Annemle aramızda geçen saçma iki oyunu anlatmak istiyorum.Ben annemi çok severim,hala da severim zaten.9 ay karnında taşıdı bir kere beni,ona karşı hiçbir şey yapamam.Ama bir davranışı var ki,benim bu hale gelmem de çok etkili olmuş olabilir.Çocukken,ben anneme aşırı bağlıydım.Babaannem büyütmüştü beni,bu yüzden annem geldiğinde ona aşırı sevgi gösteririm hep.Ona çeşitli şirinlikler yapardım,neşesini artırmak için,onun da neşesi yerine gelirdi sanıyorum,belki de gelmezdi ama beni mutlu etmek için öyleymiş gibi davranırdı sanıyorum.Mesela,onun benim yapmamdan gurur duyacağı birşeyi yaparken,sürekli,yani neredeyse her 10-20 saniyede bir onun yüzündeki o gülen ifadeyi görmek isterdim,o kadar özlemiş olurdum ki annemi,anlatamam size.Ama aslında o kadar özlemezdim de,sonuçta bir erkeklik gururum vardı o zamanlar,ve de kendi çapımda bir pessimistliğim:hiçkimsenin beni sevmediğini düşünürdüm.Sanki sevseler ne olacaktı ki?Annemden yeterince alamadığım sevgiyi onlardan isteyecektim işte,ama onlar bana bunu vermeye yükümlü değiller ki,sonuçta geçici kişiler.Annem de belki geçici ama yine de sonuçta annem.
Her neyse işte,babaannemin evine akşamları gelirdi.Ben bir heyecanla,oturma odasının camından,neredeyse 15 derecelik bir dar açıdan gelişlerini görmek için bir taraflarımı yırtardım.Babaannem ise kızardı bana,taa oradan buraya getirttiğim için,onları yorduğum için.Bu beni çok üzerdi gerçekten,sürekli annemin yorulmuş olup olmadığını,ya da babamın yorulup yorulmadığını anlamaya çalışırdım,gelişlerine değmesini isterdim.Ama sonuçta sadece ben etkili değilim ki onların gelmesinde,onlar da anne baba değil mi?Beni özlemiyorlar mı yani?Yine de babamın gözlerinde bazen yorgunluk,ve sanki gelmeye değmemiş gibi birşey hissederdim bazen,ama babalarda oluyor bazen böyle şeyler sanırım.Annem ise hep gülümsüyordu bana,öpüyordu kokluyordu.Ders çalışırken bile yanında,20 saniyede bir ona bakıyordum,o da tam zamanında gülümsüyordu.Çocukken,bunun onu ne kadar yorduğunu farkedemezdim,yorduğunu da tam bilemiyorum,ama annem bundan kendi bile farkında olmadan rahatsız oluyordu bence,yoruluyordu.Anne olmayı böyle birşey sanıyordu sanırım kendince.Ben de çocuk aklımla bunun yorucu olabileceğini tabii ki düşünmüyordum,nasıl düşüneyim ki?
Öyle işte,gelişleri öyle muhteşem olurdu ki,komşular Amerikan filmi çevriliyor sanırlardı,yani bence öyle sanmışlardır.Belki onları bile etkilemiştir bu oyun.Her neyse,geldikten sonra ellerini yüzlerini yıkarlardı,babam mis gibi tıraş kolonyası kokardı.Severdi beni ama çok çok uzaktan,fakat bir o kadar yakından.Başımı okşardı öyle hissizce.Derslerimin nasıl gittiğini sorardı.İyi derdim,zaten kötü olan birşeyim yoktu benim.Ama zaman zaman,yüzümde çıkan sivilceleri gösterip "ne bu oğlum kavga mı ettin yoksa?" diyip iyice sıvazlardı.Tabii,ben hep hayır derdim.Hiç kavga etmemiştim,birkaç kere fırsatım oldu ama hep vazgeçtim.Ya da tek hamleyle son verdim,bir dahaki seferinde toplanmalarına da fırsat vermedim,hep kaçtım.
Hatta bir keresinde,apartmanın dış kapısında,bahçenin de dışında,demir kapının önünde ayakta durmuş,sokaktaki şimdi hatırlayamadığım bir olayı izlerken bir tane çocuk bisikletle sürekli önümde tur atıp bana tükürmeye çalışıyordu.Bunu niye yapıyordu bilmiyorum ama,yeniydim ben buralarda ondan yapıyordu herhalde.Sonra bu her nasılsa bir ara indi bisikletinden,ne olduğunu anlamadan gözüne bir tane yapıştırıp arkama bakmadan kaçmıştım.Hayatımda attığım en isabetli yumruktu.Tam kaşla göz arasına gelmişti.Daha sonra,halamın oğlu da "oğlum naptın sen,o çocuğun ailesini tanıyon mu sen?" diyerek gözümü korkutuyordu ama hiç önemli değildi bunlar.Yani o zamanlar çok korkuyordum ama,ne yapabilirlerdi ki?Küçücük çocuğuz sonuçta.Sonra o çocuk da bizzat kendisi her Allahın günü okul dönüşünde beni tehdit etmeye çalışıyordu arkamdan arkamdan gelip,ben ise hiç arkamı dönmeden yürüyordum.Bana saldırmadığı sürece tırsardım,çünkü iyi dövüştüğünü de söylerlerdi.Ama ben de kendimi bilmiyordum ki,belki saldırsaydı hiç beklemediği bir güçle karşılaşıp afallayabilirdi.Belki o bile tırsıyordu benden bu hareketi yaparken.Şimdi,o kadar beni korkutan bu olayın,artık beni korkutmadığını,gereksiz birtakım korkular olduğunu anımsıyorum.
Babam da bazen böyle olaylarını anlatırdı,kendisi hep dominant bir rol üstlenmişti mahallede,okulda,üniversitede.Hoş,üniversitede dominantlık olayı öyle işlemiyor sanırım.Ama yine de bundan tam emin değilmiş gibi bahsederdi.Birtakım kızların kendisine aşk mektubu yazdığından bahsederdi.Acayip acayip şeyler.
Ama onun dışında çok iyi adamdı babam o zamanlar.Beni cumadan alıp götürdüklerinde,pazar gününe gelip de o hüzünlü ayrılık zamanı çöktüğünde,şöyle koltuğa oturur,"olmazsa yarın da kal akşam götürürüm ben seni oğlum he ne dersin?" derdi.Böyle diyince benden mutlusu yoktu,fakat yine de ulaşılmamış bir mutluluktu bu.Bir günden ne olurdu ki?Üstelik eve dönünce babaannemin kızgın bakışlarıyla bir anda yok olurdu bu mutluluk.Altı üstü bir günlük devamsızlık,ne vardı bu kadar kızacak?Daha sonraları,babaannemin böyle böyle yaptığı birçok olaydan gurur duyduğu,hatta benim o andaki mutsuzluklarımdan mutlu olduğu,güldüğü bilgisini aldım.Bu gerçekten beni afallattı.Bu sonsuza kadar değiştirdi ona olan davranışlarımı.O da yaşlılıktan mıdır,yoksa bunu hissetmiş olacaktır ki,sanki biraz daha acınası bir durumda görünüyor gözüme hep.
Bir de dedem vardı,onu pek katmadım çünkü,onların geldiği sırada her zaman yatıyor olurdu.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder