29.12.2015, Salı
Bugün psikiyatriste gidecektim. O yüzden hafiften erken kalma isteği vardı içimde. Geceden uyumuştum rahatça ve sabah 6:30 gibi kalktım. Oda arkadaşım her zamanki pozisyonda uyuya kalmıştı. Bilgisayarı da açıktı. Neyse, ben de aşağıya indim biraz pineklemek için randevu saatine kadar. Psikiyatri randevusu işte. Yalnız bir sorun vardı, saat 10 da mıydı 11 de miydi hatırlayamıyordum. Biraz daha zaman geçsin, 8-9 gibi olsun, bir arayıp sorduracaktım. Bu zamana kadar aşağı inip zdaemon oynadım. CTF oyununda toplanmıştı yine her zamanki tayfa. Çok kafa adamlardı. Durmadan laf çarpıyordum, noob sensin falan filan. Rus filan gelince cyka blyat diyordum bazen ffa haritalarında, gerçi bunu bir kez yaptım. Onlar da yes dediler. 2 kişiydiler, cyka blyat dediğimde yes dediler. Biraz saçma bir andı. Boşver dedim ve frag almaya devam ettim.
Neyse, ctf attım 8 e kadar filan. Sonra kahvaltı yaptım yukarı çıkıp fişimi aldıktan sonra. Tekrar odaya geldim. 2 oda arkadaşım da uyuyordu ve uyanmak üzerelerdi, banyo yapacaktım ama görünüşe göre tuvalete filan kalkarlardı şimdi, bu yüzden bekleseydim onları daha iyiydi. Bekledim ve ondan sonra banyo yaptım.
Sonra çıktım ve saat 10 olmuştu. Eğer randevu saat 10 daysa yanmıştı şu anda. Rus ruleti oynuyordum resmen randevuyla. %50-%50. Dişlerimi fırçalayıp ve ipleyip attım kendimi dışarı. Psikiyatriden sonra bir de derse girecektim. Bakalım ne olacaktı. Acaba psikiyatri doktoru ya da her ne ise, sanırım psikiyatrist deniyor, işte o, bana ilaç mı dayayacak acaba komple? Bakalım ne olacaktı.
Durakta otobüse yaklaştım ve sordum, hastaneye gidiyor musunuz diye. Gidiyormuş. Bindim. Yine hınca hınç doluydu. Sonra hastanedeydim. Psikiyatri bölümünü sordum ve oraya çıktım. 4-5 dakika da geç kalmıştım zaten. Ama neyse, problem olmazdı herhalde.
Çıktım oraya, veznedeki kadınlarla konuştum. Kadınlardan biri video izliyordu, gülüyordu bir yandan da. Yanındaki diğer kadın da benim işlemimi yaparken yapamamıştı bir şeyi, yanındaki videoya gülen kadın dönüp baktı ve yaptı o yapamadığı işi. Demek ki bazen işten kaytaran gibi görünen kişi de çok iyi olabiliyor. Ya da çok abartıyorum belki. Aman ya, çok düşünüyorum. Zühtür et yahu. Zühtür.
Ondan sonra bir kadın geldi, sanırım doktordu yine. Veznenin arka tarafındaki camın orada durdu, elinde çay bardağı vardı genişçe. Orada durup veznedeki kadınlarla konuşuyordu. Bir süre sonra veznedeki kadınlar dışarıdaki polisleri gördü, ve onların neden geldiklerini sormaya başladı diğerlerine. Ben de o tarafa baktım.
Polisler vardı. Ben herhalde bir tutukluyu getirdiler de muayene ettiriyorlar, ya da intihara filan kalkıştı, ondan dolayı getirdiler diye düşünüyordum. Ama o zaman, jandarma getiriyor olmaz mıydı tutukluyu? Bilmiyordum tam. Bunu ifade etmek istemiştim oradaki kadınlara ama sonradan benim meselem olmadığını düşünüp vazgeçtim. Kendi aralarında sohbet ediyorlardı işte, neden karışacaktım ki?
Zaten bir süre sonra sıram da gelmişti. Ama zar zor. Benden bir önce giren yaşlı bir adam vardı, tekerlekli sandalyeyle girmişti içeri ve şimdi sanırım oğlu olan biri tarafından çıkarılıyordu dışarı. Tam çıkacaklardı ki, sanırım doktor son bir şeyler söylüyordu oğluna, eşiğin yarısında öylece durdular, oğlu ve yaşlı adam tekerlekli sandalyeyle. Yaşlı adam boş gözlerle bana bakıyordu. Ben de baktım öyle. Sanırım göz kasları güçsüz olduğu için öyle birden çeviremiyordu. Neyse dedim. Ben de biraz uzaklara baktım öyle. Bir de yaşlı bir kadın daha vardı, sanırım o da yaşlı adamın karısıydı. Aman ya neyse ne. Ben yazar mıyım ulan? Ne diye bu sıkıcı detayları yazıyorum böyle ağzımı seveyim? Neyse ney. Sonra çıkıp gittiler. Sonra ben girdim bir şekilde içeri. Kadın vardı, iyi, kadınlara daha iyi derdimi anlatıyordum. Derdimi anlattım epey. Mutsuzum dedim, depresyonda olduğumu düşünüyorum dedim. Sevdiğim şeyleri yaptığım zaman mutlu olamıyorum dedim. Epey konuştum, o da psikiyatristten düşünmediğim derecede dinledi beni, hemen ilaç yazmadı.
Bana şunu tavsiye etti sonuç olarak, bir grup hobisi bulmamı. Ben ona demiştim ki, depresyona girdim. Mutsuzum. O da bana bunun sebeplerini sormuştu, sebepleri var mı demişti. Ben de tiyatroya katıldığımı, fakat yakın zaman önce birtakım tartışmalar yüzünden ayrıldığımı söyledim. Üstelik kız arkadaşımdan da ayrılmıştım. Onu da anlattım. Tabi başka şeyler de sordu, hem de çok. Hiç çok aşırı mutlu olduğun zamanlar, çok aşırı konuşkanlık hissettiğin zamanlar oldu mu dedi bana. Evet dedim. Peki hiç kendine zarar verme girişiminde bulundun mu dedi. Ben de kısmen evet dedim. Öyle dedim galiba tam hatırlamıyorum. Bir keresinde panik atak benzeri bir kriz gibi bir şey geçirmiştim, onu anlattım. Vücudumun nasıl kasıldığını, nasıl bayılıp tekrar ayıldığımı ve sürekli bayılıp ayıldığımı. Dinledi beni bayağı. Sonra okuma obsesyonlarımı anlattım. Yürürken yaşadığım obsesyonlarımı daha sonra anlattım. Ama ilk kapı kilitleme, daha doğrusu dolap kitleme olayını anlattım pardon. Dolap kilidini kilitlediğim halde sürekli geri dönüp kontrol edesim geliyordu. Ha dolap ha kapı ne farkeder. Ama ben kapı dedim işte. Yalan sayılır mı? Bilmem. Ama bu konudan daha fazla bahsetmek istemiyorum. Hayır bahsetmek istiyorum. Neden? Çünkü bu da bir obsesyon. Amına koyayım obsesyon! Siktir git obsesyon! Ya da takıntı her ne boksa. Ananı avradını... Pezevenk. Bıktırdın beni la yeter bırak biraz mutlu olayım piç. Yazınca ne olacak ulan?
Her neyse, belki sonra döner yazarım bunu. Bana dedi işte, grup hobisi bulmamı. Fotoğrafçılık kulübü gibi, tek başıma yapmayacağım, grup halinde yapacağım bir hobi işte.
Ve de kız arkadaş bulmamı istedi, daha doğrusu istemedi. Tam olarak şöyle dedi, bir kız arkadaş bulursan sorunlarının çoğunun çözüleceğini düşünüyorum dedi. Tamamdı, mesaj alınmıştı.
Neyse oradan çıktım. Arkadaşlarıma bununla ilgili brifing verdim, bilgi verdim yani. Kız arkadaş konusunu da ayriyeten vurguladım. Kız arkadaş bulun bana, ona göre, diye tembihledim. Yoh canım yapmadım öyle bir şey. Yaptım mı? Yoh daha neler. Neyse ne.
Sonra okula gittim dersim olduğu için. Derse bir bir buçuk saat vardı, ilk bakışta tanıyamadığım bir arkadaşımla sohbet etmeye başladım. Bir sınıfın içinde gördüm, tanıyamadım. Tekrar geri geldim ve baktım, bu sefer tanımıştım. Epey sohbet ettik. ona da bu psikiyatrist olayını anlattım. Al işte, görmemişler gibi herkese de anlatıyorum. Ona da sürekli depresyondayım filan dedim, gıcık oldu bana. Önceden de gıcık oluyormuş zaten bana, ama ben sevmiştim iyi kızdı. Geyik yapıyorduk ne güzel. Sürekli depresif olmamla dalga geçiyordu. "Sen şimdi depresyonda mısın? Ne depresyonu ya nerden çıktı bu hahah." diyordu. Ailenin yanında olmasından bahsediyordu. Tanrı'dan bahsediyordu. Ama ben insanın yalnız olmaması gerektiğini savunuyordum bu kadar. İnsan yalnız kalmamalıydı çok. Bu doğru bir şey değildi. En basiti, her şeyi kendimiz üretmiyorduk ve üretemediğimiz şeyler için diğer insanlara başvuruyorduk. Eğer asosyal olsaydık bunu yapmada da zorlanırdık çok. Bu bizi insanlardan soğuturdu. Ben böyle düşünüyordum.
Neyse, bana gıcık olduğunu da söylemişti bir aralar, laf arasında. Benim için "söyleyeceğini söylese de gitse bir an önce." diye düşünüyormuş o anlarda. Güldüm ama biraz da üzüldüm. O zaman söyleyebilirdi. Gerçi söylemek zorunda değildi ya. Ben zorlamamıştım onu.
Fazla da umursamadım, ama üzüldüm biraz işte. Sonrasında derse girdim zaten, derse girmeden önce de bir arkadaşımla konuştum. Sonra derse girdik. Bir şeyler bir şeyler...
Dersten çıktım, sonra yine arkadaşımla konuştum. Sonrasında biraz kütüphanede vakit geçirdim. Kütüphanede tiyatrodan bir tanıdıkla rast geldim. İlk başta konuşmadık ama sonradan telefonumu unutunca kütüphaneden çıktığımda, tekrar koşa koşa geri geldiğimde karşılaştık. Hayvan gibi soluyordum. Sonra sohbet ettik zaten. Ama ben hala hayvan gibi soluyordum ve hala sohbet etmeye çalışıyordum bu halde bile. Neyse, sonrasında konuşacak bir şey bulamadım ve ayrıldım oradan bir süre sonra.
Sonrası malum, eve git, yemek ye, uyu falan filan. Sonra kalk, sonra yine uyu. Oda arkadaşları konuşmaları....
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder