayı bilmem gerekiyormuş da falan.Crusaderlar için falan savaşıyorduk ama ben bunların hiçbirini hatırlamıyorum,çok daha alakasız bir yerleri hatırlıyorum mesela the new hearthgalen.Oralar daha hoştu,bir ada bölgesiydi.Kuş uçurma deyimi buradan gelmişti ailedeki.Yine mi kuş uçuruyorsun ulan?He.İyi.Daha birşey hatırlamıyorum.

Cataclysm e geçersek,vashjire ilk geldiğim zamanları anımsıyorum.O mahşeri kalabalığı filan.Ama şimdi o kadar da çekici gelmiyor sanki,hem de o kadar yaşanan şeye rağmen.Uldum biraz daha çekici geliyor hatıra olarak.Çünkü o zaman,10.sınıf vardı ve romantik elektrik sobası vardı,o kadar romantikti ki ve alevliydi ki,sevgimi belli edip sarılamıyordum,sıcaktı.Ama ışığı yetiyordu sanki,o da bunu birazcık olsun da anlamış olacak ki,birazcık aşağı eğilmişti,oysa sadece kırılmak üzereydi.Ondan sonra da onu yolladık zaten,kırdık hatta.Hurdaya gitti,ama hangi hurdacıya verildiğini bilmiyorum,babam kim bilir hangisine vermiştir.Oysa o gün ne güzel bir gündü.Sıcak çikolatamı içiyordum galiba,ondan sonra da sıcacık yatağıma yollanıyordum ki,sabah olmuştu neredeyse,okul vardı.Okula yollanıyordum ve yağmur yağıyordu.Çok uykulu değildim muhtemelen,fakat yine de gittiğim için buruktu biraz içim.Sonra okula gidince,okulun bomboş olduğunu gördüm.Sahiden,neden bomboştu ki okul o gün?Görünürde hiçbir sebep yoktu böyle olması için,ama bomboştu işte.Sonra eve yollandık,sevindim eve yollandığım için.Uldumdan devam edebilirdim kaldığım yerden.Piramitler!yey!Grim Batolu hatırlıyorum bir de,sağdan soldan alev fışkırması,bana denizin dalgalanması gibi geliyor,o derece rahatlatıyordu beni sanki.Beni en çok etkileyen,ateşin kenarlardan püskürmesi.üüü(burada modern tv kültürüne bir gönderme yapılmıştır-GIVE THIS MAN 1 MONTH SUBSCRİPTİON!).Hmm,geriye pek birşey kalmadı herhalde?Birtek,arkadaşlarımla geçen anılarım kaldı.Mesela icc maceraları,bastion of twillight maceraları.ICC çok zevkliydi bir kere onu inkar edemem.Tabi,demonology speci daha zevkliydi benim için.Her çarşamba günü,raidlock resetlendiği anda hemen raide koyulurdum,giremezsem bir inatla kendim yola koyulurdum ama kendim o kadar başarılı olamazdım herhalde.Ama sanki,bir aptallık vardı bu durumda bile.Gerizekalılık.Bazen bu durumları yaşadığım için kendimi gerizekalı hissediyorum.Oysa ne kadar değişik geliyordu,insanların dalaranın archmage antonidas heykelinin altında görüşmeye çağırılması.Oldukça garip ve komikti aslında.Gidiyorsun,adam şöyle bir bakıyor,üstüne başına.Atından da hiç inmiyor.Bu tür adamların endamından hep hoşlanmışımdır.Zaten bu tür adamların genelde hepsinde birer tane heroic itemi oluyordu.Sonra bende bunları kıskanıp bir tane argent kısrağı almıştım,bundan sonra ben de ata binip orada öylece durup endamlı endamlı bekleyecektim.Sanki bok varmış gibi.Ama utgarde keep çok güzeldi,ateşli bir ortam.Orada çok zamanım geçti diğer karakterlerimle.Argent demişken,argent crusade dailyleri çok güzeldi,ya da bana öyle geliyordu.Taa ebesinin nikahına gönderirdi bazen ama,iyi olurdu,northrendi şöyle bir turlamış olurduk.Bir tanesinde,kurbağayı öperdik,prenses olurdu.Prenses mi?Hahahah.Acayip şeyler.Ama komik değil aslında.Hatta sıkılıyorum şimdi bunları anlatırken.Ama bunların komik olduğunu kabul etmek zorundaydım,kaçmak için.İşe yaradı mı?Evet çoğu zaman yaradı.Kurtuldum.Yaşamaktan kurtuldum.Bir de yaşayacak mıydım?Pehh.Zaman kaybı olarak da değerlendirmiyorum hayır.Zaman kaybından kasıt da nedir ki hem aslında?Ne kasdediliyor burada?



Bunun dışında sosyal hayatım da fena değildi,benim sevdiğim insanlar beni sevmediler,belki alay ettiler benimle,bunu bilemem.Ya da sevseler bile bu sevişlerini ben sevmedim,ya da o kadar sevmediler.Üzüldüm,o kadar üzüldüm ki kendimi öldürüyordum istemeden.Ne olduğunu anladığımda ise çok geç olmuştu,galiba ölecektim.Şoka girdim,gerçekten yok olmaya başladığımı hissediyordum artık,nefesim kesiliyordu ve ben nefes almayı istemedikçe ve denemedikçe nefes almıyordum,yaşamak istiyorsam kendimi nefes almaya zorlamalıydım,omurilikteki bir refleks sonucu olmamalıydı(nefes almak bir reflekstir).Sanırım omurilik felç olmuştu bir an,zaten yatakta yatıyordum,kaslarım garipti.Acayip birşekilde kasılıyorlardı,yataktan kalkamıyordum,bu çok zordu,sanırım yine omurilikle ilgili birşeydi,istemiyordum da sanırım kalkıp ne yapacaktım?Genel olarak hiçbirşey istemiyordum;müzik dinlemek,kitap okumak,yürümek.Şu ilginç histen kurtulmak istiyordum.Böyle hissetmek istemiyordum.Fakat nefes almadığım için de ölmek istemiyordum.Bu yüzden epey çaba sarfettim,hızlı hızlı nefes aldım bir süre kurtulmak için bu histen.Fakat nefes almayı bıraktıktan sonra yine sessizlik.Tekrar hava girmiyordu ciğerlerime ben istemediğim sürece.Böyle ölmek kötü olurdu.Ben de tekrar tekrar yaptım ta ki bundan kurtulana kadar.Fakat böyle kötü hissettiğim için mi istemsiz nefes alamıyordum bilmiyorum.Fakat birşeye çok üzülmüştüm.Bu beni kötü hissettirmişti.Pek birşey düşünemedim zaten,hızlı hızlı nefes alıp bırakıyordum,sonra bayılır gibi oluyordum.Fakat bu süre zarfında hiç nefes almıyordum.Sonra tekrar kendime geliyordum,korkuyla tekrar nefes almaya başlıyordum.Çünkü belli süre nefes almadığım için nefes nefese kalıyordum.Böyle epey bir devam etti sonra gerisini hatırlamıyorum sabah olmuş.Demek ki omurilik düzene girmişti,ya da belki en başından beri ben mi öyle sanmıştım bilmiyorum.Fakat o anda bütün bilgiler güvenilmezdi,omurilik bozulabilirdi,biyoloji saçmaydı,bütün bilgiler saçmaydı belki de.Belki akciğerlerim nefesi alıyordu ama ben akciğerlerimi hissetmiyordum,ben akciğerlerim değildim.Benim bildiğim şey nefes almazsam ölebileceğimdi.Neden nefes almadığım sorusu orada önemli değildi,ya da durduk yere nefes almadığı için ölen insan olmadığı bilgisi önemli değildi.Ben durduk yere nefes alamıyordum istemsiz nefes alma devre dışı olmuştu.Var mıydı böyle birşey?Belki nefes almamama o kadar takmayıp kendimi rahat bıraksaydım bir süre sonra oksijen yetersizliğinden bayılıp beyin ölümünden önceki 3 dakikalık evreye girebilirdim,fakat en basiti nefes almaktı.Garantiydi.Nefes alarak ölen bir insan olmadığına göre nefes almak for windi.Ben de nefes aldım.Zaten düşünemiyordum doğru düzgün en çok sevdiğim şeyleri bile sevmemeye başlamıştım.Kompleks düşünür isem yanlış karar verebilirdim panik yapabilirdim.Ben de sadece nefes aldım.Öyle bir fenalık gibi birşey geçiriyordum işte,panik atak türünden birşey olabileceğini düşünüyorum bunun.Ama artık geçti önemli değil.

Sevilmediğimi ya da yeterince sevilmediğimi anladıktan sonraki yaşadıklarımı pek önemli görmüyorum,o yüzden yazmıyorum.Hem saçmaydı tüm bunlar,sevmiyorlarsa onların sorunuydu benim değil.Buna üzülmek saçmaydı.Sadece onları sevmemiştim,ortam da sevmiştim ben.Sanatsal bir yerdi bence orası,yani büyük bir zamanımı geçirdiğim yerden bahsediyorum.

[(Buraları önceki bir ben yazmıştı,fakat çok güzel birşeyler olduğu için silmek istemedim :))sonra öyle kaldım onlar gidince bir süre daha sonra vazgeçtim.Ecevit moduna geçtim.Uçaksavar oldum,yeri geldi tanksavar oldum.Penceredeki ayaklara savaş açtım,geçmesinlerdi buradan.Max payne cilik oynadım,oradaki kolonun arkasına geçip saçma sapan hareketler yaptım,oha ne salak bir insanım ben.Ama yine de bazen seviyorum bu salaklığımı.Ama oranın karanlığında bile,sadece kendimin bildiği,kendi kendime sakladığım bir güzellik vardı,bunu onlara niye mal edeyim mi?Onlarla niye paylaşayım?O zamandaki hissettiklerimi,çok eskideki hissetiklerimle kıyaslayabiliyordum.Ama pek hatırlamıyorum bu 10.sınıf anılarını.Yeterince derinleşemiyorum,oysa en çok kayıp zamanım orada oldu.Hatırlayamıyorum oradakileri,ve en amatör hallerimdi o zamanlar.Mesela hiçbir şey düzenli değildi o zaman,herşey saçılmıştı ve bir kaos vardı.Ben de yoktum galiba,o kayıptan sonra yok olmuştum galiba,zaten gülümsemeler de yok olmuştu,geriye ben kalmıştı,onu da kapatmıştım ben herhalde,ya da devretmiştim.Beni daha içteki bene devretmiştim.İçimsiz bir ben,ya da çok içimli bir ben.Bunları da nereden öğrendim ben,bilmiyorum.Fakat,biraz arabesk bir hava vardı sanki.Bunun aşağı yukarı arkadaş çevremden kaynaklandığını hissediyorum.Ama olsun,başka çarem yok gibiydi.Aslında vardı,ama o zamanlar ben olmadığı için.Var mıydı yoksa?Vardı da göremedik mi?Vardı da kullanmadık mı?Sadece boşboş dolandık arka sıralarda,top filan oynadık,ama beyzbol topuyla.Off,utanç verici.Ama o kadar da utanç verici değil.Bu utanç vericilik genel olarak hayattan bezginliğimi kanıtlıyor aslında.Kendimi komple karantinaya almam gerekirdi aslında.Ama insan düşünemiyor ki,daha doğrusu,hep en iyisini istiyor.Karantinaya almak da bir çözüm mü ki ayrıca?Genç insanlarız sonuçta,bu duruma o zamandan düşebilirdim eğer böyle yapsaydım,ve yabancı bir ortamda boğulabilirdim de.Ama birşey olmadı işte,şimdiye kadar geldik.Ve o kalorifer peteği de hala duruyor orada bir yerlerde yerinde.Garip.Onca şey gördü yaşadı,onca kıç dayandı üstüne.Garip duygular gördü üzerinde,cesaretler gördü.Minimalizm.Ama o zamanki hislerimi hiç unutamam sanıyorum,bunun onların beni sapa sağlam çevirmiş olmasında payı var.Sadece kendim olsaydım belki bu kadar etkilemezdi,fakat işte ego.Her neyse,o kadar da önemli değildi o sene.Çoğu zaman hareketsiz geçmişti.Fakat bazen D. ve diğer D. çok eğlendirebilecek şeyler yapıyorlardı,deniyorlardı.Genel olarak birşey yapmasalar da bu arkadaşlarımdan çok hoşnuttum,her ne kadar bazen değiştirmeye çalışsalar da beni genel olarak sınıfımdaki herkesten çok hoşnuttum ve epey seviyordum çevremdeki bu insanları o zamanlar.Hepsinin ayrı ayrı eğlenceli yanları vardı yani,her birinin.Keşke her zaman bu şekilde olabilseydik.Arkadaşlarımın en çok bu zamanlardaki hallerini sevmiştim,çok doğallardı o zamanlar ne bileyim.Daha sonraları eskiye dayanarak birşeyler hissetmeye çalıştım fakat yapamadım,artık eskide yaşamıyorduk,2 sene öncesinde yaşamıyorduk,belki de çocuk değildik eskisi gibi.Eskiden olsa ağlayabilirdim garip kaçmazdı belki,karakterime çok zıt birşey olmazdı gibi geliyordu bana,zaten ağlamasam da dışarı vuruşum ağlıyordu,yine birşekilde tatmin oluyordum.Herneyse,iki sene sonrasındaki durumlarda ise,konuşacak takatim de yoktu eskisi gibi.Hiç kimse beni hatırlamıyor muydu,ya da sevmemiş miydi beni?Bilmiyorum.Şu anda bu 2 sene sonrasındaki durumu da hatırlamıyorum.Fakat epey değişmişti birşeyler.Suçlayamazdım ki.Ben kendimi dışarı vurmadığımı,vuramadığımı düşünüyordum,ve hatta gerçekten öyleydi de bu yüzden suçlayamazdım ve mızmızlanamazdım ilgi isteyemezdim.Kendimi aptal hissediyorum.Ama bu arkadaşlar da o zamana göre değişmişlerdi yani,nasıl bir anda yapabilirdim ki bunu?Eski zamanları hatırlamayı kimse sevmezdi bence,bu yüzden denemedim bunu.Bundan başka da birşey gelmiyordu aklıma.Bu yüzden olmadı öyle buzlar kaldı aramızda.En azından benim tarafımda öyle.Çünkü bu arkadaşlarımın benim hakkımda ne düşündüğünü ne hissettiğini pek bilmiyorum,yeterince bilmiyorum.Tek tek,bireysel olarak da bunu onlarla bireysel yakınlaşarak da yapamadım,önceden olsa yapardım.Ben de farklıydım artık,aslında değildim de kendimi öyle olduğuma inandırmıştım.Neyden farklı?Öncekinden?Önceleri ne istiyordum da şimdi istemiyordum?Her ne kadar sevmiş olduysam da bazı arkadaşlarımı öncelikle bunu sormalıydım kendi kendimi düzeltmeliydim.Mutlu değildim öncelikle.Önceden nasıl mutluydum ki?Önceden hiç korkmuyordum cinsiyet falan filan hiç umrumda değildi bana ilgi duyulduğu zaman aynı şekilde karşılık gösterebilirdim.Çünkü o zamanlar seviliyordum da,ailem her ne kadar abim hakkında sürekli kötüleme yapsa da onu bile seviyordu sevdiğini hissettiriyordu ona.Kötülemeyle seviyorlardı.Bu ona benim böyle anlattığım gibi iyi hissettirmemiştir muhtemelen,ama bana masumca geliyor tabi.Çünkü ben abim değilim,abim kötüleniyordu.Ama abim yine de bana iyi davranıyordu,hep iyi davranmıştı gerçi ama mutlu olduğu belliydi hayatında.Kız arkadaşı da vardı ve son derece zararsız bir ilişkiydi aralarındaki,yani benim gördüğüm kadarıyla.Fazlalıklar olduğu zaman herhalde aralarında anlaşırlardı.Gerçi benim bu mutluluktan mutlu olmam garip şey ama,kız arkadaşını ben de tanıyordum,ben de çok sevmiştim bu arkadaşını.Kardeşi de vardı ve kedisi de vardı,zaman zaman gelirlerdi,hayatımıza bir renk gelmişti sanki.İlgi duyula duyula,ilgiye duyarlanmıştım,ilgi duymayı da öğrenmiştim bir şekilde ya da ilgiye karşılık vermeyi.

Üstelik sanat da vardı,3.kat oldukça sanatsal bir biçimde döşenmişti,abimin bu zevki çok hoştu ve spot ışıklandırmaları ve bunların sarı olması da ayrı hoştu.Canım sıkıldığında iniyordum,konuşabiliyordum kız arkadaşıyla veya kediyle oynuyordum.

Uzun lafın kısası,böyle bir geçmişin eşliğinde,böyle bir geçmişten fazla bir zaman geçmeden bu arkadaşlarımı tanımıştım.Çok sevmiştim onları o zamanlar.Fakat kendimi sevmeyi bir türlü öğrenemedim,kendimin tam ne istediğini öğrenmeyi bir türlü öğrenemedim.Hep gizledim erteledim kendimi.Fakat bunca sevdiğim arkadaşlarımdan ayrılmayı istememiştim ben.Hepsini birden seviyordum,fakat artık sanırım daha bireysel bir çeşit sevgi istiyorlardı,bunu da ifade etmedim onlara hiç ama orta yerde ifade etmem de aşırı geliyordu bana,utanırdım ben.Belki de bunu ifade etmeye utandığım için böyle bir bahaneye sığındım.Ama sorarlardı birşeyler,niye,neden,nasıl?Bu zamana kadar neden birşey anlamadık?Anlatmadın?Yani sorabilirlerdi.Ben böyle istiyordum,böyle seviyordum ben.Onları sevdiğime inanmayabilirlerdi.Kısaca çok üstüme gelebilirlerdi.Üzebilirlerdi.Belki sevilmek istemiyorlardı,ehh ne yapılabilirdi ki savuşturmak gerekirdi belki de en azından böyle birşey yapabilirlerdi.Onların tercihi böyle birşey olabilirdi bu beni ilgilendirmezdi.Ben sadece,bunca yaşanılan şeyin ardından biraz hatırlanmak ve hatırlamak,hatırlatmak isterdim,tabi onlar böyle yapmak istemiyorlarsa kendi seçimleri olurdu.Yine en başta dediğim gibi,herşeye rağmen,eğer bunlar yaşanılsaydı bile ayrılmak istemezdim onlarla,ama görünüşe göre ayrılmak vardı sürekli,sürekli birşeyler birtakım insanlar ayrılıyorlardı.Üzücüydü ama birşey yapılamazdı herhalde.Ağlanılabilirdi,susmadan ağlanılabilirdi.Fakat en azından hatırlanarak ve hatırlayarak bu ayrılığın acısını biraz daha azaltacak birşeyler yaşamak isterdim bu arkadaşlarımla.Aslında söylediğimden daha farklı şeyler bu bahsettiğim,yani ne bileyim,10.sınıfta bir kere buluşmuştuk,aptal aptal gülümsemiştim sağa sola ama yine de çok eğlenmiştim bu arkadaşlarımla,zaten ben böyle eğleniyordum yani genel olarak sevdiğim arkadaşlarımla bir yerden bir yere yürümek bile zevkli olabiliyordu yeri gelince.Öyle maceralar yaşayabilirdik belki ama onlar zevk almayabilirdi bu maceralardan.Onlar zevk almayacaksa tutamazdım ya onları,nasıl yaşıyorlarsa yaşamak istiyorlarsa öyle yaşarlar.Keşke böyle ayrılıklar olmasa hayatta.Ayrılıkların sadece tarafların biri istediği zaman olması şeklinde düzenlense hayat.Bu gerçekten cennet gibi birşey olurdu benim için en azından.Yani o zamanki hayatımdan epey hoşnuttum.Kalabalık bu yaşam stilini seviyordum.Bu kalabalıktan mutlu oluyordum,önceden beri tanıdığım,sevdiğim bu insanlarla beraberdim işte daha ne olsun.O zamanlar,onlar tarafından bazı sevgi gösterileri olarak değerlendirdiğim bazı davranışları birbirlerine yapmaları benim zoruma gidiyordu.Ne bileyim,ben buraya komple yabancıydım,yani onlar birbirlerini muhtemelen daha uzun süredir tanıyorlardı,birbirlerini daha çok seviyorlardı fakat ben öyle değildim,ben çok yeniydim burada.Bilmiyorum belki alakası yoktur,fakat kompleks yaptım kimse beni sevmiyor diye düşünerekten.Burada belki çizgilerin ayrıldığını görmem gerekirdi ve kendi hayatıma şekil vermem gerekirdi.Ama yapamadım sürekli üzüldüm,üzdüm kendimi.Ne için?Bilmiyorum.Yani ben bana ilgi veya sevgi duyulmasından hoşlanırdım önceden,ama bu anlattığım zamanda geçen zamandan daha öncesinde.Eskiden ne kadar sevdiğimi hatırladım ve şimdi ne kadar bu tür şeylerden uzak olduğumu hatırladım.Üzücü bir durum oldu bu benim için genel olarak.Kimse beni sevmiyordu,en azından üzülebileceğimi düşünmüyordu kimse,genel olarak kimse düşünmüyordu zaten beni,o zaman böyle düşünüyordum.Ama bu da kendi sorunlarıydı,bununla ilgili tekrar düşünmemin manası yoktu ki,beni sevip sevmemeleri yani,zira bu sevgi gösterisi genelde çok içten oluyordu bence ve bu durum içinden gelmeden yapılamazdı başka birine,sevilmeyen birine.Her neyse,bu durum olduğunda uzaklaşmalıydım.Fakat o anda aklıma gelmiyordu ki bunca şey.Seviyordum onları,ama ne bileyim bana da birazcık ilgi fena olmazdı,hiç mi birşey hissedilmiyordum acaba?Bu belki benim hatam olabilirdi.Yani birşey hissetmek,ve hissettirmek.Zaten çoğu zaman birşeyler hissederdim fakat kötü şeyler hissettiğimden bunları yansıtmazdım.Bunları nasıl yokedeceğimi de bilemezdim.Şu anki halimle bu konuda daha iyiyim.Cinsiyetçi bir insan değildim ki hiç yani niye böyle oluyordu?Birşeyler oluyordu.Üzülüyordum bunlara fakat elimden ne gelir?Öyle böyle kendimi pek ifade edemediğimden mi olsa gerek bu duruma bir sonuç getiremedim.Yani beni sevip sevmemeleri vesaire.Tek tek sormak lazım.Beni seviyorsunuz mu?Ayıp mı?Hee ayıp mı ulan?ULAN??????!?!?Kendimi sarı sülo videosundaki Hamza gibi hissediyorum."Destekleyin beni,destek istiyorum sizden!".Sonuç olarak,bazen insanın sevgiye ihtiyacı oluyor ne bileyim,ama benimki çoğu zaman şımarıklıktı.Ama bazen de gerçekten sevilmek istedim,yalan mı?Ama çok az oldu bu,kendi hayatımı kendi düşüncelerimi kendi hislerimi yaşasaydım belki hangisi gerçek hangisi değil anlardım.Ehh ama kim uğraşacak değil mi başkaları gibi yaşarken?Mesela online oyunlardaki Dead Space deki Isaac gibi yaşamak onun gibi hissetmek düşünmek varken kendim gibi yaşamak düşünmek?Ya da mesela Doom 3 deki Imp ler gibi hissetmek vesaire?Epey korkuyorum ben bu implerden şimdi bile korkarım yani.Doom 2 deki impler filan karınca kalır bunların yanında.Çok korkutucu yapmışlar ailesini çok sevdiklerim,gerçekten çok seviyorum id software ekibi çok iyi işler başarıyor,hatta cyberdemon odasına girmeden evvelki yandaki odada kendilerine ait bir mesaj bırakmaları filan çok hoş.Impler çok korkunç,çooook.Altıma sıçıyordum ama yine de oynuyordum.Spawning efektleri inanılmaz korkkunçtu.Çok kaslı görünüyorlardı ve heybetli,ve üstelik çok geometrik.Kollarını iki yana açmış şekilde birden bir spawn oluyorlardı.Spawn olduklarında sanki herşeyi biliyorlarmış gibi bir halleri oluyordu.Hemen başlıyorlardı var güçleriyle fireball atmaya.Çok çirkin ve korkunç fireball atışları vardı,korkutuyordu bu bile beni.Fireball atarken ileri gelebiliyorlardı ve daha da korkuncu fireball attıktan sonra bana doğru sıçrayabiliyorlardı yine çok korkunç bir biçimde.Tam önümde bitiyorlardı daha ben ne olduğunu anlayamadan ve benden de uzunlardı zaten,dövüyorlardı beni.Tek vuruşta da ölmüyorlardı,geri tepmiyorlardı sadece canları azalıyordu fakat vurmaya devam ediyorlardı vurulduklarında.Tam bir belaydı kısacası.Fakat oyun genel olarak bende devam etme isteği uyandırıyordu.Hele hellknightlar?Aboov.Ama daha sonraları,pompalı tüfeği düzgün ve isabetli birşekilde kullanmayı öğrenince bunların o kadar büyük sorunlar olmadığını gördüm,ben de pompalı tüfekle implere tek atmaya başladım,arada tek atamayınca bir iki çizik aldım ama olsun :D.Genel olarak birşekilde mutlu olmaya çalıştım hep.Korkarak mutlu olmak kötü oluyor bunu bir daha denemek istemiyorum.Artık korkmak istemiyorum.Sanıyorum anlatmak istediklerim bu kadar şimdilik.





Not:Yazının büyük kısmı sonradan editlendi.Edit yapıldığı zaman 08.03.2015,02:51 Gece
(Buraları önceki bir ben yazmıştı,fakat çok güzel birşeyler olduğu için silmek istemedim :))]

Fakat işte buradaki yazdıklarımı silemedim.Benim için çok güzel şeyler ifade ediyorlar.Benim hayatımda güzel bulduğum pek fazla yazar yok ki tutayım onların romanlarındaki belli kısımları güzel bulduğumdan buraya böyle yazayım.Birisi tutup sevdiği bir yazarın bir yazısını içinde geçen kişilerin özel hayatlarına saldırıp saldırmadığına aldırmadan o yazıyı paylaşabilir.Tutup da o içinde geçen kişiler bu yazıyı paylaşan kişiyi suçlayabilirler mi?Hayır.Sevilen bu yazarı suçlayabilirler böyle kendi özel hayatlarını teşhir eden birşeyi paylaştıkları için.Ama benim böyle sevdiğim bir yazarım yok.Bu yazdığım şeyler benim için çok güzel şeyler ifade ediyorlar,fakat bunları kendimin yazdığını da kabul etmiyorum,başkasının da o şekilde kabul etmesini kabul etmiyorum.Benim eski bir halim diyelim.Kendimin eski halini seviyorum.Bu bakımdan,benim eski halim benim en sevdiğim yazar.Yine kendi içimden,kendimden başka sevdiğim kimsem yok.