Şu evrimdeki hayatta kalma içgüdüsü olayı çok abartılıyor. Böyle sanki insanın tüm davranışları bunu desteklemek zorundaymış gibi gösteriliyor hep. Yok işte doğadaki yırtıcılar aslında hayatta kalmak, türlerini devam ettirmek istiyorlarmış böyle sürekli. Siz acaba gidip sordunuz mu doğadaki aslana ne yapmak istiyorsun diye? Hiç kimse bir aslanın ne düşündüğünü gerçekten çok önemsemez. Bir içgüdü denen bir şey vardır belki, ölüm zordur evet. Müzik dinlerken bunu şey yapmak, konuşmak tartışmak zor oluyor.
Doğadaki aslanın ne istediğini bilmek de saçma, sormak da saçma. İletişim yollarımız ayn değil bir kere. Biz konuşarak anlaşıyoruz, kelimelerle, cümlelerle anlaşıyoruz. Yine de tam olarak anlatamadığımız, anlatmayacağımız hislerimiz olabiliyor, durumlar oluşabiliyor. Zihnin içinden geçen her şeyi kelimelere dökebilir misiniz mesela? Ben kendimdeki bazı şeyleri dökemem yani, çok zor. Bir şeyler böyle, vibrasyon yapıyor gibi oluyor bazen uykuya dalarken mesela. Bir rahatlama hissi, ya da ona benzer bir şey. Beni rahatlatıyor sanki, bir de gördüğüm her şeyi neden ille de kelimelere dökeyim ki?
Böyle anlatamadım kendimi. Mesela aslan, kendini savunmamayı da seçebilir bana kalırsa. İnsan bence hayatta kalmak için yaşamaz, en azından bilinçli bir şekilde bunun için yaşamaz. Aa ille de bir şey için yaşayayım, boş kalmayayım diye de yaşamaz. Bir saniye, kendim için farzedersek bazı şeyleri, ben ille de bir amaç bulayım, boş kalmayayım diye yaşamıyorum şahsen. Bazen bunun için kendimi programlıyorum, bir şeyler öğrenmek adına, bir şeyler denemeyi istiyorum. Şartlıyorum kendimi.
İnsan bana kalırsa mutlu olmak için yaşar, mutluluktan ziyade, sağlıklı olma durumu. Sgk nın bir kitapçığı vardı genel bilgiler içeren, şöyle bir şey yazıyordu aşağı yukarı. "Psikolojik ve fiziksel olarak tam bir iyilik halinde bulunmak sağlıklı olmak demektir." İnsan böyle hissederse genelde mutluluk hali daha sonrasında geliyor zaten. Başka türlü sahte mutluluklara ise bir şey diyemiyorum, bilmiyorum ben sahte mutluluk olarak adlandırıyorum başka türlü şeyleri. Ben bir nevi sosyalleşiyorum burada mesela, entellektüel bir çevrem yok. İlle de entellektüel dediysek, bizim halkımızda itici bir anlamı olan bir entellektüel değil. Ben çok hurdacı, inşaatçı gibi çeşit çeşit insan arasında da bulundum. Bu gibi işleri yaptığım da oldu, alüminyum seçerdik mesela ya da bakır, ayıklardık bunları, hurdacıyla pazarlık edip parasını alırdık. Bir şeyler tartışılabilen, bir şeyler öğrenilebilen herkes entellektüeldir bence. Entellektüel dediğin şöyle olmalıdır böyle olmalıdır demeyeceğim ama, entellektüelden ayrı olarak kişiliklerinde bir bencillik söz konusu olan insanlar var, bunlar da entellektüel olur ama bu da kişinin kendi tercihi tabi.
Kısaca demek istediğim, insan sanki bu üreme içgüdüsü, çoğalma, türeme içgüdüsü, hayatta kalma içgüdüsü üzerine sabitlenmiş, fikslenmiş bir varlıkmış gibi gösteriliyor hep. Bunu da hayvanlardan örnekler vererek yapıyorlar bakın aslanlar nasıl mücadele veriyor vay efendim şöyle de böyle. Demek ki biz de hayatta kalmak için savaşmalıymışız. Öyle bir şeye mecbur değiliz. Şu anda ölümden korkmuyorum mesela, ama yakın olsam ölüme korkardım, değişik bir his olurdu içimde. Yok olabilme hissi gibi. Birkaç kere yaşadım bu durumu. Fazla paniklemek iyi değil sanıyorum bu durumda. Ama sürekli de kafamın içinde ya da arkasında bir yerinde "hayatta kalmalıyım." gibi bir düşünce yok, iyi hissediyorum sadece. Belki işte dediğim gibi, ölüme yaklaşınca kısa bir süreliğine bir içgüdü hissedebilirim, hissedebiliriz herhalde insanlar olarak, fakat ben kendi insanlığımdan şüpheleniyorum bazen, uzaylı melezi filan da olabilirim, çok acayip şeyleri düşünüyorum hem de kelimelere muhtaç olmadan. Bunlarla hayatıma çözümler de üretebiliyorum. Bir ara test ettireceğim kendimi. HHAhaha. Cidden, potansiyelimi cidden kullanmıyorum gerektiğince ve bu beni üzüyor, daha da azalıyorum gittikçe. Ama nasıl kullanabilirim bilmiyorum, elimden geldiğince mutlu olmaya çalışıyorum, belki mutlu olsam hep bir şekilde çözüme ulaştırırım bu durumu. Çok önceden, 2-3 sene kadar önce, kelimeleri sevmezdim, bambaşka bir hayal dünyam vardı ve daha mutluydum da herhalde. O zamanlar sevdiğim insanlar vardı çevremde ama muhtemelen sevdiğimi bilmiyorlardı, belki de biliyorlardı ama böyle kabul etmiyorlardı beni, bilmemezlikten geliyorlardı, belki de korkuyorlardı benden. Sanki ben bir şey yapmışım gibi onlara. Şimdi herkes farklı bir hayat yaşıyor, ben de öyle kendimce bir hayat yaşıyorum o zamandan beridir. Başka arkadaşlarım oldu, çeşit çeşit. Kelimeleri ve konuşmayı pek sevmediğim için, en azından onlarla birlikteyken, arada iletişim de olmazdı pek herhalde, telepati yapmıyoruz ya iletişim bazında... Ama kendi zihnimde düşündüklerimi, kelimeler olmadan düşündüklerimi başka birine göstermeyi isterdim. Telepati yani bildiğiniz. Yalnız hissetmezdim belki böyle yapsaydım eğer. Çok çok yalnız hissediyorum. Para bir şekilde kazanırım ben, en ağır işleri yapmakta gocunmam. Belki çoğunlukla bu işlerden şimdilerde uzakta olmaktan dolayı böyle rahat konuşuyorumdur. Uzun zaman oldu ağır bir iş yapmayalı.
Neyse, biraz ders çalışmaya çabalasam iyi olacak. Dediğim gibi bu insanın yaşama içgüdüsü konusu fazla abartılan bir konu. Ben kendimi merkez olarak alıyorum belki ondan dolayı yanılıyorum, eğer kendimi merkez alırsam, diğer insanların aslında tam olarak mutlu olmadığı da düşünülebilir. Yani bu sgk kitapçığındaki manada, belki fiziksel olarak sağlıklılar fakat psikolojik olarak sağlıklı olmadıklarından mutlu hissetmiyorlardır. Özet olarak belirtmek gerekirse: kendimi şu anda mutlu hissettiğime göre, sağlıklı olarak kabul edersem kendimi, mutlu ve sağlıklı bir insanın zihninde sürekli yaşama içgüdüsü çalışmaz. Hani "sürekli hayatta kalayım." duygusundan bahsediyorum. Gerçi bu kavrama da çok kafayı taktım, aslında belki buna da şöyle bir açıklama getirecektirler. "İşte senin bunu açıklamadaki tüm bu çaban yaşama içgüdüsünün kanıtıdır." böyle bir açıklama getirebilirler bu dediklerime belki. Fakat ben, bir hayatta kalma savaşımıyla bunları yazmadım ki, bu düşünce içerisinde değildim. Şu anda ölüm bana çok manasız, hatta hiç ölmeyecekmişim gibi geliyor. Dolayısıyla hayatta kalmayı istemek de mantıksız geliyor bana ölümü tanımlayamazken. Ya da ölümü dışlıyor da olabilirim. Diyelim ki bu yaşama içgüdüsünün kanıtı olsun bu dedikleriniz, bu tanımlamalarla nereye varmayı hedefliyorlar ki? Sadece anlamlandırma diye düşünüyorum ben bu tanımlamayı. Başka hiçbir manası yok, sadece tanımlama. Hani bir duygu durumuna ad verme gibi bir şey. Mesela sevgi, mesela nefret. Bununla çok yeni bir şey bulmuş olmuyorsunuz ki eğer bir şey bulduğunuzu sanıyorsanız. Sadece bir ruh haline isim vermiş oluyorsunuz. Eğer doğru anladıysam tabi bu konuyu. Yaşama içgüdüsü kelimesinden, daha doğrusu kelime öbeğinden gına gelmeye başladı artık çünkü. Bununla insanlar çok gereksiz yere övünmeye çalışıyor ve bu da benim gözümde çok saçma. Varolan bir şeye isim bulmuşsunuz, ne güzel, ama bundan fazlası değil. Abartmaya gerek yok. Bir tane kelime bulmuşsunuz, ona da fixate olmayın lütfen. Takılıp kalmayın yani. Gereksiz yere anksiyete yaratmanın manası yok. Benim bu konuda düşüncelerim böyle. Böyle bir şeyler çıkardım ortaya kendimce, belki pek anlatamadım ama olsun, ben kendim anlıyorum ne demek istediğimi ve gerektiğinde daha açıklamalı şekilde de yazabilirim. Belki de bu durum benim içime kapanıklılığımı ifade ediyordur, zor durumda kalıyorum bunun yüzünden bazen. Yalnız kalıyorum özellikle. Bunun suçu kimsede değil. Ama benim gibi yalnız kalmayı seçen insanlar yok mudur yeryüzünde? Sevebileceğim belki. Yeryüzünde olmasına da gerek yok aslında, uzaylı melez olduğumu düşündüğümü söylemiştim, belki... Ama o tür varlıklar muhtemelen çok güçlü olurlardı, ben kendim gibi olan insanlarla iletişim kurmayı tercih ederdim onlarla iletişim kurmaktansa.
Ama işte, sorun da burada. Kendim gibi insanlar göremiyorum maalesef. Yeterince dikkatli mi bakmıyorum, bilemiyorum. Çok iyi dinliyorum ama yine de duygusal olarak anlamlandıramıyorum, bir yere koyamıyorum karşımdaki çoğu insanı.
Kendimi geliştirmek konusunda, dil öğrenmeyi biraz daha geliştirmek istiyorum. Bir şeyler öğrenmek, bilmek iyidir yine her zaman. Ama kitap okumayı cidden sevmiyorum, bazen seviyorum bazen sevmiyorum en azından. Gerçi kelimeler de benim ruh halimi pek yansıtamıyorlar. Hem sevip hem sevmeme durumunu yansıtan bir kelime olamaz mı? Bazen sevip bazen sevmeme durumunu anlatamayan bir kelime yoksa ne biçim insanlık gelişmiş de uygarlık olmuş öyle? Aman ne uygarlık ne uygarlık. Yok mantık kuralları, yok hem sevip hem sevmeme olamazmış. Sorduk mu? Bu kelimeler tam olarak "beni" ifade etmiyor ki. Dolayısıyla hem sevip hem sevmeme durumu da mantıklı bir durumdur benim öz benliğim açısından. Hiç de kimseyi umursamıyorum bu konuda, kim takar kelimeleri! Nietzsche böyle demişti bir kitabında başka bir konuda, ama bende bu konuda kullanıcam işte nihahahaha.
Ha ama şöyle bir şey, bir insan seversin. Belki kalbini kırmamak amacıyla, insan gibi davranmak adına, bir karara varmak isteyebilir insan. İnsana karşı davranışlarında biraz tutucu olabilir, dışarıya tam yansıtmaz. Ben yansıtmam en azından, çünkü biliyorum yansıttığım zaman muhtemelen en kötü şeyler benim başıma gelir.
Ama hani derler ya insan insana muhtaçtır diye, bence bu sadece psikolojik ve bazen fiziksel manadadır. Mesela psikolojik destek, ve fiziksel olarak da kişi yaralanınca, ağır yaralanınca onu tedavi etmek gibi durumlar olabilir muhtaçlık durumu. Belki seksüel manada da olabilir, karşı cinsle ilişkiler vesaire. Çünkü en başında, insan merak eder karşı cinsi. Fizyolojik olarak kesinlikle çok daha farklıdır karşı cinsler. Böyle olmasa bile, toplum kurallarıyla bir farklılık hissedilir zaten. Homoseksüellik ya da diğer türlü ilişkiler nasıl oluyor hiçbir fikrim yok. Biraz kişinin kendisini nasıl hissettiğiyle alakalı herhalde homoseksüellik. Dünyayı nasıl gördüğüyle ilgili olabilir. Kendimden doğru gidersem, kızlara ilgi duyuyorum. Daha çok seksüel olsa da duygusal olarak da bir ilişki kurulsa daha mutlu olurdum. İşin seksüel kısmını komple yoksayan insanlarda bireysellik bilinci yeterince gelişmemiş diye düşünüyorum. Bu insanların biraz ileri psikolojik sorunları olduğunu düşünüyorum. Diğer insanlara ihtiyaç duyabiliriz, yalnızlık hissedebiliriz, vardır böyle bir şey sanıyorum ama kesinlikle yalnız olmamız gereken zamanlar da vardır, yalnız olduğumuz zamanlar. Hem bu karşı cinse de saygısızlık olurdu. Çünkü her iki tarafın da cinsel ihtiyaçları vardır, bunu kimse inkar edemez. Travmatik bir durum haricinde, yani kişi geçmişinde travmatik olaylar yaşamamışsa vardır böyle bir şey. Temelinde de merak vardır bu gibi şeylerin. Merak birçok şeyin temelinde yatar zaten, gelişmişliğin temelinde de bu olduğunu düşünüyorum. Devrelere hayat vermek, elektronik, bunlar sanıyorum hep meraktan gelişmiş, dallanmış şeylerdir.
Kısacası sadece duygusal olan ilişkiler aslında arkadaşlıktır, dostluktur. Bu kişi bence karşı tarafla güya sözüm ona sevgililik gibi bir durumu yürütmeyi bırakmalı, dostluk etmelidir. Çünkü karşı tarafın da cinsel ihtiyaçlarını karşılamasından men etmektedir bu gibi bir durumda. Kendini bilen bir birey, böyle bir duruma müsaade etmez. Ama yine de çok kompleks ilişkiler olabilir aslında, poligamik ilişkiler oluyor mesela, çok daha değişik ilişki çeşitleri olabilir. İnsan zaten aşağı yukarı yalnızdır gibi bir cümle kurmayacağım, ben neyin ne olduğunu kendi kafamın içinde biliyorum, kelimelerle ifade edip durumu kendimce karıştırmayı istemiyorum. Bazı şeyler kelimelerle anlatılınca oldukça karmaşıklaşıyor, bazıları ise tersine; basitleşiyor. Zaten bu insan aslında şöyle yalnızdır böyle yalnızdır diye kurulan cümlelerin bir zihinsel mastürbasyon çeşidi olduğunu düşünüyorum. Boşa kelime oyunu yapmak yersiz, birçok insan biliyor neyin ne olduğunu, ama bilmeyen varsa buyrun ben öğretebilirim. Yardım etmeye çabalayabilirim. Ne çeşit bir yalnızlıkmış anlatsanıza biraz derim onlara. Apışıp kalırlar, çevrenizde mi insan yok, yoksa sizin gibi mi insan yok derim; ortaya birçok seçenek çıkar. Uzun lafın kısası, burada "insan şöyle yalnızdır böyle yalnızdır." diye kurulan cümlelerin aslında tam olarak neyi ifade ettiği belirsizdir. Yalnızlık kelimesinin suistimal edilmesidir. Hatta "abuse" edilmesidir. İngilizce bir kelime. Gerçi aynı şey suistimal etmekle.
Neyse, epeyce çok şey yazdım bugün. Ama iyi hissediyorum. Aslında, ben de böyle çok şey yazmayı istemezdim, hep özenirdim kitap okuyayım ömrümün sonuna kadar diye, ama yok yani. Öyle bir dünya yok. Ben yapamam bunu. Kısıtlıyor beni bir yerden sonra bu, üretkenliğimi kısıtlıyor. Bir de bu OCD gibimsi psikolojik rahatsızlık var sanki üzerimde, ondan kurtulmaya çalışıyorum. O da okumamı zorlaştırıyor.
Neyse artık, çok da uzatmayayım. Biyolojik ihtiyaçlarımı erteliyorum burada yazarken. Acıktım, susadım. Gideyim ben.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder