25.12.2015, Cuma
Bugün sabah 6 gibi kalktım galiba erkenden. Çok havasızdı içerisi, biraz camı açtım. Ama tersten ve çok çok az açtım oda arkadaşlarım üşümesin diye. Sonra hademe geldi, benden vicks istedi. Komidinin üzerinde görmüş vicksi, arkadaşlarının burnu tıkalıymış. Ben de buradaki vicksin son kullanma tarihinin geçtiğini söyledim. Gerçekten de geçmişti. 11 2015 yazıyordu üzerinde. Ama dinlemedi, bir şey olmaz dedi. Çok cahilce geldi bana ama, neyse. Sonra bilmem neden gitti öteki camı da açtı, fakat perde olduğu için tam açamadı, yarım açtı. Biraz dışarıyı seyretti, sonra oda arkadaşlarımdan biri kapatmasını söyleyince kapattı. Sonra çıktı. Ben de kahvaltıya indim, ya da bilmiyorum inmiştim de gelmiştim mi bu olay yaşandığında. Her neyse işte. Kahvaltıdan sonra tam teçhizatla dışarı çıktım, ya da hiç teçhizat almadan dışarı çıkmış da olabilirim. Teçhizat dediğim, eldiven, atkı gibi şeyler.
Eczaneye gidip yeni bir vicks aldım önce, ama öncelikli amacım bu değildi. Gezmekti işte. Vicks de 10 lira olmuş zaten yuh dedim. Eczacıya, tarihi geçmiş vicksin ne zararı olabileceğini sordum. Alerji vs yapar mı dedim. Yapabilir, dedi. Vicksi de aldım 10 liraya, sonrasında da markete yürüdüm oradan biraz daha uzakta olan. Diş fırçası, macunu ve tıraş bıçağı alacaktım. Epey de para tutuyordu bunlar, tıraş bıçağını kendi makinamın başlığı şeklinde alacaktım fakat çok pahalıydı. Diğer 3 bıçaklılardan alsam, onlar bile pahalıydı. Zaten traşlıydım, tekrar uzaması 1 hafta alırdı. Boşverdim, diş fırçasıyla macununu aldım. Bir de maden suyu aldım, 32 lira tuttu. Parayı ödeyip aldıklarımı poşetlerken, 30 lira ve üstüne star wars kartlarını verdiklerini gördüm, vermesini istedim kasiyerden, fakat bunun için ürünleri iade alması gerektiğini söyledi bana. Ben de, "Çok zahmet olur mu size?" dedim. Başını salladı. Daha sonra da yarın veya öbür gün gelip gelemeyeceğimi sordu. Ben de gelebilirim herhalde dedim. O zaman verebilirmiş çünkü. Almayanlar oluyormuş 30 lira alışveriş yaptığı halde, onlardan arta kalanları verebilirmiş. Arta kalanları almak hoşuma gitmemişti aslında, bir de zaten bu kartlar çok çocuk işiydi, ama bedavaydı. Ve merak da ediyordum.
Nitekim çıktım oradan. Eve yürüdüm tekrardan. Evde biraz oyun oynadım evde, sonra banyo yapmak istedim ama vazgeçtim. Okula gidecektim yine. Depresifliğimi alıyordu okul. Çok yeşillikti okulun çevresi, seviyordum. Merkez böyle değildi. Yeterince değildi yani. Böyle düşünerekten, arkadaşıma dünkü kızlarla olan maceramı anlattım. Otobüs maceralarını. O da bana indikleri yerde inmemi tavsiye etti. Biraz abartıydı bu ama, mantıklıydı da. Sonra o bir yere gitti, ben de okula gittim bu sefer tam teçhizatla.
15:00 civarlarıydı okula giderken. Kısa sürede vardım okula. Kantine indim yine. Sonra bir arkadaşımı aradım. Açtı, konuştuk. Ona psikiyatriye gideceğimi filan söyledim. O da bir şeyler söyledi, sonra da yanındaki arkadaşının bana bir şey söyleyeceğini söyleyip ona verdi telefonu. Verdiği kız da şaşırmıştı, merhabalar demiştim ben. O da merhabalar diyor demişti arkadaşıma. Çok resmi bir selamlaşma şekli olacak, o da şaşırmıştı belli ki. Neyse, sonra açıldık biraz daha konuşurken. O da psikiyatriye gitmişti ve belli psikolojik problemlerden çekmişti. Epey anlattı bana. Özellikle de şu obsesif kompülsif bozukluk olayını. Aslında bu konuşmaya dersliklerin orada başlamıştım, önce kulağımda tutarak konuşurken bir süre sonra kulaklık taktım radyasyon almayayım çok diye. Hem de rahattı kulaklıkla konuşmak. Sonradan kantine indim.
Konuştuk da konuştuk. Ona takıntılarımı, obsesyonlarımı anlattım. Bu olan şeylerin yeni yeni mi olduğunu söyledi. Ben de evet dedim. Bu obsesyonlarımın depresyonla birlikte nüksedebileceğini söyledi, muhtemelen depresyonda olabileceğimi de belirtti. Hiç durmadan, uzun süre makine gibi konuştu durdu. Ama çok mantıklı şeyler de söylüyordu. Kantinde oturmuştum artık konuşurken. Yanımda diğer insanlar da vardı. Diğer insanlar da böyle yanımdayken, psikolojik sorunlardan bahsetmek beni utandırıyordu. Sorunlu, cidden sorunlu biri sanacaklardı beni. Gerçi böyle olsa ne olurdu ki. Sansınlar. Çok da önemli sanki.
Bana obsesyonların nedenlerini araştırmamı söyledi, böyle böyle çözeceğimi söyledi. Fazla da kafamı yormamamı söyledi. Bazı insanların "her şey insanın kendi kafasında biter." diye söyledikleri beylik laflara da kulak asmamamı söyledi. Tam olarak kulak asma demedi ama ona benzer bir şeyler işte. Aslında "hani derler ya her şey insanın kafasında biter filan, işte OKB(obsesif kompülsif bozukluk) böyle bir şey değil, hiçbir şekilde bitmez öyle." dedi. İyi bir psikiyatriste ve psikoloğa birlikte gitmemi önerdi. Bu çok doğru bir önermeydi.
Sonra zaten bayağı zaman geçti, hava kararıyordu. Daha sonra da konuşmak üzere ablam telefonu aldı ve daha sonra da tecrübelerinden yararlanabileceğimi söyledi bu arkadaşının. Hiç sevmezdim tecrübelerden yararlanmak kelimesini aslında, çok kaba gelirdi bana bu. Kelime değil aslında, deyim gibi bir şey işte. Neyse ne, sonrasında kütüphaneye çıktım. Bir şeyler mesajlaştım arkadaşlarımla. 2 tane kız oturuyordu, onlarla da mı konuşsaydım acaba? Ama çok ciddi duruyorlardı. Güzellerdi ama, bana bakmayabilirlerdi. Zaten hali hazırda bir tanesi sert sert bakıyordu bana. Ben de pek aldırmadan telefondan arkadaşlarımla mesajlaştım. Mesajlaşırken yüzüme gülümseme ifadesi yayılıyordu, ağzım kulaklarıma varıyordu resmen. Bunu farkeden o sert sert bakan kız, tekrar baktı yüzüme. Kafamı kaldırdığımda bana baktığını farkettim. Uyarıyor muydu beni acaba böyle yapmamam için? Ama ne rahatsızlığım vardı ki ona? Umursamadım. Sonra dışarı çıktım, bir konuşma yaptım. Kütüphane görevlilerinden 3 ü, galiba bir çakmağı paylaşıyorlardı sigaralarını yakmak için. Çok hanımefendi bir kız da vardı, o bile sigara içiyordu kütüphane görevlilerinden. Neyse dedim, benim sorumluluğum mu sanki dedim. Konuşmadan sonra tekrar içeri girdim. Gazeteleri filan inceledim. Kızlarla bakıştım, aslında ben baktım sadece, onlar bir şeylerle meşgullerdi.
Neden sonra, çalışma masalarının olduğu içeride bir yere geçtim. Orada biraz bir şeyler yazdım kendimi iyi hissetmek için. Rahatsız edilmemek için arkada bir yere geçtim, bir de arkamdan birileri geçip ne yazdığım hakkında bir şeyler merak etmesin diye. Ama birisi geçti arkamdan, geçecekti daha doğrusu. Bunu gördüğüm gibi kapattım kağıdı, yani defteri. Arka tarafta bir oda vardı, oraya girdiler 2 kişi. Bir kadın, bir erkek Ben de boş işler bakanı gibi hissetmemek için, bu defterime ilave olarak ders kitabımı ve defterimi çıkardım. Dostlar alışverişte görsündü. Dostum mu var ulan burada? Lafın gelişi ağabey. Millet dersle ilgili bir şeyler yapıyor sansın diye kitaptan belli bir sayfayı açtım, biraz önümde duruyordu. Ben de bir şeyler yazıyordum alakasızca. Çok kişi yoktu ama zaten. Bir iki yeni giren insanlar oldu ama buraya gelmediler zaten, ama buraya gelecekler mi gelmeyecekler diye tedirgin olmadım değil. İstemiyordum insanları etrafımda. Keşke yurt odamda da tek kişi olsaydım. Ne güzel olurdu hayat.
Ama öyle değil işte, kazın ayağı öyle değil. Bunu da Ömer Seyfettin'in bir kitabında görmüştüm, ya da hikayesinde. Galiba hikayenin adı buydu.
Nitekim, biraz sonra eve gidesim geldi, hava kararmıştı çünkü. Yine durağa yürüdüm. Galiba dün olduğunu sandığım kız olayları aslında bugün de olmuş olabilir. Bilmiyorum, hafıza kaybı yaşıyorum galiba. Çok uyuduğumdan sanıyorum. Neyse, eve gittim otobüsle. Şu otobüsteki aşk hikayelerinden bahsediyorum işte. Aman neyse, hatırlamasam daha iyi. Sonrasında eve geldim. Bu arada, vicksi de markette unutmuştum, aptaldım ya. Yarın gidip alacaktım eğer bulmuşlarsa. Neyse artık. Nitekim, eve geldim ve bir süre pinekleyip uyudum. Hiç dermanım yoktu. Saat 12 civarlarında uyandım. Gittim imza attım, sonra geldim tekrar uyudum. Akşam yemeğini de kaçırmıştım ama olsun, okulda yemiştim zaten.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder