18 Aralık 2015 Cuma

Günlük 04.12.2015
Bugün sabah geniş geniş kalktım. Dün akşam grup sözcüsü mesaj atmıştı tiyatroyla ilgili. Ben gelmiyordum tiyatroya, hala niye mesaj atıyordu ki? Hiç. Neyse, kahvaltıya indim. Param da yoktu pek. Hesaplı bir biçimde aldım alacaklarımı. Tam 2.50 liraya denk getirdim galiba, ya da 10-20 kuruş eksik çıktı, önemli değil o kadarı da. Sonra yedim onları. Kızartma güzeldi. Seviyorum bu kızartmayı. Kilo aldırtacak bana ama, hadi bakalım. Süt ve ekmek getirmiştim. Kakaolu fındık kreması da vardı. Ekmeğe sürdüm. Kakao nun öksürüğe iyi geldiği yazıyordu bir yerde. Boğazım da ağrıyordu. Ona da iyi gelirdi herhalde. İyi geldi herhalde ama emin değilim. Akşamdan dişlerimi fırçalamadığımdan sanıyorum, o bölgedeki mikroorganizmalardan dolayı oluyor bu ağrı. Bilmiyorum.


Neyse, yemeği yedim. Kalktım sonra. Bu arada, fişi de akşam yemeği fişi getirmişim. Onu geri götürecektim. Ablayı zar zor ikna etmiştim hemen götürüp getirmemek için. Zaten kahvaltıya inerken o dünkü tartıştığım güvenlikçi var mı diye bakmıştım, yoktu. Akşam vardı işi ama bugün yoktu herhalde. Vardiya sistemi işte klasik. Aman olmasın. Bundan sonra kimseyle merhaba bile demem. Kimseyle! Bir şey diyorsun bin dolar borçlu çıkıyorsun. Benim artık gücüm kalmadı bu tür durumlara karşı. Kimseyle sıkı fıkı olmam, kimseden de zarar görmem. Eskisi gibi. Bir şey diyen olursa da umursamam. Kitap okurum, kendimi geliştiririm.


Neyse, çok sinirlenmeyeyim. Yukarı çıktım, maden suyu açtım bir tane ve bu arada akşam yemeği fişini bırakıp kahvaltı fişini aldım. Maden suyunu içerek aşağıya, yemekhaneye gidiyordum. Gittim verdim fişi ve geri döndüm. Biraz yürüyüş yapmak için giyindim ve çıktım dışarı. Ohh, mis gibi hava var. Tam teçhizatla çıktım dışarı, kulak tıkacımı bile takmıştım. Ne güzel! Yürüdüm öyle fütursuzca. Okb gibimsi o hastalıktan, takıntıdan da kurtulmuştum birazcık. Durmadan sağa sola, yere bakmıyordum tekrar tekrar. Kurtulacağım ama bu durumdan. Aslında bunun sebebi biraz da yürüyüşten sıkılmamdan dolayı. Burası çok sıkıcı bir yer. Sıkılıyorum burada yürürken. Ama Kadıköy öyle mi? Ahh Kadıköy. Ben çok özledim Kadıköy'ü.


Yürüdüm geldim, taa Merkez'e kadar gitmiştim. Merkez'e yaklaşık 8 dakikada gidiyordum hızlı tempoda. Fakat kahvaltıyı yeni yaptığım için o kadar hızlı yürümedim. Sanıyorum bi 12 dakika sürmüştür Merkez'e gidişim. Gelişim de aynı ise, yaklaşık 25 dakika yürümüş oluyorum. Güzel bence. Sakız da çiğnedim bu arada. Ama galiba dişlerimi fırçalamadım kahvaltıdan sonra. Hatırlamıyorum.


Yurda geldikten sonra age of mythology oynadım. 2 ye karşı 4 oynadım hem de. Çok hardcore! Yenildim maalesef. Bir süre sonra altın bitiyor haritada. Marketleri iyi koruyup kollamak gerekiyor. Ya da sadece farma ya da sadece odun kesmeye yönlendirip, marketten yiyeceğe karşılık altın almak gerekiyor. Zor iş, çok zor. O CANADA yazıp yendim ama, gerçekte yenildim. Yenilmiyor. Bir de çok fazla mouse click yapmak gerekiyor. Bunaltıcı. Bu arada epey de zaman geçmişti. Saat 18:00 olmuştu. Tiyatroya gitse miydim? Bilmiyorum.
Açıkçası, oradaki bir kızı görmek istemiyordum. Hiç sevmiyordum. Ukala kızın tekiydi. Ama tiyatroya da gitmek istiyordum. Severdim tiyatroyu. Ama ya bilet alırken kötü bir şey derse diye korkuyordum. Biletleri o satıyormuş. Ben de bir annemle konuşayım bari dedim, cebimde param yoktu çünkü. 10 liraydı biletler. Para çekse miydim onu soracaktım anneme. Konuştum annemle. Biraz itiraz etse de nihayet ikna ettim ve çektim para okula gidince sonradan. Hem de cesaretlenmiştim biraz annemle konuşunca. Annemle konuştuktan sonra, hazırlandım. Saat 20:30 daydı oyun. Ben hazırlanırken de sanıyorum saat 19:40 civarlarıydı. Çıktım dışarı tam teçhizatlı, yine. Kulak tıkaçlarım da hazırdı. Kulak tıkaçlarımı bilet alana kadar çıkarmayacaktım. O kızın çirkin sesini de pek duymazdım en azından alırken. Sinirlendiriyor beni, umarım sinirlendirecek bir şey de yapmazdı.

O değil de, bambaşka bir kıyafetle gidiyordum oraya. Belki tanımazlardı bile beni. Beremi de iyice çektiydim. Asla tanınmam herhalde bu şekilde. Montum bile farklı her zamankinden. Yalnız yalnız izlerim, çok fantastik ya. Ehehe. Böyle düşünüyordum otobüste giderken, pardon, minibüs.

Sonra okula vardım. Bankamatiklere yöneldim. Ziraat atm si çalışmıyordu. Tam ziraat atm sinde dururken bir kız gördüm. O kızdı yine. IYY. Umarım tanımamıştır. Ben de ona karşı döndüm, durdum. Herhangi bir teması engellemek istiyordum. Öyle bekledim biraz. O ve birisi, sanıyorum yakın arkadaşı veya sevgilisi de olabilir, iş bankası atm sine yönelmişlerdi, sonradan yandaki bank asya atmsine geçtiler. Etraf karanlıktı. Ben de iş bankası atmsine geçtim. Oradan çektim 30 lira para, 6 lira da farklı bankamatik olduğundan işlem ücreti çekmişti.

Uzatmayayım. Sonra tiyatronun oynandığı yere gittim. Sinsi sinsi bakarak tanınmamayı amaçlıyordum. Yani, ne bileyim, tanınmamayı istiyordum. Yalnız olmayı istiyordum.

Merdivenden inerken grup sözcüsü ve yine tiyatrodan başka bir arkadaşı gördüm, yanımdan indiler. Sanıyorum tanımadılar beni. Heheheh. I am stealth bitcheeezz. IMA STALKER; ŞTALKER BİTCHEEEEEEEZ.

Merdivenden inince biraz etrafta dolaştım. Konuşan 2 kıza biletlerin nereden alındığını sordum kibar bir şekilde, ama sanıyorum kulağımda tıkaç da olduğundan, duymadılar beni. Kulağımda tıkaç varken konuşunca, kendi sesimin az ya da çok çıktığını anlayamıyorum. Çok çıktığını sanıyorum ama meğerse çok az çıkıyor. 2 kişiye daha sordum, yine aynı durum oldu mesela. Neyse dedim. Bu arada, insanlar yerleşmeye başlamışlardı. Kapı açılmıştı, dünkü gibi olmamıştı.

Fakat benim biletim bile yoktu. Köşede bir yerde masa vardı, masanın başında bir kız duruyordu. Oraya gittim bilet olayını sormak için. Diğer kişilere de bilet nereden alıyoruz diye sormuştum ama duymamışlardı beni muhtemelen. Ama bu kız duydu beni. Bilet yoktu fakat şöyleydi, bir kağıt vardı koltuk numaraları yazılı. Turuncu kalemle de dolan koltukları silmişlerdi. Bir yer seçince turuncu kalemle işaretleyecekti sanıyorum. Tamam, ben de 10 liraydı değil mi diye sordum. Tiyatro grubundan mısınız dedi, ben de yakın zamanda tiyatro grubundan çıktığım için birazcık gururla, hayır değilim dedim. O da, tiyatro grubundakilere 10 lira dedi, normalde 20 liraymış. Hmm. Ben daha önce tiyatro grubundaydım ama çıktım sonradan gibi bir şey dedim, ama çok da önemsemedim bu dediğimi. Çıkmıştım sonuçta, artık tiyatro grubundan sayılmazdım. Neyse, dedim ve döndüm arkamı. Sonra tuvalete gittim ve geldim. Tekrar geldiğimde, tamam alıyorum 20 liraya dedim. O sırada yine o kız geldi, ıyk. Tamam o bizden gibi bir şey dedi. Bana bakıyordu. Nereden tanınmıştım ki? Hay anasını ya. Bir şey diyecek mi acaba gıcık edici diye sert sert bakıyordum gözünün içine. Bir şey demedi. Fazla da kurcalamak istemedim. 20 lira vermiştim, bozmaya uğraşıyordu. Bu sırada ben de cebimden 10 lira çıkarttım, bunu alın, 20 liği verin dedim. Elinde paraları saymaya uğraşırken hemen bırakıp 10 luğu aldı ve 20 liği geri verdi. Ben de bir şey söylemek istemedim. Sevmediğim kız, M numaraları koltuklara geçeceksin, dedi. Ben de kağıda baktım, M numaraları koltuklara baktım. Geçtim oraya hemen. Gerçi M mi demişti yoksa N mi demişti bilmiyordum. Öncesinde d-29 nolu koltuğu alacaktım. Ama neyse, çok zaruri değil.
Sonra oyunu izlemek üzere koltuklara geçtim. Salona girdikten hemen sonra beremi, eldivenlerimi ve kulak tıkacımı çıkarttım, ufak poşedine koydum. Sonra bir yere geçtim, ama sonra su da almak gerektiğini farkettim. Gittim su aldım geldim, eşyalarımı da bıraktım oraya. Tekrar yerime geldiğimde, yerim kapılmıştı ama montum düzgün bir biçimde başka bir koltuğa sevk edilmişti, eşyalarım da. Ben de oturdum. Önümde grup sözcümüz vardı. Bir süre sonra döndü ve "Tiyatroya neden gelmiyorsun hiç Emre?" dedi. Ben de bir şeyler geveledim. Birtakım sorunlar oldu, dedim. O da anlat bakalım nelerdi onlar dedi. Uzun hikaye deyip geçiştirdim, bu sefer whatsapp grubundaki olaylardan dolayı mı dedi. Ben de biraz geveleyerek, evet biraz onların da etkisi var dedim. O da boşver sen alınma gel tiyatroya dedi. Ben alınırım dedim kararlı bir şekilde. O da sen gel diye bir şey söyledi yine. Mutlu olmuştum. Ama o kıza da de sinirlenmiştim tekrar. Dalga geçiyordu benimle sanıyorum. O farklı konuşuyordu şimdi grup sözcüsü farklı konuşuyordu.
Neyse, oyunu izledim ondan sonra da. Sonra çıktım direk, tuvalete gittim ve minibüse binip yurda geldim. Bu arada, yemeğimi yemiştim zaten yurttan çıkmadan evvel. Patates yemeği ile köfte, ve sütlaç almıştım fırında kızartılmış, üstünün bazı yerleri siyah siyah kızarmış olanından bir tane. Sabahleyin kahvaltı fişi sanarak kopardığım akşam yemeği fişini almıştım direk, kağıttan koparmaya zahmet etmeden. 5 saniye kazanmıştım. Ama aslında toplamda yine 2 kere kağıt kopardığım için vakit kazandığım yoktu. Sadece anlık bir mesele, ama toplamda o gün içinde bakarsak her gün 2 kez kağıt koparmak durumundayım sonuçta. Ama yine de o an daha erken ayrıldım odadan, iyi oldu.
Öyle işte, yemek yemiştim. Yemeklerin çeşitlerine baktığımız o tahtayı incelerken, ve sonrasında yemeklerin dizildiği masaya gelirken, teyze beni izliyordu. Ne istiyorsun yavrum demişti masaya geldiğimde de sevecen bir şekilde. Çorba almamı beklemişti ama ben çorba almamıştım. Ters köşe yaptım teyzeyi xdxdxdxd. Teyze bozuldu, bozuldu gibi oldu yani. Ay çok canım teyzem. Neyse işte, köfteyi aldım, sütlacı da aldım. Sonra kasaya geldim. 25 kuruşum kalmıştı. Ekmek alabilirsin bir tane dedi kasiyer. Ben ekmek yemiyorum dedim akşamları. Sen bilirsin dedi galiba. Bari ayran alayım dedim, 70 kuruştu galiba. Ya da 75 olacak. İşte cebimden biraz ekstra da para çıkardım. 2 lira falan vardı. Verdim ve gittim.
Öyleydi yani bu tiyatroya gitmeden önceki zamanım. Tiyatrodan sonraki zamanda ise minibüse bindim eve geliyorum. Mutluyum. Ama buruk bir haldeyim. Tiyatrodan sonra konuşacak biri olsa yanımda, fena mı olurdu? Kimse benimle arkadaşlık kurmuyor, o açıdan kötü hissediyordum tiyatrodan sonra. Tiyatroda onca gülüp eğleniyoruz, ama tiyatro bitince hüzün çöküyor insanın içine. Neyse işte, sonra da yurda geldim. İkide bir bir yurt diyorum bir ev diyorum. Aynı şey ikisi de, amaan. Yurda geldim. Kimlik gösterdim ve imza için yaklaştım. Dün tartıştığım güvenlikçi bakıyordu. Ben de sert bakıyordum. Ölçüyordu galiba, ezeyim diye. Ama ezdirmeyecektim ki kendimi. Kavga istiyorsa kavgaydı, laf istiyorsa laftı. Öyle kolay mıydı suçsuz bir insanı azarlamak? Bir şey olmadı ama. Galiba biraz pişman olmuştu öyle bağırdığı için. Aklı başına sonra geliyor bazı insanların. Bende de var mesela bu. Tiyatrodan ayrılma olayı da bunun gibi olmuştu. Aman neyse. Sonra geldim yurda. Odama çıktım. Sonra tekrar indim su almak için. Elimde de 50 kuruşluk su vardı gelirken hep. Tiyatroya girerken 2 su almıştım. Tiyatrodan koltuktan tam kalkarken sorun olmuştu sular. 2 tane su, diğer eşyalar... Taşımak zordu bunları. Burada 1 tane su vardı ama yine de zordu. Kasiyer, 20 liramı aldı. 16,25 lira geri verdi. Önce 25 kuruşu verdi. Yani 5 kuruş fazla vermiş oluyordu. Tİyatroya gitmeden önce, dolaptaki toplamda 1 lira 95 kuruş eden parayı bozarken de bana 2 lira geri vermişti. Şimdi de 5 kuruş fazla vermişti. Fazla verdiniz, dedim. Evet, 5 kuruş yok dedi gülerek. Ben de, anladım, ama az önce de 2 lira bozarken de öyle yaptınız dedim. 1.95 verdim, 2 lira verdiniz, dedim. 5 kuruş fazla vermiştiniz dedim. Önemli değil dedi, peki o zaman dedim ve döndüm geri. Suyu unutma dedi almayı dedi, afiyet olsun dedi bir de ne alakaysa. Bir gün soracağım bunu, ne alaka yahu afiyet olsun? Ben de ona kolay gelsin dedim. Hıh,şimdi o düşünsün kolay gelsin ne alaka diye. Kasiyerle atışıyoruz, aşık atışıyoruz ama. O bana afiyet olsun diyor, ben ona kolay gelsin. Bir gün ben ona afiyet olsun diyeceğim, o bana kolay gelsin. Mind blowing yapacağım ona. Fakat şimdilik bu bir kenarda dursun, 6 lı suyu yukarıya çıkarayım. Ayy! Koptu plastik ambalaj, ama olsun. Öbür tarafından tutarım bu sefer. Öyle de yaptım. Odama çıktım. Bi age of mythology attım 2vs3. Başta iyi gidiyordu ama sonradan yenildim. Ben de normal 2v2 yapmaya karar verdim. Öyle yaptım. O zamandan beri pinekliyorum böyle işte.
Bugün iyi ki tiyatro gösterisine gitmişim diyorum. Gitmesem ne olurdu? Kitap okurdum, age of mythology oynardım yine. Çok da bir şey olmazdı yine de. Ama içimden geçen bazı saçma düşünceler var, onları da yazmak istiyorum. O kıza aşık mıyım acaba? İnanmıyorum buna, çünkü ben seks istiyorum her şeyden önce. Aşktan önce de seks. Zevkten bile önce seks. Takıntı oldu bende çünkü. Ama yine de beni kurtarması filan çok hoşuma gitti, ne bileyim değişik oldum, aptal oldum. Lütfen aşık olmayayım lütfen. Daha yeni bir ilişkimsi bir şeyden çıktım. Yaşayacağımı hiç düşünmediğim şeyler yaşadım. Bir de aşık olmak istemiyorum. Acı verici. Ben kitaplarıma gömülmek istiyorum aşık olup başkasına bağımlı kalacağıma. Sevmez ki insanlar beni. Ben de onları sevmem. Ama esir hissediyorum kendimi yine de. Aman ya, bir şey olmaz. Aşık filan değilim ben. Banane! Ben istemiyorum. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder