30 Nisan 2014 Çarşamba

İçimdeki rahatlamayı tam olarak tarif edemiyorum,ki zorunda da değilim,üstelik etmemem de gerekebilir zira bu beni tekrar krizlere sokabilir. Tamam belki kabul etmek,oldukça rahatlatıcı,fakat en rahatlatan şey,birşeyleri olduğundan farklı gösteren,istenmediği halde sürekli başına buyruk bir şekilde yorum yapmak zorunda bıraktıran şeyin ötesine geçmemde buluyorum. Burada insanlar da çok masum değiller ayrıca bana kalırsa, öyle olmak zorunda da değiller.

Şimdi mesela bir futbol maçını izlerken sürekli yorumlamak yerine yorumlamadan,tamamen boş bir şekilde kafayla gözlem yapmak,futbolda profesyonelleşmek için ciddi manada önemli oluyor. Ben bu tür gözlemleri önceden de zaten yapabiliyordum fakat,bazen nedense insan yaşlanıyormuş gibi hissediyor bu gözlemleri yaparken,hatta hissetmiyor,bence kesin olarak bu böyle. Çünkü zaman inanılmaz hızlı akıyor bu durumdayken,nasıl geçtigi anlaşılmıyor. Bundan dolayı sanırsam böyl bir çıkış yolu buldum kendimce. Bu yüzden kendime haksızlık etmemem gerek,benim sonuçta kendimden başka neyim olabilirdi ki?

Ama yine de o bazen gelen kıskançlık gibi bir duyguyu engelleyemeyebiliyorum. Bu sanırım insanın başka türlü hayatlara duyduğu ilgiden kaynaklanıyor. Çok umutsuz ve hüzün verici bir his. Bu hisle ilgili iç sesimi hiç durduramıyorum,konuşuyor da konuşuyor. Belki de onları iyi tanımadığımdandır,çünkü hemen hemen her yerde,topluluğun olduğu her yerde hissedilebilen birşey,üstelik bir de kızlar olunca bu toplulukta daha zor olabiliyor,olabiliyordu;şimdi biraz daha iyi gibiyim bu konuda. Taking comfort in your friends,böyle birşey olsa gerek diye düşünüyorum,gerçi bu lafa da çok taktım,ama yok aslında takmadım,lafın ifade ettiği kavramı kendimce yorumlayıp kullandım,bu işin sonu belki pek iyi gitmez ama en azından bu lafla yatıp kalkacak da değilim yani.

Yeniliği kaldıramıyorum bazen,yani,o yeniliğin aşağı yukarı nasıl eskiliğin kültürel bir üst kimliği olduğunu anlatacağımı biliyorum,fakat buna izin vermiyorlar.Yani,belki onlar için çok değişik değil,sıradan günleri,fakat benim için neden kimse aynı günleri yeniymiş gibi göstersin ki?Dikkat etseymişsin,diye soruyorlar insana.Bu kapı zaten senin için açıktı,şimdi de bu kapıyı kapatıyoruz diyorlar.Öyle gelip bir anda yağmacı gibi dağıtamazsın bizim kültürü diyorlar.Çok garip.

29 Nisan 2014 Salı

Kelimelere de artık inanamıyorum pek.Bir kelimeyi,bir düşünceyi kafanızda kurarken,tam o sırada başka bir mekanizma da onu yamultuyor,değiştiriyor sanki.Tıpkı heisenberg belirsizlik ilkesindeki gibi,içinizden geçeni siz bile anlamlandıramıyorsunuz.Anlamlandırdığınızda ya çok aşırı ya da çok az olabiliyor söyledikleriniz.Düşündüklerinizi tam ifade etmiyor.

Bir de sanki bazen,ben kendi iç sesime bazı anlamlar yüklüyorum,bazı zamanlarda belli zamanlarda belli şeyleri yapması için.Bu şeyler olmasa,ben biliyorum ki daha fazla gözlem yapabilip,herhangi bir konuda daha iyi olabileceğim.Yani şöyle ki;sürekli kendi kendimi tatmin etmek zorunda kalmasam,çok daha iyisini yapabilirim aslında.Bu iç sesi susturduğumda,yapacağım gözlemle,olayları farklı bir şekilde tecrübe edebilir ve hızlanabilirim o işte.Ama son derece ölü gibi hissettiriyor,sabır gerektiriyor,çalışma gerektiriyor ve karşılığını en sonunda alıyorsun sanırım,garip pişmanlıklar da olamıyor,çünkü zaman artık önemli değil,iç ses kalmıyor.

Belki ileride yazdıklarıma şimdi güleceğim,mantıklı.Fakat güleceğim şey,geçmiş zamandaki profesyonel olmayan,birçok konudan bahseden ama hiçbirine derinlemesine girmeyen tavrım olacak,kendimi reddetme eğiliminden değil.Hatta,yine de gurur duyacağım belki o zamanlardakilerden.

Hatta ben,o binlerce kez karşısına gelen iletişim ve kurtuluş fırsatını kaçıran ben,bu sefer gerçekten önemli olmayacak hiçbirisi.Her ne kadar direkt katkısı olmasa da beni çeşitli konularda limitleyebilen,limitlediğini düşündüğüm,daha doğrusu söylediğim birtakım şeylerden ötürü kendi kendimin boynuna zincir geçirtip de sonra onlara suç atmaya çalıştığım birtakım insanları da öyle kabul edeceğim artık.Bu asıl benim ayıbımdı zaten.

Fakat hayatı yaşama konusu büyük bir paradoks gibi hala.Bu konuda birileriyle rekabet etmiyorum,fakat zaman içinde öyleymiş gibi gözükebiliyor.Çünkü yeterince gözlem yapmıyorum,yeterince motive edemiyorum kendimi,bu da boşluk yaratıyor,pesimizm hemen o boşluklardan sızıyor.

But living the life,is kind of big paradox lying there still.I m not making a race out of it,but in time,it may seem like Im doing like that.Because I m not watching people enough,I m not motivating myself enough,thus creates an hole in me,therefore pessimism blinks inside.

Fakat birşey daha var,bazen sanki hayatın katman katman yalanlardan oluştuğunu düşünüyorum,ama sadece kendi yaşadığım hayatın.Çünkü bazen,bir maganda kurşunu gibi,nerden geldiği belli olmayan,bir kurye gibi alel acele başbakanlık ofisine doğru elinde topsecret yazılı zarfla koşturan adamlar gibi,birtakım düşünceler geliyor aklıma.Bunlar bayağı yorucu oluyor.Bunları kovduktan sonra da tam olarak ne olduklarını,neden yorucu olduklarını anlayamıyorum bu kadar.Bunlar tam anlamıyla gururumu kırıyor,evet aynen öyle oluyor.Elimdekileri unutuyorum bir anda.Ama belki de,yeniliklerin farklı bir yayılış biçimidir.
Aslında,içimde bir yerde bunların kendi planladığım bir oyun olduğunu biliyorum.Ama ne zaman planladığımı hatırlamıyorum sanki,belki o gece ya da gündüz olabilen yarı uykularda,ya da hafif kestirmelerde planlamışımdır bunları kendim bile farkedemeden,ya da farketmişimdir fakat unutmuşumdur.Bu oyun hafiften ortaya çıkarsa,çıplak kalabilirim belki.Bu beni çok daha kötü hissettirebilir.Ya da güçsüz kılabilir.

Aslında pek birşey istediğim de yok,sadece yaşamak istiyorum biraz biraz.Ya da eğer öleceksem bile,ölürken kendimi kandırmak istiyorum,ama olmuyor,insan ölürken düşünemiyor ki kandırabilsin kendini.Diğer insanların da bunca acı çektiği,ya da çekmiş olabileceği gerçeği de hafifletmiyor durumu.Çünkü,neden tam bilmiyorum ama,sanki hem böyle olup da hem bunları unutmuş gibi çok neşeli dolaşmaları çok garip geliyor bana.Benden,garip gözüktüren şeyi yok etmemi bekliyorlar.Oysa bu da çok zor,profesyonel yardım almam gerekir bunun için.Onların da bir zamanlar benim kadar çaresiz olduklarını anlamam için.Aslında onlarla da hiçbir sorunum yok,çok huzursuzum ben sadece.İnanılmaz huzursuz.Onların mutlu yüzlerini gördükçe,acaba gerçekten ne hissettiklerini düşünmeden edemiyordum,en azından son bir kez görebilseydim şu anda tam emin olabilirdim,çünkü daha iyi görüyorum artık eskisine göre.Çünkü yadırgamıyorum kendimi,eskisi gibi birşeyler kaçırdığımı düşünmüyorum onlar sürekli birşeyler konuşurken,birşeyler peşinde koşarken.
Bazen,kendi insanlarımdan bile korkuyorum.O önceden kurt iken,onları alıp üzerlerine koyun postu giydirip,beni dinlemek üzere aldığım insanlar.Sanki birgün,o postu yırtıp beni parçalayacaklarmış gibi geliyor.Bundan çok korkuyorum,yanlış bir laf edip de onları bunu yapmaya cesaret etmeye zorlarım diye korkuyorum.Hep acıyı geçiştiriyorum,bir acıya çok üzülecek kadar sıkmıyorum hiç kendimi,yoksa kötü şeyler olabiliyor.Bu da bazen nefes alıyorum,şiddetli şiddetli,kaburgalarımı kırana kadar nefes alıyorum.Sonra biraz güçlenince düşünüyorum,acaba gerçekten yaşadığımız güzel olan,gerçekten güzel olan hiçbirşey yok mu?diyorum kendi kendime.Herşey,bir yanılsama mı yani diye soruyorum kendime.Herşey biraz acı,ve biraz tebessüm,birazcık da mimiklerden mi ibaretti diye soruyorum kendime.Gerçekten insanlar birbirini anlayamaz mı diye soruyorum,sandığım kadar.Ama cevap alamıyorum.Belki de insanların birbirini sandığım kadar anlamasına gerek yoktur,oysa bu da bir yanılsama.İnsanlar birbirini anlamıyor belki baştan,ben birbirlerini anladıklarını sanıyorum,o güzel yüz işaretleri,sanki birbirlerini anladıklarından dolayı oluşuyor,birbirlerini anlayıp kafa sallıyorlar,gülümsüyorlar.

Bende ne sorun var ki o zaman diyorum.Bana baştan böyle öğretmişlerdi sanki,annemle oynadığımız o saçma,daha doğrusu değişik oyundan gelen bir huy diyorum.Annem gerçekten nasıl hissediyordu acaba bunları yaparken?Annemle aramda bile bu kadar büyük bir uçurum var mıydı acaba gerçekten?Nasıl bir acı onları bunu bile yapmaya muhtaç hale getirdi?Nasıl onlar buna bile kanaat getirebildi?Nasıl kendilerine bu kadar acımasız olabildiler?Nasıl bu yaşa kadar yaşayabildiler?2000 yıllık bir yanlış anlaşılma belki de herşey.Ama bilmiyorum,fakat yazdıkça açılacağını hissediyorum.Belki de artık o garip histen kurtulurum,belki de aslında hiç acı çekmemişimdir,başından beri yaşadığım bazı hisleri acı olarak kavramak zorunda kalmışımdır.Bundan dolayı da gerçek acıları kavrayamamışımdır,fakat gerçek acı da nedir ki?

Diğer insanların,en azından birkaçının,içinde benim hissetiklerimin çok çok azını bile hissettiklerini bilebilsem..Belki ağlayabilirdim böylece,birazcık rahatlardım.Belki de bunlar gençlik bunalımıdır,fakat insanlar o kadar sahte ki,bunu söyleyen tüm insanlar yaşlı,onlar yaşamaları için insanların böyle şeyleri legal görüyorlar.

Belki de acıları bastırmak denen şey yüzünden,iyi şeyleri de bastırmışımdır.Çünkü hissettiğim ve hissetmiş olduğum birçok şeyin sahte olduğunu düşündüğümden,iyi olan şeyleri de bastırmışımdır.Fakat,bunlar da nedir ki aslında?Gerçektirler mi?

Fakat yaşadığım acılar da mental şeylerdi hep.Gerçekten acı değillerdi,ben hiç dayak yemedim mesela.Dayak yeme meraklısı da değilim.

Belki de hiç birşey istemiyorumdur aslında.

28 Nisan 2014 Pazartesi

Annemle aramızda geçen saçma iki oyunu anlatmak istiyorum.Ben annemi çok severim,hala da severim zaten.9 ay karnında taşıdı bir kere beni,ona karşı hiçbir şey yapamam.Ama bir davranışı var ki,benim bu hale gelmem de çok etkili olmuş olabilir.Çocukken,ben anneme aşırı bağlıydım.Babaannem büyütmüştü beni,bu yüzden annem geldiğinde ona aşırı sevgi gösteririm hep.Ona çeşitli şirinlikler yapardım,neşesini artırmak için,onun da neşesi yerine gelirdi sanıyorum,belki de gelmezdi ama beni mutlu etmek için öyleymiş gibi davranırdı sanıyorum.Mesela,onun benim yapmamdan gurur duyacağı birşeyi yaparken,sürekli,yani neredeyse her 10-20 saniyede bir onun yüzündeki o gülen ifadeyi görmek isterdim,o kadar özlemiş olurdum ki annemi,anlatamam size.Ama aslında o kadar özlemezdim de,sonuçta bir erkeklik gururum vardı o zamanlar,ve de kendi çapımda bir pessimistliğim:hiçkimsenin beni sevmediğini düşünürdüm.Sanki sevseler ne olacaktı ki?Annemden yeterince alamadığım sevgiyi onlardan isteyecektim işte,ama onlar bana bunu vermeye yükümlü değiller ki,sonuçta geçici kişiler.Annem de belki geçici ama yine de sonuçta annem.

Her neyse işte,babaannemin evine akşamları gelirdi.Ben bir heyecanla,oturma odasının camından,neredeyse 15 derecelik bir dar açıdan gelişlerini görmek için bir taraflarımı yırtardım.Babaannem ise kızardı bana,taa oradan buraya getirttiğim için,onları yorduğum için.Bu beni çok üzerdi gerçekten,sürekli annemin yorulmuş olup olmadığını,ya da babamın yorulup yorulmadığını anlamaya çalışırdım,gelişlerine değmesini isterdim.Ama sonuçta sadece ben etkili değilim ki onların gelmesinde,onlar da anne baba değil mi?Beni özlemiyorlar mı yani?Yine de babamın gözlerinde bazen yorgunluk,ve sanki gelmeye değmemiş gibi birşey hissederdim bazen,ama babalarda oluyor bazen böyle şeyler sanırım.Annem ise hep gülümsüyordu bana,öpüyordu kokluyordu.Ders çalışırken bile yanında,20 saniyede bir ona bakıyordum,o da tam zamanında gülümsüyordu.Çocukken,bunun onu ne kadar yorduğunu farkedemezdim,yorduğunu da tam bilemiyorum,ama annem bundan kendi bile farkında olmadan rahatsız oluyordu bence,yoruluyordu.Anne olmayı böyle birşey sanıyordu sanırım kendince.Ben de çocuk aklımla bunun yorucu olabileceğini tabii ki düşünmüyordum,nasıl düşüneyim ki?

Öyle işte,gelişleri öyle muhteşem olurdu ki,komşular Amerikan filmi çevriliyor sanırlardı,yani bence öyle sanmışlardır.Belki onları bile etkilemiştir bu oyun.Her neyse,geldikten sonra ellerini yüzlerini yıkarlardı,babam mis gibi tıraş kolonyası kokardı.Severdi beni ama çok çok uzaktan,fakat bir o kadar yakından.Başımı okşardı öyle hissizce.Derslerimin nasıl gittiğini sorardı.İyi derdim,zaten kötü olan birşeyim yoktu benim.Ama zaman zaman,yüzümde çıkan sivilceleri gösterip "ne bu oğlum kavga mı ettin yoksa?" diyip iyice sıvazlardı.Tabii,ben hep hayır derdim.Hiç kavga etmemiştim,birkaç kere fırsatım oldu ama hep vazgeçtim.Ya da tek hamleyle son verdim,bir dahaki seferinde toplanmalarına da fırsat vermedim,hep kaçtım.

Hatta bir keresinde,apartmanın dış kapısında,bahçenin de dışında,demir kapının önünde ayakta durmuş,sokaktaki şimdi hatırlayamadığım bir olayı izlerken bir tane çocuk bisikletle sürekli önümde tur atıp bana tükürmeye çalışıyordu.Bunu niye yapıyordu bilmiyorum ama,yeniydim ben buralarda ondan yapıyordu herhalde.Sonra bu her nasılsa bir ara indi bisikletinden,ne olduğunu anlamadan gözüne bir tane yapıştırıp arkama bakmadan kaçmıştım.Hayatımda attığım en isabetli yumruktu.Tam kaşla göz arasına gelmişti.Daha sonra,halamın oğlu da "oğlum naptın sen,o çocuğun ailesini tanıyon mu sen?" diyerek gözümü korkutuyordu ama hiç önemli değildi bunlar.Yani o zamanlar çok korkuyordum ama,ne yapabilirlerdi ki?Küçücük çocuğuz sonuçta.Sonra o çocuk da bizzat kendisi her Allahın günü okul dönüşünde beni tehdit etmeye çalışıyordu arkamdan arkamdan gelip,ben ise hiç arkamı dönmeden yürüyordum.Bana saldırmadığı sürece tırsardım,çünkü iyi dövüştüğünü de söylerlerdi.Ama ben de kendimi bilmiyordum ki,belki saldırsaydı hiç beklemediği bir güçle karşılaşıp afallayabilirdi.Belki o bile tırsıyordu benden bu hareketi yaparken.Şimdi,o kadar beni korkutan bu olayın,artık beni korkutmadığını,gereksiz birtakım korkular olduğunu anımsıyorum.

Babam da bazen böyle olaylarını anlatırdı,kendisi hep dominant bir rol üstlenmişti mahallede,okulda,üniversitede.Hoş,üniversitede dominantlık olayı öyle işlemiyor sanırım.Ama yine de bundan tam emin değilmiş gibi bahsederdi.Birtakım kızların kendisine aşk mektubu yazdığından bahsederdi.Acayip acayip şeyler.

Ama onun dışında çok iyi adamdı babam o zamanlar.Beni cumadan alıp götürdüklerinde,pazar gününe gelip de o hüzünlü ayrılık zamanı çöktüğünde,şöyle koltuğa oturur,"olmazsa yarın da kal akşam götürürüm ben seni oğlum he ne dersin?" derdi.Böyle diyince benden mutlusu yoktu,fakat yine de ulaşılmamış bir mutluluktu bu.Bir günden ne olurdu ki?Üstelik eve dönünce babaannemin kızgın bakışlarıyla bir anda yok olurdu bu mutluluk.Altı üstü bir günlük devamsızlık,ne vardı bu kadar kızacak?Daha sonraları,babaannemin böyle böyle yaptığı birçok olaydan gurur duyduğu,hatta benim o andaki mutsuzluklarımdan mutlu olduğu,güldüğü bilgisini aldım.Bu gerçekten beni afallattı.Bu sonsuza kadar değiştirdi ona olan davranışlarımı.O da yaşlılıktan mıdır,yoksa bunu hissetmiş olacaktır ki,sanki biraz daha acınası bir durumda görünüyor gözüme hep.

Bir de dedem vardı,onu pek katmadım çünkü,onların geldiği sırada her zaman yatıyor olurdu.
Bazen,daha sonra olacak şeyleri hayal ediyorum kafamda,daha olaylardaki kişileri tam tanımadan,onlar yerine utanıyorum,onlar yerine pay çıkarıyorum kafamda. Sonra asıl olay geldiği zaman da birşey yapamıyorum,ya da yapamayacağımı düşünüyorum,oysaki bunlar benim aynı 20 yip
Az önce yattım,fakat birtakım dış etkilerden dolayı uyanmak zorunda kaldım.Birazcık kitap okudum,babalar ve oğulları okuyorum hatta.Garip olan da,aynı kitaptaki gibi son günlerde benim de garip davrandığım.Kitaptan çok etkileniyorum galiba,günlük hayatımı etkiliyor özellikle ama uzun dönemde o kadar etkilemiyor.Kitapta geçen bazı dominant karakterler etkiliyor beni,o karakterlerin lafları etkiliyor.Sonunda o karakteri zihnimde oluşturup,onunla düello etmek zorunda kalıyorum,lafını geri alacaksın diyorum yoksa,yoksa ney diyor,yüzüm o eskiden olduğu gibi çaresiz bir hale bürünüyor.O dominantlıktan yeterince etkilenemiyorum,yine orada kendim olmak zorundayım.Ama sonunda galip çıkıyorum hep,bu rastgele bir zamanda oluveriyor.

Ama sabırlı olmak lazım,eski halime dönmem için.Aslında eski halime de dönmüyorum,hafızamda kaldığını sandığım eski bir gerçekliğe dönüyorum,bunun için arkadaşlarımı da değiştirmiyorum,zaten reddediyorum o arkadaşları da.İnsan tam olarak birbirini anlayamıyor arkadaşlıklarda bence.En azından,bu sağlıksız bedenimde anlatamıyorum kendimi,aşmak geliyor kendimi.

27 Nisan 2014 Pazar

İnanılmaz derecede kötü hissediyorum artık,insanların gerçekliğine inanamıyorum.Yakın arkadaşlar bile öyle şeyler yaptılar ki..Ama bunu anlamam için de yaptılar biraz da,çünkü aşırı şeyler bekliyordum onlarla konuşurken.Peki ama,insan onca yıldır öğrendiği şeyleri nasıl unutabilir ki?Üstelik,keşke bana önceden söyleselerdi bunu,şimdi tam onlara daha yakınlaşmışken,onları insan olarak görmeye başlamışken bunu yaptıklarında,çok tehlikeli olmaya başlıyorum.Kendime zarar vermek istiyorum,sevdiklerime zarar vermek istiyorum.Uzaklara gitmek istiyorum buralardan,anlıyorum,sıkıldılar tabi benden,benim bu hallerimden.Sonuna kadar haklılar birşey diyemiyorum.Ama eğer seviyorsalardı beni arkadaş olarak bu işi en başında söylemeleri gerekirdi.Artık en yakınımda olanların bile gerçekliğine inanamıyorum,yatarken biri gelip beni alacakmış gibi geliyor,bu yüzden her 10 saniyede bir uyanıyorum.Benim hiçbir zaman bir içim olmamıştı ki?Ben diye birşey olamadı hiç..Neden?Çünkü hiç acı çekmedi bu ben denen şey.Acı çekmediğinden dolayı da o kadar ilgi çekmiyor kafamda,bende bulamıyorum onu böylece.Geceleri kurcalıyorum birşeyleri,ya da gece uyandıktan sonra eski anılarda arıyorum,ama hiçbirşey bulamıyorum.Eski hiçbir şey kalmadı artık bende.Herşey onlarınmış meğerse,bana birşey kalmamış ki...Artık bu yaştan sonra insan nasıl acı çekebilir ki?

Ama bazen de düşünüyorum,belki de onlar da biliyorlardır,yani onların da belki hiç içi olmamıştır.Bunu bilmeden,ya da yanlış bilerek yaşıyorlardır,beni dinlerken aslında dinlemiyorlardır,bir yerde beni aldatıyorlardır.Eğer öyleyse bile yine de sonsuza kadar haklılar ya,neyse.Artık bir amacım da kalmadı.Sadece kusuyorum günden güne,2 gündür yemek bile yiyemedim düzgünce.Yedikten sonra kusasım geliyor çünkü.Bende sokaklarda dolaşıyorum düşüncesizce,o krizin,o çok şiddetli krizin gelişine hazırlanıyorum.Yollarda dolaşırken düşünmüyorum bile,düşüncemi o krize saklıyorum.Ama bir dahaki krize hayatta kalabilir miyim bilmiyorum.Herşey kayboluyor çünkü,göremiyorum bile artık.

Şimdi aşağı yukarı anlıyorum ki,onları güzel yapan tek tek ruhlarının güzelliği değil,birleştikleri zamandaki o hatalarının hepsinin kaybolması.Adeta,benim tek başıma bir toplumu ifade etmem gibi(zaman zaman böyle düşlüyorum kendimi),onlar da birleşince tek bir toplum oluyorlar,hiçbir hataları gözükmüyor.Buna bir de oyunculuk eklenince extraordinary birşey çıkıyor ortaya.

Ama neyse ki,ya da ne yazık ki,diyelim,içlerinden birisiyle tek konuşunca,hemen zayıflıklarını belli ediyorlar,daha doğrusu,pençelerini gösteriyorlar.Ama tek halde bile o kadar güçlüler ki,ben tek başımayım.Ya da öyle sanıyorum.Ben savaşmak istemedim ki zaten,sadece bu düzeni anlamak istedim.Burada anlaşılmayan,garip şeyler dönüyordu.

Ya da belki hepsi bendeki şizofreninin yarattığı birtakım şeylerdir,bilemem.Öyleyse eğer,beni affetmeleri gerekir.Çünkü teknik olarak onlara herhangi bir kötülüğüm de dokunmadı,bunlar sadece şizofreniden gelen şeylerdi.Fakat böyle olsa bile,onların beni affettiğini farzetmek zorundayım,onlarla bu haldeyken yüzyüze görüşemem,kahrolurum eğer böyle birşey olursa.

Bundan sonra ne yapacağımı bilmiyorum,hayatımı idame ettirebilecek bir ivmem var,güzel bir üniversiteye yerleşip iyi kötü insanlarla ilişki kurup tekrar aynı duruma düşmemek mecburiyetindeyim.Ya da yeni yerler keşfetmeliyim,mesela köyüme gitmeliyim,ana tarafının köyü ya da baba tarafının köyü.Köylüyüz ne de olsa birçoğumuz.Değil oralarda,buraların biraz dışarısında bile dolaşınca,kendimi yenilenmiş hissediyorum,eğer oralara gidersem,çok mu yenilenmiş olurum da dönünce tekrar mı hasta olurum,bilinmez.

Ben artık insan istemiyorum hayatımda,birkaç kitabım,birkaç defterim olsuın,anılarım bile olmasın.Hepsi yalan yanlış hislerle doldu zaten artık.Yeniden yaşarım hayatı kitaplarımla.Tabii krizlere de hazırlanarak.Bu krizleri hatırlamak bile kahrediyor beni.Psikoloğumla görüşeceğim artık.

06-07-2014

Go home,you re drunk and sick!

Dipnot:bu bahsedilen günde çok fazla pilav ve köfte yemiştim,hannibal izlemiştim 2.sezon 14.bölüm,ve turgenyevin babalar ve oğullarını okumuştum.Bunların da etkilediğini düşünüyorum şimdi.

25 Nisan 2014 Cuma

Evet sonunda onlar bulunduğum şehire gelmişlerdi, onu gördüğüme çok şasırmıştım fakat onu öylesine zor tanıdım ki, eger tanımasaydım o kadar kısa süre içinde, beni şasırtmak için yaptığı saçma girişin ne kadar sacma olacağını düşünüp biraz da emrivakii bir şekilde şaşırmak zorunda kaldım, sonuçta yabancı insan, bazen saşırmış gibi de yapmak gerekir bunlara karşı, misafirperverlik filan.

Sonra kendisini tanıtmaya başladı, sanki çok gerekliymiş gibi. Sonra bitmemiş birtakım projelerinden bahsetti biraz, hala insanların önünde konuşuyorduk ve bu bana biraz saygısızlık gibi geliyordu bu insanlara çünkü sonuçta kimse birşey anlamıyordu, Kibarlığından olsa gerek kimse de birşey demiyordu, ya da bu hayal fazlasıyla benimdi. O kadar önemli değildi fakat en azından beni anlayan, anlamak üzere çabalayan, çabalamış gibi yapan birine ihtiyacım vardı. O da fazla yorucu da olsa, yine de iyi beceriyordu işini. Ona en güzel iç sesimi hazırladım, ses tonu son derece rahatlatıcıydı. Hatta o kadar rahatlatıcıydı ki ben böyle birşeyi daha önce niye yapmadığımı sorar oldum kendime. Fakat bazen ona karşı da garip davranışlarda bulundum, sanki onun, gerçekliğini kabul etmem icin bana baskı yaptığını sandım, çünkü gerçekliğini kabul etseydim belki beni sonsuza kadar terk edebilirdi. Ama bu da elimde mi bilmiyorum. Bir keresinde baska bir yerde yari uyku halindeyken boyle bir ikilinin gercekligini kabul ettigini hatirliyorum,hemen ardindan da boyle bir ikilinin hic olmadigini anladigimi saniyorum,bu korkunc bir bosluk yaratmisti o an icimde. Fakat büyük ihtimalle bu da benim korkum. Tipki gercek insanlarla konusurken,onlarin sanki benim icimden geceni anlayabileceklerini sanip korktugum gibi. Cunku aynisini,beni rahatlatan seyler icin de yapiyorum,yani mesela benim o anda icimden gecen seyin anlasilmasi benim acimdan mutlu ediciyse,kendimce karsi tarafin bunu muhtemelen anlayabilecegi bir bicimde ifade etmek,tam tersi sekilde hic korkutucu olmuyor,aksine son derece rahatlatici oluyor,anlamasalar bile,sadece birazcik guler yuz gostermeleri yeterli bunun icin,boyle bir oyunu annemle yapardik saniyorum,yani annem oyun olarak yapmazdi belki ama ben kendi icimde bunun bir oyun oldugunu sanmistim,hala bu oyunu devam ettiriyorumdur belki de. Belki de bu cesit bir rahatlamanin getirdigi rehavetle,herhangi bir iliskide hep bu rahatligi ariyorumdur,belki onlar da anliyorlardir,belki su ana kadar olan hepsini anlamislardir icimden gecenlerin,fakat bunlarin korkutucu ya da muthis neselendirici olmalarini anlayamamislardir,sikilmislardir. Rol yapar gibi hissetmislerdir benim yanimda. Belki de tamama erdirmemi beklemislerdir.

Bu sacmaliklarla fazla vakit geciriyor da olabilirim. Fakat artik elimde ne kaldi ki? Acilarimi bile astim neredeyse,fakat isteklerimi asamadim yeterince. Sanirim o hep bende olan hirs gibi birseyi dinlemememi istemislerdir. Bu da zor birsey,eger hayatin bu oldugunu soyluyorlarsa,o zaman o hirs gibi seyi de hayata dahil etmeliler.

Bir de insanlarin suratlarindan anladigim mimikler,duygular aslinda benim uyguladigim,benim yaptigim seyler,bunlari kendimde ne kadar izledigime bagli olarak yorumluyorum onlarda gorduklerimi. Bunlarin hepsi de yanlis olabilir. Hepsini duzeltebilirim,fakat yine de elimden geleni yapmis olamam. Cunku giden hic geri gelmeyecektir,ama demin de aslinda gidenin oldugu gibi olmadigini soylemistik,fakat oyle olmasi ne degistirir ki gercekten? Bir kere de bana fedakarliklar yapilabilirdi,dinlenebilirdim. Sonra da gelip,aha iste hayat tam da bu diyecekler,biz zaten boyle olacagini biliyorduk diyecekler,peki bu adamlarin hic kimseleri yok mudur? Biraz kendilerine baksalar olmaz miydi? Onlari bu konuma getiren neydi peki?

24 Nisan 2014 Perşembe

//
21/12/2014'den edit:
Hiç ciddi bulmadım kendimi burda.Olmalı mıyım bilmiyorum ama,beni ilgilendirmemeli yani,çekmeliyim kendimi geri.
//


Bazen düşünüyorum, eğer hayat, yani benim insanlar için yaşadığını, ya da benim sandığım ölçüde mutlu olduklarını düşündüğüm hayatta aslında onlar o kadar mutlu olmayabilirler. Bu benim için aslında o kadar önemli değil, ama sanki böyle bir mutluluk boyutu varmış gibi, onların mutlu sandığı kadar mutlu olmak istiyorum, fakat gelin görün ki kimbilir orada ne fedakarlıklar var benim farkedemediğim. Eskiden olsa, "olsun, fedakarlıklar olsun, biz fedakarlıklar olmayanını yaparız" diyordum, bunun için, bunun olmasını çabalayabilmek için enerjim vardı, en azından bunu kendi açımdan olmuş gibi gösterebilmek için enerjim vardı, şimdi ise pek durgunum. Şimdi onlar, kendileri olarak, tek tek karşıma çıkıp benden hesap soruyorlar, ya da soracaklar. Bunlar için hazırlıklı olmak gerekiyor sanırım. Belki de olmamak gerekir, af dilemekten başka birşey gelmez belki elimden, ne için? Bilmem. Bilmediğim için, öğretmediğiniz için. Bilmediğimi bilemediğiniz için özür dilerim kendimden sizin adınıza, onların ruhlarına girip kendi adlarına özür diletmem gerekir kendimi haklı çıkartmam için.

Bir de şu olur olmaz herşeyi abartan tiplere de gününü göstereceğim, belki onların birtakım hurafeleri sayesinde hayat daha katlanılabilir oluyordur ama insanın gerçekleri bilme özgürlüğü de olmalı.

Edit(29.08.2015): Şu anda bu yazıda neyden ya da hangi olaylardan bahsettiğimi pek hatırlayamıyorum. Birşeylere üzülüyordum fakat, şimdi pek üzülüyor gibi hatırlamıyorum sanki. Bilemiyorum ya, sadece şu anda kimseden birşey talep etmiyorum hiçbir şekilde. Beklentim de yok. Keşke bu zamanlarda da olmasaydı. Yani bunu yazdığım zamanlarda da. Bu şekilde mutlu olunmuyor ben bunu anladım. Ama sanıyorum ben de mutlu olmak değil ilgi istemişimdir herhalde. Bilmiyorum.