09.01.2016, Cumartesi(devam)
Bugün de böyle pinekleyiş içinde geçti içte. Ders çalışmaya çalıştım ama pek bir şey anladığımı söyleyemem. Ne olacak bakalım. Birazdan yatacağım.
9 Ocak 2016 Cumartesi
09.01.2016, Cumartesi
Yerini biiiiiilmem, bilmem ne taraftayım. Sesini duuuuuuuuymammmmmm, ne zamandır yatışlardayım...
Bugün de böyle yatışlardaydım. Sonra kalktım biraz yürüyüşlerde ve yemek yeyişlerde oldum. Kahvaltı yapışlarda oldum. Para harcadım, saçtım etrafa biraz. Felsefe yaptım bolca, ama felsefe de çok gereksiz diye düşündüm. Yaptığımız aslında her şey gereksiz gibi bir şey. Niye yapıyoruz ki? Ölmeyeceğiz mi sonuçta? Ben neden yazıyorum? Ne oluyor ki böyle yazınca? Kendimi daha mı iyi hissediyorum? Keşke insan ırkı olarak komple yok olsak, daha iyi olmaz mı? Farklı bir biçimde var olsak. Acı falan çekmesek böyle. Tanrısal varlıklar olsak. Çizgi filmlerde olurdu ya hani, dünyayı yok etmek isteyen birisi. Onu neden durdururlar ki hep? Aslında durdurmamaları lazım. Bir yandan da iyi bir aktivite bu, eğer herkes bir anda ölecekse. Hiçbir şey hissetmeyecekse. Aman ya, çizgi film sonuçta. En azından, ben ölsem diye düşünüyorum. Bıktım artık. Sadece ölsem, yok da olmasam ya da onun gibi bir şey de olmasam. Ölürken kötü hissediyorsun, ya da öldüğünü zannederken. Hep öyle zamanlarım olmuştu geçmişte. Olmasın onlar. Olmasın! Çok kötüydü onlar. Artık bir kız arkadaşım da olmayacaktı eğer olsaydı, arkasından üzüleceğim. Neden benim istediğim olmuyor? Olacak ulan işte! Olacak, o kadar! Küfür savururum yoksa havaya. Ziyan ederim oksijeni. Ben mutlu olamıyorsam kimse olmamalı. Herkes bana bakmalı. Hişt, sakın gözünü çevirme. Ben mutlu olacağım. Lütfen gözünüzü çevirmeyin, ne olur. Ya ölürsem bir saniyede? Başka tarafa bakarsanız kurtaramazsınız belki. Ne olur yapmayın. Kurtarmaz mısınız yoksa? Ben ne yaptım ki size? Ben hep iyiliğinizi düşündüm, sizi hiç o kadar iyi tanımadım ama hep iyiliğinizi düşündüm, üzülmenizi istemedim. Belki hayata da hazırlamadım sizi bu şekilde her insanın birbirini hazırlaması gerektiği gibi ama, olabileceği kadar mutlu etmeye çalıştım sizi. Kendimi de uzaklaştırdım hatta. Pek mutlu oldunuz mu bilmiyorum, belki rahatsız oldunuz benden. Bilmiyorum. Çok üzgünüm. Keşke her şey başka türlü olsaydı. Zamanı geri alalım, zaman geri alınsın istiyorum! Zamanı aldım ama beğenmedim, alın bu zamanı geri başka zaman verin! Yohhğhğ ısa(yoksa) tüketici mahkemelerine giderim vallahi. Sürüm sürüm süründürürüm sizi. Banane, beni ilgilendirmiyor muhattabımın olmaması. Alacaksınız zamanımı geri söke söke. Ne verdiysem veya ne vermediysem onu geri vereceksiniz geri. Başka zaman vereceksiniz. Beni mutlu edeceksiniz. Yok öyle yağma, ben istemiyorum. İstemiyorum artık karanlıkların üstüme üstüme gelmesini, zaten uzay korkum var. Uzay gereksizce büyük. 94 milyar ışık yılı diyorlar. Ölçtünüz mü diyesim geliyor. Belki uzayın her tarafında o karanlık maddeden yoktur, yani ışığın gidişiyle ölçüyorlar sanırım bunu ama belki ışık bu bölgelerde hep aynı hızda hareket etmiyordur. Bunu nereden bilebiliriz? Bu bağlamda, yapılan ölçümlerde yanlış olabilir eğer ışık üzerinden bir ölçüm yapılıyorsa. 93 milyar ışık yılı da olabilir. Emin değilim. Neyse ne.
İçim çok boşlukta, ya da boşluğum çok içimde. İçime kaçmış, tıpkı kızların lisede içine kaçan çorabı gibi. Kızlar, siz bilirsiniz içine kaçırmayı. Lütfen çıkarsanıza şu boşluğu içimden? Ölüyorum ellerinizden, uzatın ellerinizi. Sarın etrafımı. Kucaklayın beni. Ay, başım dönüyor. Panik atak mıyım ne? Önceden de böyle olmuştu. Lütfen tatmin edin beni, pardon yani, rahatlatın beni. Çok panikledim. Ne yapacağım? Öleceğim mi yoksa? Ama ölmekten korkmuyorum. Korkuyorum. Hayır korkmuyorum. Bilmiyorum ki ölüm nedir. Neden korkayım? Ölüm benzeri bir iki durum geçirdim ama nereden bilebilirim? Emin değilim ki ben. Kötü hissettim sadece. Kötü hissetmek de bir ölüm olmasın aslında kızlar? İçimdeki iyiliğin ölümü olabilirdi aslında. Ben artık ben değilim, içimdeki iyiliğim. İçimdeki boşluklar nereye gittiler, ne yerler, ne içerler şimdilerde bilemiyorum. Zırhlılarını da alıp kaçıp gitmiş olabilirler muhtemelen. Montlarını da aldılar mı acaba? Endişelerdeyim. Üşürlerse oralarda ya, dayanamam. Getirin boşluklarımı. Quiz yapıcam. Aha şuraya da em is ar koyalım. Noktaları da unutmayalım. Dinle beğnğnii, dinleeeeğeğğ. take, took, took. TAKE, TOOK, TOOK; diye hocayı tekrar ederdik arkasından. Ne günlerdi. Ama yanlış oldu, take took taken olacaktı o, şaşırmışım. Şaşı da olabilirim. Zira bu bilgisayar başında böylesine uzun metin yazmak cidden zor. Zdaemon oynamak da şaşı yapabiliyor insanı. Ama çok yalnızım. Keşke yanımda birileri olsa. Beni anlayacak birileri. Piknik yapıyorum zihnimin dehlizlerinde ve korkuyorum. Korkmamak lazım aslında. Ve bu yazının da nereye gideceğini bilmiyorum. En iyisi burada bir yerlerde parketmek bu yazıyı.
Evet arkadaşlar. Mesela uzaya çıkacaksınız, felsefeye ihtiyacınız yoktur. Roketi çalıştırırsınız, uçarsınız uzaya gidersiniz. Bunun için felsefeye ihtiyacı yoktur. Hiçbir astronot da gidip "yav şu mekiğin yanına gidip düşüneyim biraz yakıt olur uzaya çıkarız." demez. Çünkü saçmadır bu. Bize gerekli olan şey fizik, kimya, biyolojidir. Bilimdir daha çok. Felsefe de ney ya? Yok bilginin kaynağı pastoraldir, yok bilgi tinsel değil içseldir, ne diyorsunuz böyle siz? Neyi ifade ettiği anlaşılmayan kelimelerle bir şeyler diyorsunuz, ve bunlar da hiçbir yere varmıyor. Öyle olsa kime ne? Kimin umrunda ki bilginin nasıl nereden girdiği nereden çıktığı? Al sana bilgi, dünyanın çekim kuvveti 10 m/sn2 dir. Buna göre hesaplama yaparız ne kadar yakıt gerekiyor diye uzaya çıkmak için. Halk anlamıyor bir kere felsefeyi. Halkın anlamadığı anlayamadığı bir şeyi desteklemiyorum. Bilginin çıkış yönü falan yoktur, ya da bilgi doğru falan değildir bilgi bilgidir, biz onu kullanırız. Napcan sen doğru bilginin nereden geldiğini? Bilgi buluyorsan kullanacaksın arkadaş. Yine üstte yazdığım bu felsefi saçmalıkları halk anlayabilir mi? Anlayamaz. Anlasa da ne işine yarar ki zaten? Ben uzayda var olan ve insanoğlunun hiçbir zaman karşılaşmayacağı bir medeniyetin dilini bilsem bunun bana ne faydası olur ki mesela? Bu da aynı hesap. Schopenhauer, Hegel falan hep mal. Boş boş konuşmuşlar belli ki kendilerini eğlendirmişler. Tamam eğlendirsinler, ama beleşten yer edinmişler dünya medeniyetinde ben size söyliyim.
Ha şimdi diyecekler sen bunları yazarak da felsefe yaptın. Hatta bir de çözerler bu felsefeyi "işine yaramayacak bilgiyi kabul etmeyen felsefe, aha bu pragmatizm!!1112!2"12" derler. Eee? Bunu ifade ettin de ne kazandın yani? Her bilgi farklıdır. Her durum için baştan tekrar düşünmek zorundayız, aksi halde büyük hatalar oluşturabiliriz. Yok öyle uzun uzun anlamı zor anlaşılan cümleler ile bir şeylere bir şablon oluşturarak çözülmez bu işler. Eğlence oluşturmuş olursunuz kendinize sadece. Bu felsefe, problemleri çözmeden bizi uzaklaştıran bir felsefedir. Ben burada felsefe yapmış bile olsam, işte bu "işine yaramayacak bilgiyi kabul etmeyen felsefe" diye bunu ifade etsem ne manası olacak ki? Demek istediğim, her şeyi ille de söze dökmek yazıya dökmek yersiz. Başka zaman belki başka türlü düşünürüm, belli olmaz. Cidden zorlanıyorum anlatmakta demek istediğimi, ama şimdi açıklayacağım. Şöyle ki: felsefe bize sadece atalet kazandırıyor. Böyle böyle belli olayları kelimelere bağlayarak gelecekte de böyle buna benzer durumlarda yine kelimelerin yardımıyla olayı benzer şekilde yorumlayıp benzer şekilde çözmeye çalışıyoruz. Ama bu işlem hareket etmekten uzak oluyor, hep uzaktan çözmeye çalışıyoruz felsefe yapınca. Tamam öyle olsun, felsefe de yapın. Ama bir sonraki benzer olayda da aynı şablonu uygulamaya çalışmayın kendinizi rahatlatmak için. İşi kelimelerle çözmeye çalışmak her zaman daha zordur, pratikle çözmek varken. Yine tam anlatamadım da işte. Sinirlendiriyor bu felsefe uğraşları beni, gerçekten bu felsefe akımlarının hiçbir faydası yok bence. Pragmatizm kelimesinin anlamını bilsem ne olur bilmesem ne olur? Ben ne yapacağımı biliyor muyum olaylar karşısında? Biliyorum. Boşuna zihinde yer kaplıyor felsefe için üretilen kelimeler bana kalırsa. Benim için böyle bu durum. İşte bazı insanların kendini tatmin edip, yani bu şekil felsefe yapıp dünya medeniyetinde önemli roller edinmiş gibi görünmesi oldukça saçma. Hiçbir şey kazandırmadılar bana kalırsa. Olsa da olurlardı olmasalar da. Temelde kelimelere muhtaç değiliz, yani ille de her şeyi kelimelerle anlatacağız diye bir kaide yok. Kelimelerle düşünmek zorunda değiliz. Ben kelimelerle düşünmem mesela kendi özel hayatımda. Ağırlık sadece, zihin ağırlığı. Biraz bilgisayar mühendisi kafasıyla bakarsam, sadece zihinde boşuna fazla yer kaplama durumu oluşturuyor her olayda felsefe yapmaya başvurmak. Bu da insanda stres yapıyor. Hatta ben size söyleyeyim 21. yüzyılın insanlarının stresli olmasının en baş sebebi her şeyi kelimelerle çözmeye, anlatmaya çalışmasıdır. Kelimeler düşüncenin temeli falan değildir. Size nasıl ifade edeyim, hani bir üç boyutluluk vardır zihinde böyle. Üç boyutlu bir alan vardır, zihinde canlandırırsın. Zihinde canlandırırken kelimeleri kullanmazsın. Ben kullanmam.
Böyle yani, bunları ifade etmek istedim.
Ha şimdi diyecekler sen bunları yazarak da felsefe yaptın. Hatta bir de çözerler bu felsefeyi "işine yaramayacak bilgiyi kabul etmeyen felsefe, aha bu pragmatizm!!1112!2"12" derler. Eee? Bunu ifade ettin de ne kazandın yani? Her bilgi farklıdır. Her durum için baştan tekrar düşünmek zorundayız, aksi halde büyük hatalar oluşturabiliriz. Yok öyle uzun uzun anlamı zor anlaşılan cümleler ile bir şeylere bir şablon oluşturarak çözülmez bu işler. Eğlence oluşturmuş olursunuz kendinize sadece. Bu felsefe, problemleri çözmeden bizi uzaklaştıran bir felsefedir. Ben burada felsefe yapmış bile olsam, işte bu "işine yaramayacak bilgiyi kabul etmeyen felsefe" diye bunu ifade etsem ne manası olacak ki? Demek istediğim, her şeyi ille de söze dökmek yazıya dökmek yersiz. Başka zaman belki başka türlü düşünürüm, belli olmaz. Cidden zorlanıyorum anlatmakta demek istediğimi, ama şimdi açıklayacağım. Şöyle ki: felsefe bize sadece atalet kazandırıyor. Böyle böyle belli olayları kelimelere bağlayarak gelecekte de böyle buna benzer durumlarda yine kelimelerin yardımıyla olayı benzer şekilde yorumlayıp benzer şekilde çözmeye çalışıyoruz. Ama bu işlem hareket etmekten uzak oluyor, hep uzaktan çözmeye çalışıyoruz felsefe yapınca. Tamam öyle olsun, felsefe de yapın. Ama bir sonraki benzer olayda da aynı şablonu uygulamaya çalışmayın kendinizi rahatlatmak için. İşi kelimelerle çözmeye çalışmak her zaman daha zordur, pratikle çözmek varken. Yine tam anlatamadım da işte. Sinirlendiriyor bu felsefe uğraşları beni, gerçekten bu felsefe akımlarının hiçbir faydası yok bence. Pragmatizm kelimesinin anlamını bilsem ne olur bilmesem ne olur? Ben ne yapacağımı biliyor muyum olaylar karşısında? Biliyorum. Boşuna zihinde yer kaplıyor felsefe için üretilen kelimeler bana kalırsa. Benim için böyle bu durum. İşte bazı insanların kendini tatmin edip, yani bu şekil felsefe yapıp dünya medeniyetinde önemli roller edinmiş gibi görünmesi oldukça saçma. Hiçbir şey kazandırmadılar bana kalırsa. Olsa da olurlardı olmasalar da. Temelde kelimelere muhtaç değiliz, yani ille de her şeyi kelimelerle anlatacağız diye bir kaide yok. Kelimelerle düşünmek zorunda değiliz. Ben kelimelerle düşünmem mesela kendi özel hayatımda. Ağırlık sadece, zihin ağırlığı. Biraz bilgisayar mühendisi kafasıyla bakarsam, sadece zihinde boşuna fazla yer kaplama durumu oluşturuyor her olayda felsefe yapmaya başvurmak. Bu da insanda stres yapıyor. Hatta ben size söyleyeyim 21. yüzyılın insanlarının stresli olmasının en baş sebebi her şeyi kelimelerle çözmeye, anlatmaya çalışmasıdır. Kelimeler düşüncenin temeli falan değildir. Size nasıl ifade edeyim, hani bir üç boyutluluk vardır zihinde böyle. Üç boyutlu bir alan vardır, zihinde canlandırırsın. Zihinde canlandırırken kelimeleri kullanmazsın. Ben kullanmam.
Böyle yani, bunları ifade etmek istedim.
08.01.2016, Cuma
Bugün pek bir şey yapmadım. Sınava gittim ve geldim. Sonra okulda pinekledim, belki arkadaşlarım beni bulur diye. Bulmadılar, ya da bulmak istemediler. Bilmiyorum ne yanlıştı. Üzerine gidecek cesareti de kendimde hissetmiyorum. O yüzden, ben de başka arkadaşlarla konuştum. Gittim oturdum yanlarına. Bu kızların da iyi kızlar olduğunu düşünüyorum. Acaba diyorum, bu kızlardan biriyle bir gelecek düşünebilir miyim? Fakat kendimi ona da açıklarsam belki pek beğenmeyebilir. Biraz zaman geçsin de, açılırım belki bu kıza. Bakalım.
Öyle işte, sonra eve geldim. Pinekliyorum.
Bugün pek bir şey yapmadım. Sınava gittim ve geldim. Sonra okulda pinekledim, belki arkadaşlarım beni bulur diye. Bulmadılar, ya da bulmak istemediler. Bilmiyorum ne yanlıştı. Üzerine gidecek cesareti de kendimde hissetmiyorum. O yüzden, ben de başka arkadaşlarla konuştum. Gittim oturdum yanlarına. Bu kızların da iyi kızlar olduğunu düşünüyorum. Acaba diyorum, bu kızlardan biriyle bir gelecek düşünebilir miyim? Fakat kendimi ona da açıklarsam belki pek beğenmeyebilir. Biraz zaman geçsin de, açılırım belki bu kıza. Bakalım.
Öyle işte, sonra eve geldim. Pinekliyorum.
8 Ocak 2016 Cuma
Bugün kendimi deli zannettim
Kendi kendime konuşuyordum çünkü. Otobüs kalmamıştı, taaa en geri durağa yürüyordum yurda dönerken. Şarkı söylüyordum, bir yandan da kendi kendime konuşuyordum. Nedense "arş ileri, marş ileri, dönmez geri." diye devam eden marşı söylüyordum. Bir yandan da kendi kendime konuşup duruyordum, hatta bir ara kameraya denk geldim. İçimden "ben deli değilim kamera bey." diyesim geldi ve bunu yaptım. Çok komik geliyordu bu yaptığım hareketler ve mutlu oluyordum. Biri görse ne yapardı? Başlarım birinin görmesine. Ben böyle yapsam bir daha kimseyle muhabbet etme ihtiyacı hissetmem. Acaba toplum içinde de yapsam mı bunu?
Zaten sonrasında kayalıklara da "sayın kayalıklar, ben deli değilim." diyesim geldi ve bunu da dedim. İçimden geliyor, ilham geliyor böyle. Sonra zaten karşıdan birisi geliyordu, sesimi kestim. Ama sinir oluyorum. Niye kesiyorum ki abi sesimi? Ben deli değilim. Değilim! Deliysem bile beni siz delirttiniz! Ben ne yapıyorum kayalara konuşmaktan başka, kime ne zararım var? İnsan bir gelir sohbet eder, hal hatır sorar. Ama yok. Varsa yoksa kendi kendine konuşamazsın, ya da sen gelip konuşacaksın yoksa biz seninle konuşmayız. Bıktım.
Kendi kendine konuşmak delilik değildir! Başlattırmayın şimdi psikiyatristler. Ayık olun. Dernek kurarım, kendi kendine konuşanlar derneği diye, bizi durduramazsınız. Abuk sabuk bilim dediğiniz şeyler bizi durduramaz. Deliysek bile bizi siz böyle yaptınız, bunda sizin de etkiniz var. O yüzden bizi ilgilendirmiyor.
Böyle işte.
Zaten sonrasında kayalıklara da "sayın kayalıklar, ben deli değilim." diyesim geldi ve bunu da dedim. İçimden geliyor, ilham geliyor böyle. Sonra zaten karşıdan birisi geliyordu, sesimi kestim. Ama sinir oluyorum. Niye kesiyorum ki abi sesimi? Ben deli değilim. Değilim! Deliysem bile beni siz delirttiniz! Ben ne yapıyorum kayalara konuşmaktan başka, kime ne zararım var? İnsan bir gelir sohbet eder, hal hatır sorar. Ama yok. Varsa yoksa kendi kendine konuşamazsın, ya da sen gelip konuşacaksın yoksa biz seninle konuşmayız. Bıktım.
Kendi kendine konuşmak delilik değildir! Başlattırmayın şimdi psikiyatristler. Ayık olun. Dernek kurarım, kendi kendine konuşanlar derneği diye, bizi durduramazsınız. Abuk sabuk bilim dediğiniz şeyler bizi durduramaz. Deliysek bile bizi siz böyle yaptınız, bunda sizin de etkiniz var. O yüzden bizi ilgilendirmiyor.
Böyle işte.
7 Ocak 2016 Perşembe
07.01.2016, Perşembe
Bugün çok farklı bir gün değildi. Aynı standartlıkta geçti. Fakat galiba zatürre oldum bugün, boğazım çok fena şişti. Kloroben diye bir ilaç var, ondan sıktığım halde geçmedi de. Epey ciddiydi herhalde durum. Ama ben pek umursamadım. Şimdi akşam saatlerine geldiğim halde geçmediği için umursuyorum şimdi. İstirahat edeceğim ve belki yarınki sınava da girmeyeceğim. Çok kötü halde olduğumu düşünüyorum.
Fakat hal böyleyken, canım yine okula gitmek istedi. Çok yalnızdım yurtta. Hem de onlarca kişi arasında yalnızdım. Arkadaşlarım da beni beğenmiyorlardı sanki artık. Ehh, ne yapacağım. Olması gerektiği gibi oluyor her şey demek ki.
Okula gittim bu arada ben de yemekten sonra. Bir şeyler yapıverdim. Kitap okudum biraz, Kürk Mantolu Madonna'nın ilk baş kısmını ve son kısmını okumamıştım. İlk baş kısmındaki önsöz gibi bir yer vardı, son tarafta da yine eleştiri görevinde birtakım yazılar vardı. Onları okumayı planlayacaktım ama ilk baş kısmını okuyabildim sadece, çünkü kütüphaneci kapatıyordu. Ben de tamam dedim, yeni kitap alacaktım hem de ve kitap alma limitim dolmuştu, bendeki 2 kitaba karşılık oradan 2 tane ders kitabı aldım. Bir tanesi İngilizceydi. İngilizlere güveniyordum. Öğretme konusunda iyiydiler. Ve de galiba ben İngilizceden öğrenmeyi daha çok seviyorum. Wow oynarken sürekli İngilizce konuşuyordum sonuçta ve epey ilerletmiştim. Sohbet konuşmaları da oluyordu oyunda oyundan ayrı olarak. Onları konuşurken, konuşmaya çalışırken öğreniyordun. Bir de bakmışsın, bir şeyi birkaç farklı şekilde sorabiliyorsun. Ben de tam, kesin olarak öğrendiğimi düşünmüyorum ama daha eskiye göre kesinlikle daha özgüvenliyim İngilizce konusunda.
Neyse işte, kitabı aldım çıktım. Otobüse binerken biraz sorun yaşadım otobüs saatleri konusunda fakat uzun hikaye, yazmak bile istemiyorum. Sonra otobüse binip eve, yurduma geldim.
Bugün çok farklı bir gün değildi. Aynı standartlıkta geçti. Fakat galiba zatürre oldum bugün, boğazım çok fena şişti. Kloroben diye bir ilaç var, ondan sıktığım halde geçmedi de. Epey ciddiydi herhalde durum. Ama ben pek umursamadım. Şimdi akşam saatlerine geldiğim halde geçmediği için umursuyorum şimdi. İstirahat edeceğim ve belki yarınki sınava da girmeyeceğim. Çok kötü halde olduğumu düşünüyorum.
Fakat hal böyleyken, canım yine okula gitmek istedi. Çok yalnızdım yurtta. Hem de onlarca kişi arasında yalnızdım. Arkadaşlarım da beni beğenmiyorlardı sanki artık. Ehh, ne yapacağım. Olması gerektiği gibi oluyor her şey demek ki.
Okula gittim bu arada ben de yemekten sonra. Bir şeyler yapıverdim. Kitap okudum biraz, Kürk Mantolu Madonna'nın ilk baş kısmını ve son kısmını okumamıştım. İlk baş kısmındaki önsöz gibi bir yer vardı, son tarafta da yine eleştiri görevinde birtakım yazılar vardı. Onları okumayı planlayacaktım ama ilk baş kısmını okuyabildim sadece, çünkü kütüphaneci kapatıyordu. Ben de tamam dedim, yeni kitap alacaktım hem de ve kitap alma limitim dolmuştu, bendeki 2 kitaba karşılık oradan 2 tane ders kitabı aldım. Bir tanesi İngilizceydi. İngilizlere güveniyordum. Öğretme konusunda iyiydiler. Ve de galiba ben İngilizceden öğrenmeyi daha çok seviyorum. Wow oynarken sürekli İngilizce konuşuyordum sonuçta ve epey ilerletmiştim. Sohbet konuşmaları da oluyordu oyunda oyundan ayrı olarak. Onları konuşurken, konuşmaya çalışırken öğreniyordun. Bir de bakmışsın, bir şeyi birkaç farklı şekilde sorabiliyorsun. Ben de tam, kesin olarak öğrendiğimi düşünmüyorum ama daha eskiye göre kesinlikle daha özgüvenliyim İngilizce konusunda.
Neyse işte, kitabı aldım çıktım. Otobüse binerken biraz sorun yaşadım otobüs saatleri konusunda fakat uzun hikaye, yazmak bile istemiyorum. Sonra otobüse binip eve, yurduma geldim.
06.01.2016, Çarşamba
Bugün 12 de sınavım vardı. Ona gittim geldim. Onun dışında arkadaşlarla konuştum, birtakım sorunlarım hakkında. Pek yardımcı olduklarını söyleyemem, sanırım manyak olduğumu düşünüyorlar. Ben onlara manyakça bir şey yapmadım ki. Bir sorunumu anlattım sadece. İnsan cidden yalnızmış demek ki. Belki de yanlış insanlara anlatıyorum derdimi. Hem zaten, dert anlatmak da neymiş? Yazmak, okumak ve bunları yapabilmek neyime yetmiyor? Kime niye ihtiyacım var ki? Psikiyatriste de meraktan gittim, aslında pek bir sorunum olduğunu düşünmüyorum. Bölümümü bırakırım belki. Rahatlarım. Kağıt toplayarak geçimimi sağlamak bundan daha iyi bir geçim kaynağı olurdu. Kötü hocalardan bir şeyler öğrenmeye çalışmak çok sıkıcı. Hem zaten bölümümü çok mu seviyorum? Başlarım bölümüme. Ben rahat olmak istiyorum, geçimimi düşünmek istemiyorum o kadar. Rocky filmini izliyordum mesela geçen ailemleyken. Bir yerde, sanırım kız arkadaşı ya da kız arkadaşı olmak üzere olan birisi ona diyordu ki: "Neden boksör oldun?" Rocky de diyor ki, "Çünkü iyi dans edemiyordum bu yüzden boksör oldum." Ben de iyi üniversite okuyamıyorum. Çalışmayı iyi yapacağımı düşünüyorum. Panik atak gibi bir şey olduğunu düşünüyorum ama emin değilim. Derslere girmek beni çok bunaltıyor, 2 saat otur, başka hiçbir şey yapma. Bacaklarıma kramp giriyor, bu yüzden derse de yoğunlaşamıyorum.
Nitekim günlük amacından da sapıyor. Olsun, her şeyi kuralına göre yapalım, evren de bizim kuralımıza göre işleyecek mi? Muhtemelen hayır. O yüzden kuralına göre yapmanın bir manası yok. Eğer bir işim olmasaydı, bir şeyler yapmak zorunda olmasaydım, yani para kazanmak filan, aslında onu da yapmak zorunda değilim ama bilgisayarı kullanabilmek için elektriğe ihtiyacım var, elektrik demek para demek. İşte, eğer bu şartlar sağlansaydı kimseyle haşır neşir olmaz sadece ve sadece world of warcraft oynardım. Böyle mutluydum ben. Onda da zaten sürekli oyun değişiyor o sinirimi bozuyor sadece, önceden olan şeyleri sürekli bozup yeni yeni mekanikler ekliyorlar. Öyle güzeldi o oyun niye bozuyorsun ki?
Neyse, bugün öyle aptal saptal geçirdim günümü. Gittim derse girdim, sonra kitap okudum kantinde. Kürk Mantolu Madonna'yı okuyordum. Sardı bayağı.
Şimdi biraz kitaptan bölümler okuyacağım. Spoiler alert, eğer kitabı merak ediyorsanız ve kitabın içeriğini bilmek istemiyorsanız okumayın.
Yani ben çok saçma buldum. Tamam iyi güzel, aşık olursun da bu kadarı da çok fazla. Yok aşkını kaybettiği için deli divane olmuş, 10 yıl boyunca unutamamış, hayattaki tavırlarına yansımış. Bence onunla alakası yok, o kişinin karakteri öyleymiş, yani Raif'in karakteri, suçu onu kaybettiğine atmış. Ne konuşuyorum ben be? Gerçek karakterler bile değil zaten bunlar. Ben de kaç kere aşık oldum, ama hiç böyle şeyler olmadı. Ya da güçlü bir durum oldu bu şekil ama hiç böyle şeyler olmadı. Aç mıyım açıkta mıyım? Ne gerek var ki böyle şeylere? Para kazanırım, kazandığım parayla wow oynarım, kimse de bir şey demez bana. Mis gibi hayat. Kaybetme riski çok çok az. Wow batarsa az çok programcılık da bildiğim için, bir ekip kurarız, tekrardan yaparız wowu. Ya da öyle bir şeyler yaparız. Wow batarsa kitaplara yazarım wowu ulan. Çok mu sorun sanki! Wow yok olsa bir şeyler illaki bulurum yerine. Şu anda sadece bendeki bir ihtiyacı karşılıyor, ama yerine karşılayacak bir şeyler yine bulurum ben. Çocukluğumda ne türlü eğlence yöntemleri bulduğumu ben biliyorum kendimce. Çoğu zaman yalnızdım ve yine de kendimce eğlenmesini biliyordum.
Böyle geçti, kantinde biraz okudum bu Kürk Mantolu Madonna'yı. Sonra gittim kütüphaneye, kitap almaya çalıştım olmadı. 5 kitap almışım zaten. Neyse kitabı getirdiğimde alırım dedim, aynı anda 5 kitaptan fazla alınmıyordu.
Yurda gittim otobüsle biraz daha pinekleyip okulda. Yemek yedim, yine kitabımı okudum. Ama okulda daha iyi okunuyordu sanki. Yurt çok sesliydi. Sinirlendiriyordu beni bu çok seslilik. İstemiyordum. Bu yüzden saat 7 civarı tekrar okula gittim, hem biraz yalnız olup kafa dinlerdim. Gittim okula, kütüphaneye gidip orada kitabımı okudum. 9 da kapatıyorlarmış. Kapatmaya yakın oradaki görevli beni uyardı, ben de ona göre çıktım oradan.
Bugün yine yazmayı unuttuğum bir şey daha olduydu. Tiyatrodan bir arkadaşla karşılaştım. Onunla konuştum biraz. Neden çıktığımı sordu, ben de anlattım. Öfkemi vurdum dışarı. Ağzımdan tükürük saçmıyorumdur umarım. Heheheh. Yok be ben saçmam ağzımdan tükürük. Neyse, öyle konuştuk. Tiyatrodaki adam kayırma olayında haklı buluyordu beni, ama bir farkla. Anlattı işte onları. Hocaya yanaşıp yanaşıp kayırtıyorlarmış kendilerini. Bunun benim durumumla ne alakası vardı tam anlamadım. Kendi isteğimle çıkmıştım biraz da. Öfkelenmiştim. Aman neyse, canım sıkıldı bunlardan bahsederken.
Sonra onu yolcu ettim gideceği yere durduğum yerden. Kendine iyi bak dedi, ben de ona aynısını dedim. Daha doğrusu sen de dedim galiba. Ya da öyle bir şey.
Bu oldu yani. Neyse, 9 da eve gittim. Sonra da aynı terane. 11 buçuk civarlarında, saat 12'ye yaklaşırken de yattım.
Bugün 12 de sınavım vardı. Ona gittim geldim. Onun dışında arkadaşlarla konuştum, birtakım sorunlarım hakkında. Pek yardımcı olduklarını söyleyemem, sanırım manyak olduğumu düşünüyorlar. Ben onlara manyakça bir şey yapmadım ki. Bir sorunumu anlattım sadece. İnsan cidden yalnızmış demek ki. Belki de yanlış insanlara anlatıyorum derdimi. Hem zaten, dert anlatmak da neymiş? Yazmak, okumak ve bunları yapabilmek neyime yetmiyor? Kime niye ihtiyacım var ki? Psikiyatriste de meraktan gittim, aslında pek bir sorunum olduğunu düşünmüyorum. Bölümümü bırakırım belki. Rahatlarım. Kağıt toplayarak geçimimi sağlamak bundan daha iyi bir geçim kaynağı olurdu. Kötü hocalardan bir şeyler öğrenmeye çalışmak çok sıkıcı. Hem zaten bölümümü çok mu seviyorum? Başlarım bölümüme. Ben rahat olmak istiyorum, geçimimi düşünmek istemiyorum o kadar. Rocky filmini izliyordum mesela geçen ailemleyken. Bir yerde, sanırım kız arkadaşı ya da kız arkadaşı olmak üzere olan birisi ona diyordu ki: "Neden boksör oldun?" Rocky de diyor ki, "Çünkü iyi dans edemiyordum bu yüzden boksör oldum." Ben de iyi üniversite okuyamıyorum. Çalışmayı iyi yapacağımı düşünüyorum. Panik atak gibi bir şey olduğunu düşünüyorum ama emin değilim. Derslere girmek beni çok bunaltıyor, 2 saat otur, başka hiçbir şey yapma. Bacaklarıma kramp giriyor, bu yüzden derse de yoğunlaşamıyorum.
Nitekim günlük amacından da sapıyor. Olsun, her şeyi kuralına göre yapalım, evren de bizim kuralımıza göre işleyecek mi? Muhtemelen hayır. O yüzden kuralına göre yapmanın bir manası yok. Eğer bir işim olmasaydı, bir şeyler yapmak zorunda olmasaydım, yani para kazanmak filan, aslında onu da yapmak zorunda değilim ama bilgisayarı kullanabilmek için elektriğe ihtiyacım var, elektrik demek para demek. İşte, eğer bu şartlar sağlansaydı kimseyle haşır neşir olmaz sadece ve sadece world of warcraft oynardım. Böyle mutluydum ben. Onda da zaten sürekli oyun değişiyor o sinirimi bozuyor sadece, önceden olan şeyleri sürekli bozup yeni yeni mekanikler ekliyorlar. Öyle güzeldi o oyun niye bozuyorsun ki?
Neyse, bugün öyle aptal saptal geçirdim günümü. Gittim derse girdim, sonra kitap okudum kantinde. Kürk Mantolu Madonna'yı okuyordum. Sardı bayağı.
Şimdi biraz kitaptan bölümler okuyacağım. Spoiler alert, eğer kitabı merak ediyorsanız ve kitabın içeriğini bilmek istemiyorsanız okumayın.
Yani ben çok saçma buldum. Tamam iyi güzel, aşık olursun da bu kadarı da çok fazla. Yok aşkını kaybettiği için deli divane olmuş, 10 yıl boyunca unutamamış, hayattaki tavırlarına yansımış. Bence onunla alakası yok, o kişinin karakteri öyleymiş, yani Raif'in karakteri, suçu onu kaybettiğine atmış. Ne konuşuyorum ben be? Gerçek karakterler bile değil zaten bunlar. Ben de kaç kere aşık oldum, ama hiç böyle şeyler olmadı. Ya da güçlü bir durum oldu bu şekil ama hiç böyle şeyler olmadı. Aç mıyım açıkta mıyım? Ne gerek var ki böyle şeylere? Para kazanırım, kazandığım parayla wow oynarım, kimse de bir şey demez bana. Mis gibi hayat. Kaybetme riski çok çok az. Wow batarsa az çok programcılık da bildiğim için, bir ekip kurarız, tekrardan yaparız wowu. Ya da öyle bir şeyler yaparız. Wow batarsa kitaplara yazarım wowu ulan. Çok mu sorun sanki! Wow yok olsa bir şeyler illaki bulurum yerine. Şu anda sadece bendeki bir ihtiyacı karşılıyor, ama yerine karşılayacak bir şeyler yine bulurum ben. Çocukluğumda ne türlü eğlence yöntemleri bulduğumu ben biliyorum kendimce. Çoğu zaman yalnızdım ve yine de kendimce eğlenmesini biliyordum.
Böyle geçti, kantinde biraz okudum bu Kürk Mantolu Madonna'yı. Sonra gittim kütüphaneye, kitap almaya çalıştım olmadı. 5 kitap almışım zaten. Neyse kitabı getirdiğimde alırım dedim, aynı anda 5 kitaptan fazla alınmıyordu.
Yurda gittim otobüsle biraz daha pinekleyip okulda. Yemek yedim, yine kitabımı okudum. Ama okulda daha iyi okunuyordu sanki. Yurt çok sesliydi. Sinirlendiriyordu beni bu çok seslilik. İstemiyordum. Bu yüzden saat 7 civarı tekrar okula gittim, hem biraz yalnız olup kafa dinlerdim. Gittim okula, kütüphaneye gidip orada kitabımı okudum. 9 da kapatıyorlarmış. Kapatmaya yakın oradaki görevli beni uyardı, ben de ona göre çıktım oradan.
Bugün yine yazmayı unuttuğum bir şey daha olduydu. Tiyatrodan bir arkadaşla karşılaştım. Onunla konuştum biraz. Neden çıktığımı sordu, ben de anlattım. Öfkemi vurdum dışarı. Ağzımdan tükürük saçmıyorumdur umarım. Heheheh. Yok be ben saçmam ağzımdan tükürük. Neyse, öyle konuştuk. Tiyatrodaki adam kayırma olayında haklı buluyordu beni, ama bir farkla. Anlattı işte onları. Hocaya yanaşıp yanaşıp kayırtıyorlarmış kendilerini. Bunun benim durumumla ne alakası vardı tam anlamadım. Kendi isteğimle çıkmıştım biraz da. Öfkelenmiştim. Aman neyse, canım sıkıldı bunlardan bahsederken.
Sonra onu yolcu ettim gideceği yere durduğum yerden. Kendine iyi bak dedi, ben de ona aynısını dedim. Daha doğrusu sen de dedim galiba. Ya da öyle bir şey.
Bu oldu yani. Neyse, 9 da eve gittim. Sonra da aynı terane. 11 buçuk civarlarında, saat 12'ye yaklaşırken de yattım.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)