21 Aralık 2015 Pazartesi

20.12.2015, Pazar
Yattım diye hatırlıyorum da yatmamış da olabilirim. Galiba kalktım yine zdaemon oynadım, ya da birkaç işim vardı onları hallettim. Dışarı çıkıp gezmek istiyordum aslında, ama yapamamıştım bir türlü. Ama 9:30-10:00 gibi işimi bitirdim ve ayrıldım. Sonra dışarıda gezdim, müzik dinleyerek Merkez'e yürüdüm. Sonra sıkıldım, çıkardım ve kulak tıkaçlarımı takarak yürüdüm. Motor sesleri cidden rahatsız ediciydi benim için. Sanki yanımdan jet uçakları kalkıyor gibi hissediyordum bu motor seslerini duyunca. Kulak tıkaçlarım biraz kaliteliydi, çok iyi değillerdi ama idare ederlerdi. Neyse işte, bir şekilde Merkez'e vardım, yapacak pek bir şey yoktu aslında, öyle dolaşacaktım. Biraz ortasına doğru gittim Merkez'in, sonra geri döndüm. Geri dönerken, eczanenin birinde "şeker ölçümü yapılır" yazısını gördüm. Son günlerde, hatta son günlerde değil, son yıllarda oldukça çok su içiyordum, hep su içme isteği hissediyordum içimde. Çok önceden, çocukken olduğu gibi suya karşı, fazla içilen suya karşı iğrenme yoktu içimde. İçtikçe içiyordum, bunun temel sebebi de ağzımın çok kuru olmasıydı.

Neyse işte, girdim sordum. Kaça yapıyorsunuz diye sordum, 5 tl dedi kadın. Yarın pazar günü dedim, pazartesi gelirim dedim. Aa, bu olay belki dün olmuştur bilmiyorum. Hatırlayamadım şimdi. Ya da aslında bugün, pazar günü olmuştur da ben sanki o an cumartesi günündeymiş gibi zannetmişimdir. Bilmiyorum. Öyle dedim işte ablaya, tamam dedi pazartesi gelirsin aç karnına ölçeriz dedi, ya da sadece pazartesi gelirsin ölçeriz dedi, hatırlamıyorum. Ama demediğini hatırlıyorum sanki, bildiğimi düşünmüştür şeker ölçümüne aç gelindiğini. Zaten bir şeyler de sordum, bu eczaneye 1 kilometre uzaktan geldiğimi, geleceğimi söyledim. Sorun olmaz dedi. Bu benim az çok bir şeyler bildiğimi gösterir, yani yürürken belki şekerim çok fazla düşer de yapılan şeker ölçümü doğru olmaz, bunu düşünmüştüm.

Neyse, sonra oradan çıktım, eve yürüdüm. Eve, yurda; her ne ise işte. Eve geldim, uyudum biraz. 13:00 sularıydı ve uyuyup 15:00 sıralarında kalkmayı umuyordum. Ama öyle olmadı, 4-5 saat uyumuştum, kalktığımda saat 17-18 civarlarıydı. Kötü oluyordu böyle, akşam olmuş oluyordu. Neyse, sonra da yemeğe gittim. Yine yazdırdım yemeği çünkü param yoktu, bankamatikten para çekememiştim sabah Merkez'e gittiğimde, 50 lira ve katlarını çekebilirsiniz yazıyordu bankamatik ekranında. Para kalmamıştı içinde demek ki, daha doğrusu kalmıştı da 20 lik banknot kalmamıştı. Sabah zaten onun için çıkmıştım aslında. Neyse, yazdırdım ve yemeğimi yedim. Çorba çok tuzlu olmuştu, gittim ablaya söyledim, geri getir başka bir şey al dedi, ben de öyle yaptım. 3 tane maden suyu aldım çorbaya karşılık. Bir de fasülye almıştım, yeşil fasülye yazıyordu ama benim bildiğim kadarıyla bu taze fasülyeydi. Değil miydi? Aman neyse, fasülye işte. Çorbayı verdikten sonra onu yemeye başladım ama pişmemiş gibiydi yeterince, sertti biraz. Benim bildiğim böyle olmazdı bu. Üstelik yağlıydı da, yiyemedim pek. Biraz yedim bıraktım, ve kalan çikolatalı tatlıyı yedim. Sonra maden sularından bir tanesini açtırdım oradan ve içtim. Diğerlerini yukarıya götürdüm.

Yukarı çıkınca gün hakkında düşündüm biraz, kötü bir gündü. Depresiftim bugün. Bir tanıdığımla internet üzerinden konuştum, dertlerimi anlattım ona. Pek tatmin edici şeyler söylemedi maalesef. Kendi hayatımı çizmek zorunda kalacaktım ve ailemden ayrılmak zorunda kalacaktım herhalde. Yapamıyordum, çok başarısızdım derslerde ve anlamıyordum. Galiba bu OCD ye de bu derslerim ve aşırı zorlayışım sebep oluyordu, stres altına koyuyordu beni. Eğer öyleydiyse, yani bir OCD ye sahiptiysem ve buna derslerim sebep oluyorduysa, okulu bırakacaktım o zaman. Ama psikiyatriste de gidecektim. Yapacaktım bunu.

Neyse, pek tatmin edici şeyler söylememişti işte. Ya da intihar mı etseydim? Bilmiyordum. Düşünmeliydim. Hayat çok zordu. Okulu bırakırsam, illaki bir iş bulurdum, asıl yaşadığım şehire de geri dönmezdim, burada kendime hayat kurardım. Bunun için yeterli gücüm var. Yaşadığım şehir zaten çok pahalı bir şehir, kiralar çok yüksek çoğu yerde ve kalabalık. Burada kendi yağımla kavrulurdum herhalde. İntihar en son çareydi dedim kendi kendime. Böyle böyle vakit geçirdim işte, bilgisayarla uğraştım, kitap okudum bugün. Ders çalıştım biraz ama hiçbir şey anlayamıyordum ki. Çok zorlanıyordum, kasılıyordum. Panik atak da olabilirdi bende. Yardıma ihtiyacım vardı cidden. Aslında bakarsanız, çok da asosyal bir insanım, yardıma ihtiyacım olduğunu düşünsem bile kimseye anlatmam hislerimi. Ne bileyim, yapamam bunu. Aslında yapınca, farkında olmayınca nasıl da yapıyorum, ama şu anda hiç yapmak istemiyordum. Bu yüzden, yatarken bunu düşündüm, sıktım kendimi. İntihar etmeyi düşündüm tekrar. Ama sıktığım için, daha da sıkılıyordu vücudum. Kalkıp bir şeylerle uğraşmaya karar verdim. Kağıt kalemi aldım, aşağı indim. Bir şeyler yazdım, kendimle ilgili. Kağıt kalemle yazmak çok iyi hissettiriyor. Çocukken çok severdim yazmayı, yani ders de çalışıyordum çok, ve yazmak çok hoşuma gidiyordu. Bir sürü kalemim de vardı, böyle farklı farklı kalemlere sahip olmayı seviyordum. Silgi fetişliğim de vardı galiba biraz. Ahh, aslında abartmamak lazım bu kadar. Dışarıda bir hayat var, bunları düşünürken hep kaçırdım o dışarıdaki hayatı. En azından, tek başıma dışarı çıkıp hiç güneşlenmemiştim, en azından pek güneşlenmemiştim. Rüzgara karşı yürümemiştim. Belki herkes çeşitli sebeplerle mutlu olamazdı ama, güneş herkes için vardı, her sabah doğuyordu. Gökyüzü vardı bir tanecik. Bunlar varken hasta olmaya, kendini kötü hissetmeye ne gerek vardı? Her şey düzelecek, ben de bir gün mutlu olacağım, bir gün. Bir gün... Geçecek hepsi bunların, unutulacak gidecek. Çok mutlu olacaksın ve çevrendekileri de mutlu edeceksin. Neyse, duygulandım gibi. Bu günlük bu kadar. Günlük yazmak güzel, içime umut serpiştiriyor. Yaşama sevinci katıyor, zaten önceden, lisedeyken vesaire günlük yazmadığım için hep kendime kızmıştım. Artık şimdilerde tutuyorum, bu da bir şeydir. Geç olsun ama güç olmasın, bunu da Acemi Cadı dizisinden ve babaannemden duymuştum, aslında ilk babaannemden duydum. 6. sınıfta Türkçe hocası, bir proje ödevi vermişti. Birtakım müzeleri gidip gezecektik galiba, fotoğraf çektirecektik, galiba yorumlarımızı filan yapacaktık, sonra hocaya sunum dosyasıyla teslim edecektik. Ben o ödevi yapmamıştım, bilmiyorum neden. Ama zamanı gelince yapmadığım için çok utanmıştım. Babaannem de öğrenmişti bir şekilde bunu. Sonradan ödevi bir şekilde yapıp geç olsa da teslim etmemi tembih ediyordu bana, zorluyordu bana. Ama gidip hocaya ben dil dökecektim, özür dileyecektim vesaire. Zaten pek sevmezdim hocayı, daha doğrusu hocayı değil ama mizacını sevmezdim. Gramer nazisiydi, bilmiyorum tam da hatırlamıyorum. Ama çok katı kuralları vardı, ödev yapmayanlardan 10 puan düşüyordu, 100 puan verip. Bir tane kişiyi görevlendiriyordu kontrol için. Ben de bu katı kurallarını bildiğimden ötürü zaten gidip geç de olsa yapmamıştım bir şeyler. Kabul etmezdi ki, muhtemelen. Benim zor şartlar altında yetiştiğimi bilemezdi, bilmezdi ve bilmek istemezdi. Kim gezdirecekti ki bana o müzeleri? Ben utanıyordum babaanneme bunu söylemeye. Zaten, o Türkçe dersinin ilk yazılısından 41 almıştım ve ağlamıştım. Beklemediğim bir nottu bu benim. Evden kovulabilirdim bile. Arkadaşlarım, daha doğrusu bir arkadaşım teselli ediyordu beni, etmeye çalışıyordu. Erkek halimle ağlıyordum, ama kim ne der umrumda değildi. Onlar bu hissi anlayamazlardı, benim kovulma ihtimalim vardı evden, bunu nereden bilebileceklerdi ki? Onları seven aileleri vardı, muhtemelen. Tiplere baksana, kesin seviliyorlardır. Annesi ile öpüşüp koklaşıyorlardır bunlar kesin. Zaten çok garipsenmezdim de bu halimle, ben ağlardım o zamanlar çok nedendir bilmem. Sanırım annemle aramda mesafe olduklarını bildikleri için, babaannemin bana baktığını bildikleri için çok garipsemezlerdi. Acırlardı belki de, bilemem. Babaanneme saygı da gösterirlerdi bazen okula geldiğinde. Arkadaşlarımı tanırdı babaannem, birçoğunu en azından. Aslında en çalışkan olanları daha çok tanırdı. Azarlardı beni onları geçemediğim zaman. Eğer o zamanlar dersler bana zor gelseydi, umrumda olmazdı azarlaması. Ama o zamanlar, yani en azından 6.sınıfa kadar dersler bana çok kolay geliyordu. Yapamazsam kendimi kötü hissederdim bu sefer. Ama 6 dan sonra bir bocalama dönemi oldu, notlarım epey düştü. Sonra da ben bile önemsemedim, babaannem kızsa da önemsemedim. Hem 6 da dersaneye gidiyordum, oks vardı ama değişecekti sistem, sbs olacaktı. 7. sınıfta sbs ye girecektim işte. Hazırlanıyorduk yavaş yavaş.

Neyse, çok uzun oldu. Bu kadar yeter. Yazmak güzel ama güneş de güzel, azıcık yüzüm güneş görsün canım!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder