7 Aralık 2015 Pazartesi

Hayatın tümünün benim için özeti

Son günlerdeki hayat planlarımla, zevk alma şekillerim ve hobilerimle ilgili düşüncelerim şekillenmeye başladı. Para kazanabilmek de birinci planda tabii, bunun arkasında da bir şeyler üretmek var. Bir şeyler üreterek, topluma bir şeyler kazandırarak para kazanmak. Ama bazen ülkedeki bazı konulardaki aşırı adaletsizlikten, benim gibi düşünenlerin az olmasından dolayı o kadar sinirleniyorum ki, sadece bireysel çalışıp sadece para kazanmak isteyesim geliyor, ben bir şeyler üreteceksem fakat insanlar bana kötülük yapacaksa ben aç kalıp kötü duruma düşeceksem neden devam edeyim ki? Aslında ben her işi yapabilirim, angarya işler dahil, erkek bir birey olarak duygularımı yok sayabilirim, hayatımın çoğunu çalışarak geçirebilirim gerektiği durumlarda. Böyle yapmışlığım da vardır, çok ağır işler de yaptım mesela, yarı zamanlı hamallık ve inşaatçılık yapmışımdır. Ayriyeten, bunları çok genç yaşlarda yaptığım için üzülüyorum çünkü gelişimime epey sekte vurmuş olduğunu düşünüyorum. Ama intihar etmeyi düşünüyordum önceden, o yüzden pek önemsemiyordum bana gelecek herhangi bir zararı. İntihar etmek için güç topluyordum, moral topluyordum intihar etmek için. 1 kere ciddi 1 kere çok saçma sapan intihar girişimim oldu toplamda. Başaramadım. Bunları da niye yazıyorum çok da bilmemekteyim. Ama başlarken aslında iyi olduğu sanılan şeylerin çoğunun iyi olmadığını kanıtlayarak başlamak istiyordum. Çok da iyi olmadığını daha doğrusu. En azından, bunlara iyi olduğu söylendiğinden ötürü direkt olarak yapmaya çalışmanın saçma olduğunu ve kişiye bir faydası olmadığını kanıtlamak istiyordum kendime. Kendime kanıtlayabilirsem en azından, daha sonra bu yazıyı tekrar okuduğumda, anlarım ve daha iyi bir anlatma biçimiyle herkese de kanıtlayabilirim.

Mesela satranç. Bu oyunla ilgili sevmediğim bir şeyler var. Yeniliyorum çünkü sürekli ne yaparsam yapayım. Çoğu zaman neyin neden olduğu anlaşılmıyor. Biraz gerçekçilik var, yani nasıl desem, nasıl iyi oynanabileceğini biliyorum ama neden iyi oynamaya kalkışayım ki bu iyi olma yöntemiyle? Bana hiçbir faydası olmaz bunu yapmanın. Aksine, ölümüne sıkılırım. Romantik bir biçimde oynamak istiyorum ben. Piyonlarımı şekilli, üçgen şekilli olarak açmak istiyorum, ya da istediğim gibi açmak istiyorum fakat bir bakıyorum ki bu şekilde yapmak bir güvenlik açığı oluşturmuş. Hiç hoş değil yani. Nasıl iyi oynanabileceğinin de şundan geçtiğini düşünüyorum: Her bir hamle sonrasında hangi taşın hangi yönlere doğru açılabileceğinin tek tek, bütün taşlarının analizinin yapılması, bu taşın oynayabileceği her bir karede ne tür bir avantaja sahip olabileceğinin incelenmesi gerekli. Bu, oynanan her hamleden sonra bir hamle olarak hesaplanıp, daha sonra ilerleyen oyunlarla birlikte, hafızanın gelişmesiyle sonraki 1-2-3-4-5 hamleye kadar hesaplanabildiği durumlarda, kişi bu oyunda daha iyileşme eğilimine gider diye düşünüyorum. Yani ilk başta 1 hamle hesaplamayla başlanıp daha sonra ilerletilebilir bu çalışma. Daha ayrıntılı çalışmalar yapılabilir sonradan. Ya da direkt 10 hamle birden bu şekilde göz önünde canlandırılmaya çalışılabilir. Belki de hani bazı satranç ustaları için denilen "10 hamle ilerisini görebiliyor" gibisinden söylenen laflar aslında bu şekilde yapılan çalışmaların tümünü barındırmaktadır. Ben ise sevmiyorum satranç. Fakat obsesyon yaptığı gerçeği var biraz. Bilmiyorum ben pek anlamam psikolojiden, derin olarak anlamam ama ben oynayamadığım, oynamadığım zamanlarda sürekli kafamda satranç düşünüyorsam ve bundan rahatsız oluyorsam obsesyon oluşmuş demek oluyor sanırım. Ve bundan kesinlikle mutlu da değilim. Hayat satranç değil. Hayat satranca benzetilerek yaşanılsaydı bence, sevmek diye bir şey olmazdı. Sevmek, bence pragmatizmin tam karşıtı olarak doğan bir şeydir, belki de yoktur diyorum bazen sevmek diye bir şey ama, aslında kişisel bir şey. Belli bir duygusal hali anlatıyor, o yüzden yoktur demek pek mantıklı değil sanıyorum. Çok ciddiye alınacak bir şey değil yani. Sadece birtakım duyguları ifade eden bir fiil, kelime. Ben böyle düşünmekteyim sevgi ve sevmek hakkında genel olarak. Satrançtan zevk alan insanları dışarıda tutarsak, hayat satranca benzetilerek ve satrançla doldurularak zehir edilmesi gereken bir şey değildir bence. Satranç zordur, çünkü gerçekten farkındalık ve kendine has bir çalışma biçimiyle çalışma gerektirir. Bu da benim düşüncelerim tabi. Onun dışında canım isterse gidip veziri ilk başta verip kendi kendime tryhard yapıyorum bazen. Ama iyi oynamak manasında dedim satrancı.

Neyse, bundan çok bahsettim. Bir de eleştirmek istediğim bir şey de, sevdiğim işi yapmak meselesi. Ben neyi sevdiğimi bilmiyorum, bilmek de istemiyorum. Çünkü bu da epey ağır bir çalışma gerektiriyor sanırım.Hayat böyle bir "satranç" oyunu değildir. Bunu reddediyorum. Sevdiğim işi, ya da işimi neden seveyim ki? Neden bir "işi" seveyim ya? Niyeymiş? Ne saçma şey? Sevilecek daha güzel şeyler varken neden gidip işimi seveyim? Yok yere depresyon sebebi... Böyle aptalca bir önerme olamaz. Ha, dersiniz ki o zaman sevdiğin işi yap, işini sevme, ya da bir işi sevmeye uğraşma. Sevdiğim bir iş yok, zaten bir işi sevmeyi saçma buluyorum. İş yapmak bir nevi zorunluluktur. Yok, aslında değildir ama, kim ekmek verecek ki kişiye bu durumda en kaba tabiriyle? Ne için? İş yapmayınca muhtemelen hayat çok daha zor olurdu. Ama iş yapmak da yetmiyor sadece, iletişim becerileri de gerekiyor, konuşmak, ikna etmek gerekiyor. Biraz yırtık olmak gerekiyor sanırım. Ben pek insan seven birisi değilim. İnsanların da beni sevdiğini pek zannetmiyorum. Genelleme yapmayayım diyorum ama içimde bunun için dayanılmaz bir istek hissediyorum. İnsanlar kötüdür, diyip kendimi tatmin edesim geliyor. Birisi anti tez sunduğunda ise, ya da sunarsa bahanem hazır: sen niye bana karşı böyle anti tez yaratıp üzmek istiyorsan be adam, ya da kadın? Demek ki sen de kötüsün. Beni üzmek isteyen, kötü hissettiren herkes kötüdür diye düşünüyorum. Tabi bu çok şımarıkça bir davranış aslında. Ama huyum kurusun. Ben de iyi hissetmek istiyorum. Depresyona düşmek istemiyorum. Kitap okuyun derler ama tamam, okurum mümkün olduğunca ama mesela 24 saat kitap okusaydık gerçekten mutlu olur muyduk, memnun olur muyduk hayatımızdan? Ya da iş hayatımızın dışında ve biyolojik ihtiyaçlar dışında geri kalan zamanlarda hep kitap okusak? Başlayınca insan sürekli okumak istiyor, en azından ben istiyorum ama, başlamadıktan sonra hep bir mesafe giriyor araya, tıpkı bir süre konuşulmayan bir dostla karşılaştığımızdaki hislerim, veya hislerimiz gibi? Bilmiyorum başka insanlar ne hisseder. Ben genelde biraz pişmanlık hissederim bu dostumu yalnız bıraktığım için, ona destek olamadığım, ya da destek olmam gereken zamanları hiç bilemediğim için üzülürüm ve utanırım bu dostumdan. Ama o andan sonra konuşmadığımızda, hep daha kötüye gidecektir durum. O yüzden, eskiyi, geçmişi geride bırakıp aslında devam etmek lazım bir yandan da. Neden? Bilmiyorum. Çünkü seviyoruz bu dostumuzu. Pişmanlığımızı da aramızdaki ilişkiye yansıtıp, bir cevap beklemek gerekir diye düşünüyorum. Aslında niye böyle de yazdım bilmiyorum, belki mizantropik olmuşturuz o anda, ya da yakın zamanlarda, dost da olsak insan olduğu için eskisi gibi yakın durmak istemeyiz. Kötülük yapabilir, bilmem ne yapabilir. Üstelik bunun bir algoritması da yoktur, şöyle yaparsak bize kötülük yapar diye bir şey yoktur. İnsanın muhtemelen içinde zaman zaman yükselen kötülük yapma isteği vardır, ben bazen buna benzer hisler hissediyorum açıkçası. Belki anlamsız şeyler bu hissetiklerim toptan. Ama belki de, karşı tarafın anlayışıyla alakalıdır. Bizim herhangi bir manasız davranışımız kötü algılanabilir. Bundan da korkuyoruz.

Ama bir yandan da düşünüyorum. Bu bazen içimde hissettiğim, kötülük yapma hissine benzer his, ama tam emin olamadığım his, insanların hobileriyle meşgul olmasının ana sebebi olabilir mi? Kafayı başka bir şeylerle meşgul etmek. Belki de gizli bir kural halinde tüm insanlara bu aşılanıyor. Bunu anlamayan insanlar mı kötü şeyler yapıyor? Ben kötü müyüm? Çok daha kötü olabilir miyim? Bunları yazarken bile biraz korku içerisindeyim çünkü kötülüğün nereden geleceği, gelebileceği de yine belli değil. Kendimi kötü hissediyorum, ve ne yapmak gerekiyor bilmiyorum. O kadar yalnızım ki. Yani yalnızlıktan kastım, şu anda düşüncelerimin vardığı noktada, sanıyorum kimse bulunmamıştır diye düşünüyorum. Yakın hissedebileceğim, örnek alabileceğim hiçbir şey yok gibi bir şey. Herhangi bir t anına acaba fazla mı odaklanmaktayım? Bilmiyorum.

Mutlu olduğum şeyi yapmak? Ben gerektiği durumlarda nefes almaktan da mutlu olabilirim. Ama bu durum hayatı çok aşırı basitleştiriyor. Bir rehber yok ki insanın nasıl yaşayabileceği konusunda... World of Warcraft oynayarak canlı yayın yapmak isterdim. Biraz geçim gücü sağlayınca da bunu bırakıp-çünkü geçim sağlamak konusunda ciddi endişelerim var, bunlar varken ortada başka bir şeye konsantre olamam- insanlık için önemli bir şeyler yapmak peşinde koşmak isterdim. Çünkü üzülüyorum, çok ağır işlerde çalışan insanların durumuna cidden çok üzülüyorum. Mesela bunları yapacak robotlar icat etmek olabilir görevim. Benim de böyle işlerde çalıştığım oldu dediğim gibi. 1 ton yükü 25-30 dakika içerisinde 4 kat yukarı taşımışlığım oldu. Gerçi bunu sürekli yapınca çok da zor olmuyor, çünkü kondüsyon kazanılıyor. Sevmeye de başlıyorsun biraz. Çünkü kolaylaşıyor da. Ehh, ama kolaylaşınca ve sevmeye başlayınca o zaman neden üzülüyorum ki? Yani başkaları için, sonuçta başkaları da bu şekilde bir algoritma izleyebilir. Ama herkes aynı değil, herkes farklı tepki verebilir buna. Bilemiyorum, kafam karıştı. Aslında böyle yazmak kolay da, bu işleri yaparken insanın düşünceleri çok daha farklı, çok daha hızlı ve dinamik işliyor. Kağıt üzerindeki hesap gerçekte tutmayabilir yani. Ben çalışırken daha dinamik işliyordu yani kafamdaki düşünceler. Bilmiyorum, belki çok acımasızca şeyler yazıyorum bir şeyler düşünürken ve bunları elektronik ortama aktarırken. Bunun için af diliyorum ve geri bildirim bekliyorum bu konuyla ilgili aslında. Yani hangi konuda acımasız olduğum konusunda. Bir örnek olarak mesela; Platon'un felsefesini çok acımasızca buluyorum. Mesela Devlet kitabının bazı yerlerinde, bir askeri, başarılı olan bir askeri devletin çıkarı için öyle bir konumda tutmaya çalışıyor ki ne çok para kazanabilsin, ne de işinden vazgeçebilsin, işinden vazgeçince de muhtemelen aç kalacağı bir durumda tutmaya çalışıyor. Kim böyle bir şeyin içinde bulunmak ister ki? Kim böyle bir sistemde bir asker olmak ister? Mesela görüyoruz, şimdiki zamanda çok iyi generaller, villalarda oturabiliyor. Platon ise, anladığım kadarıyla buna karşı. Üstelik, daha çok dölleyip bu askerleri, genlerinden faydalanmak gibi fikirleri var. Yani bir harem kurulacak bu profesyonel asker ya da askerler için, daha profesyonel çocuklar ve onlardan da yine daha profesyonel askerler ortaya çıkacak. Platon bence bu konuya kafasını fazlasıyla takmış, yani neden bu kadar devletin çıkarını düşünmek? Kendini kanıtlamak istemiştir bence bu kitabı yazarak Platon. Kendi düşüncesel yeteneklerini. Yani bana kalırsa o kadar devletin çıkarını düşündüğü de yoktur, fakat kafasından geçeni bizzat göremediğim için bir şey diyemem.

Benim amacım ise bunları yazarak birazcık farklı şeyler yapmak. Kitap okumak güzel, fakat sonuçta bunlar gökten de inmiyor, insanlar yeterince bilgilendikten sonra ya da sanıyorum yeterince düşüncesel olgunluğa ulaştıktan sonra, kendi düşüncelerini yazma ihtiyacı hissediyorlar ve kitap yazıyorlar. Ben ise burada yazmaktansa kitap yazmayı daha çok isterdim, elektronik ortam insanı yoruyor aslında. Işınlar vesaire geliyor insana, yorucu şeyler bunlar.

Ama bir başka düşüncemi daha ifade etmek istiyorum. World of Warcraft oynamak veya herhangi bir sevdiğim oyunu oynamak, çoğu zaman benim için her şeyden daha güzel geliyor. World of Warcraft biraz da alışkanlık olduğu için ilk sırada. Bazen, hatta çoğu zaman, WoW yerine kitap okumak eylemini yapsaydım eğer, çok daha ileride olabileceğim konusunda ikaz ediliyorum. Ne açıdan ileride? Ben wow oynarken mutluyum, biraz iletişim becerilerimi baltalıyor, hatta bayağı bir baltalıyor, ama ne yapayım? Bazen wowdan da sıkılabiliyorum, ama warrior oynamaktan pek sıkılmam herhalde. Oraya buraya charge atmak, diğer düşmanların peşinden koşturmak nedense çok eğlenceli geliyor bana, mutlu oluyorum. Satrancın daha zevkli olanı diyebilirim, hem romantik bir biçimde oynanınca da başarılı olunabiliyor. En azından ben öyle sanıyorum, gerçi bireysel başarıya dayanmadığı için öyle sanıyorum. Ama ya düellolar? Onlarda da fena değilimdir. Yani başarılıyım. Ama nasıl başarılıyım? Oynadığım karakterin amacını tam anlamıyla gerçekleştirdiğimi düşünüyorum. Ekstra bir şey gerekiyorsa bunları da yapabilirim, görebilirsem eğer. En açık şekliyle ifade etmek gerekirse, ben görsel olarak oyundan zevk alıyorum. Yaptığım hasarlar, gözüme tatmin edici görünüyor, yaptığım iyileştirmeler de öyle. Benim için başarı bu wowda. Bunu yapabiliyorsam başarılıyımdır. Satrançta ise yapamıyorsan, yeniliyorsan kesinlikle bir şeyleri yanlış yapıyorsun veya yapmışsındır demektir. Benim için, satrançta, en sonunda yenileceğimi bilmek, görmek kötü bir histir. Çünkü o andan sonra benim için oyuna devam etmemin bir anlamı kalmaz ki. Zaten oyun o kadar boğucu ki temelde, siyah ve beyazdan başka bir renk görmüyorsun. Ama wowda öyle mi? Her taraf rengarenk. Görsel bir şölen yaşıyorsun bir nevi. Satranç temelde inanılmaz sıkıcı, boktan bir oyundur. Benim için. Altı üstü bir oyun bu da sonuçta. Böyle diyince veya yazınca bambaşka sorunlar da ortaya çıkıyor aslında. Oyunun karşıtı ya da oyun olmayan şeyler nasıl oluyor peki? Bomboşluk. Bunlar nasıl şeylerdir? Bilinmezlik. Fakat bir şey kesinse bu şeylerde benim satrançtan daha çok zevk alabileceğimdir, buna inanırım.

Eğer serbest bırakılsam, muhtemelen zamanımın çoğunu wow oynayarak, mutlu bir biçimde geçirirdim. Ama şu anki wow değil, wotlk zamanı wowu. Nedense çok sevdim o zamanları, çok bağlandım. Mutluydum o zamanlar. Şimdi değilim. İlk defa kendimi bu kadar açık bir biçimde ifade etmekteyim. Fakat zaten, engel oldular bana. Belki haklıydılar, belki haksızdılar ama kendi hayatımı kazanmak zorundaydım. Öyle söyleniyordu yani. Başka bir ailenin yanında böyle hayatımı wow oynayarak geçiremezdim muhtemelen, izin vermezlerdi herhalde. O kısmı doğruydu. Hayatımı kazanmak zorunda olmasaydım, ailem destek olsaydı bile geçiremezdim böyle. Sorumluluklarım olurdu bundan başka. Okul okumak gibi şeyler. Aslında onu bile yapmak zorunda değilim. Üniversite okumak çok gerekli değil mesela. Neyse, dağıtmadan kısaca anlatmak gerekirse, kimse böyle bir evlat istemezdi herhalde. Ben de dışarıda çok yaşayamacağımı düşündüğümden, yani onlara muhtaç olduğumdan bir nevi, en azından az da olsa wow oynayabilmek için, birazcık onların suyuna gitmek zorunda kaldım. Annemi babamı sevmiyorum, belki şu anda biraz seviyor olabilirim, ama sevmiyordum yani. Beni terkedip gittiler, sorumluluk almak istemediler. Benim iyiliğim içinmiş. Benim sevdiğim şeylerin, kişilerin yanında olmaya ihtiyacım yok muydu peki? Bunu düşünmediniz mi? Bana bakamazlarmış, iyi beslenemezmişim. Yapmasaydınız o zaman amına koduklarım. Sikeyim geçmişinizi. Prezervatif denen bir şey var. Kendi sorumluluğunuza alamıyorsanız sikeyim geçmişinizi o zaman. Benden bu kadar bu günlük. Kendimi çok boşalmış hissediyorum, biraz kitap okurup uyurum herhalde.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder