22.12.2015, Salı
Bugün de sabaha kadar zdaemon oynadım işte, standart hayat. Ama çok eğlenceli <3 Üstelik okumayı sevmiyorum ama yazmayı seviyorum. Aşırı farkındayım çünkü okuduğumun ve berbat yazıyorlar bence kitap yazarları. Kendimi kaptıramıyorum. Ha öyle olsun da öyle yazalım gelişine, bak şu yazar da öyle yapmış onu taklit edelim ahahahah diye bir tavırla yazmışlar aşağı yukarı. Öyle bir hissiyat seziyorum sanki. Dostoyevski'de özellikle hissediyorum bunu, uzatmış da uzatmış, la yeter.
Neyse, sabahleyin, zdaemondan sıkılınca kahvaltı yaptım. Sonra dersim de vardı, ona gidecektim. Öööyle mal gibi pinekledim, derse bile gecikecektim, hatta geciktim, evet geciktim. Zaten otobüsçü, pardon minibüsçü efendi herkesi doldurmuş da doldurmuştu, ulan arkadaki şoföre de bıraksana biraz, o da alsın biraz yolcu. Heçç. Saat erken de değil, önceden kalksınlar bir zahmet insanlar. 11'de filan da mı kalkamıyorlar? Kalkarlar, hem de nasıl.
Neyse, bindik işte iyi kötü. Çok sıkışıktık, bu yüzden ben taa geride indim okula gelmeden, bir an önce yürümek için. Öyle yürüdüm taa dersliğe varmak için. Bir de üstümde kazak vardı, fantezi olsun diye giyinmiştim. Komik göründüğünü düşünüyordum üzerimde, ve de biraz babacan görünüyordur belki. Babacan görünerek kızları tavlardım belki... Yav he he. Komik değil miyim? Tamam abi kestik.
İşte derse girdim, ama hiç beğenmedim dersi. Olmamış diyesim geldi hocaya ama olmazdı, biraz hareketlilik olurdu, kalbim çarpıntı yaptı resmen. Zaten çok çarpıntı oluyor son zamanlarda, öleceğim gibi oluyorum. Zaten çok düşündüm yine bugün ölmeyi filan ama, boşver ya. Sevdiğim şeylere yoğunlaşırsam belki gerek kalmaz diye düşünüyorum. Mesela yazmak, ama okumayı sevmiyorum pek. Bu şey gibi, mesela satranç oynamayı severim, ama yendiğim zaman. Yenildiğim zaman oyunu sildiğim bile oluyor. Sonra canım sıkılınca tekrar geri yüklüyorum. Keşke programcıları "I hate chess, remove this shit!" diye bir ayar koysalar, sanki silinmiş gibi olsa bilgisayardan. Tekrar geri yüklenebilse ama kolaylıkla. Boşuna bant harcıyorum, internet harcıyorum. Elektronlar yoruluyor oradan oraya.
Neyse ne kadar uzattım lan. Lan diyorum da ben kibarca bir lan kullanırım, çok entellektüel insanlar bile benim lan deyişimi çok beğenirlerdi herhalde, beğenmezler miydi? Devam edeyim. Dersten çıktım ilk aradan yararlanıp. Başka bir kız da çıktı benim gibi, çıkarken arkadaşlarımdan bir tanesi "kapıyı kapatır mısın?" dedi, ben de kapattım. Sonra gittim, kütüphaneye gittim. National geographic dergilerini okudum kütüphanedeki; eylül, ekim, kasım ve aralık dergilerini. Aralık ayının dergisini dün geldiğimde mi ne, okumuştum bir ara işte. Pazartesi sırf kitabı vermek için okula gitmiştim, eeevet. Şimdi hatırladım. Ya da Cuma olabilir. Bilmiyorum, dersim olmadığı bir gün gitmiştim.
Kütüphanede dergi okurken çok bunaldım bir ara, sağa sola bakındım. Benim gibi bunalan arkadaşlar vardı, onlar da bön bön bakınıyorlardı. Ben de onlara bön bön, fakat kültürlü bir biçimde baktım. National Geographic'ten öğrendiğim şeyler öylesine ufkumu açmıştı ki! Gözlerimle ateş ediyordum. Sonra tüm dergiler bitti zaten o ateşlilikle gözlerimdeki. Ben de bir kitap alayım bari dedim, çok okumayı sevmem ama yine aktivite kalmayınca okurum yani. Ne yapacağız, el mahkum :( Canım yazmak da istemiyorsa.
Bu arada, dergileri de çok yüksek hızda okudum, çok bir şey anladığım söylenemez. Anlamaya kalkışırsam her kelimeyi anlamlandırmaya kalkışıyorum, sinirleniyorum derginin başında, çok fena strese giriyorum. OCD olduğunu düşünüyorum bende. Psikiyatriste gideceğim. Bakalım ne diyecekler.
Ondan sonra, işte kitabı aldım. Bendeki okuduğum kitapları da geri verdim. Ocd içinse, şöyle bir şey düşünüyorum. Çok yalnızım, acaba ondan mı oluyor? Tiyatro grubundan bile çıktım, sinirlendim çok eften püften şeylere. Aslında seviyordum o tiyatrodaki insanları, anlaşırdım bir şekilde alttan alırdım. Ama yapmadım. Ama onların da bana karşı hataları oldu, kendimce ben böyle değerlendiriyorum. Dışladılar beni, dışlanmış hissettim. Öfkelendim. Umursanmadım, yani öyle sanıyorum. Aslında birkaç kişiye sinirlendim, hem de çok. Onların yüzünden diğer oradaki sevdiğim arkadaşlarımdan da oldum, gerçi çok olmadı görüşeli konuşalı ama ben samimiydim. İsterse onlar maske takıyor olsundular. Ben gerçekten olmak istediğim kişiydim tiyatrodayken. Her zaman dosdoğru, düpdürüst oldum. Düpdürüst ne lan?ADHASHDDHADHSDASHDH. Manyak dürüst oldum yani. Hep içimdekini dışarı vurdum oradayken.
DU ÄR MIN HJÄLTE FÖR DU VÅGAR VARA RAK
DU ÄR MIN HJÄLTER FÖR DU ÄR PRECIS SÅ SVAG SOM JAG
KOM OCH HJÄLP MIG JAG BEHÖVER DIG IGEN IGEN IGEN!
Bu şarkı sözünü hatırladım birden. Dürüstlük, dosdoğru olmakla ilgili. Türkçe'ye çevirmek istemezdim aslında direkt olarak, çünkü ben İsveççe'yi İngilizce kullanarak öğrendim, Türkçe kaynaklar yetersizdi, gerçi hiç araştırmadım ama ben İngilizce'yi İsveççe öğrenmekte kullanmak konusunda daha mantıklı buluyorum. Türkçe'ye çok iyi çevrilemiyor İsveççe. Ben öyle gördüm yani. Google translate İsveççe'den Türkçe'ye berbat çeviri yapıyor, ama İngilizce'ye çok iyi. Bütün Cermen dillerinde böyle sanırım, epey uğraşmışlar google ekibi bu diller konusunda sanırım.
Türkçe'ye kendimce bir çeviri yaparsam:
Sen benim kahramanımsın çünkü dürüst olmaya cesaret ediyorsun
Sen benim kahramanımsın çünkü benim kadar güçsüzsün
Gel ve yardım et, Sana ihtiyacım var, yine, yine yine!
Böyle bir şey işte. Neyse, ben günüme döneyim, galiba cidden çok uzatıyorum ve OCD yim yine bu yönümle. Yoksa değil miyim? Bilmiyorum ya, birgün ekonomik bağımsızlığımı kazanacak durumda olursam yine yazmaya devam ederdim ben. İsterse kimse okumasın, bu beni ilgilendiren bir şey. Benim hoşuma gidiyor. Yaşama zevki katıyor. Ama okumayı sevmiyorum, böyle diyince kendimi çok başka bir şey hissediyorum. Mesela yazarlar hep okumayı severler genelde ama ben sevmem. Banane ulan Raskolnikov'dan. Herif bir dışarı gün yüzü görmeye bile çıkmamış, sonra psikopati oluşmuş gitmiş birini öldürmüş. Gerizekalı. Böyle bir şey gerçekte mümkün olamaz, bir süre sonra insan kendini dışarı atmak ister tabi. Misal, ben. Güneş gibi güzel bir şey var mı? Bunu kelimelerle anlatmaya gerek yok, böyle de güzel bir şey zaten bu. Her şeyi de kelimelerle anlatma fitnesi de bu İngilizlerin başının altından çıktı zaten, her duruma bir kelime, her şeye bir cümle. Yok şöyle hissediyorum da yok böyle hissediyorum da. Acayip gereksiz edebiyat. Benimki de gereksiz edebiyat olabilir. Ben daha iyi hissetmek için yazıyorum.
Aslında demek istediğim, İngilizlerde o kadar çok kelime var ki, yuh yani diyor insan. Eleştirdiğim şeyi yapıyor olabilirim, bu da size koyabilir. ZAAAAA! Ne yapayım? Hoşuma gidiyor. Ben ne yapıyorum o kadar da çok farkında değilim açıkçası. Bu konuyu sonraki bir zamanda tartışmaya erteliyorum. Günümüze dönelim.
İşte efenim, kitabı aldım, aşağı indim. Tiyatro arkadaşlarım birazdan kantinde buluşacaktılar. Ben de üzerimdeki kazakla tanınmamayı amaçlayıp gene ŞTALKER LIK yapacaktım. ştalker da bu arada Metro 2033 te geçiyor. Bilgi vermeyeyim kitapla ilgili. Ama ben söylenişini daha beğeniyorum stalker dan. ŞTALKER ŞTALKER ŞTALKER ŞTALKER. Ohh, söyleyince rahatlıyor. Yazınca da rahatlıyor insan.
Gittim, ders çalışıyormuş gibi arkadaşlarımı ştalkerladım. Öyle biraz oyalandım, bir şeyler yazmaya yeltendim. Ama konsantre olamıyordum ki ne hissettiğime, olamıyordum işte. Ama yapabilsem çok daha iyi hissedeceğim. Yazarken kendimi buluyorum sanki.
Den enda plats där jag är jag
En plats med enkla röka regler
Där det stora drömmarna är lag
Bunu hatırlattı şimdi de bana yazmak. Türkçesi:
Kendim olduğum biricik yer
Düz, basit kuralları olan bir yer
Büyük hayallerin yasa olduğu
Çeviri konusunda pek iyi değilim, çok şiirsel şarkı sözleridir bunlar. Günlüğe devam:
Ama yazamıyordum işte, konsantre olamıyordum. Ağlayacaktım neredeyse. Ama yine de gidip bir merhaba demezdim, beni savunmamışlardı hiç. Öyle olsundu. Ben sevmiştim onları, ama onlar bana empati yapmamışlardı, yapamamışlardı. Belki ben sevildiğim için böyle davranışımdır? Buna mı güvendiydim? Bilmiyorum. En iyisi sevmemek kimseyi aslında, arada bir böyle yazılar yazarım işte, deşarj olurum. Bir de işim oldu mu, sonsuza kadar yaşayabilirim, ölümsüzlük gelse iyi olurdu eheheheh.
İşte öyle biraz vakit geçti, ben yazamadığım için biraz da telefonla uğraşayım dedim. Hearthstone a girdim, oradan da battle.net serverlarına bağlanıp, yazın wow oynarkenki zamanlarımda, bana arena partnerliği yapan Danimarkalı arkadaşıma bir merhaba diyecektim. Bu adam da iyiydi, seviyordum. Stili güzeldi, skype filan açacaktık ama bir türlü kısmet olmadı. Gerçi hiç dedi mi skype açalım bilmiyorum. Ben gladiatör stance talentli prot warrior oynuyordum, o da frost death knight. Çok etkiliydik pek çok maçta. O nedense, blood presence a geçiyordu çok burst takımlar gelince. Oysa gerek yoktu, bence. Döverdik her türlü. Ama herhalde frost dk güçsüz oluyordu frost presenceda. Ben ise hep gladiatör stance da oynuyordum, sağlam dövüyorduk herkesi. Ama şöyle bir sorun oluyordu bazen, otomatik stance değişiyordu bazen arenaya girince. Ki sinir oluyordum buna. Beni defensive stancea atıyordu, ben de stance değiştirmeyi unutursam verdiğim hasar epey düşüyordu. Bu da healer takımlara karşı çok zor duruma düşürüyordu beni. Üstelik Shield Charge olmayınca da zor oluyordu. %25 hasar artışı, shield slam, revenge ve heroic strike için boru değil. Heroic strike dahil miydi buna hatırlamıyorum gerçi. Ama genel olarak çokça zevk alıyordum ben, o da zevk alıyordur kesinlikle. Ne yapacağımı ne yapmayacağımı çok iyi biliyordum. Keşke gerçek hayatta da böylesine iyi bildiğim bir şeyler olsaydı. Gerçi bir yazmayı biliyorum işte. Onu herkes biliyor gerçi, Türkiye'de okuma yazma oranı yüksek değil mi?
Neyse, güne devam edersek. Bir süre sonra kalktılar yerlerinden. Bana bir şey demedi kimse. Sinir olduğum kızı gördüm ama ve tekrar sinir oldum. Farkedilmiştim ama bananeydi artık. Çok da umrumdaydı sanki.
Sonra eve gittim, direk yattım. Saat 18:00 civarlarıydı geldiğimde işte. Ama kalktığımda 23:20 civarlarıydı ve yemek de yiyememiştim haliyle. Su bile yoktu. Bu yüzden, ayağımda terliklerle hemen marketin karşısındaki..? Pardon, yurdun karşısındaki markete gittim. Su ve bisküvi aldım epey. 11,75 tuttu. Ya da 12,75, hatırlamıyorum.
Bu arada, yurda direk gitmedim hemen, karşıdaki manav abiden de bir şeyler aldım. Üzüm aldım, kara üzüm. Zihin açıyormuş, belki daha iyi ders çalışırım ve kitap okurdum. Haydi bakalım dedim ve gittim aldım.
Sonracığıma, işte 23:20 de uyanınca gitmiştim yemekhaneye, haliyle kapalıydı. Sonrasında markete gittim geldim mecburen, sonra tekrar uyudum. Oda arkadaşlarım gürültü yapıyordu ama çok sorun değildi. Bakalım yarın ne olacaktı. Dersim de yoktu. Vardı ama gitmiyordum, gitmek istemiyordum. Bunalıyordum. Böyle geçti günüm işte.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder