28 Aralık 2015 Pazartesi

26.12.2015, Cumartesi
Aynı standart gün işte. Kahvaltı vesaire derken saat öğlen oldu yine. Aslında sabahlıyorum ama işte, yine de olmuyor. Kahvaltı yaptıktan sonra yine uyuyorum gidiyor tüm gün. Ders bile çalışasım gelmiyor.

Neyse, saat 1 olduktan sonra bugün Migros'ta unuttuğum vicks vaporub merhem i alacaktım, nefes açıyor feci derecede. İçindeki terebentin, okaliptüs yağı gibi şeylerden ötürü sanırım.

Onu gittim aldım Migros'tan, ama taa akşam olmuşken. Bir de 30 tl lık alışverişe star wars kartları veriyorlardı, ondan aldım bir tane geçen seferde alamadığım için. Money Kart gerekiyormuş ama money kart ne kasiyer sordu, ne de ben vermiştim. Ama kasiyerle az çok ilişkimiz olduğundan "yarın gel hallederiz." demişti. Bundan sonra, eve de otobüsle döndüm. Otobüs durağında 4 tane kız vardı. Hiçbiriyle konuşmadım, 1 tanesi sanki çabalıyormuş gibi geldi bana ama ben umursamadım. Boş işler. Seks yoksa ben de yokum. Laf ebeliği de istemiyorum, direk iş sekse gelsin. Zaten erkekler kadınları bu nedenden ötürü kötü bulmuyor mu, sıkılmıyor mu onlardan? Mastürbasyon gayet işime yarıyor,

Neyse, çok müstehcen oldu. Kendimden nefret ediyorum bazen bu kadar müstehcen şeyler konuştuğum için. Yani, elin oğlu aya çıkıyor ben hala... Bak komşunun çocuğu astronot oldu sen hala elizabeth. ZUHAHAHAH.

Tamam, ciddi olalım. Böyle standart geçti. Günüm yani. Migros'taki kasiyer kızla konuşmasam hiç sosyal ilişkiye girmemiş olacaktım. Kız gel senle cinsel ilişkiye değil de sosyal ilişkiye girelim kııız. Köylüler, daha doğrusu köylü gençler böyle konuşsa daha mı çok kız tavlarlar acaba? Kız tavlamak ne zaten? Ayıp.

Bugün böyle eften püften geçti işte.

27.12.2015, Pazar
Bugün de dünden pek farklı değildi. Ama tek farkı, bugün içimde koşasım vardı. Koşma isteğim vardı. Saat 7:30 sıralarıydı, kitap okuyordum. Grinin 50 tonu, çok müstehcen bir kitapmış bu ya. Ben böyle kitabı nasıl yayınlamışlar anlamıyorum zaten. Ben böyle alacakaranlık gibi bir şey zannetmiştim. Aşk hikayesi odaklı bir şey zannetmiştim ama epey müstehcenlik var içinde. Alacakaranlık kitabını da hiç okumadım bu arada. Sanırım Alacakaranlık Kuşları'nı görmüştüm daha çok, ilkokuldayken hatırlıyorum, dergimiz vardı ilkokulun. Derginin bir yerlerini süslüyordu. Aynı dergide, ben sanıyorum 5. sınıftayken filan, 8.sınıflardan bir sınıf, mezuniyet notları yazmışlardı, çok duygusal şeyler yazmışlardı, duygulanmıştım. Şimdi o dergi nerede bir bulabilsem, epey komik şeyler de vardı. Merak ediyorum yani.

Her neyse, kitap epey müstehcen. Ben merak ettiğimden almıştım, genelde Rus filan okurum ben, gerçi Rusların çoğunu bitirdim, Dostoyevski'nin Budala eseri kaldı okumadığım, geri kalan birçoğunu okudum. Gorki'nin birkaç kitabını okumadım, özellikle hikayelerini. Ama bir tanesi vardı ki Gorki'den, Yol Arkadaşım diye, çok güzeldi. Hikayeler vardı içinde.

Hikaye şöyleydi, bir tane bey, bir kızı görüyor, aşık oluyor, sürekli aşkını ilan ediyor gele gide gele gide, benim ol ulan diyor. Kız bana mısın demiyor. Sonu da çok trajik bitiyor hikayenin. Sonunda, kız diyor ki sana bir şartla varırım, önümde diz çöküp yalvaracaksın diyor. Galiba öyle bir şeydi, tam hatırlayamadım. Şimdi yanlış da yazmayayım ama, adam da kabul ediyor bunu. Galiba yarın beni gelip alabilirsin diyor, sonra adam gururuna mı yediremiyor ne, kalkıp öldürüyor bunu bıçakla. Kız da diyor ki, artık bu şekilde seninim diyor. Sonra kızın babası da kalkıp bu adamı öldürüyor. İkisi bir arada ölüyorlar. Ölürken kavuşuyorlar birbirlerine. Artık naz yapmıyor kız oğlana. Bu adamın arkadaşları da çok üzülüyor olaya, zaten adam çok güçlü bir bey, istediği kızı alabilir, evlenebilir. Ama bu kıza takılı kalmış işte. Yazık oluyor adama.

Neyse, günlük devam etsin. Kitabı okudum, ereksiyon oldum epey. Ama sonra geçti, uzatıyor da uzatıyor. Lafla peynir gemisi yürümez diyesim geldi bir yerde. Lafla orgazm etmeye çalışıyor hanımefendiyi, bak bak sen işe bak. Aman dedim, sıkıldım. Zaten hemen soktu bitti olay, uyudular hemen, ya da bir şeyler daha yaptılar ama yazmamış roman. Ben en son okuduğumda kadın uyanıyordu, dedim yarın devam ederim boşver. Sonra kahvaltıya gitmek üzere tekrar odama çıktım.

Acaba dedim, kahvaltıdan evvel koşmaya mı gitsem? Güzel oluyor kahvaltıdan önce koşu yapmak, çok eğleniyorum. Enerji hissediyorum içimde, hep bu kitabın yüzünden. Eşşek kitap. Libidomu artırdı sabah sabah. Bende bir enerji yüklenmesi oldu bu yüzden. Ama sonra karar verdim, ya boşver, yemekten sonra yürürüm yine dedim. Hem uzun süre koşmadıktan sonra birden koşunca garip oluyor, hem de burada hiç koşmadım. İstanbul o kadar soğuk değil, kış günü bile tişört üstüne eşofman giyip koşabiliyorum. Çünkü ısınıyorum da koşarken. Ne de güzel oluyor.

Kahvaltı yaptım işte, yanımda para da yoktu ve patatesler çok güzeldi, ben de yazdırdım abiden. Sürekli "hocam" diyen bir abiydi bu, hoca camide diyesim geliyordu. Ben bile yurttaki diğer insanlara hocam diyordum. Herkes hoca kesilmişti! Eytere be! Güvenlikçiye bile hocam diyeceğim artık. Ama henüz demedim. Güvenlikçiye hocam diyip matematik sorusu soracaksın aslında, "hocam şu soruyu yapamadım bir bakabilir misiniz?" Ne garip bir şey olur değil mi? Bir şey derse de, "arkadaşlara sordum hiç bilemediler ben de son çare size sordum ne yapaydım?" derim.

Neyse neyse nitekim neyse, günlük devam ediyor. Patatesten bir tane daha aldım, bir tane de simit aldım ve 3 yumurta yedim ekstradan, ve zeytin. Zeytinin ambalajı yeni açılmış, ohh miss gibi tadı var. Bu büyük 5 kg lık tenekelerden alıyorlarmış. Çok güzel oluyor ben beğendim. Neyse, bir yandan da haberleri izledim, yanımdaki herif abuk sabuk kanal değişitiriyordu sinir oldum, bıraksan 7/24 ntv spor falan izlerler, hiç haber filan dinlemezler bile. Genelde hep karşılaşıyorum, sabah akşam ntv spor çıkıyor karşıma. Öyle sinir oluyorum ki. Maç filan da yok, maç yorumları var. Ama bu seferki arkadaş öyle yapmamıştı. Bir iki değiştirdi, sonra ben de ters ters baktım. Bundan bir 10 saniye sonra zaten kahvaltısı bitmişti, kalktı ve "değiştirecekseniz buyrun değiştirin kanalı." dedi ve gitti, ben ise cevap vermedim. Sinirliydim ve ağzımda yumurta vardı kocaman. Ne diyecektim? "Dskaıgnsjghoısdjgosdf" diye çıkardı sesim ağzımda yumurta varken.

Neyse, çok komik olmadan günlüğümü tamamlayayım, işte böyle böyle yemeğimi yedim ve yukarı çıktım. Sonra dışarı çıkmak üzere hazırlandım. Üstümü başımı giyindim ve kendimi dışarı attım. Fıtı fıtı fıtı yürüyordum. Soğuktu ama umrunda olan kim? Merkez'deydim kısa süre sonra. Geçen gün gittiğim eczane kapalıydı, kenarda bir yere, nöbetçi eczaneleri yazmıştı Cumartesi ve Pazar açık olan. Tebeşirle yazmıştı. Neyse, çok ayrıntı verdim yahu. Köpekleri sevdim yolda gördüğüm, çağırdım geldi. Köpekler genelde agresif oluyorlar genelde çünkü, yanlarına gitmek değil de çağırıyorum, gelirlerse seviyorum. Ama bu sefer gitmek de bilmeyebiliyorlardı. Nitekim öyle de oldu, birini severken diğer bir tanesi de geldi, üstüme çıkmaya çalıştı ön ayaklarıyla, basmaya çalıştı kıyafetlerimi. Ellerimi ve kıyafetimin ön tarafını kirletmişti biraz kirli ayaklarımla. Onu eğitmeye çalıştım, böyle yapmamasını telkin ettim ona. Nitekim yerinde oturdu kaldı bir kez, ben de bu hareketi için kafasını okşadım, fakat sonrasında tekrar yapmaya başladı aynı hareketi. Nasıl eğitilir yahu bu köpekler? Kedileri eğitebiliyorum ama köpeklerde niye böyle başarısızım?

Sonra zaten kaçtım oradan, siyahlı köpek de bir süre beni takip etti, sonra çevredeki köpekleri görünce onlara doğru koştu ve ayrıldı benden. Sattı beni köpek. Duygusala bağlamıyorum, ama insan üzülüyor işte. Ama neyse ki yoluma devam edebildim. Başka bir köpek gördüm, uzun tüylü bir tane. Onu sevdim. İlk başta çağırdım, direk geldi yanıma. Durağın yanında duruyordu zaten, biraz ayakta sevdikten sonra duraktaki banka geçtim, o da geldi yanıma. Oturarak kısmen rahat bir şekilde sevdim onu. O da sevdiriyordu kendini. Aslında nedense hayvana zarar vermek geçti içimden, ya da onun bana zarar verebileceği ihtimali. Ne kadar saçma bir düşünce. Gerginlikten oluyor galiba bu. Ve de mutsuzluktan. Keşke mutlu olabilsem. Hayvanı kızdırmamak için yavaş yavaş sevdim, o da beni sevdi. Gerçekten ne düşünüyordu hayvan bilmiyorum, hoşuna gidiyor muydu ya da gitmiyordu bilemiyordum. Bir süre sonra sevmeyi bıraktım, o da üstelemedi ve yere çömeldi. Yanı başımda, sanki bana bir avcıymışım gibi hissettiriyordu, o da sanki benim avcı köpeğimdi. Tam o sırada, durağın önünden birisi geçti, çok sert bakışlarla suratıma dik dik baktı. Gergindi. Ama bir şey olsaydı köpekçik korurdu herhalde beni. Bilmem ki? Korur muydu acaba?

Bir zaman sonra karşı durağa geçtim, eve gidecek olan taraftaki durağa. Durakta kızlar vardı, bana bakıyorlardı. Ben de bir iki baktım ama kesinlikle konuşmak istemiyordum. Bıkmıştım artık, ne zaman konuşsam üzülen taraf ben oluyordum hep, hep ben mi adım atacağım yahu? Bıktım. O yüzden ilgilenmedim, ama otobüsle mi gitseydim emin değildim. En yakın otobüsün gelmesine 15 dakika vardı ama, burada durarak üşüyordum, eğer yürürsem üşümüyordum o kadar. Ama yine de, yürürken burnumdan sıvı akacaktı, çünkü soğuktu. Öyle de oluyordu zaten, bir iki kez eldivenime veya üstüme silmiştim. Bir süre sonra sıkılıp yürümeye başladım, daha ilerideki durağa kadar yürüdüm. Orada çok kısa bir süre beklediğim halde hemen bir otobüs yanaştı, bindim. O kızlar da aynı otobüse binmişlerdi, şaşırmadım. Oturdum yerime ve yurdun önünde inmeyi bekledim. Yurdun önünde indim ve yurda gittim, oda arkadaşlarım uyanmışlardı, ya da uyanmak üzereydiler hafiften. Onlar uyanınca, ben de yatmaya başlamıştım. Saat 11 civarlarıydı galiba yattığımda.

Uyandığımda ise 14:50 civarlarıydı. Oda arkadaşlarımdan biri Dota 2 oynuyordu, diğeri ise elinde laptopla bir şeylerle uğraşıyordu galiba. Sonra uyandım, acıkmıştım hafiften. Tost yaptırasım vardı ama param da yoktu, Merkez'deyken Migros'a uğrayıp su aldığımda, banka hesaplarıma bakmıştım bir banka oturup, param yoktu hiçbir bankada. Ben de suyumu içe içe, fakir bir halde yürümüştüm eve doğru işte, ondan sonra o köpekleri sevmiştim işte.

Ben de biraz pinekledim, bir şeylerle uğraştım kendimce. Saat 18:00 civarlarında yemeğe indim. Çorba, pilav ve tatlı aldım, tam 5.50 liraya denk getirmiştim. Aldığım tarhana çorbasıydı, ve yerken farketmiştim çok tuzluydu. O yüzden birkaç kez ağzıma götürdüm fakat sonra yemedim, şikayet de etmedim. Şikayet edince direk değiştirebiliyorlardı, ama yapmadım. Tarhananın kendi esansı da olabilirdi belki o tuz sandığım tat. Bilmiyorum, pilavımı ve tatlımı yedim. Sonra yine yukarı çıktım, uyudum galiba biraz yine. Ahh, ne çok uyuyordum. Depresyondaydım herhalde. Doğdum doğalı herhalde hep depresyondaydım. Ne zaman mutlu olabilmiştim ki?

Sonrasında kalktım galiba, mastürbasyon yaptım. Bomboşluk hissediyordum içimde. Eskiden sevmiş olduğum bir kızı düşündüm, aptalca bir sebepten dolayı bir daha konuşmamıştı benimle. Ben de üsteleyip konuşmak istemiyordum, merak ediyordum ama acaba, benimle tekrar konuşur muydu? Hep ben mesaj atardım ona, ama o hiç mesaj atmazdı. Hep düşünürdüm acaba beni kullanıyor mu, ya da istemiyor da ifade mi edemiyor, etmek istemiyor diye. Oysa ben sevmiştim son zamanlarda bu kızı. Ama her halükarda, kendimce haklı olan bir şeyden bahsetmiştim kıza ama o bu konuda belli ki konuşmak istememişti ve beni silmişti, zorlamamıştım da ama neden böyle oldu anlamıyorum.

Ama ondan sonra başka kızlarla da ilgilendim, sevdiğimi ifade ettim. Bu kıza da ifade etmiştim ama, biraz kaçaktan. Çünkü anlamıyordum, insan nasıl hiç mesaj atmazdı? Hiç düşünmez miydi ki karşı tarafı? Üniversite okuması olayı, çok aşırı çalışması olayı bence biraz abartı olabilirdi. Yani ben çok çalıştığını yorulduğunu vesaire düşünürdüm, kendisi de söylerdi zaten. Ama bunu da söyleyebilirdi bana, baskı yapmazdım pek. Sordum hatta ne sorunun var bir derdin bir sıkıntın var mı ya da depresyonda mısın gibi anlamlara gelebilecek sorular, bir şeyler geveledi geçmişle gelecek vesaire, ama anlatılacak bir şey olsa anlatacağını söyledi. Bir şey söylemedi, anlatmadı da. Ama o zaman benimle hala neden konuşmaya devam ediyordu da bir kere bile kendisi konuşmuyordu benimle? Ben onun housecarl ı mıydım? Ama seviyordum. Sevgi sevenindir diye düşünüyorum. Seven insan zaten başarmıştır, başka bir şey düşünmesi gerekmez diye düşünüyorum. Önemli olan iyi hissetmek sevmekteki amaç bence. Farklı bir kişi çıkmış olsa bile sevdiğimiz kişi, bu bizimle ilgili bir sorun değildir ki, oluyor böyle şeyler sık sık. Karşıdaki kişinin rol yapmadığını ben nereden bileyim?

Üzülüyorum bu konu hakkında, ama konuşmayacağım. Kararım net. Ben ona bir zarar vermedim, kötü bir şey söylemedim, isterse mahkemeye çıkalım yargılanalım. O zaman konuşmasaymış, eğer bu dediğim şeyler kötü şeyler ise. Ona göre kötü şeylerse ne yapayım yani? Ben söylediğim şeylerin kötü şeyler olduklarını düşünmüyorum. Ne düşünüyorsam dobra dobra söyledim. O şekilde söylemeden de sağlam ilişkiler kurulmazdı. Bir iki denerdim, içime atardım ama olmazdı yani. İçime atıyorsam, kendimden farklı görüyorsam ne manası vardı ki bu ilişkinin? Biraz olgunlaşması gerekiyordu belki de. Onun yani.

Neyse işte, bu konuda çok üzüldüm. Ondan sonra da ilişkilerim olmuştu, hatta daha derin ilişkilerim olmuştu, kendimi daha iyi ifade etmiştim bu kişiye. İyi olmuştu ama o da olmadı birtakım sebeplerden ötürü. Ama başkalarıyla yine konuşuyorum. Sosyal ilişki bazında yani. Bakalım ne olacak.

Saat de geç oluyordu. Biraz sonra da yatıverdim zaten tekrar. Sabah erken kalkıp tadını çıkarırdım. Güzel olurdu.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder