28.12.2015, Pazartesi
Çok önemsiz bir gündü. Zaten dersim de yoktu. Epeyce yol yürüdüm bugün. Beni rahatlattı. Seviyorum yürümeyi. Bundan maddi kaynak da elde edebilirsem belki dünyanın en mutlu insanı olacağım. Sevmiyorum ben oturup ders çalışmak. Ancak zorlarsam belki bir şeyler yapabilirim. Zaten, bugün denedim biraz yine ders çalışmayı. Fakat sıkıldım, bunaldım çok. Sinirlendim de. Bu yüzden uzunca bir yürüyüşe çıktım, obsesyonlarımı da yendim, rahatlamak için yürüdüm sadece. Sağa sola bakmak için değil. Sonra tekrar geldim, akşam yemeği için. Çok da aç değildim ama yemeliydim. Tavuk çorbası, hindili sebzeli kebap, pilav ve kadayıf aldım. Sütlaç alacaktım aslında ama kadayıf daha çekici göründü. O an için tabi. Aslında ikisini de alabilsem, ama almadım. Sürekli şekerli şeyler yemek istemiyordum zaten.
Ondan sonra da durmadım, yemekten sonra yani; direk dışarı çıktım yine. Yürüdüm epey uzunca. Yürürken kendimi buluyordum adeta, nefes aldığımı hissediyordum. Yaşadığımı hissediyordum. Diğer her şeyim olmasındı, ne farkederdi ki? Böyle hayat güzeldi. Otomatik nefes alıyordum yürürken, kendimi kasmıyordum. Üniversite hayatı beni çok yıpratmıştı, bu üniversiteyi kazanmak da. Bıkmıştım artık. Başlardım ders çalışmasına. 5 saat kıçımın üzerinde durup baksam da kitaba yine ortaya bir şeyler çıkaramazdım. Akademisyenlerin de büyük suçları vardı bunda, bence. Hepsini değil tabii ki. Mesela bizim okuldaki matematikçiyi ayakta alkışlayasım geliyor, ne nereden geliyor, hangi problemi niçin onunla çözmek gerektiğini vesaire anlatıyor hep. Daha da iyi anlatabilir ama yaşlandı artık, saygıdan ötürü de fazla direktif verir gibi, "hocam şöyle yapsanız daha iyi olmaz mı sizce?" gibi şeyler söylemek istemiyorum. Ama aslında söylemek lazım, çekinmemek lazım. Zaten bir keresinde gidip konuşmuştum, bana özel hayatından parçalardan bahsetmişti, uyuyamadığından bahsetmişti galiba. Şeker gibi adamdı bazen böyle. Unutkanlık olduğunu söylemişti kendisinde.
Neyse neyse, ben günlüğe döneyim. Böyle epey bir yürüdüm, hatta geri döneken oda arkadaşımla karşılaştım, o da Merkez'e doğru gidiyordu. Bir şeyler söyledi ama cevap vermedim, elimi uzattım sadece. Çok hızlı yürüyordum da. Ya da bana öyle geliyordu. Artık bu kadar yürüye yürüye gözümde çok uzak olan, çok uzak görünen mesafeler bile o kadar uzak görünmüyordu. Aslında keşke hep yürüsem, yazmasam bile diye düşünüyorum. Ama canım yazmak da istiyor zaman zaman. Acaba yürümekten yorulur muyum? Sanırım, hiç yorulmam. Çocukluğumda da çok yürümüşlüğüm vardı. Zararı var mıdır acaba? Tabii ki çok yürünürse zararı vardır diye düşünüyorum. Ama yürürken mutlu olduğum sürece sorun olmayacağını da sanıyorum, tam emin değilim tabii ki. Yürürken, sevdiğim her şey, insanlar, diğer aktiviteler gözümde kayboluyor. Her şey sadece yürümek oluyor benim için. Bu bağlamda, yalnız hissediyorum kendimi çok. Sanki herkes gidici ve ben kalıcıymışım gibi hissediyorum. Bilmiyorum ne yapsam bununla ilgili. Kafam çok karışık.
Sonrasında zaten tekrar yurda geldim. 40 dakika civarı olmuş toplamda. Ben 20-25 olacağını düşünüyordum. Yürürken zamanın nasıl geçtiğini de anlamıyorum üstelik. Bacak kaslarım da çok güçleniyor. Nitekim, sonrasında uyudum. Uyumaya yakın bir şey daha farkettim ki şimdi çok daha rahat nefes alıyorum. Yani sportif bir aktivite yaptıktan sonra, nefes almam epeyce kolaylaşıyor. Bir kız için üzülüyordum, şimdi onun için de üzülmüyordum o kadar. Ama çok hızlı ve rahatça nefes alıyordum cidden. Sanki eskisi gibi sağlıklı ve güçlü olmaya doğru ilerliyordum. Oda arkadaşım oyundaki arkadaşlarıyla voice chat yapıyordu, ben de dönüp "şunu konuşmadan yapsan olmuyor mu?" diye sordum. Çünkü çok da fuzuli konuşuyordu, boş konuşuyordu yani. Yok şunu şöyle alsa böyle daha iyi olurdu gibi mi aslında şu heroyu çok sevmişimdir gibi şeyler. Aman efendim. Zaten oynadığı oyundan illet etmişimdir, ben de çok zaman geçirdim ama... Sorsalar bir daha oynar mıydım diye? Evet oynardım. Benden bi bok olmaz. Yoo, kendi hakkımı yemeyeyim şimdi. Reflekslerimi çok geliştirdi oyun oynamak. Onu biliyorum.
Uzatmayayım, sonra uykuya daldım. Gece 12 gibi tekrar uyandım. Oda arkadaşlarım imza atmam için uyarıyorlardı. Hatta arkadaş benim yerime de imza atacakmış ama orada başında dikilen güvenlikçi yüzünden atamamış. Ne yapayım yahu? Uyuyakalıyorum işte. Parmak izi okuyuculu sistemler gelse de rahatlasak artık.
İşte böyle düşünceler içerisinde aşağıya inip imzamı bastım. Sonra baktım, dün de atmamışım imza. Dün de uyuya kalmıştım ya. Onu da sordum güvenlikçiye. İstersen at ama geçerliliği olmaz, günlük gidiyor zaten memurlara liste, dedi. Ben de tamam dedim, ne yapacağım ki daha? Zaten çıkacağım bu yurttan. İş hayatına atılırım belki. Çok bir şey öğrenemiyorum bu okulda. Ölene kadar çalışırım, sonra emekli filan olurum. Hayatım biter zaten. 60-70 yaşıma gelince de sokakta, sahilde veya herhangi bir yerde yürüyüş yaparım. Ondan sonra da bu dünyadan göçüp giderim herhalde. Garip, yakın zaman öncesine kadar ölsem de gitsem diyordum. Şimdi demiyorum. Öyle işte, bir günü de bu şekilde devirip geçtim. Siz de devirebilirsiniz!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder