15 Ocak 2016 Cuma
I have attempted suicide today. Though, obviously(:D) it didn't succeed, but I am still not happy. I am alive but, I dunno. I can't enjoy the life at all. I can hardly enjoy it. I will cut my downside of my ear, which goes a big artery up to my head as everybody knows, I dunno what is it called in English, we Turkish people say it şah damarı. It kinda means something like "shah vessel" Shahs were emperor of Iran empire back in the day, they were at the main command. And this vessel I am talking about, is kinda main at it's job. What is it's job? Pumping blood into the head, and brain.
Well, I have tried to cut this vessel or artery, or what the heck is that. To be honest, I didn't try, I just stood the blade near my artery, thought of killing myself. Thinking of what could happen. Damn, it is not that easy. I've thrown the blade away with fury, I punched the shelves where I took the blade from, instead. I crouched and said out loud "why it couldn't be so easy?" Then I took the blade from the ground and put it into the bench. I have gone to my room, and sat on the couch. I have sat on that couch for at least 10 minutes by doing nothing. No, I wasn't doing nothing, I was compressing pillows between my arms with a rage. Then I calmed down and stood there, I didn't do anything but look around for 10 minutes. Maybe more. Why things don't get better by themselves? Or do they? I don't want to struggle with them so much after all, everything is so hard. I want to meet new friends but I don't know how to begin. I have ideas but... I dunno. Maybe I just go and say hello. And then? This looks kinda unnatural to me. I have never done that to anyone I have never met. But I soo want to do that nowadays. I just go out, see that everybody hangs out with their friends, and I feel so alone. Why don't anybody help me? I am so alone. Don't you hear me? Assholes. They are that, assholes. What can I say more? This is how I feel about them. Everyday I wake up with some new hope, but nothing changes.
Maybe I should write what comes to my mind instantly?
Well, I have tried to cut this vessel or artery, or what the heck is that. To be honest, I didn't try, I just stood the blade near my artery, thought of killing myself. Thinking of what could happen. Damn, it is not that easy. I've thrown the blade away with fury, I punched the shelves where I took the blade from, instead. I crouched and said out loud "why it couldn't be so easy?" Then I took the blade from the ground and put it into the bench. I have gone to my room, and sat on the couch. I have sat on that couch for at least 10 minutes by doing nothing. No, I wasn't doing nothing, I was compressing pillows between my arms with a rage. Then I calmed down and stood there, I didn't do anything but look around for 10 minutes. Maybe more. Why things don't get better by themselves? Or do they? I don't want to struggle with them so much after all, everything is so hard. I want to meet new friends but I don't know how to begin. I have ideas but... I dunno. Maybe I just go and say hello. And then? This looks kinda unnatural to me. I have never done that to anyone I have never met. But I soo want to do that nowadays. I just go out, see that everybody hangs out with their friends, and I feel so alone. Why don't anybody help me? I am so alone. Don't you hear me? Assholes. They are that, assholes. What can I say more? This is how I feel about them. Everyday I wake up with some new hope, but nothing changes.
Maybe I should write what comes to my mind instantly?
14 Ocak 2016 Perşembe
14.01.2016, Perşembe
Bugün de bok gibi bir gündü. Çok monotondu. Doom 3 oynadım yine. Çok sıkıcı geliyor bazen ama bazen de çok güzel. Cpu complex e kadar falan geldim sonra sıkıldım, dışarı çıkayım bari dedim. Zaten kahvaltı yapmıştım. Ama dışarı çıkınca yine yalnız hissettim, intihar edesim geldi. Kütüphaneye uğrayıp kitap aldım ve eve geldim. Eve geldiğim gibi raftan ekmek bıçağını çıkardım. Bunu gerçekten yapabilir miydim? Yapabilirdim tabi. Ölür giderdim. O anda bastırdığımdan biraz daha bastırsaydım damar kesilirdi ve kanı durduramazdım. Ölürdüm muhtemelen.
Fakat yapmadım işte. Bıçağı fırlattım. Keşke bunları düşünmeye fırsat vermeden kişiyi öldürüveren intihar robotu gibi bir şey olsa. Neden bu kadar zor ki? Sonra sinir krizine girdim, ve birden boşaldım komple. 10 dakika hissizce yattım sanıyorum. Güneş de batmak üzereydi. Tekrar dışarı çıksa mıydım? Kötü hissediyordum ama dışarı çıkınca, hiç arkadaşım yoktu. Gerçekten, sadece sosyalleşmekti amacım, ama nasıl yapacaktım ki? Bir merhaba desen, kim bilir ne tepki verecek birisi. Biraz kitap okudum ben de ve bu sırada güneş battı zaten. Aklım sonradan başıma geldi, dışarı çıktım bu sefer. Dolaştım dışarıda. Moda Sahili'ne gittim. O yönde yürüdüm yani.
Sahili biraz gezip geldim. Kötü hissediyordum. Sonra da eve geldim işte. Herhalde bir daha teşebbüs edeceğim intihara. Hadi bakalım.
Bugün de bok gibi bir gündü. Çok monotondu. Doom 3 oynadım yine. Çok sıkıcı geliyor bazen ama bazen de çok güzel. Cpu complex e kadar falan geldim sonra sıkıldım, dışarı çıkayım bari dedim. Zaten kahvaltı yapmıştım. Ama dışarı çıkınca yine yalnız hissettim, intihar edesim geldi. Kütüphaneye uğrayıp kitap aldım ve eve geldim. Eve geldiğim gibi raftan ekmek bıçağını çıkardım. Bunu gerçekten yapabilir miydim? Yapabilirdim tabi. Ölür giderdim. O anda bastırdığımdan biraz daha bastırsaydım damar kesilirdi ve kanı durduramazdım. Ölürdüm muhtemelen.
Fakat yapmadım işte. Bıçağı fırlattım. Keşke bunları düşünmeye fırsat vermeden kişiyi öldürüveren intihar robotu gibi bir şey olsa. Neden bu kadar zor ki? Sonra sinir krizine girdim, ve birden boşaldım komple. 10 dakika hissizce yattım sanıyorum. Güneş de batmak üzereydi. Tekrar dışarı çıksa mıydım? Kötü hissediyordum ama dışarı çıkınca, hiç arkadaşım yoktu. Gerçekten, sadece sosyalleşmekti amacım, ama nasıl yapacaktım ki? Bir merhaba desen, kim bilir ne tepki verecek birisi. Biraz kitap okudum ben de ve bu sırada güneş battı zaten. Aklım sonradan başıma geldi, dışarı çıktım bu sefer. Dolaştım dışarıda. Moda Sahili'ne gittim. O yönde yürüdüm yani.
Sahili biraz gezip geldim. Kötü hissediyordum. Sonra da eve geldim işte. Herhalde bir daha teşebbüs edeceğim intihara. Hadi bakalım.
11.01.2016, Pazartesi
Bugün sınavımı kaçırdım. Ama önemli değil. Oda arkadaşlarım azarladı ama zaten çok isteğim yoktu. Sonra akşama kadar pinekledim. Bu kadar.
12.01.2016, Salı
Bugün Matematik sınavına yetiştim, Profesörümüz yakıyordu asfaltı, pardon mdf yi. Her ne ise o zemindeki şey işte. Plastik? Ne bilem ben. Sonra bir şeyler bir şeyler oldu, bir şeyler yaptım bakalım ama pek umutlu değilim. Amaaaan ya. Peh. Zaten eve gidecektim bugün.
Sınavdan çıktıktan sonra yurda gittim, eşyalarımı hazırladım. Otobüse geç kaldım, yeni bir bilet aldım. Öyle gittim. Otobüste biraz yalnız hissettim, serviste de öyle. Merhaba demek istedim bir kıza ama yapamadım bir şekilde. Sonra eve vardım güç bela. Biraz pinekledim ve yattım.
13.01.2016, Çarşamba
Bugün de evdeydim. Pinekledim bolca. Yine insanlarla tanışma isteği hissettim ama pek başarılı olamadım maalesef. Nerede tanışacağım? Herkes hızlı hızlı yürüyor, herkesin acelesi var. Bıktım!
Neyse, içkiliyim de zaten pek günlük yazamıyorum. Yazabiliyorum aslında ama tam uyunacak havadayım aslında. Acaba içki içmeden de her şeyi böyle kafamdan atabilir miyim? Bilmiyorum. Ama ya kafamdan atmaya alışırsam ve bir daha geriye alamazsam hiçbir şeyi? O da var tabi.
Bugünü de yazamıyorum pek. Pinekledim bugün, dışarıda sürttüm. Kedi sevdim. Kedi tavladım. Pek kız tavlayamıyorum ama kedi tavlamada üstüme yoktur, heheh. Ama siz de göreceksiniz kızlar, bir gün sizi de tavlayacağım ehehehe. NİAHHHAHAHHHH. Bugün de yalnız hissettim, barları filan gezdim ama içeri girmek istemedim. Mutlu olamazdım ki içeride. Benim mutluluğum evimdeydi. Ve eve gittim işte bira alıp. 2 tane bira aldım. Tanıdık kasiyer biraz azarladı. Aman, ne olcak. 2 bira. Adam sen de kasiyer. Böyle oldu yani.
Sonra da eve gelip bira içip Doom 3 oynadım. Impler çok mu vuruyordu bana mı öyle geliyordu? Zaten hiç sevmediğim bölgelerdeydim. Delta labs 3 civarlarıydı. 4 de olabilir. Chaingunlı adam çıkıyordu sürekli, hayvan gibi dmg vurup, aynı zamanda da ölmüyordu. Sikeyim ID software yapacağın işi. Adam pushback bile olmuyor. saniyede 50 hasar veriyor neredeyse. Altı üstü bir oyun amk. Bir de, ID software in bu oyunda bebekleri kullanmasından son derece rahatsızım. Nasıl şikayet edilmemiş bu oyun anlamıyorum. Bebek kullanılır mı oyunda ya? Dead Space de bu konuda sınıfta kalıyor. Cherubmuş bu bebek ünitesinin ismi. Doom 3 teki ismi yani. Dead Space'te de vardı benzeri bir yaratık. Sevmiyorum abi. Bebeği niye kullanırsın ya? Oyunun veri altyapısına erişip silicem bu yaratığı, trigger olduğu yerlere de yerine imp koyacağım. Aptal saptal bir şey ya. Bir de vuramıyorsun zaten küçücük yaratık. Ama zaten sevmiyorum yani o ne öyle.
Sonra babam geldi. Üniversite hakkında konuştuk, o üniversite bitecek dedi bana sürekli. Ama ben de savundum kendimi. Böyle böyle geceyi gece ettik. Şimdi de yatıcam.
Bugün sınavımı kaçırdım. Ama önemli değil. Oda arkadaşlarım azarladı ama zaten çok isteğim yoktu. Sonra akşama kadar pinekledim. Bu kadar.
12.01.2016, Salı
Bugün Matematik sınavına yetiştim, Profesörümüz yakıyordu asfaltı, pardon mdf yi. Her ne ise o zemindeki şey işte. Plastik? Ne bilem ben. Sonra bir şeyler bir şeyler oldu, bir şeyler yaptım bakalım ama pek umutlu değilim. Amaaaan ya. Peh. Zaten eve gidecektim bugün.
Sınavdan çıktıktan sonra yurda gittim, eşyalarımı hazırladım. Otobüse geç kaldım, yeni bir bilet aldım. Öyle gittim. Otobüste biraz yalnız hissettim, serviste de öyle. Merhaba demek istedim bir kıza ama yapamadım bir şekilde. Sonra eve vardım güç bela. Biraz pinekledim ve yattım.
13.01.2016, Çarşamba
Bugün de evdeydim. Pinekledim bolca. Yine insanlarla tanışma isteği hissettim ama pek başarılı olamadım maalesef. Nerede tanışacağım? Herkes hızlı hızlı yürüyor, herkesin acelesi var. Bıktım!
Neyse, içkiliyim de zaten pek günlük yazamıyorum. Yazabiliyorum aslında ama tam uyunacak havadayım aslında. Acaba içki içmeden de her şeyi böyle kafamdan atabilir miyim? Bilmiyorum. Ama ya kafamdan atmaya alışırsam ve bir daha geriye alamazsam hiçbir şeyi? O da var tabi.
Bugünü de yazamıyorum pek. Pinekledim bugün, dışarıda sürttüm. Kedi sevdim. Kedi tavladım. Pek kız tavlayamıyorum ama kedi tavlamada üstüme yoktur, heheh. Ama siz de göreceksiniz kızlar, bir gün sizi de tavlayacağım ehehehe. NİAHHHAHAHHHH. Bugün de yalnız hissettim, barları filan gezdim ama içeri girmek istemedim. Mutlu olamazdım ki içeride. Benim mutluluğum evimdeydi. Ve eve gittim işte bira alıp. 2 tane bira aldım. Tanıdık kasiyer biraz azarladı. Aman, ne olcak. 2 bira. Adam sen de kasiyer. Böyle oldu yani.
Sonra da eve gelip bira içip Doom 3 oynadım. Impler çok mu vuruyordu bana mı öyle geliyordu? Zaten hiç sevmediğim bölgelerdeydim. Delta labs 3 civarlarıydı. 4 de olabilir. Chaingunlı adam çıkıyordu sürekli, hayvan gibi dmg vurup, aynı zamanda da ölmüyordu. Sikeyim ID software yapacağın işi. Adam pushback bile olmuyor. saniyede 50 hasar veriyor neredeyse. Altı üstü bir oyun amk. Bir de, ID software in bu oyunda bebekleri kullanmasından son derece rahatsızım. Nasıl şikayet edilmemiş bu oyun anlamıyorum. Bebek kullanılır mı oyunda ya? Dead Space de bu konuda sınıfta kalıyor. Cherubmuş bu bebek ünitesinin ismi. Doom 3 teki ismi yani. Dead Space'te de vardı benzeri bir yaratık. Sevmiyorum abi. Bebeği niye kullanırsın ya? Oyunun veri altyapısına erişip silicem bu yaratığı, trigger olduğu yerlere de yerine imp koyacağım. Aptal saptal bir şey ya. Bir de vuramıyorsun zaten küçücük yaratık. Ama zaten sevmiyorum yani o ne öyle.
Sonra babam geldi. Üniversite hakkında konuştuk, o üniversite bitecek dedi bana sürekli. Ama ben de savundum kendimi. Böyle böyle geceyi gece ettik. Şimdi de yatıcam.
Bazı konularda çok itirazlarım var mesela. Hep anarşizm oluyor içimde bu tür konular gelince aklıma. Bunlardan biri de mesela, uzun zaman boyunca seks yapmamış, seks yapamamış insanın farklı görülmesidir. Sanki insan ilişkileri çok kolay bir şeymiş de, insan ilişkilerinden başka meselesi olamazmış gibi, seks yapmaması çok anormal görülmektedir kişinin. Sanki güya seks yapmayı istememektedir kişi. Hatta bazı kızlar buna talip olur, öyle ki süs eşyası olarak alıp evlenmek isterler, ve "nasıl olsa bu yaşa kadar seks yapmamış bu yaştan sonra da yapmaz herhalde." diye düşünceyle, bu kişinin seks hayatını hiç düşünmemektedirler. Bu yaşa kadar seks yapmamış olması istememiş veya istemiş olmasından kaynaklanan bir şey değildir ki. Her istediğimiz oluyor mu bir kere? İnsan ilişkileri de bu kadar kolay olmadığına göre, birçok sebepten ötürü bu kişi seks yapamamış olabilir. İnsanlar da önyargılı bakınca, bu kişi çok dindarmış gibi gözükebilir, gözüktürülebilir. Bir kıza çat diye seks yapalım diyince olmuyor, yani en azından ben denemiştim bunu, yaşadım ve olmadı. Çok sert de tepki yedim, yaşadım ben bunu ya. Birçok kişiyi tanıyıp da onlara seks teklif etmekle de uğraşamam. Geçen gün insanlarla tanışmak için can atıyordum ama cidden zor iş, insanlar çok yabani. Ya da ben beceremiyor olabilirim, stres oluyorum. Hatta bugün o kadar strese girdim ki, 2 tane bira aldım. 1 tanesi şu bomonti biralardan, içmediğim bir o kalmıştı. Pek tavsiye etmiyorum, bok gibi tadı var. Amına koyayım bu insanın damak tadını bozar be, isterse bunu içersem şu semavi dinlerdeki cennete girmiş olayım, yine içmem. Anasını avradını diyesim geliyor sayın seyirciler. 70 tane huri verseler gene içmem. Ama işte, bugün çok stres oldum. Alayım bari dedim, İngiliz deyimi olan YOLO, tam da o an içimden geçiyordu. YOLO dedim YOLO. Hatta, beni tanıyan kasiyer kız da şaşırdı. "Annene söyleyeceğim." dedi ama söyle dedim. Biliyor zaten, dedim. Bilmiyordu aslında. Ama öğrense de bir şey demezdi. Açıklamaya üşendim. Kötü hissediyordum. Öyle umutsuzdum ki biradan medet umuyordum. Ha, bu arada ikinci bira da tuborg kırmızıydı. Bunu da bir denemeliydim. Cam şişe güzel oluyordu.
Neyse ne amaan ya, gittim eve üzgün üzgün. İçtim biramı. Bu kadar ya. Ben ne diyordum? Hah! İnsan yaftalamaları. Onlara göre kim olursa olsun bir insan böyle iletişimi mükemmel olmalı. Kimse kimsenin önceden ne kadar travmatik olaylar yaşadığıyla ilgilenmiyor. Peki, öyle olsun. Benimle konuşmayan insanlar kötüdür diyorum ben de o zaman. Off, kafam hafif güzel oldu yine, bir yudum daha aldım ta kaç saat önce aldığım biradan. Isınmıştı biraz ama no problemo. Kısaca, alkol kullanmayın, kitap okuyun daha iyi. Sonra çıkın gökyüzüne bakın. Hayat güzel. Bu alkol insanın ağız tadını bozuyor. Off kafam dönüyoreeeeee.
Neyse ne amaan ya, gittim eve üzgün üzgün. İçtim biramı. Bu kadar ya. Ben ne diyordum? Hah! İnsan yaftalamaları. Onlara göre kim olursa olsun bir insan böyle iletişimi mükemmel olmalı. Kimse kimsenin önceden ne kadar travmatik olaylar yaşadığıyla ilgilenmiyor. Peki, öyle olsun. Benimle konuşmayan insanlar kötüdür diyorum ben de o zaman. Off, kafam hafif güzel oldu yine, bir yudum daha aldım ta kaç saat önce aldığım biradan. Isınmıştı biraz ama no problemo. Kısaca, alkol kullanmayın, kitap okuyun daha iyi. Sonra çıkın gökyüzüne bakın. Hayat güzel. Bu alkol insanın ağız tadını bozuyor. Off kafam dönüyoreeeeee.
10 Ocak 2016 Pazar
10.01.2016, Pazar
Tam bir yatış günüydü yine. Taa 11 e kadar yattım. Zaten oda da sıcak, insanın kalkası gelmiyordu. Fakat oda havasızdı da. O da kötü bir durumdu yani. Böyle bir şey işte yani. Sonra kalktım, yemek yedim ve dışarıya çıktım. Yemek demişim, kahvaltı işte. Ben yemek derim, ne farkediyor? Sonuçta yiyorsun. Atar yapmayın. Yemek işte, aynı şey.
Dışarıya çıktığımda kulaklıklarımı taktım ve müzik dinledim. Nefes alıp verme egzersizlerini uyguladım yine. Sakin sakin al, sakin sakin ver. Aslında insan sadece nefes alarak yaşayabilir mi acaba? Başka hiçbir şey yapmayarak? Bunu düşünüyordum. Herhalde çok sıkıcı bir hayat olurdu. Ama beyne daha fazla oksijen giderdi herhalde. Yine de sürekli kontrollü bir biçimde nefes alıp vermek çok zor. Bir de neden yapasın ki bunu? Hayatın akışına kaptırıp gitmek daha kolay, insanlarla konuşmak, eğlenmek. Önceden çok böyle meraklıydım böyle Budistimsi davranışlara ama vazgeçtim. Kendilerini bir veya birkaç disiplinle sınırlandırıp sadece onları yapmak filan. Bilmiyorum ya. Zaten birkaç kere araba çarpacaktı yürürken kulağımda kulaklıkla. Ama yok ya, sadece bir kere mi olmuştu bu? Evet, bir kere olmuştu sanıyorum bu. Adam da çok kıvrak bir şekilde benim kulaklığımı görüp sağa doğru gitmişti iyice, çok komik bir durumdu aslında :D:D:SD:AD::d.aSd Öyle koşsaydım adam da iyice sağa doğru gider miydi acaba? Çarpmamak için başka yerlere çarpıyormuş falan. hahahha. Neyse. Çok eğlendim işte, ama korktum da çarpar diye o an. Ama çarpılmadım işte :)
Ondan sonra tekrar yurda döndüm. Çocukluktan kalan bir arkadaşımla konuştum çok uzun bir süre, birçok şeyi hatırladığımı farkettim. Gerçekten çok fazla şeyi hatırlıyorum. Konuştum da konuştum. Ta ki akşam yemeğine kadar. Sonrasında yemeğe indim zaten. Şimdi tekrar yurda geldim.
Bu arkadaşımla konuşmadan önce ders kitaplarıma bir göz gezdirdim ama pek etkili olduğunu söyleyemem, ondan sonra bu arkadaşla konuşmaya başlamıştım işte. Nitekim sonrasında yemek yemek falan derken, çok standart geçti bugün. Aslında hiç öyle eskisi gibi aktif değil günlerim :( Ne yapsam bilmiyorum. Bakalım, ayarlayacağım bir şeyler :)
Tam bir yatış günüydü yine. Taa 11 e kadar yattım. Zaten oda da sıcak, insanın kalkası gelmiyordu. Fakat oda havasızdı da. O da kötü bir durumdu yani. Böyle bir şey işte yani. Sonra kalktım, yemek yedim ve dışarıya çıktım. Yemek demişim, kahvaltı işte. Ben yemek derim, ne farkediyor? Sonuçta yiyorsun. Atar yapmayın. Yemek işte, aynı şey.
Dışarıya çıktığımda kulaklıklarımı taktım ve müzik dinledim. Nefes alıp verme egzersizlerini uyguladım yine. Sakin sakin al, sakin sakin ver. Aslında insan sadece nefes alarak yaşayabilir mi acaba? Başka hiçbir şey yapmayarak? Bunu düşünüyordum. Herhalde çok sıkıcı bir hayat olurdu. Ama beyne daha fazla oksijen giderdi herhalde. Yine de sürekli kontrollü bir biçimde nefes alıp vermek çok zor. Bir de neden yapasın ki bunu? Hayatın akışına kaptırıp gitmek daha kolay, insanlarla konuşmak, eğlenmek. Önceden çok böyle meraklıydım böyle Budistimsi davranışlara ama vazgeçtim. Kendilerini bir veya birkaç disiplinle sınırlandırıp sadece onları yapmak filan. Bilmiyorum ya. Zaten birkaç kere araba çarpacaktı yürürken kulağımda kulaklıkla. Ama yok ya, sadece bir kere mi olmuştu bu? Evet, bir kere olmuştu sanıyorum bu. Adam da çok kıvrak bir şekilde benim kulaklığımı görüp sağa doğru gitmişti iyice, çok komik bir durumdu aslında :D:D:SD:AD::d.aSd Öyle koşsaydım adam da iyice sağa doğru gider miydi acaba? Çarpmamak için başka yerlere çarpıyormuş falan. hahahha. Neyse. Çok eğlendim işte, ama korktum da çarpar diye o an. Ama çarpılmadım işte :)
Ondan sonra tekrar yurda döndüm. Çocukluktan kalan bir arkadaşımla konuştum çok uzun bir süre, birçok şeyi hatırladığımı farkettim. Gerçekten çok fazla şeyi hatırlıyorum. Konuştum da konuştum. Ta ki akşam yemeğine kadar. Sonrasında yemeğe indim zaten. Şimdi tekrar yurda geldim.
Bu arkadaşımla konuşmadan önce ders kitaplarıma bir göz gezdirdim ama pek etkili olduğunu söyleyemem, ondan sonra bu arkadaşla konuşmaya başlamıştım işte. Nitekim sonrasında yemek yemek falan derken, çok standart geçti bugün. Aslında hiç öyle eskisi gibi aktif değil günlerim :( Ne yapsam bilmiyorum. Bakalım, ayarlayacağım bir şeyler :)
9 Ocak 2016 Cumartesi
09.01.2016, Cumartesi
Yerini biiiiiilmem, bilmem ne taraftayım. Sesini duuuuuuuuymammmmmm, ne zamandır yatışlardayım...
Bugün de böyle yatışlardaydım. Sonra kalktım biraz yürüyüşlerde ve yemek yeyişlerde oldum. Kahvaltı yapışlarda oldum. Para harcadım, saçtım etrafa biraz. Felsefe yaptım bolca, ama felsefe de çok gereksiz diye düşündüm. Yaptığımız aslında her şey gereksiz gibi bir şey. Niye yapıyoruz ki? Ölmeyeceğiz mi sonuçta? Ben neden yazıyorum? Ne oluyor ki böyle yazınca? Kendimi daha mı iyi hissediyorum? Keşke insan ırkı olarak komple yok olsak, daha iyi olmaz mı? Farklı bir biçimde var olsak. Acı falan çekmesek böyle. Tanrısal varlıklar olsak. Çizgi filmlerde olurdu ya hani, dünyayı yok etmek isteyen birisi. Onu neden durdururlar ki hep? Aslında durdurmamaları lazım. Bir yandan da iyi bir aktivite bu, eğer herkes bir anda ölecekse. Hiçbir şey hissetmeyecekse. Aman ya, çizgi film sonuçta. En azından, ben ölsem diye düşünüyorum. Bıktım artık. Sadece ölsem, yok da olmasam ya da onun gibi bir şey de olmasam. Ölürken kötü hissediyorsun, ya da öldüğünü zannederken. Hep öyle zamanlarım olmuştu geçmişte. Olmasın onlar. Olmasın! Çok kötüydü onlar. Artık bir kız arkadaşım da olmayacaktı eğer olsaydı, arkasından üzüleceğim. Neden benim istediğim olmuyor? Olacak ulan işte! Olacak, o kadar! Küfür savururum yoksa havaya. Ziyan ederim oksijeni. Ben mutlu olamıyorsam kimse olmamalı. Herkes bana bakmalı. Hişt, sakın gözünü çevirme. Ben mutlu olacağım. Lütfen gözünüzü çevirmeyin, ne olur. Ya ölürsem bir saniyede? Başka tarafa bakarsanız kurtaramazsınız belki. Ne olur yapmayın. Kurtarmaz mısınız yoksa? Ben ne yaptım ki size? Ben hep iyiliğinizi düşündüm, sizi hiç o kadar iyi tanımadım ama hep iyiliğinizi düşündüm, üzülmenizi istemedim. Belki hayata da hazırlamadım sizi bu şekilde her insanın birbirini hazırlaması gerektiği gibi ama, olabileceği kadar mutlu etmeye çalıştım sizi. Kendimi de uzaklaştırdım hatta. Pek mutlu oldunuz mu bilmiyorum, belki rahatsız oldunuz benden. Bilmiyorum. Çok üzgünüm. Keşke her şey başka türlü olsaydı. Zamanı geri alalım, zaman geri alınsın istiyorum! Zamanı aldım ama beğenmedim, alın bu zamanı geri başka zaman verin! Yohhğhğ ısa(yoksa) tüketici mahkemelerine giderim vallahi. Sürüm sürüm süründürürüm sizi. Banane, beni ilgilendirmiyor muhattabımın olmaması. Alacaksınız zamanımı geri söke söke. Ne verdiysem veya ne vermediysem onu geri vereceksiniz geri. Başka zaman vereceksiniz. Beni mutlu edeceksiniz. Yok öyle yağma, ben istemiyorum. İstemiyorum artık karanlıkların üstüme üstüme gelmesini, zaten uzay korkum var. Uzay gereksizce büyük. 94 milyar ışık yılı diyorlar. Ölçtünüz mü diyesim geliyor. Belki uzayın her tarafında o karanlık maddeden yoktur, yani ışığın gidişiyle ölçüyorlar sanırım bunu ama belki ışık bu bölgelerde hep aynı hızda hareket etmiyordur. Bunu nereden bilebiliriz? Bu bağlamda, yapılan ölçümlerde yanlış olabilir eğer ışık üzerinden bir ölçüm yapılıyorsa. 93 milyar ışık yılı da olabilir. Emin değilim. Neyse ne.
İçim çok boşlukta, ya da boşluğum çok içimde. İçime kaçmış, tıpkı kızların lisede içine kaçan çorabı gibi. Kızlar, siz bilirsiniz içine kaçırmayı. Lütfen çıkarsanıza şu boşluğu içimden? Ölüyorum ellerinizden, uzatın ellerinizi. Sarın etrafımı. Kucaklayın beni. Ay, başım dönüyor. Panik atak mıyım ne? Önceden de böyle olmuştu. Lütfen tatmin edin beni, pardon yani, rahatlatın beni. Çok panikledim. Ne yapacağım? Öleceğim mi yoksa? Ama ölmekten korkmuyorum. Korkuyorum. Hayır korkmuyorum. Bilmiyorum ki ölüm nedir. Neden korkayım? Ölüm benzeri bir iki durum geçirdim ama nereden bilebilirim? Emin değilim ki ben. Kötü hissettim sadece. Kötü hissetmek de bir ölüm olmasın aslında kızlar? İçimdeki iyiliğin ölümü olabilirdi aslında. Ben artık ben değilim, içimdeki iyiliğim. İçimdeki boşluklar nereye gittiler, ne yerler, ne içerler şimdilerde bilemiyorum. Zırhlılarını da alıp kaçıp gitmiş olabilirler muhtemelen. Montlarını da aldılar mı acaba? Endişelerdeyim. Üşürlerse oralarda ya, dayanamam. Getirin boşluklarımı. Quiz yapıcam. Aha şuraya da em is ar koyalım. Noktaları da unutmayalım. Dinle beğnğnii, dinleeeeğeğğ. take, took, took. TAKE, TOOK, TOOK; diye hocayı tekrar ederdik arkasından. Ne günlerdi. Ama yanlış oldu, take took taken olacaktı o, şaşırmışım. Şaşı da olabilirim. Zira bu bilgisayar başında böylesine uzun metin yazmak cidden zor. Zdaemon oynamak da şaşı yapabiliyor insanı. Ama çok yalnızım. Keşke yanımda birileri olsa. Beni anlayacak birileri. Piknik yapıyorum zihnimin dehlizlerinde ve korkuyorum. Korkmamak lazım aslında. Ve bu yazının da nereye gideceğini bilmiyorum. En iyisi burada bir yerlerde parketmek bu yazıyı.
Evet arkadaşlar. Mesela uzaya çıkacaksınız, felsefeye ihtiyacınız yoktur. Roketi çalıştırırsınız, uçarsınız uzaya gidersiniz. Bunun için felsefeye ihtiyacı yoktur. Hiçbir astronot da gidip "yav şu mekiğin yanına gidip düşüneyim biraz yakıt olur uzaya çıkarız." demez. Çünkü saçmadır bu. Bize gerekli olan şey fizik, kimya, biyolojidir. Bilimdir daha çok. Felsefe de ney ya? Yok bilginin kaynağı pastoraldir, yok bilgi tinsel değil içseldir, ne diyorsunuz böyle siz? Neyi ifade ettiği anlaşılmayan kelimelerle bir şeyler diyorsunuz, ve bunlar da hiçbir yere varmıyor. Öyle olsa kime ne? Kimin umrunda ki bilginin nasıl nereden girdiği nereden çıktığı? Al sana bilgi, dünyanın çekim kuvveti 10 m/sn2 dir. Buna göre hesaplama yaparız ne kadar yakıt gerekiyor diye uzaya çıkmak için. Halk anlamıyor bir kere felsefeyi. Halkın anlamadığı anlayamadığı bir şeyi desteklemiyorum. Bilginin çıkış yönü falan yoktur, ya da bilgi doğru falan değildir bilgi bilgidir, biz onu kullanırız. Napcan sen doğru bilginin nereden geldiğini? Bilgi buluyorsan kullanacaksın arkadaş. Yine üstte yazdığım bu felsefi saçmalıkları halk anlayabilir mi? Anlayamaz. Anlasa da ne işine yarar ki zaten? Ben uzayda var olan ve insanoğlunun hiçbir zaman karşılaşmayacağı bir medeniyetin dilini bilsem bunun bana ne faydası olur ki mesela? Bu da aynı hesap. Schopenhauer, Hegel falan hep mal. Boş boş konuşmuşlar belli ki kendilerini eğlendirmişler. Tamam eğlendirsinler, ama beleşten yer edinmişler dünya medeniyetinde ben size söyliyim.
Ha şimdi diyecekler sen bunları yazarak da felsefe yaptın. Hatta bir de çözerler bu felsefeyi "işine yaramayacak bilgiyi kabul etmeyen felsefe, aha bu pragmatizm!!1112!2"12" derler. Eee? Bunu ifade ettin de ne kazandın yani? Her bilgi farklıdır. Her durum için baştan tekrar düşünmek zorundayız, aksi halde büyük hatalar oluşturabiliriz. Yok öyle uzun uzun anlamı zor anlaşılan cümleler ile bir şeylere bir şablon oluşturarak çözülmez bu işler. Eğlence oluşturmuş olursunuz kendinize sadece. Bu felsefe, problemleri çözmeden bizi uzaklaştıran bir felsefedir. Ben burada felsefe yapmış bile olsam, işte bu "işine yaramayacak bilgiyi kabul etmeyen felsefe" diye bunu ifade etsem ne manası olacak ki? Demek istediğim, her şeyi ille de söze dökmek yazıya dökmek yersiz. Başka zaman belki başka türlü düşünürüm, belli olmaz. Cidden zorlanıyorum anlatmakta demek istediğimi, ama şimdi açıklayacağım. Şöyle ki: felsefe bize sadece atalet kazandırıyor. Böyle böyle belli olayları kelimelere bağlayarak gelecekte de böyle buna benzer durumlarda yine kelimelerin yardımıyla olayı benzer şekilde yorumlayıp benzer şekilde çözmeye çalışıyoruz. Ama bu işlem hareket etmekten uzak oluyor, hep uzaktan çözmeye çalışıyoruz felsefe yapınca. Tamam öyle olsun, felsefe de yapın. Ama bir sonraki benzer olayda da aynı şablonu uygulamaya çalışmayın kendinizi rahatlatmak için. İşi kelimelerle çözmeye çalışmak her zaman daha zordur, pratikle çözmek varken. Yine tam anlatamadım da işte. Sinirlendiriyor bu felsefe uğraşları beni, gerçekten bu felsefe akımlarının hiçbir faydası yok bence. Pragmatizm kelimesinin anlamını bilsem ne olur bilmesem ne olur? Ben ne yapacağımı biliyor muyum olaylar karşısında? Biliyorum. Boşuna zihinde yer kaplıyor felsefe için üretilen kelimeler bana kalırsa. Benim için böyle bu durum. İşte bazı insanların kendini tatmin edip, yani bu şekil felsefe yapıp dünya medeniyetinde önemli roller edinmiş gibi görünmesi oldukça saçma. Hiçbir şey kazandırmadılar bana kalırsa. Olsa da olurlardı olmasalar da. Temelde kelimelere muhtaç değiliz, yani ille de her şeyi kelimelerle anlatacağız diye bir kaide yok. Kelimelerle düşünmek zorunda değiliz. Ben kelimelerle düşünmem mesela kendi özel hayatımda. Ağırlık sadece, zihin ağırlığı. Biraz bilgisayar mühendisi kafasıyla bakarsam, sadece zihinde boşuna fazla yer kaplama durumu oluşturuyor her olayda felsefe yapmaya başvurmak. Bu da insanda stres yapıyor. Hatta ben size söyleyeyim 21. yüzyılın insanlarının stresli olmasının en baş sebebi her şeyi kelimelerle çözmeye, anlatmaya çalışmasıdır. Kelimeler düşüncenin temeli falan değildir. Size nasıl ifade edeyim, hani bir üç boyutluluk vardır zihinde böyle. Üç boyutlu bir alan vardır, zihinde canlandırırsın. Zihinde canlandırırken kelimeleri kullanmazsın. Ben kullanmam.
Böyle yani, bunları ifade etmek istedim.
Ha şimdi diyecekler sen bunları yazarak da felsefe yaptın. Hatta bir de çözerler bu felsefeyi "işine yaramayacak bilgiyi kabul etmeyen felsefe, aha bu pragmatizm!!1112!2"12" derler. Eee? Bunu ifade ettin de ne kazandın yani? Her bilgi farklıdır. Her durum için baştan tekrar düşünmek zorundayız, aksi halde büyük hatalar oluşturabiliriz. Yok öyle uzun uzun anlamı zor anlaşılan cümleler ile bir şeylere bir şablon oluşturarak çözülmez bu işler. Eğlence oluşturmuş olursunuz kendinize sadece. Bu felsefe, problemleri çözmeden bizi uzaklaştıran bir felsefedir. Ben burada felsefe yapmış bile olsam, işte bu "işine yaramayacak bilgiyi kabul etmeyen felsefe" diye bunu ifade etsem ne manası olacak ki? Demek istediğim, her şeyi ille de söze dökmek yazıya dökmek yersiz. Başka zaman belki başka türlü düşünürüm, belli olmaz. Cidden zorlanıyorum anlatmakta demek istediğimi, ama şimdi açıklayacağım. Şöyle ki: felsefe bize sadece atalet kazandırıyor. Böyle böyle belli olayları kelimelere bağlayarak gelecekte de böyle buna benzer durumlarda yine kelimelerin yardımıyla olayı benzer şekilde yorumlayıp benzer şekilde çözmeye çalışıyoruz. Ama bu işlem hareket etmekten uzak oluyor, hep uzaktan çözmeye çalışıyoruz felsefe yapınca. Tamam öyle olsun, felsefe de yapın. Ama bir sonraki benzer olayda da aynı şablonu uygulamaya çalışmayın kendinizi rahatlatmak için. İşi kelimelerle çözmeye çalışmak her zaman daha zordur, pratikle çözmek varken. Yine tam anlatamadım da işte. Sinirlendiriyor bu felsefe uğraşları beni, gerçekten bu felsefe akımlarının hiçbir faydası yok bence. Pragmatizm kelimesinin anlamını bilsem ne olur bilmesem ne olur? Ben ne yapacağımı biliyor muyum olaylar karşısında? Biliyorum. Boşuna zihinde yer kaplıyor felsefe için üretilen kelimeler bana kalırsa. Benim için böyle bu durum. İşte bazı insanların kendini tatmin edip, yani bu şekil felsefe yapıp dünya medeniyetinde önemli roller edinmiş gibi görünmesi oldukça saçma. Hiçbir şey kazandırmadılar bana kalırsa. Olsa da olurlardı olmasalar da. Temelde kelimelere muhtaç değiliz, yani ille de her şeyi kelimelerle anlatacağız diye bir kaide yok. Kelimelerle düşünmek zorunda değiliz. Ben kelimelerle düşünmem mesela kendi özel hayatımda. Ağırlık sadece, zihin ağırlığı. Biraz bilgisayar mühendisi kafasıyla bakarsam, sadece zihinde boşuna fazla yer kaplama durumu oluşturuyor her olayda felsefe yapmaya başvurmak. Bu da insanda stres yapıyor. Hatta ben size söyleyeyim 21. yüzyılın insanlarının stresli olmasının en baş sebebi her şeyi kelimelerle çözmeye, anlatmaya çalışmasıdır. Kelimeler düşüncenin temeli falan değildir. Size nasıl ifade edeyim, hani bir üç boyutluluk vardır zihinde böyle. Üç boyutlu bir alan vardır, zihinde canlandırırsın. Zihinde canlandırırken kelimeleri kullanmazsın. Ben kullanmam.
Böyle yani, bunları ifade etmek istedim.
08.01.2016, Cuma
Bugün pek bir şey yapmadım. Sınava gittim ve geldim. Sonra okulda pinekledim, belki arkadaşlarım beni bulur diye. Bulmadılar, ya da bulmak istemediler. Bilmiyorum ne yanlıştı. Üzerine gidecek cesareti de kendimde hissetmiyorum. O yüzden, ben de başka arkadaşlarla konuştum. Gittim oturdum yanlarına. Bu kızların da iyi kızlar olduğunu düşünüyorum. Acaba diyorum, bu kızlardan biriyle bir gelecek düşünebilir miyim? Fakat kendimi ona da açıklarsam belki pek beğenmeyebilir. Biraz zaman geçsin de, açılırım belki bu kıza. Bakalım.
Öyle işte, sonra eve geldim. Pinekliyorum.
Bugün pek bir şey yapmadım. Sınava gittim ve geldim. Sonra okulda pinekledim, belki arkadaşlarım beni bulur diye. Bulmadılar, ya da bulmak istemediler. Bilmiyorum ne yanlıştı. Üzerine gidecek cesareti de kendimde hissetmiyorum. O yüzden, ben de başka arkadaşlarla konuştum. Gittim oturdum yanlarına. Bu kızların da iyi kızlar olduğunu düşünüyorum. Acaba diyorum, bu kızlardan biriyle bir gelecek düşünebilir miyim? Fakat kendimi ona da açıklarsam belki pek beğenmeyebilir. Biraz zaman geçsin de, açılırım belki bu kıza. Bakalım.
Öyle işte, sonra eve geldim. Pinekliyorum.
8 Ocak 2016 Cuma
Bugün kendimi deli zannettim
Kendi kendime konuşuyordum çünkü. Otobüs kalmamıştı, taaa en geri durağa yürüyordum yurda dönerken. Şarkı söylüyordum, bir yandan da kendi kendime konuşuyordum. Nedense "arş ileri, marş ileri, dönmez geri." diye devam eden marşı söylüyordum. Bir yandan da kendi kendime konuşup duruyordum, hatta bir ara kameraya denk geldim. İçimden "ben deli değilim kamera bey." diyesim geldi ve bunu yaptım. Çok komik geliyordu bu yaptığım hareketler ve mutlu oluyordum. Biri görse ne yapardı? Başlarım birinin görmesine. Ben böyle yapsam bir daha kimseyle muhabbet etme ihtiyacı hissetmem. Acaba toplum içinde de yapsam mı bunu?
Zaten sonrasında kayalıklara da "sayın kayalıklar, ben deli değilim." diyesim geldi ve bunu da dedim. İçimden geliyor, ilham geliyor böyle. Sonra zaten karşıdan birisi geliyordu, sesimi kestim. Ama sinir oluyorum. Niye kesiyorum ki abi sesimi? Ben deli değilim. Değilim! Deliysem bile beni siz delirttiniz! Ben ne yapıyorum kayalara konuşmaktan başka, kime ne zararım var? İnsan bir gelir sohbet eder, hal hatır sorar. Ama yok. Varsa yoksa kendi kendine konuşamazsın, ya da sen gelip konuşacaksın yoksa biz seninle konuşmayız. Bıktım.
Kendi kendine konuşmak delilik değildir! Başlattırmayın şimdi psikiyatristler. Ayık olun. Dernek kurarım, kendi kendine konuşanlar derneği diye, bizi durduramazsınız. Abuk sabuk bilim dediğiniz şeyler bizi durduramaz. Deliysek bile bizi siz böyle yaptınız, bunda sizin de etkiniz var. O yüzden bizi ilgilendirmiyor.
Böyle işte.
Zaten sonrasında kayalıklara da "sayın kayalıklar, ben deli değilim." diyesim geldi ve bunu da dedim. İçimden geliyor, ilham geliyor böyle. Sonra zaten karşıdan birisi geliyordu, sesimi kestim. Ama sinir oluyorum. Niye kesiyorum ki abi sesimi? Ben deli değilim. Değilim! Deliysem bile beni siz delirttiniz! Ben ne yapıyorum kayalara konuşmaktan başka, kime ne zararım var? İnsan bir gelir sohbet eder, hal hatır sorar. Ama yok. Varsa yoksa kendi kendine konuşamazsın, ya da sen gelip konuşacaksın yoksa biz seninle konuşmayız. Bıktım.
Kendi kendine konuşmak delilik değildir! Başlattırmayın şimdi psikiyatristler. Ayık olun. Dernek kurarım, kendi kendine konuşanlar derneği diye, bizi durduramazsınız. Abuk sabuk bilim dediğiniz şeyler bizi durduramaz. Deliysek bile bizi siz böyle yaptınız, bunda sizin de etkiniz var. O yüzden bizi ilgilendirmiyor.
Böyle işte.
7 Ocak 2016 Perşembe
07.01.2016, Perşembe
Bugün çok farklı bir gün değildi. Aynı standartlıkta geçti. Fakat galiba zatürre oldum bugün, boğazım çok fena şişti. Kloroben diye bir ilaç var, ondan sıktığım halde geçmedi de. Epey ciddiydi herhalde durum. Ama ben pek umursamadım. Şimdi akşam saatlerine geldiğim halde geçmediği için umursuyorum şimdi. İstirahat edeceğim ve belki yarınki sınava da girmeyeceğim. Çok kötü halde olduğumu düşünüyorum.
Fakat hal böyleyken, canım yine okula gitmek istedi. Çok yalnızdım yurtta. Hem de onlarca kişi arasında yalnızdım. Arkadaşlarım da beni beğenmiyorlardı sanki artık. Ehh, ne yapacağım. Olması gerektiği gibi oluyor her şey demek ki.
Okula gittim bu arada ben de yemekten sonra. Bir şeyler yapıverdim. Kitap okudum biraz, Kürk Mantolu Madonna'nın ilk baş kısmını ve son kısmını okumamıştım. İlk baş kısmındaki önsöz gibi bir yer vardı, son tarafta da yine eleştiri görevinde birtakım yazılar vardı. Onları okumayı planlayacaktım ama ilk baş kısmını okuyabildim sadece, çünkü kütüphaneci kapatıyordu. Ben de tamam dedim, yeni kitap alacaktım hem de ve kitap alma limitim dolmuştu, bendeki 2 kitaba karşılık oradan 2 tane ders kitabı aldım. Bir tanesi İngilizceydi. İngilizlere güveniyordum. Öğretme konusunda iyiydiler. Ve de galiba ben İngilizceden öğrenmeyi daha çok seviyorum. Wow oynarken sürekli İngilizce konuşuyordum sonuçta ve epey ilerletmiştim. Sohbet konuşmaları da oluyordu oyunda oyundan ayrı olarak. Onları konuşurken, konuşmaya çalışırken öğreniyordun. Bir de bakmışsın, bir şeyi birkaç farklı şekilde sorabiliyorsun. Ben de tam, kesin olarak öğrendiğimi düşünmüyorum ama daha eskiye göre kesinlikle daha özgüvenliyim İngilizce konusunda.
Neyse işte, kitabı aldım çıktım. Otobüse binerken biraz sorun yaşadım otobüs saatleri konusunda fakat uzun hikaye, yazmak bile istemiyorum. Sonra otobüse binip eve, yurduma geldim.
Bugün çok farklı bir gün değildi. Aynı standartlıkta geçti. Fakat galiba zatürre oldum bugün, boğazım çok fena şişti. Kloroben diye bir ilaç var, ondan sıktığım halde geçmedi de. Epey ciddiydi herhalde durum. Ama ben pek umursamadım. Şimdi akşam saatlerine geldiğim halde geçmediği için umursuyorum şimdi. İstirahat edeceğim ve belki yarınki sınava da girmeyeceğim. Çok kötü halde olduğumu düşünüyorum.
Fakat hal böyleyken, canım yine okula gitmek istedi. Çok yalnızdım yurtta. Hem de onlarca kişi arasında yalnızdım. Arkadaşlarım da beni beğenmiyorlardı sanki artık. Ehh, ne yapacağım. Olması gerektiği gibi oluyor her şey demek ki.
Okula gittim bu arada ben de yemekten sonra. Bir şeyler yapıverdim. Kitap okudum biraz, Kürk Mantolu Madonna'nın ilk baş kısmını ve son kısmını okumamıştım. İlk baş kısmındaki önsöz gibi bir yer vardı, son tarafta da yine eleştiri görevinde birtakım yazılar vardı. Onları okumayı planlayacaktım ama ilk baş kısmını okuyabildim sadece, çünkü kütüphaneci kapatıyordu. Ben de tamam dedim, yeni kitap alacaktım hem de ve kitap alma limitim dolmuştu, bendeki 2 kitaba karşılık oradan 2 tane ders kitabı aldım. Bir tanesi İngilizceydi. İngilizlere güveniyordum. Öğretme konusunda iyiydiler. Ve de galiba ben İngilizceden öğrenmeyi daha çok seviyorum. Wow oynarken sürekli İngilizce konuşuyordum sonuçta ve epey ilerletmiştim. Sohbet konuşmaları da oluyordu oyunda oyundan ayrı olarak. Onları konuşurken, konuşmaya çalışırken öğreniyordun. Bir de bakmışsın, bir şeyi birkaç farklı şekilde sorabiliyorsun. Ben de tam, kesin olarak öğrendiğimi düşünmüyorum ama daha eskiye göre kesinlikle daha özgüvenliyim İngilizce konusunda.
Neyse işte, kitabı aldım çıktım. Otobüse binerken biraz sorun yaşadım otobüs saatleri konusunda fakat uzun hikaye, yazmak bile istemiyorum. Sonra otobüse binip eve, yurduma geldim.
06.01.2016, Çarşamba
Bugün 12 de sınavım vardı. Ona gittim geldim. Onun dışında arkadaşlarla konuştum, birtakım sorunlarım hakkında. Pek yardımcı olduklarını söyleyemem, sanırım manyak olduğumu düşünüyorlar. Ben onlara manyakça bir şey yapmadım ki. Bir sorunumu anlattım sadece. İnsan cidden yalnızmış demek ki. Belki de yanlış insanlara anlatıyorum derdimi. Hem zaten, dert anlatmak da neymiş? Yazmak, okumak ve bunları yapabilmek neyime yetmiyor? Kime niye ihtiyacım var ki? Psikiyatriste de meraktan gittim, aslında pek bir sorunum olduğunu düşünmüyorum. Bölümümü bırakırım belki. Rahatlarım. Kağıt toplayarak geçimimi sağlamak bundan daha iyi bir geçim kaynağı olurdu. Kötü hocalardan bir şeyler öğrenmeye çalışmak çok sıkıcı. Hem zaten bölümümü çok mu seviyorum? Başlarım bölümüme. Ben rahat olmak istiyorum, geçimimi düşünmek istemiyorum o kadar. Rocky filmini izliyordum mesela geçen ailemleyken. Bir yerde, sanırım kız arkadaşı ya da kız arkadaşı olmak üzere olan birisi ona diyordu ki: "Neden boksör oldun?" Rocky de diyor ki, "Çünkü iyi dans edemiyordum bu yüzden boksör oldum." Ben de iyi üniversite okuyamıyorum. Çalışmayı iyi yapacağımı düşünüyorum. Panik atak gibi bir şey olduğunu düşünüyorum ama emin değilim. Derslere girmek beni çok bunaltıyor, 2 saat otur, başka hiçbir şey yapma. Bacaklarıma kramp giriyor, bu yüzden derse de yoğunlaşamıyorum.
Nitekim günlük amacından da sapıyor. Olsun, her şeyi kuralına göre yapalım, evren de bizim kuralımıza göre işleyecek mi? Muhtemelen hayır. O yüzden kuralına göre yapmanın bir manası yok. Eğer bir işim olmasaydı, bir şeyler yapmak zorunda olmasaydım, yani para kazanmak filan, aslında onu da yapmak zorunda değilim ama bilgisayarı kullanabilmek için elektriğe ihtiyacım var, elektrik demek para demek. İşte, eğer bu şartlar sağlansaydı kimseyle haşır neşir olmaz sadece ve sadece world of warcraft oynardım. Böyle mutluydum ben. Onda da zaten sürekli oyun değişiyor o sinirimi bozuyor sadece, önceden olan şeyleri sürekli bozup yeni yeni mekanikler ekliyorlar. Öyle güzeldi o oyun niye bozuyorsun ki?
Neyse, bugün öyle aptal saptal geçirdim günümü. Gittim derse girdim, sonra kitap okudum kantinde. Kürk Mantolu Madonna'yı okuyordum. Sardı bayağı.
Şimdi biraz kitaptan bölümler okuyacağım. Spoiler alert, eğer kitabı merak ediyorsanız ve kitabın içeriğini bilmek istemiyorsanız okumayın.
Yani ben çok saçma buldum. Tamam iyi güzel, aşık olursun da bu kadarı da çok fazla. Yok aşkını kaybettiği için deli divane olmuş, 10 yıl boyunca unutamamış, hayattaki tavırlarına yansımış. Bence onunla alakası yok, o kişinin karakteri öyleymiş, yani Raif'in karakteri, suçu onu kaybettiğine atmış. Ne konuşuyorum ben be? Gerçek karakterler bile değil zaten bunlar. Ben de kaç kere aşık oldum, ama hiç böyle şeyler olmadı. Ya da güçlü bir durum oldu bu şekil ama hiç böyle şeyler olmadı. Aç mıyım açıkta mıyım? Ne gerek var ki böyle şeylere? Para kazanırım, kazandığım parayla wow oynarım, kimse de bir şey demez bana. Mis gibi hayat. Kaybetme riski çok çok az. Wow batarsa az çok programcılık da bildiğim için, bir ekip kurarız, tekrardan yaparız wowu. Ya da öyle bir şeyler yaparız. Wow batarsa kitaplara yazarım wowu ulan. Çok mu sorun sanki! Wow yok olsa bir şeyler illaki bulurum yerine. Şu anda sadece bendeki bir ihtiyacı karşılıyor, ama yerine karşılayacak bir şeyler yine bulurum ben. Çocukluğumda ne türlü eğlence yöntemleri bulduğumu ben biliyorum kendimce. Çoğu zaman yalnızdım ve yine de kendimce eğlenmesini biliyordum.
Böyle geçti, kantinde biraz okudum bu Kürk Mantolu Madonna'yı. Sonra gittim kütüphaneye, kitap almaya çalıştım olmadı. 5 kitap almışım zaten. Neyse kitabı getirdiğimde alırım dedim, aynı anda 5 kitaptan fazla alınmıyordu.
Yurda gittim otobüsle biraz daha pinekleyip okulda. Yemek yedim, yine kitabımı okudum. Ama okulda daha iyi okunuyordu sanki. Yurt çok sesliydi. Sinirlendiriyordu beni bu çok seslilik. İstemiyordum. Bu yüzden saat 7 civarı tekrar okula gittim, hem biraz yalnız olup kafa dinlerdim. Gittim okula, kütüphaneye gidip orada kitabımı okudum. 9 da kapatıyorlarmış. Kapatmaya yakın oradaki görevli beni uyardı, ben de ona göre çıktım oradan.
Bugün yine yazmayı unuttuğum bir şey daha olduydu. Tiyatrodan bir arkadaşla karşılaştım. Onunla konuştum biraz. Neden çıktığımı sordu, ben de anlattım. Öfkemi vurdum dışarı. Ağzımdan tükürük saçmıyorumdur umarım. Heheheh. Yok be ben saçmam ağzımdan tükürük. Neyse, öyle konuştuk. Tiyatrodaki adam kayırma olayında haklı buluyordu beni, ama bir farkla. Anlattı işte onları. Hocaya yanaşıp yanaşıp kayırtıyorlarmış kendilerini. Bunun benim durumumla ne alakası vardı tam anlamadım. Kendi isteğimle çıkmıştım biraz da. Öfkelenmiştim. Aman neyse, canım sıkıldı bunlardan bahsederken.
Sonra onu yolcu ettim gideceği yere durduğum yerden. Kendine iyi bak dedi, ben de ona aynısını dedim. Daha doğrusu sen de dedim galiba. Ya da öyle bir şey.
Bu oldu yani. Neyse, 9 da eve gittim. Sonra da aynı terane. 11 buçuk civarlarında, saat 12'ye yaklaşırken de yattım.
Bugün 12 de sınavım vardı. Ona gittim geldim. Onun dışında arkadaşlarla konuştum, birtakım sorunlarım hakkında. Pek yardımcı olduklarını söyleyemem, sanırım manyak olduğumu düşünüyorlar. Ben onlara manyakça bir şey yapmadım ki. Bir sorunumu anlattım sadece. İnsan cidden yalnızmış demek ki. Belki de yanlış insanlara anlatıyorum derdimi. Hem zaten, dert anlatmak da neymiş? Yazmak, okumak ve bunları yapabilmek neyime yetmiyor? Kime niye ihtiyacım var ki? Psikiyatriste de meraktan gittim, aslında pek bir sorunum olduğunu düşünmüyorum. Bölümümü bırakırım belki. Rahatlarım. Kağıt toplayarak geçimimi sağlamak bundan daha iyi bir geçim kaynağı olurdu. Kötü hocalardan bir şeyler öğrenmeye çalışmak çok sıkıcı. Hem zaten bölümümü çok mu seviyorum? Başlarım bölümüme. Ben rahat olmak istiyorum, geçimimi düşünmek istemiyorum o kadar. Rocky filmini izliyordum mesela geçen ailemleyken. Bir yerde, sanırım kız arkadaşı ya da kız arkadaşı olmak üzere olan birisi ona diyordu ki: "Neden boksör oldun?" Rocky de diyor ki, "Çünkü iyi dans edemiyordum bu yüzden boksör oldum." Ben de iyi üniversite okuyamıyorum. Çalışmayı iyi yapacağımı düşünüyorum. Panik atak gibi bir şey olduğunu düşünüyorum ama emin değilim. Derslere girmek beni çok bunaltıyor, 2 saat otur, başka hiçbir şey yapma. Bacaklarıma kramp giriyor, bu yüzden derse de yoğunlaşamıyorum.
Nitekim günlük amacından da sapıyor. Olsun, her şeyi kuralına göre yapalım, evren de bizim kuralımıza göre işleyecek mi? Muhtemelen hayır. O yüzden kuralına göre yapmanın bir manası yok. Eğer bir işim olmasaydı, bir şeyler yapmak zorunda olmasaydım, yani para kazanmak filan, aslında onu da yapmak zorunda değilim ama bilgisayarı kullanabilmek için elektriğe ihtiyacım var, elektrik demek para demek. İşte, eğer bu şartlar sağlansaydı kimseyle haşır neşir olmaz sadece ve sadece world of warcraft oynardım. Böyle mutluydum ben. Onda da zaten sürekli oyun değişiyor o sinirimi bozuyor sadece, önceden olan şeyleri sürekli bozup yeni yeni mekanikler ekliyorlar. Öyle güzeldi o oyun niye bozuyorsun ki?
Neyse, bugün öyle aptal saptal geçirdim günümü. Gittim derse girdim, sonra kitap okudum kantinde. Kürk Mantolu Madonna'yı okuyordum. Sardı bayağı.
Şimdi biraz kitaptan bölümler okuyacağım. Spoiler alert, eğer kitabı merak ediyorsanız ve kitabın içeriğini bilmek istemiyorsanız okumayın.
Yani ben çok saçma buldum. Tamam iyi güzel, aşık olursun da bu kadarı da çok fazla. Yok aşkını kaybettiği için deli divane olmuş, 10 yıl boyunca unutamamış, hayattaki tavırlarına yansımış. Bence onunla alakası yok, o kişinin karakteri öyleymiş, yani Raif'in karakteri, suçu onu kaybettiğine atmış. Ne konuşuyorum ben be? Gerçek karakterler bile değil zaten bunlar. Ben de kaç kere aşık oldum, ama hiç böyle şeyler olmadı. Ya da güçlü bir durum oldu bu şekil ama hiç böyle şeyler olmadı. Aç mıyım açıkta mıyım? Ne gerek var ki böyle şeylere? Para kazanırım, kazandığım parayla wow oynarım, kimse de bir şey demez bana. Mis gibi hayat. Kaybetme riski çok çok az. Wow batarsa az çok programcılık da bildiğim için, bir ekip kurarız, tekrardan yaparız wowu. Ya da öyle bir şeyler yaparız. Wow batarsa kitaplara yazarım wowu ulan. Çok mu sorun sanki! Wow yok olsa bir şeyler illaki bulurum yerine. Şu anda sadece bendeki bir ihtiyacı karşılıyor, ama yerine karşılayacak bir şeyler yine bulurum ben. Çocukluğumda ne türlü eğlence yöntemleri bulduğumu ben biliyorum kendimce. Çoğu zaman yalnızdım ve yine de kendimce eğlenmesini biliyordum.
Böyle geçti, kantinde biraz okudum bu Kürk Mantolu Madonna'yı. Sonra gittim kütüphaneye, kitap almaya çalıştım olmadı. 5 kitap almışım zaten. Neyse kitabı getirdiğimde alırım dedim, aynı anda 5 kitaptan fazla alınmıyordu.
Yurda gittim otobüsle biraz daha pinekleyip okulda. Yemek yedim, yine kitabımı okudum. Ama okulda daha iyi okunuyordu sanki. Yurt çok sesliydi. Sinirlendiriyordu beni bu çok seslilik. İstemiyordum. Bu yüzden saat 7 civarı tekrar okula gittim, hem biraz yalnız olup kafa dinlerdim. Gittim okula, kütüphaneye gidip orada kitabımı okudum. 9 da kapatıyorlarmış. Kapatmaya yakın oradaki görevli beni uyardı, ben de ona göre çıktım oradan.
Bugün yine yazmayı unuttuğum bir şey daha olduydu. Tiyatrodan bir arkadaşla karşılaştım. Onunla konuştum biraz. Neden çıktığımı sordu, ben de anlattım. Öfkemi vurdum dışarı. Ağzımdan tükürük saçmıyorumdur umarım. Heheheh. Yok be ben saçmam ağzımdan tükürük. Neyse, öyle konuştuk. Tiyatrodaki adam kayırma olayında haklı buluyordu beni, ama bir farkla. Anlattı işte onları. Hocaya yanaşıp yanaşıp kayırtıyorlarmış kendilerini. Bunun benim durumumla ne alakası vardı tam anlamadım. Kendi isteğimle çıkmıştım biraz da. Öfkelenmiştim. Aman neyse, canım sıkıldı bunlardan bahsederken.
Sonra onu yolcu ettim gideceği yere durduğum yerden. Kendine iyi bak dedi, ben de ona aynısını dedim. Daha doğrusu sen de dedim galiba. Ya da öyle bir şey.
Bu oldu yani. Neyse, 9 da eve gittim. Sonra da aynı terane. 11 buçuk civarlarında, saat 12'ye yaklaşırken de yattım.
5 Ocak 2016 Salı
04.01.2016, Pazartesi
Bugün otobüse yetişme telaşı içerisindeydim. Ama yetiştim vesselam. Sonra Düzce'ye gittim güç bela. Oradan yurda gittim. Sınavım vardı, ona gittim geldim. Arkadaşlarla konuştum, sohbet ettim. Otobüse bindik beraber. Yine sohbet ettik, aynı yerde iniyorduk otobüsten, orada da sohbet ettik. Sonrası aynı, yemek ye bi şeyler bi şeyler bi şeyler. Çok sıkıcı.
05.01.2016, Salı
Bugün sınavım biraz daha geç saateydi. O yüzden rahattım, ve zaten yataktaydım mis gibi. Bir süre sonra kahvaltı yaptıktan sonra okula yollandım. Yaylandım yani. Okulda arkadaşlarımla sohbet ettim bol bol. Din konuşması yaptık hatta, pek konuşmazdık böyle ama psikiyatriste gittiğimden falan bahsedince konu konuyu açtı. Sonra sevgilimden ayrıldığımı anlattım yakın zaman önce, neden ayrıldığımı da anlatmak zorunda kaldım. Anlatmak istedim daha doğrusu. Öyle epey konuştuk, belki benim böyle bir insan olduğumu düşünmüyorlardı ama, ben de onları arkadaş gördüm ve anlattım. Bakalım ne olacaktı.
Sonra yurda girdim yine, aynı terane.
Bugün otobüse yetişme telaşı içerisindeydim. Ama yetiştim vesselam. Sonra Düzce'ye gittim güç bela. Oradan yurda gittim. Sınavım vardı, ona gittim geldim. Arkadaşlarla konuştum, sohbet ettim. Otobüse bindik beraber. Yine sohbet ettik, aynı yerde iniyorduk otobüsten, orada da sohbet ettik. Sonrası aynı, yemek ye bi şeyler bi şeyler bi şeyler. Çok sıkıcı.
05.01.2016, Salı
Bugün sınavım biraz daha geç saateydi. O yüzden rahattım, ve zaten yataktaydım mis gibi. Bir süre sonra kahvaltı yaptıktan sonra okula yollandım. Yaylandım yani. Okulda arkadaşlarımla sohbet ettim bol bol. Din konuşması yaptık hatta, pek konuşmazdık böyle ama psikiyatriste gittiğimden falan bahsedince konu konuyu açtı. Sonra sevgilimden ayrıldığımı anlattım yakın zaman önce, neden ayrıldığımı da anlatmak zorunda kaldım. Anlatmak istedim daha doğrusu. Öyle epey konuştuk, belki benim böyle bir insan olduğumu düşünmüyorlardı ama, ben de onları arkadaş gördüm ve anlattım. Bakalım ne olacaktı.
Sonra yurda girdim yine, aynı terane.
4 Ocak 2016 Pazartesi
02.01.2016, Cumartesi
Bugün ne yaptım hatırlamıyorum. Hatırlayamadım şimdi. Yumurta yedim, organikti. Aslında diğerlerinin piyasadan kalkıp hepsinin organik olması lazım, cidden diğerlerinin hiç mi hiç tadı yok. Belki protein bile yoktur içinde, plastik vardır.
Neyse işte, ne yaptığımı hatırlayamıyorum bugün.
03.01.2016, Pazar
Bugün de pek bir şey hatırlayamıyorum, ve galiba sanırım yazmak istemiyorum da. Çok yazılmaya değer bir şey de olmadı zaten. Sanırım dün, Cumartesi Kadıköy Belediyesi'ne o köpeğin çarpıldığı direğin yerinin fotoğrafını çekip bildirdim, ve kardan adam yaptım, daha doğrusu kardan adamımı tamamladım moda sahilde. Onun dışında standart. Bugün de aynıydı.
Dışarı çıktım üniversite okuduğum şehire bilet almak için. Finaller Pazartesi başlıyordu. Gitmek istemiyordum aslında. Çok sıkıcıydı. Bir yerde yaşamalıydım sadece. Bu şekilde kafam allak bullak oluyordu. Hem burada sıcak su da yoktu pek. Şofben iyi çalışmıyordu.
Öyle işte, gittim bilet aldım. Dönüşte canım peymacun çekti ama pahalıydı peymacun. Bir peymacun bir lahmacun aldım, doymadım bir tane daha peymacun yaptırdım. Baştan 2 peymacun yaptırsaydım daha iyiydi aslında. Sonra oradan ayrıldım, fakat tekrar geri döndüm bir şey sormak için. Kahvaltı menü yazıyordu 09:00-12:00 arasında. Onun içeriğini sordum. Sonra gerçekten ayrıldım oradan ve gittim başka yerlere. İşlerimi hallettim. Marketten gereken şeyleri aldım. Sonra eve döndüm, tekrar dışarı çıktım ve sonra tekrar geri gelip kahvaltı yaptım.
Maden suyu almak için dışarı çıktım ama tekrar, onsuz yapamıyordum. Üşendiysem de gittim aldım işte. Sonrası epey sıkıcı geçti. İç sıkıcı bir gündü, ama genel olarak çok yalnız ve güçlü hissettim kendimi. Kendi hayatımla ilgili çok önemli bir karar verecektim. Kendi kişiliğimi diğer tüm insanlara gösterecektim. Umrumda mıydı benim üniversiteyi bitirmek? Üniversite beni bitirsin.
Sonrası belirsiz. Doom 3 oynadım deli gibi. Çok hızlı oynayınca zevkli oluyor, bir de umursamaz bir tavırla oynayınca. Oyunun ilk başlarında tuvaletten çıkan bir herifin dediği gibi "don't let this place get into your head, focus on your job, you will get back to the Earth before you know it." Ben de bu felsefeyi uygulayıp, standart bir Doom marine gibi davranıyordum ve takır takır mermi saçıyordum etrafa müsrüf bir biçimde. Plazma silahını da arada kullanmak lazım. Hasiktir! Revenant! Bu hemen ölmüyor. El bombası at.
Böyle geçti zamanım. Sonra yine dışarı çıktım bir şeyler almak için. Borcum vardı markete 1 lira 40 kuruş, onu ödeyecektim ve bir şeyler daha alacaktım. Hah! Kütüphaneye gidip kitap okuyacaktım. Şehrimaneti'ye gittim. Ama ondan önce borcumu ödemeye gittim. Ödemek için markete gidince borcumun aslında 1 lira 30 kuruş olduğunu öğrendim, ben gerçi 1 lira 40 kuruş diye hatırlıyorum ama emin de değilim. Nitekim 1 lira 30 kuruş ödedim, fazla takmaya gerek yok, kasiyer de 1 lira 30 kuruş almakta ısrar ediyordu zaten. Doom 3 oynarken bunu mu öğrenmiştim? Evet, bunu öğrenmiştim.
Sonra oradan çıktım fakat geri döndüm, su almak için. Çok su içerdim kütüphanede o yüzden aldım. Aslında epey yaklaşmıştım kütüphaneye ama geri dönmek zorunda kaldım su için. Döndüm ve gittim su aldım. Sonra tekrar gittim kütüphaneye. Ahmet Hamdi Tanpınar, Saatleri Ayarlama Enstitüsü kitabını aradım. Bilgisayarda rafta olduğu yazıyordu ama raflara baktığımda bulamadım. Bu yüzden ben de Tanpınar'ın başka bir kitabını aldım. "Sahnenin Dışındakiler" kitabını aldım. Sonra okudum biraz.
İlk başta yavaş yavaş okuyordum sakin sakin, üstelik keyif alıyordum. Evde keyif almazdım herhalde bu durumda. Ama burada keyif alıyordum işte. Sonradan biraz sıkıldım ve hızlı okumaya başladım. Böyle de eğlenceli oluyordu ve sanki bir fps oyunu oynarmış gibi hissediyordum. Belki birtakım amaçlara göre aykırı bir davranış ama ben böyle yapmayı seviyordum.
Öyle vakit geçirdim işte, sonrasında oradan çıktım. Eve geldim yine bir şeyler daha alıp. Yemek yedim. Sonra da biraz daha Doom 3 oynadım. Ama sonrasında sıkıldım. Tek vuruşta alamıyordum yaratıkları artık, güçlü yaratıklar geliyordu. Bu yüzden çıktım oyundan. Birazdan da yatacağım herhalde.
Bugün ne yaptım hatırlamıyorum. Hatırlayamadım şimdi. Yumurta yedim, organikti. Aslında diğerlerinin piyasadan kalkıp hepsinin organik olması lazım, cidden diğerlerinin hiç mi hiç tadı yok. Belki protein bile yoktur içinde, plastik vardır.
Neyse işte, ne yaptığımı hatırlayamıyorum bugün.
03.01.2016, Pazar
Bugün de pek bir şey hatırlayamıyorum, ve galiba sanırım yazmak istemiyorum da. Çok yazılmaya değer bir şey de olmadı zaten. Sanırım dün, Cumartesi Kadıköy Belediyesi'ne o köpeğin çarpıldığı direğin yerinin fotoğrafını çekip bildirdim, ve kardan adam yaptım, daha doğrusu kardan adamımı tamamladım moda sahilde. Onun dışında standart. Bugün de aynıydı.
Dışarı çıktım üniversite okuduğum şehire bilet almak için. Finaller Pazartesi başlıyordu. Gitmek istemiyordum aslında. Çok sıkıcıydı. Bir yerde yaşamalıydım sadece. Bu şekilde kafam allak bullak oluyordu. Hem burada sıcak su da yoktu pek. Şofben iyi çalışmıyordu.
Öyle işte, gittim bilet aldım. Dönüşte canım peymacun çekti ama pahalıydı peymacun. Bir peymacun bir lahmacun aldım, doymadım bir tane daha peymacun yaptırdım. Baştan 2 peymacun yaptırsaydım daha iyiydi aslında. Sonra oradan ayrıldım, fakat tekrar geri döndüm bir şey sormak için. Kahvaltı menü yazıyordu 09:00-12:00 arasında. Onun içeriğini sordum. Sonra gerçekten ayrıldım oradan ve gittim başka yerlere. İşlerimi hallettim. Marketten gereken şeyleri aldım. Sonra eve döndüm, tekrar dışarı çıktım ve sonra tekrar geri gelip kahvaltı yaptım.
Maden suyu almak için dışarı çıktım ama tekrar, onsuz yapamıyordum. Üşendiysem de gittim aldım işte. Sonrası epey sıkıcı geçti. İç sıkıcı bir gündü, ama genel olarak çok yalnız ve güçlü hissettim kendimi. Kendi hayatımla ilgili çok önemli bir karar verecektim. Kendi kişiliğimi diğer tüm insanlara gösterecektim. Umrumda mıydı benim üniversiteyi bitirmek? Üniversite beni bitirsin.
Sonrası belirsiz. Doom 3 oynadım deli gibi. Çok hızlı oynayınca zevkli oluyor, bir de umursamaz bir tavırla oynayınca. Oyunun ilk başlarında tuvaletten çıkan bir herifin dediği gibi "don't let this place get into your head, focus on your job, you will get back to the Earth before you know it." Ben de bu felsefeyi uygulayıp, standart bir Doom marine gibi davranıyordum ve takır takır mermi saçıyordum etrafa müsrüf bir biçimde. Plazma silahını da arada kullanmak lazım. Hasiktir! Revenant! Bu hemen ölmüyor. El bombası at.
Böyle geçti zamanım. Sonra yine dışarı çıktım bir şeyler almak için. Borcum vardı markete 1 lira 40 kuruş, onu ödeyecektim ve bir şeyler daha alacaktım. Hah! Kütüphaneye gidip kitap okuyacaktım. Şehrimaneti'ye gittim. Ama ondan önce borcumu ödemeye gittim. Ödemek için markete gidince borcumun aslında 1 lira 30 kuruş olduğunu öğrendim, ben gerçi 1 lira 40 kuruş diye hatırlıyorum ama emin de değilim. Nitekim 1 lira 30 kuruş ödedim, fazla takmaya gerek yok, kasiyer de 1 lira 30 kuruş almakta ısrar ediyordu zaten. Doom 3 oynarken bunu mu öğrenmiştim? Evet, bunu öğrenmiştim.
Sonra oradan çıktım fakat geri döndüm, su almak için. Çok su içerdim kütüphanede o yüzden aldım. Aslında epey yaklaşmıştım kütüphaneye ama geri dönmek zorunda kaldım su için. Döndüm ve gittim su aldım. Sonra tekrar gittim kütüphaneye. Ahmet Hamdi Tanpınar, Saatleri Ayarlama Enstitüsü kitabını aradım. Bilgisayarda rafta olduğu yazıyordu ama raflara baktığımda bulamadım. Bu yüzden ben de Tanpınar'ın başka bir kitabını aldım. "Sahnenin Dışındakiler" kitabını aldım. Sonra okudum biraz.
İlk başta yavaş yavaş okuyordum sakin sakin, üstelik keyif alıyordum. Evde keyif almazdım herhalde bu durumda. Ama burada keyif alıyordum işte. Sonradan biraz sıkıldım ve hızlı okumaya başladım. Böyle de eğlenceli oluyordu ve sanki bir fps oyunu oynarmış gibi hissediyordum. Belki birtakım amaçlara göre aykırı bir davranış ama ben böyle yapmayı seviyordum.
Öyle vakit geçirdim işte, sonrasında oradan çıktım. Eve geldim yine bir şeyler daha alıp. Yemek yedim. Sonra da biraz daha Doom 3 oynadım. Ama sonrasında sıkıldım. Tek vuruşta alamıyordum yaratıkları artık, güçlü yaratıklar geliyordu. Bu yüzden çıktım oyundan. Birazdan da yatacağım herhalde.
01.01.2016,
Cuma
Bugün 6 civarı kalktım. Doom 3 oynadım biraz. Saat 9 a kadar oynadım. Sonra sıkıldım, dünkü gibi tüm günü oyunla geçirmek istemedim. Ama biraz oyun oynayınca, hayat gerçekten güzel oluyor. Tüm günü geçirmedikten sonra her türlü güzel. Dayım da böyle bir yaşam stilini doğru buluyor. Yine oynasın ama hobi olarak tarzıyla yetiştiriyordu en son çocuklarını. Çocukları derken, en az 15 yaşında en küçüğü.
Bugün 6 civarı kalktım. Doom 3 oynadım biraz. Saat 9 a kadar oynadım. Sonra sıkıldım, dünkü gibi tüm günü oyunla geçirmek istemedim. Ama biraz oyun oynayınca, hayat gerçekten güzel oluyor. Tüm günü geçirmedikten sonra her türlü güzel. Dayım da böyle bir yaşam stilini doğru buluyor. Yine oynasın ama hobi olarak tarzıyla yetiştiriyordu en son çocuklarını. Çocukları derken, en az 15 yaşında en küçüğü.
Neyse,
ben de işte bu felsefeyle dışarı çıkmak istedim. Ve çıktım
da, Moda Sahili'ne gittim yine. Gezindim etrafta. Köpekler kavga
etmişti en son ama dün mü olmuştu bugün mü olmuştu
hatırlamıyorum. Şöyle olmuştu, sahibi olan bir köpek, yanına
gelen bir köpeğe saldırmıştı. Hayvan gibi saldırmıştı
üzerine, boynunu falan ısırmaya çalışıyordu galiba. Korkunçtu.
Sonrasında o hayvan uzaklaştı zaten. O uzaklaştı fakat daha
gerilerdeki arkadaşlarının yanına gitti, diğer köpek
arkadaşlarının yanına. Mahalle kavgası çıkacaktı galiba.
Diğer köpeklerin hoşuna gitmemişti galiba bu arkadaşlarının
dayak yemesi. Onlar da o tasmalı olan köpeğin yanına sakin
adımlarla yürüdüler. Tasmalı olan köpek, ayağa dikilmiş, bu
gelen köpeklere bakıyordu. Sahibi ise deminden beri köpeği
tutmaya çalışıyordu, ne artisleniyorsun gibi şeyler diyordu.
Diğer köpekle kavga ederken de tasmasını çekiştirip
söyleniyordu, homurdanıyordu ama pek işe yaramamıştı, yine de o
köpeğe saldırmıştı uzunca bir süre. Ama hala tutuyordu
tasmasını.
Diğer
sokak köpekleri biraz daha yaklaştılar. Bu arada, yoldan geçen
yaşlı kadınlar, sanırım olayı da görmüş yaşlı kadınlar
köpeklere "Boşverin gitmeyin, hadi oldu bitti hadi geri gidin
boşverin. Hadi yavrularım." gibi şeyler söylüyorlardı.
Sanki mahallede çocuklar kavga eder ya, dövülen çocuk
arkadaşlarını çağırır da döven çocuğu dövmeye giderler,
sonra mahalledeki yaşlılar da büyükler de onlara böyle öğüt
verirler, sanki öyle olmuştu burada da. Çok komikti aslında
köpeklere böyle öğüt vermeye çalışmaları, ama gariptir ki
işe yaramıştı sanki. Çok şaşırmıştım. Köpekler gerisin
geriye gitmişlerdi aynı sakinlikle. Belki de gerçekten sevgiye
ihtiyaçları vardı köpeklerin. Ama ben pek yaklaşmazdım, çok
agresif olanları da çıkıyordu aralarında. Çağırırsam
gelirlerdi bazen, gelmezlerse ben asla gitmezdim. Isırırdı falan.
Özellikle de bu dövülen köpeğe üzülüyordum. Arada bir geri
dönüp, dayak yediği köpeğe bakıyordu uzaklaşırken, bana da
bakıyordu ayrıca. Ama ben olur da saldırırsa diye güçlü
görünmeye çalışıyordum. Üstümde onca elbise vardı. Kolay
ısırabileceğini de sanmıyordum, belki bacaklarımdan ısırırdı.
Ama bir ısırsa onun ağzına sıçardım ben. Ben barışçıl bir
insanım,ama benimle kavga ederlerse ben de dişlerimi gösterirdim.
Benim kaslarım köpeğin kaslarından yaklaşık olarak 5 kat daha
güçlü. Eğer iyi kavrayabilirsem onun boynunu kırabilirim eğer
saldırırsa. Normalde hayvan severimdir ama köpeklere kuşkuyla
yaklaşırım. Agresif davranışlar sergiliyorlar. Hoşuma gitmiyor.
Buralardakiler genelde agresif değil ama olanları var. En küçük
bir zarar versin, isterse elimi ısırsın kalkar öldürürüm ben
onu. Hiç acımam. Artislik yapmasın köpek diye, saldırgan bir
hayvan diye. Üstelik buradan küçücük çocuklar geçiyor, onları
ısırmaya hiç hakkı yok. Hatta kalkar arkadaşlarını da
öldürürüm buradaki. Başlarım hayvan haklarına. Ben köpek
severim ama agresif davranış sevmem. Dişleri ne kadar güçlü
onların bilmem hiç gördünüz mü? Yarın öbürgün küçük bir
çocuğa da öyle agresiflik yaparlarsa dayanamam. Saldırırım bu
köpeklere, ne olursa olsun. Köpekle köpek olurum ben de. Bizim
üniversitenin orada da köpekler var, ne yapıyorlar? Hiç öyle
agresif huyları yok, birbirleriyle oynaşıyorlar duruyorlar.
Neyse,
bu konuyu çok uzattım. Bu arada oraya giderken, yani Moda Sahili'ne
doğru giderken Bahariye Caddesi'nde de bir olay olmuştu. Bu çok
daha kötüydü. Elektrik direğinin altında su birikintisi
oluşmuştu, hemen önümde sahibiyle yürüyen küçük köpek, bu
elektrik direğini yere bağlayan çiviye ve su birikintisine
basınca, birden ciyak ciyak bağırmaya başlamıştı. Çivi falan
battı diye düşünmüştüm başta ama sanmıyorum, öylesine çok
bağırdı ki. Ne yapacağını şaşırmıştı, hafiften de agresif
olmuştu sahibine karşı, çünkü onu tutmaya çalışıyordu. Ama
o durmuyordu, çırpınıyordu. Çevreden insanlar yetişti bir 10
saniye sonra. Köpek çok çırpınıyordu. Sonra düşündüm,
kesinlikle elektrik çarpmıştı buradan. Elektrik kaçağı vardı
demek ki. Böyle çarpıyorsa eğer bizi de çarpabilirdi. Bir süre
sonra da köpek sakinleşti, başka bir kadın daha geldi, köpeği
siyah bir giysiye sardılar ve orada yakındaki bir kafenin
sandalyelerine oturdular iki kişi. Direğin dibine o sandalyelerden
koymayı düşündüler. Fakat birisi "biri alır o sandalyeyi
oturmak ister." dedi. Bu sefer, sandalyeyi yere devirip öyle
koydular, o suya basılamayacak şekilde yani. Ama bu sefer de komik
olmuştu, sandalyenin başı insanların ayağına takılırdı.
Zaten bir iki kişi güldü galiba, seslerini duydum, bıyık
altından gülmüş olacaklardı. Komik bir çözümdü. Başka
birisi, bir yerden, fotokopici reklamı bulunan demir bir plaka
getirdi, üçgen şeklinde duran şeyler olur ya. Onlardan koydu
oraya.
Bu
arada, "kontrol kalemi soksak anlaşılır elektrik var mı yok
mu." demiştim biraz önce. Bunu birisi duymuş olacak ki,
elinde kontrol kalemiyle birisi geldi bir yerden. Soktu suyun içine.
"O kadar çok elektrik yok gibi." dedi sanırım.
Elektrikçi tipi vardı adamda. Herkes bir şeyler söylüyordu. Ben
de acaba polisi mi arasam diye düşünmüştüm köpek ilk
çarpıldığında. Hatta cep telefonumu çıkardım ilk
çarpıldığında, ama sanki böyle yapınca köpeğin acı çekişini
videoya çekmek isteyen biri gibi de görünüyordum böyle yapınca.
Bu düşünce beni rahatsız etti. Neyse dedim, etraftakileri bir
dinleyeyim dedim. Sonradan kimse aramadı da. Hatta birisi "Dün
de bir köpek böyle çarpıldı oraya çırpında bayağı."
dedi. Demek ki rapor etmemişlerdi. Ama nereye rapor edilirdi ki bu?
Aslında elektrik arızaya rapor edilirdi bu. Çok ciddi bir sorundu
bu. Küçük bir çocuk oraya elini değdirse ölebilirdi bile.
Neyse
işte, ondan sonra yürüdüm oradan. Moda'ya gittim. Köpek kavgası
olayından sonra yürüyordum o dayak yiyen köpeğin peşisıra.
Arada bir bakıyordu yine. Sonra bir yerde bir yemek buldu, onu
yemeye başladı. Ben de bu arada, oralarda bir yerde kardan adam
yapmaya başladım. Biraz yaptım ama çok zordu. Nasıl yapılıyordu
ki bu? Yuvarlanıyor muydu, yoksa parça parça getirip üst üste mi
koyuyorduk? Önceden yuvarlayarak yaptığımızı hatırlıyordum.
Ama nedense becerememiştim yuvarlayarak yapmayı. Parçalanıyordu.
Bir de çok yorucuydu. Eskiden boyum da kısa olduğu için rahat
yapıyordum herhalde. Neyse, ufak biraz bir top bıraktım öyle
yerde. Bir şeye benzememişti.
Sonra
tekrar eve döndüm yürüyerek. Sonrasında ne yaptım pek
hatırlamıyorum. Öyle pinekledim galiba akşama kadar. Dün yılbaşı
akşamında da kendimce şarkılar bestelemiştim akşam, onları
söylemiştim. Delirmiştim galiba. Çok saçma sapan şarkılardı
bunlar. Üstelik çok orijinal de değillerdi, başka şarkıların
ezgilerini bu kendi şarkılarıma uygulamıştım. Bir tanesinin
şarkı sözü sadece balıkçıydı. Balıkçı. Şarkı baştan
sona kadar öyle gidiyordu. Ama bağımlılık yapmıştı nedense.
Çok aptalcaydı ama bağımlılık yapmıştı. Bu yüzden
sinirlendim biraz. Sürekli içimden bunu söylemek geliyordu. Ne
yapacağım bilmiyorum.
Bugün
de böyle geçmişti işte. Sanıyorum eve geldikten sonra yine öyle
pinekledim, yemek ye, dışarı çık, tekrar eve gel. Fasa fiso.
3 Ocak 2016 Pazar
30.12.2015, Çarşamba
Bugün aslında okula gitmek istiyordum arkadaşlarımı görmek için, ama sırf arkadaşlarımı görmek için de gitmek istemiyordum sanki. Hastaydım ve mutsuzdum biraz. İyice depresyon stayla takılmak istiyordum. Ama bugün İstanbul'a gidecektim. Biletim falan hazırdı çok önceden. En önlerden bir yere tutmuştum. Hazırlandım uzun uzun. Oda arkadaşım da çıkmıştı dışarı.
Kahvaltıya geri döneyim şimdilik. Kahvaltıda belgesel izledim, çok güzel belgeseldi. Hayvan belgeseliydi. Yırtıcı hayvanların kapışmaları vardı. Peygamber develeri kapışıyordu. Dişi peygamber devesi çok güçlüymüş aslında. Erkeği öyle fena dövüyordu ki. Erkek tam ölüyordu, ama bir tane hamam böceği yakalıyordu. Erkek bu arada, gövdesinin 30 katı yükseklikten düşüyordu ama ölmüyordu. Kemikleri mi ne çok sağlammış. He, iskeleti sağlammış.
Öyle işte, belgesel. Sonra hazırlandım İstanbul'a gitmek için. Çok yorucu bir gündü. Kendimi bir jarl gibi hissettim. Sağa sola kılıç sallıyordum sanki. Sonra bir huskarl oldum. Otobüslerin huskarlı oldum. Onları meteorlara karşı koruyordum. Kılıcımı kaldırıyordum meteorlara karşı.
Yeter lan bu kadar edebiyat! Yeter! Kapat şu defteri! Babaannem bu satırları görseydi böyle mi derdi acaba? Gelişmeyi engelleyemezsin babaanne efendi. Bir şekilde gelişirim ben. Anladınız mı? Kaç yaşında olduğunuz önemli değil.
Nitekim sonrasında şehrime geri geldim. Sonra servise bindim. Eve geldim. Bir süre pinekledim ve sonra uyudum galiba. Çok mal bir insanım ben galiba. Ama yok, dışarı çıkmıştım. Sonra alt kat komşularımıza uğramıştık ailecek, yeni taşınmışlardı buraya. Onlarla sohbet ettiler ailem. Ben de yanlarında oturdum öyle. Yeni komşuları severdim ya. Sonrasında da eve çıkıp yatmıştım.
31.12.2015, Perşembe
Sabahın 6:30 u gibi kalktım. Akşam da erken yatmıştım zaten bayağı. 8-10 arası bir saatte yatmıştım sanıyorum. Oyun oynadım. Saat 11 gibi dışarı çıkmaya karar verdim. Aslında daha erken çıksam daha iyi olurdu ama oyunun başından kalkamadım ki.
Ama dışarıda sahili falan gezdim, kendimce eğlendim. Ama soğuktan mıdır nedir yine nefes almakta zorluk çekmeye başladım. Çok rahatsızlık vericiydi. Moda Sahili'ne kadar gittim. Dönerken de Yoğurtçu Parkı'nın oradan geçtim. Çok feci kar kaplamıştı Moda Sahilini ve Yoğurtçu Parkı'nı. Hemen eve gittim oradan da. Asosyalim çünkü. İnsan sevmiyorum galiba. Galiba olur mu filan diye bir şey yok. Benim için olur, kim yargılayabilir ki beni? Ya da bilmiyorum. Ben nasıl olduğunu biliyorum, nasıl hissettiğimı biliyorum. Sadece bunları kelimeler taşıyamıyor. Bazen böyle düşünüyorum işte.
Sonrasında gerisin geri eve döndüm. Ailemle vakit geçirdim. Sonra işlerine gittiler tabi. Ben de onlarla beraber gittim. İşçilerimizle vakit geçirdim, onlara biraz yardım ettim. Konuştum ettim. Yılbaşı kutlaması yapacaklarmış. Katılır mısın dediler. Tamam dedim. Aslında biraz yorgundum ama o zamana kadar dinlenmiş olurdum herhalde. Tamam dedim. Sonra bizim Suriyeli işçiyle konuştum İngilizce olarak. Ortaokul seviyesinde İngilizce biliyordu, yani bizim ilkokul İngilizcesi kadar. Daha doğrusu 8. sınıf ingilizcesi diyeyim şuna. İşte o kadar. Benim İngilizcem ise çok daha iyi. Bir şeyi birkaç farklı yolla sormasını biliyorum, aşağı yukarı anlıyorum. Aslında intermediate civarı olduğunu düşünüyorum İngilizcemin. Ama ben bilemem tabi, birisinin beni sınava sokması lazım. İngilizce edebiyat eseri yapıyordum kendimce, İngilizce felsefe yapıyordum bir aralar. Ama hiçbirini paylaşmadım, ama yoo, birazını paylaştım. Ama çok saçma olduğunu düşünüyorum bunların. İngilizce kelime dağarcığım yoktu pek, o yüzden ben de rastgele aklıma gelen güzel bir kelimeyi yapıştırıyordum söylemek istediğim asıl kelime yerine. Daha sonra okuyunca nasıl olsa anlardım diye. Ama anlayamadım. Anlayamıyorum çoğunlukla yazdıklarımı. Çok ilginç şeylermiş gibi geliyor bana şimdi bunlar.
Neyse, nitekim konuştum o Suriyeli işçimizle. Sonra tekrar eve gittim. Biraz oyun falan oynamıştım galiba. Sonra saat 8 gibi uyuya kalmışım. Saat 10 gibi uyanmayı istiyordum ama 9 da gelen annem, elemanların gittiğini söyledi bana. Elemanlardan birinin annesi aramış, parti yapmalarını istememiş gecenin geç saatinde. O yüzden eve gitmişler. Ben de sıkıcı sıkıcı uyudum zaten. Uyuyuverdim gitti. Pişmanım, keşke uyumasaydım. Program izlerdim tv de filan.
Bugün aslında okula gitmek istiyordum arkadaşlarımı görmek için, ama sırf arkadaşlarımı görmek için de gitmek istemiyordum sanki. Hastaydım ve mutsuzdum biraz. İyice depresyon stayla takılmak istiyordum. Ama bugün İstanbul'a gidecektim. Biletim falan hazırdı çok önceden. En önlerden bir yere tutmuştum. Hazırlandım uzun uzun. Oda arkadaşım da çıkmıştı dışarı.
Kahvaltıya geri döneyim şimdilik. Kahvaltıda belgesel izledim, çok güzel belgeseldi. Hayvan belgeseliydi. Yırtıcı hayvanların kapışmaları vardı. Peygamber develeri kapışıyordu. Dişi peygamber devesi çok güçlüymüş aslında. Erkeği öyle fena dövüyordu ki. Erkek tam ölüyordu, ama bir tane hamam böceği yakalıyordu. Erkek bu arada, gövdesinin 30 katı yükseklikten düşüyordu ama ölmüyordu. Kemikleri mi ne çok sağlammış. He, iskeleti sağlammış.
Öyle işte, belgesel. Sonra hazırlandım İstanbul'a gitmek için. Çok yorucu bir gündü. Kendimi bir jarl gibi hissettim. Sağa sola kılıç sallıyordum sanki. Sonra bir huskarl oldum. Otobüslerin huskarlı oldum. Onları meteorlara karşı koruyordum. Kılıcımı kaldırıyordum meteorlara karşı.
Yeter lan bu kadar edebiyat! Yeter! Kapat şu defteri! Babaannem bu satırları görseydi böyle mi derdi acaba? Gelişmeyi engelleyemezsin babaanne efendi. Bir şekilde gelişirim ben. Anladınız mı? Kaç yaşında olduğunuz önemli değil.
Nitekim sonrasında şehrime geri geldim. Sonra servise bindim. Eve geldim. Bir süre pinekledim ve sonra uyudum galiba. Çok mal bir insanım ben galiba. Ama yok, dışarı çıkmıştım. Sonra alt kat komşularımıza uğramıştık ailecek, yeni taşınmışlardı buraya. Onlarla sohbet ettiler ailem. Ben de yanlarında oturdum öyle. Yeni komşuları severdim ya. Sonrasında da eve çıkıp yatmıştım.
31.12.2015, Perşembe
Sabahın 6:30 u gibi kalktım. Akşam da erken yatmıştım zaten bayağı. 8-10 arası bir saatte yatmıştım sanıyorum. Oyun oynadım. Saat 11 gibi dışarı çıkmaya karar verdim. Aslında daha erken çıksam daha iyi olurdu ama oyunun başından kalkamadım ki.
Ama dışarıda sahili falan gezdim, kendimce eğlendim. Ama soğuktan mıdır nedir yine nefes almakta zorluk çekmeye başladım. Çok rahatsızlık vericiydi. Moda Sahili'ne kadar gittim. Dönerken de Yoğurtçu Parkı'nın oradan geçtim. Çok feci kar kaplamıştı Moda Sahilini ve Yoğurtçu Parkı'nı. Hemen eve gittim oradan da. Asosyalim çünkü. İnsan sevmiyorum galiba. Galiba olur mu filan diye bir şey yok. Benim için olur, kim yargılayabilir ki beni? Ya da bilmiyorum. Ben nasıl olduğunu biliyorum, nasıl hissettiğimı biliyorum. Sadece bunları kelimeler taşıyamıyor. Bazen böyle düşünüyorum işte.
Sonrasında gerisin geri eve döndüm. Ailemle vakit geçirdim. Sonra işlerine gittiler tabi. Ben de onlarla beraber gittim. İşçilerimizle vakit geçirdim, onlara biraz yardım ettim. Konuştum ettim. Yılbaşı kutlaması yapacaklarmış. Katılır mısın dediler. Tamam dedim. Aslında biraz yorgundum ama o zamana kadar dinlenmiş olurdum herhalde. Tamam dedim. Sonra bizim Suriyeli işçiyle konuştum İngilizce olarak. Ortaokul seviyesinde İngilizce biliyordu, yani bizim ilkokul İngilizcesi kadar. Daha doğrusu 8. sınıf ingilizcesi diyeyim şuna. İşte o kadar. Benim İngilizcem ise çok daha iyi. Bir şeyi birkaç farklı yolla sormasını biliyorum, aşağı yukarı anlıyorum. Aslında intermediate civarı olduğunu düşünüyorum İngilizcemin. Ama ben bilemem tabi, birisinin beni sınava sokması lazım. İngilizce edebiyat eseri yapıyordum kendimce, İngilizce felsefe yapıyordum bir aralar. Ama hiçbirini paylaşmadım, ama yoo, birazını paylaştım. Ama çok saçma olduğunu düşünüyorum bunların. İngilizce kelime dağarcığım yoktu pek, o yüzden ben de rastgele aklıma gelen güzel bir kelimeyi yapıştırıyordum söylemek istediğim asıl kelime yerine. Daha sonra okuyunca nasıl olsa anlardım diye. Ama anlayamadım. Anlayamıyorum çoğunlukla yazdıklarımı. Çok ilginç şeylermiş gibi geliyor bana şimdi bunlar.
Neyse, nitekim konuştum o Suriyeli işçimizle. Sonra tekrar eve gittim. Biraz oyun falan oynamıştım galiba. Sonra saat 8 gibi uyuya kalmışım. Saat 10 gibi uyanmayı istiyordum ama 9 da gelen annem, elemanların gittiğini söyledi bana. Elemanlardan birinin annesi aramış, parti yapmalarını istememiş gecenin geç saatinde. O yüzden eve gitmişler. Ben de sıkıcı sıkıcı uyudum zaten. Uyuyuverdim gitti. Pişmanım, keşke uyumasaydım. Program izlerdim tv de filan.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)