27 Mayıs 2015 Çarşamba

Bunaldım.

Bunalıyorum,içimden böyle benim için starcraft gibi gizemli birşeyler ifade eden birşeyler yapmak geliyor,ama bu şablona uygun birşey bulamıyorum.İçimden bir ses,muhtemelen vicdanım;bunun tam da ders çalışmak fiiline uygun geleceğini söylüyor.Aradığımı orada bulacağıma inandırmaya çalışıyor beni.Pek kanmıyorum henüz.Mutlu değilim ben böyle.Saçlarım dökülüyor,sağlığımı kaybediyorum.Sürekli birşeylere inanmak,sonra birşeylerin olması umutlarımın sönmesi yeterince yordu beni.Yapamıyorum artık.

25 Mayıs 2015 Pazartesi

Mutlu olmaya çalışırkene...

Bugün çok da özel birşeyler yaşamadım,sürekli ders çalışıp durdum.Daha önceleri yaşadığım onca mutluluğa rağmen şuan,yani bugün böyle şeyler yapmış olmam beni üzüyor.Aklımda sürekli ta oradan buraya nasıl gelebildim,gelmeyi becerebildim acaba gibi sorular dolaşıp duruyor.Ama zaten,2013 ten sonra pek de yaşamayı düşünmüyordum güya,yani içimde o zamandan sonra yaşama isteği kalmamıştı.Bambaşka bir hayata atılacaktım görünüşe göre,gerçek manada insanların arasına atılacaktım.Kendimi rahatlatmak için tanıdığım bildiğim ısındığım insanlar yerine başkalarıyla iletişim kuracaktım.Hoş,epey dağınık meseleler bunlar.Keşke günlük tutsaymışım diye düşünüyorum,birazcık bireysellik duygusu gelişirdi içimde daha mutlu olurdum,bencillik daha doğrusu.
Kendimce onca güzel anı yaşamışken şimdi bu anılarla ilgili herhangi birşeyin kendini hatırlatmaması garip geliyor bana.Bir yerlerde gördüğüm herhangi birşey bile bu anıları aklıma getirebilirken,yani beni iyi hissettirebilirken,şimdi öyle olmuyor.
Her neyse,ben de kitap filan okuyorum.Bir yere kadar rahatlatıyor içimi.Fakat yapmak zorunda olduğum şeylerim de olduğundan,bilmiyorum.Bunalımdayım.İntiharı düşünüyorum sürekli ve mutlu olamayacağımı düşünüyorum.Öyle çünkü.Neden?Cevap yok.Her kelime,her cümle buna bir anlam çıkartmak,nedenini ortaya çıkartmaya çalışmak zorunda değil.Bazen sadece istenir.
Kendimi öldürmeye çalışmamla mutlu olmaya çalışmaya harcayacağım enerji neredeyse aynı.Üstelik,mutlu olduktan sonra kendimi de savunmam gerekiyor sürekli.Kendimi öldürdükten sonra böyle birşeye hiç gerek yok.Olmuyor işte.

Fakat bazen ufak tefek uğraşlarda buluyorum huzuru,gariptir ki.Ders çalışırken biraz mutlu oluyorum gibi,sonra olmuyorum.Çünkü yazıyorum en azından birşeyler,acayip bir şekilde anlama çabaları içerisine girmiyorum.Kendiliğinden anlayıveriyorum bir anda,ya da belki ezberleyiveriyorum.Bu işin sevdiğim tek kısmı,yazmak.
Her neyse,bugün de böyle geçti sanıyorum.Umarım yarın daha mutlu geçer.

24 Mayıs 2015 Pazar

Uldum maceraları ve dıştaki hayatımdan kareler

World of Warcraft'ı o kadar çok seviyorum ki,sadece yapmak zorunda olduğum şeyleri yapsam,geri kalan zamanda World of Warcraft oynasam,gezsem haritayı,coğrafyayı.Questlere göz gezdirsem,neler hazırlanmış uğraşsam.Argent Tournament bölgesi olsun,onun batısındaki cult of the damned topluluğu bölgesi olsun,sonra yine bu Argent Tournament questlerinde bazen çıkan kurbağa öpme questleri olsun,taa Grizzly Hills'lere  kadar götüren,birşeyler var bunlarda beni oyuna çeken.Bu aynı questten,daha doğrusu questi veren kişiden bazen Howling Fjord'a götürten quest çıkardı.Göl ortasında birşey yapıyorduk ama hatırlamıyorum.

Mesela önceden,2010 yıllarında bir zamanda,Cataclysm ek pakedinin çıkmasından yakın bir zaman sonra,yaklaşık 1 hafta sonra filan,82. veya 83. leveldayken Uldum'da olduğumu hatırlıyorum.Ben bir ekranın karşısında,beni Uldum'da temsil eden karakterimle karşı karşıya sandalyede otururken,bu iç manzaranın dışında ayrıca dış manzarada çok güzel o sırada.Bir elektrikli ısıtıcı var bana doğru dönük,çok hoş bir şekilde ısı ve ışık yayıyor bana doğru,fakat ayakları onarılmış.Ayağının biri kırılmıştı çünkü.Üstelik,sabah olmak üzere.Bir taraftan da sıcak çikolata içmek için ketılı takmışım fişe,içeri getirmişim mutfakta çalışıp sesinden ailem uyanmasın diye.Nihayet ısınıyor,ben sıcak çikolatamı yudumluyorum sandalyede,ve Uldum'da bir yerde,muhtemelen Harrison Jones quest zincirini çözmeye çalışıyorum.Yer altında bir yerdeyim.Eğleniyorum ve mutluyum son derece.Fakat okula gitmek durumundayım.Biraz sıkıcı,ama yeterince motive oldum sanırım.Belki bu motivasyonla iyi geçer okulum bugün diye düşünüyorum içimden.Giyiniyorum ve gidiyorum.Yağmur yağıyor hafiften,ama hiç hızlı değil,yavaş.Utanıyor sanki ses çıkarmaktan yağmur,huzursuz etmek istemiyor beni.Uldum hatırasından uzak kalmamı istemiyor.

Nihayet,okula varıyorum.Sınıfa iniyorum,sınıf bile çok hoş görünüyor gözüme.En yakın arkadaşıma selam veriyorum.Gülümsüyorum vesaire.Mutluyum.Diğer arkadaşlar da etraftalar.Onları da sanıyorum sevmişimdir o anda,bir sıcaklık hissetmişimdir onlara karşı.Çünkü hava çok hoş bugün.Ben bile hoşum.Fakat o da ne?Okul tatil olmuş.Hmm.Aslında şimdi düşünüyorum da aslında o gün tatil olmasaydı belki o günkü mutlulukla ve huzurla diğer arkadaşlarımla da iyi bir ilişki kurabilirdim diye düşünüyorum,sevgi dolu bir ilişki.Fakat yine de,o gün eve gidince mutlu olmuştum.Oyunuma ve levelingime devam etmek istedim ve ettim de.

Sonra annem uyanıverdi eve geldiğimde,Emre diye bağırdı.Taa odadan bağırmasına sinir olmuşumdur aslında ama hatırladığım kadarıyla o gün o kadar sinirlenmemişimdir herhalde.Aldırmadım,niye odadan bağırıyordu geleydi yanıma?Neyse,bilgisayara oturdum yine.Annem o zaman geldi.Tatlıydı bugün,üşüyordu biraz.Okul yoktu tatil oldu bugün dedim.Sevindi.Ben de oyunuma devam ettim.O gün de öyle geçti işte.Dediğim gibi,aslında okul olsaydı daha iyi geçebilirdi.Ne bileyim,o geceki mutluluğumu paylaşabilirdim arkadaşlarımla.O sabah daha bir ihtiyacım vardı sanki sosyalleşmeye.Annem vardı işte bir de sosyalleşecek.Ama ona sorumluluklarım da vardı biraz.O yüzden çekiniyordum biraz.Her neyse,hep mutlu olunmuyor işte.İllaki ufak bazı problemler oluyor,bunları çözebilir insan.Fakat bunları belki kendi istediği şekilde çözümleyemeyebilir,enerjisi yetmeyebilir buna.Oluyor yani.

Bir dahaki sefere Uldum'a Warriorum ile gelişimi anlatacağım.Onu level atlatırken de çok ilginç,eğlenceli anlar yaşamıştım.İlginç demeyelim de işte,yazım alışkanlığı oldu bu kelime sürekli yapıyorum birşeyi betimlerken,daha çok mutlu dakikalar,mutlu anlar diyelim.Şimdilik bu kadar.

Englishness

I intent to write in English here,not for being cool but in fact it is much easier than my mother tongue.Because,the most beautiful things I've seen,I've heard and I've done;had carried some Englishness inside it.Not for making some kind of Nazi signature,I like English language's flexibility.It is just much more easier for me to write in English.It was not used to be like that but in time,it turned out that way.

Speaking,writing in Turkish,my mother tongue always made me panic,made me have anxiousness in myself.There is a lot of reason for that.I never,atleast not much have been cursed in English,didn't hear much dirty,bad words that have been directed at me.But in Turkish,in my native language;I've always been blamed for anything,cursed for anything,humiliated for anything.Most of bad things I've heard,were in Turkish language.I like my language though,but that is just too much for me;I don't want to write in Turkish for a time that I will consider,when I feel comfortable back in Turkish,or when feeling like not panicked while using Turkish language.I think,I feel like this way because I want to get rid of my past,get rid of the bad affects of my past.

The reason I share what I write is,that I feel comfortable doing that.Somebody just passing by on these blogs,could see what I have written,or wouldn't like it and don't read it at all,atleast would leave a comment;these possibilities kinda make me happy here.Maybe a few of them could agree with me.Thinking of that,makes me so happy indeed.Make me believe in life again,perhaps.I just like to write like that,express my feelings.Oh,I almost forgot.I also like the most English word's sharpness.Such as:contested,terrority,apothecarium,alliance,reflection,forge,force,warrior.You don't,to be honestly,you almost can't speak uncontrollably in English,you have to control your voice,your lungs,your diaphram.Thus makes one be calm.To be able to speak,you have to take more oxygen first,then use it rightly etc. makes you calm down,I think.One will have more oxygen rates flowing through his/her blood vessels.

That's all from me today.I hope I will feel better every time I write here.

9 Mayıs 2015 Cumartesi

Panik atak yine saldırıyor.Ben de karşı saldırı başlatıyorum,başlatmak üzere atlarımı çıkartıyorum.Şimdi süvarileri getirin.SÜVARİLER?SÜVARİLER???!?! 
-Efendim,süvarileriniz henüz uyanamadılar.
Eh,disiplinsiz insanın disiplinsiz süvarileri.
..Nihayet geliyorlar.Biniyorlar atlara.Saldırtıyorum,fakat önce winglerini takıyorum,çünkü onlar winged hussar süvarileri.

Saldırın!!!!!

6 Mayıs 2015 Çarşamba

Bugün,büyük bir şok atlattım kendimce.Nefes almayı sürekli olarak unuttuğum için,herhangi bir sebep olmaksızın,korkuyorum ve çok panikliyorum.Çok değişik şeyler hissediyorum bir anda.Birden ağlayasım geliyor yere çöküp hatta kendimi öldüresim geliyor.İçim yanıyor,çok kötü oluyorum.Yaşamak zorunda olduğumu hatırlatmaya çalışıyorum ama bu da bir şeye yaramıyor.

5 Mayıs 2015 Salı

Az önce zdaemon oynamaya çalıştım,ilk birkaç oyun çok iyiydim.Sanırım o da internetin kalitesinden ötürü pingin düşük olmasından dolayı.Kendimi bu yüzden Fransa'da Paris'te yaşıyor gibi hissettim.50 pingle oynuyordum.Güzeldi.Sanırım o yüzden tak tak vurabiliyordum double shotgunla playerları.Daha sonrasında biraz daha afilli oyuncular girince 3 kat filan daha fazla kill yaptılar benden.Tabi ben de varım ya bu killer içerisinde,baktım sürekli ölüp duruyorum.Sinirlendim çıktım.Soluğu burada aldım.Hep böyle yapıyorum.

4 Mayıs 2015 Pazartesi

Burayı tekrardan bir battlecruiser üretim yerine çevirmeyi planlıyorum.Buralar böyle tarla olarak filan...Olmuyor.Tarla olmamalı buralar.Buralarda hep birşeyler üretilmeli,serilmeli asfaltın üzerine böyle.Anında tüketilmeli edilmeli,işçiler boş durmamalı,ve beynimin nöronları,her daim çalışmalı.Battle cruiserlar sağda solda uçuşmalı,hey işçiler çekin kafanızı uçururum kellenizi battlecruiserımın motoru şahane,kelle uçurmalar bahane.İşçiler,çekilin yollardan,dağılın.Burada uçak uçuruyoruz oyuncak uçak değil haa.KES LAN UÇAK DEĞİL BU BATTLECRUISER;EŞŞOLEŞŞEK.ALINIYOR ULAN MAKİNA UÇAK DEMESENE ULAN ŞUNA.TITITITIT ÇEKİLİN TANK GELİYOR.You sir,sir you.Başlatma lan söründen.Flor fışkırtır bacak kaslarım,fıss fıss.Pardon,ışıklarım.Hani vardır ya lamba anahtarlarında flor,parlar böyle geceleri.Buton mu deniyor işte ona ne deniyorsa.Hiçbirşey yapmıyorum içimden ve hiçbirşey de bana gelmiyor,öylesine uzaklaşıyorlar ki resmen ölmemek için kelimeleri kendime siper ediyorum yeni sinaptik bağlantılar oluşturuyorum içerisimde öylesine değişik mutantlar var ki sağdan sola atlıyorlar hatta bu bana Far cry 1 oyunundaki ismini unuttuğum oradan oraya atlayan mutant insanları hatırlatıyor,lucent ya da locust gibi birşeydi evet hatırladım locust deniyordu bunlara şimdi hatırladım evet,hatta bu far cry oyununda oradan oraya öyle zıplıyorlardı ki diğer büyük kocaman olanları öldürmekte de çok zorlanıyordum,bazen düşünüyordum keşke oyunu hard mode da başlatmasaydım çünkü bu çok zor oluyordu benim için.Ama bu da o kadar önüme geçemedi hemen oyunun trainerını indirdim anasını bellemeye başladım herkesin ohh ölümsüzdüm artık ama sanırım tam ölümsüzlük yoktu yaklaşık 5000 cana sahip olunuyordu ama ölünebiliyordu,böyle bir saçmalık vardı demek ki developerlar tam olarak ölümsüzlüğü available kılmamışlardı.

Sonra warcraft oynadım epey,özellikle warcraft 2 ve warcraft 3 oynadım çok değişik oyunlardı özellikle zepplinler bana ilginç gelmişti hem de yılın 1994 olması ve warcraft 2 de zeppline gibi bir mekanik şeyin olması gerçekten garipti,aslında herşey garipti oyunda;oynuyordun filan?Birşey nasıl oynanabilirdi ve bundan zevk alınabilirdi insanlar nasıl oyun oynardı ve zevk alırdı ve yaşardı böylelikle anlayamıyordum her an acı çekiyordum aslında ama yapacak başka birşeyim yoktu yaşamak zorundaydım hep yaşamak zorundaydım.Başka seçimim yoktu dolayısıyla orada o warcraft 2 denen oyunu da oynamak zorundaydım başka birşey yapamaz mıydım yapabilirdim belki ama şu anda onu düşünmek istemiyorum tıpkı o zamanda yapacak başka birşey düşünmediğim gibi,tamam ya tamam illaki düşünmüşümdür ama o anda warcraft 2 oynamasaydım illaki daha sonra bu bende acı oluşturacaktı warcraft 2 yi tekrar merak ettirecekti,bu yüzden ben de merakımı gidermek için oynamaya başladım daha doğrusu zaten oynamaya başlamıştım fakat oynamayı bırakmaktan bahsediyordum ben.Çok yalnızdım etrafımda abim bile yoktu,beni warcraft evrenine başlatan merak sardıran o bile yoktu,oysaki oyunlara merakımı o başlatmamıştı,ben onunla gerçekten epey geç tanışmıştım,4 yaşımda filan hatırlıyordum fakat o zamanlar abim olduğuna dair bir bilinç yoktu tabi,7 yaşlarıma gelince böyle bir bilinç oluştu zamanla hatta sevmeye başlamıştım o benim abim diye.Tabi o zamanlar o 13 yaşlarındaydı çok büyüktü yani ve yaptığı her şeyi taklit ediyordu hatta bir seferinde bacağını yırtmıştı daha doğrusu bacağındaki pantolonu yırtmıştı ben de yırtmaya çalışmıştım sanırım yeterince kuvvetli olmayışımdan bunu yapamamışımdı.Daha sonra koskoca masayı yakmaya çalışmıştı ben de aynısını yapmaya çalışmıştım,daha doğrusu bunu ikimiz beraber yapmıştık çok eğleniyorduk herşey o zamanlar ne kadar eğlenceliydi.Bir yere gidilince o kola alırdı gider ben de kola alırdım ne güzeldi taklit edilecek birşeyler vardı.Taklit etmek de bazen çok güzel bir davranış diye düşünüyorum bazen,fakat buraya her istediğimi de yazamam çünkü herşey yazılamayabilir,bilmiyorum buraya birşeyler yazmak beni mutlu ediyor olabilir çünkü onca kelimenin ağırlığını kağıt benzeri birşeye döküyorum üzerimdeki ağırlığı atıyorum adeta.Saçıyorum üzerimdeki ağırlığı etrafa sanki birisi bana böyle birşey demişmiş gibi,fakat aslında kimse bana böyle birşey dememişti,saçıyorum işte.Panik halindeyim,bir kurtuluş arıyorum belki ne derseniz diyin öylece bir sürü kelimenin arasından ve kendimden öylesine nefret ediyorum ki.Acaba insanlardan da mı nefret ediyorum ya da seviyor muyum onları bilmiyorum ki,düşünün ne hissettiğimi bilmiyorum daha.Fakat düşünüyorum böyle şeyleri hiç hissetmemiştirim acaba bu insanların bana bir oyunu mu diye de düşünmedim değil.

Nefes almayı düşünüyorum mesela ama düşünürken o kadar kolay olan tek şey o,yani düşündüğüm zaman da kolay,yaptığım zaman da.Fakat şu sıralar o bile o kadar kolay değil,bu yüzden kendimden o kadar nefret ediyorum ki.Sevdiğim insanlar beni birer ikişer bırakmadılar belki ama yanımda değiller şimdi ve de belki yanımda olmadıklarının farkında değiller ya da umursamıyorlar ya da kimse kimsenin aslında yanında değildi böyle birşey de olabilir fakat böyle birşey vardıysa eğer bu aslında bir apocalypse senaryosuydu,fakat kendi açımdan düşünürsem benim yanımda olanlar da her zaman yanımda yoktular,o açıdan böyle bir senaryo,yanımda olmadıkları zaman geçerli olan bir senaryo.

Evet şu anda daha mutlu hissediyorum,battlecruiserları yerine parkedin.Carrierlar da gelmiş onları da teleportlayın kendi dünyalarında rahat rahat gelmişler sanki kendi dünyaları bura yahu.Şu küçük yaratık gibi göz uçaklarını da sokun içlerine gitsinler evlerinde oynasınlar,lanet olasıcalar.İşçiler toplasın etrafı kırık dökükleri.Ben de alayım ellerime süpürge birazcık işin ucundan tutayım,sabahtan beri lafla peynir gemisi yürütüyorum.Şimdi satıyorum onları İtalya'da bir limanda neee beyaz peynir mi kalmamış?Durun ben memleketimden gidip getireyim diyecek halim yok ya,yoksa yoktur kardeşiim almazsınız o zaman la pizza kapiiiiş,gtfo bitches.Almazsanız almayın peynir de gençler.Mucachos.Be a man.Peynirciliğe başlamıştık onu da beceremedik ama olsun denemek bence yeterli oldu,birşeyler yapmaktı katılmaktı önemli olan.Gurur duyuyordum bununla ama elimden birşey gelmiyordu gurur duymaktan başka çünkü yaşamak zorundaydım,kaydı bitiremezdim şimdi öylece bırakıp da.Throwdown yapıyordum paladinlere fakat anında balon açıp siliyorlardı,sırf bunu silmek için balon açıyorlardı hatta.Ne gerek varsa.

O değil de,kendimi çok yalnız hissediyorum insanlar yaşamak için ekmek buluyorlar bense böyle şeyler yapıyorum tam olarak yaşamak için değil fakat yaşamamak fiilinden veyahut olayından işte her neyse kendimi birazcık uzakta tutabilmek için.Ama ne yapabilirim benim de yaşamak için yapmam gereken birşey bu kendimi iyi hissetmeliyim,aksi halde kötü şeyler yapmaya meyilli birisi olur çıkarım gibi geliyor bana.

Battlecruiserlar hadi son 2 dakikanız çıkın hava sahamdan ve yatak odamın pencerelerinin önünde uyuycam lenn.Işıklarınız gözümü rahatsız ediyor uyuyemıyorum.Ben yıldızları görmek istiyorum sizin o pis motorlarınızı ve onlardan çıkan iğrenç gazları değil.BİZİM MOTORLARIMIZ DİZEL Bİ KERE TAAM MI.Öyle gaz maz çıkarmıyorlar da döteryum kullanıyorlar" hıı ne dötten bir maddeymiş o(battlecruiser şoförü ağlayarak uzaklaşır,makinasını da uzaklaştırır sinirden).Sövdürcekler ya illaki bunların kalktığı hava üssünü ben... seveyim.

Ve nihayet battlecruiserlar birer birer uzaklaşırlar,birbirlerine çarpacak kadar yakınlaşan acemi şoförler birbirlerine ağza alınmayacak küfürler ederler,sonunda patron telsizi kapatır.Ama alan boştur,artık bu kişi uyuyabilir.
Kafamda bir süre önce,yaklaşık 2 saat önce birtakım yenilenme düşünceleri geçiyordu,fakat izin vermedim bunlara.Herşey bana çok zor geliyor,nefes almak da dahil.Bırakamam da kendimi öyle,hayır bu olmaz.Neden olmaz?İyi hissetmeyeceğimi biliyorum çünkü.Bırakırsam hiç iyi hissetmeyeceğim.Çünkü kendimi bıraktığımdaki form,ölü bir form;ölü bir ben.Normalde ölüyüm ben çünkü.Sevmiyorum kendimi hiç.Üstelik kendimi bırakırsam ölü olsam bile,öldürürler beni.Öldürmek zorunda kalırlar.Birşeyler var öylece anlatamayacağım.Sevdiğim birşeyler de yok.Dolayısıyla artık yapmak için kendimi zorlayacağım şeyler de yok,mesela yaşamak.Önceden vardı kesinlikle sevdiğim birşeyler.Ama artık yok.

Elimden iş gelebilir,gücüm kuvvetim yerinde fakat sağlığım çok kötü son zamanlarda.Pek çok kimsenin beğenmeyeceği şeyler.Aslında kendimi geliştirerek daha kaliteli işler yapabilirim ama istemiyorum kendimi geliştirmek.Ayrı bir derya bu çünkü.Kafamı takmak zorundayım bunlara,o kadar kafamı taksaydım ben birşeylere bu salak saçma para getiren şeylere mi takardım?Hem de niye?Para almak için karnımı doyurmak için vesaire.

Üniversite okuyorum fakat içimden pek birşey gelmiyor,ne bu mesleği yapmak,ya da yapmaya çalışmak.Sevmiyorum ki hiç.Ama intihar da edemem öyle.Şu anda her ne kadar istesem de olmaz.İçimden gelmiyor bu eylemi tamamlamak.

Kitap filan okuyorum sürekli,bu beni birazcık rahatlatıyor,uyuşturuyor.Ayırıyor beni dünyadan filan.Keşke ölsem artık.Gerçekten,daha fazla mutlu olmaya çabalamak istemiyorum ben artık.Ya da başka şeyler istemek gelmiyor içimden.Fakat,tam o ölüm anında işte,belki birşeyler yapmak isteyebilir bünyem.Fakat ölürken akla gelir işte.Lanet olasıca.O zaman pek birşey yapamam,acı içinde ölürüm diye düşünüyorum.

Galiba sevdiğim birşeyler hala var.Ama bunlar,bu insanlar bana tekrar dönmeyecekler.Öyle yapsalar bile,bana ölümü hatırlatacaklar sonuçta.Çünkü karakterleri böyle sanırım.Aşağılandığım bir yaşamı da istemiyorum ben.İnsanların nasıl sürekli birşeyler istediklerine de zaten inanamıyorum.Yalan söylüyor olmalılar,ya da eksik söylüyor olmalılar.Ben umudumu kesiyorum,ama ölmüyorum.Birazcık umudum var işte,ama o da yok olunca ben yok olmuyorum bir türlü.Hala devam ediyor birşeyler.Zaten yaşam dediğin de tam nedir ki?Gördüklerin,duydukların,kokladıkların,dokundukların,tattıkların;belki düşündüklerin.

Görüyorsam yaşıyorumdur mesela.Belki de varımdır.Fakat filozoflar,yok sanırım sadece bir filozof,görmeyi o kadar büyük bir olay olarak görmediğinden sadece düşünüyorum öyleyse varım demiştir.Bence sebebi rüyada da insanın görmesidir,fakat rüyanın gerçek olmamasıdır.Rüyanın beyinde oluşan birşeylerle olmasıdır.Sanırım bu yüzden görme duyusuna pek güvenmiyor bu filozof.Fakat aslında rüyada da varız,düşünüyoruz,hissediyoruz.Birşey gördüğümüzde,beynimize ne mesaj gidiyorsa,ne kadarı gidiyorsa mesajın,belki giderken akım düşümü oluyor,tamamı gitmiyor mesajın,belki tamamı algılanmıyor da,algılanmak da istenmiyor,ya da algılanamaz da.

Sonuç olarak,beynin algıladığı kadar var birşeyler.Varlık da zaten kendi başına bir anlam ifade etmiyor,bir mekan belirtmek zorunda.Mesela bir sandalye var,nerede ki o sandalye?aha şurada.Şu koordinatlarda.Fakat buradaki var olma meselesi ile varlık bir ve aynı şey mi onu bilmiyorum.

2 Mayıs 2015 Cumartesi

Hayatımı yazıyorum

Merhaba.Ben x yılında doğdum.Bir anne bir babanın 3. evladıyım,oğluyum.Annem beni emzirme sürecinden sonra bakıcılara baktırmak istemiş genelde,ilk önce anneannemlere baktırmak istemiş,bir süre bakmışlar bana ama annemin diğer 2 çocuğuna da baktıkları için böyle birşey çok zorlamış anneannemi.

Anneannem,zaten gençliğinde 11 erkek kardeşinden sorumluymuş,en büyüğü oymuş ve annesi genelde hep meşgul olurmuş,abla olarak onları büyütmüş,yetiştirmiş.Onun dışında fındık tarlalarında epey yararlı olmuştur diye düşünüyorum 11 erkek kardeş olması.Hasat zamanında kendi elemanlarıyla toplamışlardır ailecek herhalde fındıkları,daha fazla kar etmişlerdir.Bu yüzden,daha fazla çocuğa bakmak istememek hakkıdır diye düşünüyorum zaten,o yüzden anneannemin bu isyanına hak veriyorum.

Hem neden yapıyorlar ki beni?Bakamıyorsanız yapmayacaksınız,ama eğitim denen birşey pek yok demek ki ya da düşünce denen birşey.Güya üniversite terk bir anne baba olacak benimkiler.İş,güç;bunlar hikaye.Hayatlarında şu zamana kadar bile yaptıkları işte kurumsallaşamamışlardır kendileri,fakat oldukça büyük kar da etmişlerdir,biliyorum o zamanlardan hatırlıyorum.Sanki çok meşguller ya,bir de bakmıyorlar bana kendi ebeveynlerine güveniyorlar.Şu anda 19 yaşında bir birey olarak,insanın çocuğuyla da ticari işletme yürütebileceğini düşünmekteyim.Özel bir yer ayrılabilir,çocuk için;evet iş yerinde bile.

Her neyse,anneannem daha fazla bakamam artık lütfen başka birşey yapın demiş,tansiyonum var benim demiş.Sonrasında galiba bir süre annem bakmaya devam etmiş bana.Ama bir süre.Sonra,bakıcılar bulmuşlar bana,ilk önce akraba çevresinden.Çok iyi bakıcılarım da vardı ama,gerçekten çok iyi.Akraba çevresindendi bunlar tabii ki.Pek hatırlamıyorum ama,bir tanesi kötüydü mesela.3-4 yaşında yokum,muhtemelen bezleniyorum hala,ve bakıcı gittiğim ailenin babası,bana sigara içiriyor şakacıktan,çekiyorum hafiften içime,öksürüyorum.Ya da üflemiştim galiba,tam hatırlamıyorum.Tek kötü olabilecek şey olarak bunu hatırlıyorum,ama illaki dayak da atmışlardır,çünkü bakıcılar genelde dayak atarlar.

Bu sigara içtirilen ev,akraba eviydi.Sigara içtirilmesi dışında güzel bir yerdi,güzel bakmışlardı bana.Benden büyük,muhtemelen 7-8 yaşlarında bir kız vardı,benim tüm organlarımı görüyordu hep bezlenirken,hususiyetle gelip seyrediyordu.Öyle işte,oradan da annem veya baba tarafından dedem gelip beni alıyordu.Dedemi de seviyordum,çok genç,çok dipdiri,epey kuvvetli,vurdu mu devirebilecek fakat efendiliğinden ve şiddete eğilimli olmadığından yapmayan bir insandı.1,67 boyundaydı.Kendi kelimesiyle,"kok" u vardı başında,bere demek.Vla neydiysiz,gibi birşey demeye eğilimli bir ağzı vardı hep.Çünkü çok duydum hep dedemden daha sonraları bu kelimeyi:vla neydiysiz,neydiysiz vla??Neydiysiiiiz diye uzatırdı böyle.Alıp götürürdü,fakat bu daha sonra babaannemlerin beni almasıyla götürmeye başlamıştı,babaannemlere götürürdü.Annem geldiğinde ise hoplar zıplarmışım,böyle anlatırdı annemin kendisi.Ya da bunu dedem mi anlatıyordu bilmiyorum,galiba dedem diyordu:"Beni görünce hoplardın zıplardın" diyordu.

Ama orada epey mutluydum bence,küçücük bir çocuk olarak.Öyle öyle,sanıyorum birkaç bakıcı daha dolaştıktan sonra babaannemin kız kardeşinde kalmaya başladım.Babaannemin bu kız kardeşi,epey iri yarı,güçlü bir kadındı.Çok cesaretli bir kadındı,beni de cesaretli olmaya yönlendirirdi.Sokakta sürterdim hep,ama genelde tektim hep."Git şu alt kattaki Y. ile H. a amaz goyam diye küfür et gel" derdi.Ki bu Y. ile H. üniversite öğrencileriydi.Ben ise 5 yaşındaki bir çocuktum.Giderdim hemen yapardım,vururdum kapıyı:"amaz goyam".Bu bir küfürdü,hani herkesin bildiği bir küfür.Babaannemin kardeşinin ağzı öyleydi,köylü ağzı işte.Her neyse,böyle küfür edip kaçardım.Ama epey mutlu olurdum ve özgüven aşılanırdı bana.Daha sonraki zamanlarda kaldığım yerlerde bu ortamın tam tersi olması çok fena bocalatmıştı beni,kendimi sorgulamama sebebiyet verdirmişti.Yine kaydım konudan,off.İşte,küfür edip kaçardım.Onlar da gülerdi.Ama severlerdi beni bilirim,apartmandaki birçok kişi severdi beni.Sonra yukarı çıkıp,"hala hep sen örgütlüyorsun dimi bu çocuğu küfür etsin diye ayıpsın valla" gibi şeyler derlerdi babaannemin kardeşine.Gülüşürlerdi.

Balla pekmezle,bolca ekmekle beslerdi beni babaannemin kız kardeşi,kendisi de öyleydi ama epey sağlıklıydı aslında.Ben de çok sağlıklı ve kuvvetli oldum orada.Bunu kullanmaktan da o zamanki özgüven aşılanması sebebiyle pek çekinmiyordum da sanırım,göstermekten de çekinmiyordum.O zamanlar,orada bir çocuk parkı vardı.Sevmediğim bir çocuk vardı orada,birazcık şişman,ama benim kadar güçlü.Dövmek istiyordum onu,ama dövebildim mi hatırlamıyorum.Babaannemin kardeşi de "git kaşının üstüne vur" diye tembihliyordu bana hep.Ama hatırlamıyorum işte yaptım mı bunu.

Onun dışında,sokak hayatım güzeldi.Aile hayatı da güzeldi,bu babaannemin kardeşi,hadi halam diyeyim şuna;halamın kocası da çok iyiydi bana karşı.Sesi çok hoştu,gevrek bir sesi vardı.Sürekli soru sorup duruyordu."Anneni mi daha çok seviyorsun yoksa babanı mı?" diye.Sonra onların 20-25 yaşında bir oğulları vardı.Bir de bu oğulun kızı mı ya da bir akrabası mı olduğunu tam hatırlamadığım,Kevser diye bir kız vardı.Benden 2-3 yaş küçüktü.Çok tatlıydı.Sevgi duygularım kabarıyordu.Sen ne tatlı şeysin öyle diyerek yanaklarından sıkasım geliyordu bu kızı.Çok uslu bir kızdı.Sürekli konuşuyordu yavaş yavaş,tatlı tatlı.Çok sevmiştim bu kızı.İşte,oradan daha fazla birşey hatırlamıyorum,halamın bana bu vermeye çalıştığı özgüveni çok özlüyorum,o 2 öğrenciye küfür ederken ki kazandığım özgüveni,hissettiğim mutluluğu çok özlüyorum şu anda.Daha sonraki dönemlerde,mesela babaannemle kaldığım zamanlarda,keşke eskisi gibi olabilsem diye düşünürdüm hep,şimdi de öyle düşünürüm hep.Hah,söylemeyi unuttum.Bir keresinde burada kafa üstü yere düşmüştüm,boynumu kırabilirdim.Ama birşey olmadı,ama kafamda şişlik oldu.Hala yeri ters gördüğüm zamanı hatırlarım,sanıyorum bir veya iki saniye de öyle kaldım.Tersten gördüm dünyayı,çok ilginç gelmişti,kafam da acırken.Her neyse,sonrasında oradan ayrıldım zaten,babaannemlere geçtim.Şimdi de sıra oraya geldi zaten.

Şimdi sıra geldi,babamın annesine gitmeye.Burayla ilgili bir sorun vardı,onu da tam hatırlamıyorum buraya ilk gidişimizden önce mi sonra mı diye ama sorun şuydu:babaannem aynı zamanda babamın kız kardeşinin çocuğuna da bakıyordu.Benden bir yaş büyüktü bu çocuk.Çocuk filan diyorum ama,çok çok net hatırlıyorum yani herşeyi.Çünkü bu konuda halamla da kavga etmişti annem.Hem de merdiven önünde,bağıra çağıra.Benim çocuğuma bakacak,hayır benim çocuğuma bakacak kavgasıydı,ben de izliyordum orada.Çok şiddetliydi.Annem neredeyse ağlayacaktı sinirinden,hissediyordum.Çok hassastı o açıdan o zamanlar,halamdan açıkça çok daha fazla iş hacmine sahipti o zamanlar,ticaret yapıyordu,ticaretle uğraşıyordu,ihale alıyordu.Halam ise muhasabecilik gibi bir işle uğraşıyordu sanırım.Ben ticareti tabii ki daha riskli ve stresli bir iş olarak gördüğümden söyledim iş hacmini,sonuçta hayatlarını veriyorlar işlerine neredeyse.

Kavgaya gelirsek tekrar,bağıra çağıra kavga ediyorlardı.Halamın sesi,halamın yanık sesi daha çok çıkıyordu.Buradan sanki halamın yeneceğini anlamıştım gibi.Halamın yenmesi,yani babaanneme gitmemem,aslında benim işime geliyordu,annemle kalmak istiyordum ben annemi seviyordum doğal olarak.Ama annemin de böyle üzülmesini ağlamasını istemiyordum.Garip hissettim,gereksiz hissettim daha çok.O zamanlarda intihar etmeyi düşündüm,hatta buna teşvik de edildim,halam tarafından,ama bunu direkt ya da isteyerek bana kastından yapmamıştı sanıyorum,bu onun karakteriydi biraz.Ama çok daha sonra bir zamanda oldu zaten bu,yeri gelince bahsedeceğim.

Ama bu kavgadan önce,sanıyorum babaannem bir ara ikimize birden bakabiliyordu.Babaaannemde kaldığım ilk zamanlarda,hep bu benden bir yaş büyük çocukla karşılaşırdım,galiba o zamanlar annem bırakıp tekrar geri alıyordu beni,bir süre sonra temelli bırakmaya başladı beni,o sıralarda babaannem artık durumdan rahatsız oldu ve sadece birimize bakma durumu olabileceğinden yakınarak,bu kavgaya sebebiyet verdi.Bu zamanlar,pek hoş olmamıştı.4-5 yaşlarındaydım sanıyorum,sevmedim bu çocuğu.Haşin,sert görünüşlüydü.Kavga etmeye meyilliydi,yani ben öyle görüyordum onu.Ama belki de ben pek insan sevmeye,sosyalleşmeye meyilli olmadığımdan böyle olmuştu aramız o zamanlar.Kendi halimdeydim,korku halindeydim.Ama gerekirse karşılığını da verirdim eskinin gücünü uyandırarak,babaannemin kardeşinin hazinesi vardı içimde.Ama babaannemin kardeşi yoktu artık yanımda,canım büyük halacığım.Ne farkedecekti ki o yokken böyle şeyler yapmak?Bırakayımdı ne yaparlarsa yapsınlardı.

Bir keresinde yerde oturuyordum,yani başımda tahtadan sandalyelerle çevrili tahta masa vardı,o zamanlara has bir sandalye ve masa çeşidi,taa 80 lerden kalma.Arkamda yine 80 lerden kalma eşya dolabı vardı.Balkona doğru dönmüş,bağdaş kurmuş oturuyordum,sandalyelerin arkasından ışık pek gelmiyordu,karanlıktı biraz.Yani başımda da bu çocuk,sandalyenin üzerine elini atmış,bana tepeden,belli ki agresif bir tavırla birşeyler soruyordu ya da söylüyordu.Benden hoşlanmıyordu belli ki.Ben yaptığı ya da söylediği birşeyi çok delice bulup "o zaman psikoloğa gitmelisin" demiştim,5 yaşımda filandım.Kaval kemiğimin çevresindeki kas kısmına doğru tekme savurdu.Acıdı.Karşılık vermek istemiyordum,1 yaş da o zamanlar fiziksel olarak çok farkediyordu.Ama acıyordu,bunun intikamını alacaktım ben.Ağlayacak gibi oldum ama gösterecektim ben ona.Ben neler yaşamıştım,benden 1 yaş büyük birinin bana vurduğu bir darbe mi yıkacaktı beni?Yıkacaksa yıksındı,ama bunun karşılığını kötü ödeyecekti.Ama o dediğim lafı,"psikoloğa gitmelisin" lafı o zamanlar deliler psikoloğa gider gibi bir algı olduğu için,epey şiddetli karşılık vermişti.Ayrıca ben bu lafı nerede duymuştum o zamanlar?Psikoloğun ne olduğunu nereden biliyordum?Kesin çocuklar duymasında duymuş olacağım diyeceğim,ama o zaman 7 yaşlarında filan olmam gerekir,ama hatırlıyorum bu olay olduğu zaman okula gitmiyordum ki.Bilmiyorum artık.Ama ben bu çocuğa gösterecektim.

Daha sonra buna ikimiz balkondayken,gerilip bağırsaklarına yumruk atmıştım.Epey acımıştı gördüğüm kadarıyla,ama intikamımı almıştım.Hoşuma gitmişti bunu yapmak aslında,intikam olduğu için.Çünkü o bana neler yapmıştı o zamanlar.Daha sonra halam geldi galiba,aldı gitti çocuğunu.Babaannem beni dövmüştü galiba bu olaydan sonra.Nedense böyle de birşey vardı,hep ben dövülüyordum.Ağzıma biberi de sürmüştü bir kere,ne saçma işti bunlar.Çok feci nefret ettirmişti bu beni sadece,olayı çözmemişti.Bir daha yapmayacağım diye birşey yoktu.Heh,hatırladım.Başparmağımı emiyordum,bunu yapmamam için ağzıma biber sürülmüştü.Bu çocuk sürekli beni ispiyonluyordu.Belki öyle yapmasam ve ispiyonlasa yine böyle olacaktı.Nefret ediyordum ikisinden de.

Ama bu olaydan sonra olsa gerek,yani halamın çocuğunu gelip almasından sonra olsa gerek,bir akşam gelmişlerdi birşey için eve.Ben de onu bekliyordum gelince yine dövmek,dövebilmek için.İlk o başlatmıştı.Ama öyle olmadı.Halam ve babaannem güvenlik önlemlerini son derece sıkı tutmuşlardı.Ben korkuyordum biraz da sanki,gelecek mi gelmeyecek mi?Kavga edecek miyiz uslu uslu barışacak mıyız?Ölsem de kurtulsaydım keşke dedim yine.Mutfaktaydım ben,pencereye yakın oturuyordum.Mutfak,bir koridor gibiydi.Koridorun sonu,pencereydi.Ben de oradaki masanın dibindeki sandalyede oturuyordum.Benim önümde babaannem vardı,beni muhtemel bir saldırıdan savunmak için ya da halamın o andaki işini yapmak için bekliyordu.Halam,babaannemden sanıyorum salça gibi birşey almak için gelmişti,dolabı açtılar.Ben bakıyorum acaba gelecek mi diye.Sonra birden gözleri kıpkırmızı bir biçimde bir saldırı durumunda üstüme doğru gelmeye başladı.Bağırıyor,çığlık atıyordu.Babaannem beni iyi savunuyordu.Korkmuştum biraz,neydi bu öfke böyle?Tırnaklarını geçirmek istiyordu derime.Ne vahşet.Ama ulaşamıyordu bana.Galiba biraz sırıttım o anda,hoşuma gitti öyle korunmak ama yine dövmek de istiyordum.Bıraksındı bu şiddetli erkek ayaklarını artık.Halam da tutuyordu tabi çocuğunu arkadan,ama ağlayarak gitti.Sinirden ağlayarak.Ağlamak sinire epey etki yapıyor aslında,insanlar ağlayarak savaşsalar daha etkili olurlar,buna imzamı atarım.Kaslar daha iyi çalışıyor sanki.Utanma falan olmamalı,insan kendisi için savaşıyorsa,en iyisini yapmalı.

Artık burada tam zamanlı kalıyor muydum bilmiyorum ama,son bir büyük tartışma olmuştu annemle babaannem arasında.Orada ya kalacaktım,ya da sanıyorum babaannemle komple ilişkiyi keseceklerdi.Bunu öyle tahmin ediyorum,çünkü babaannem biraz torpil geçiyordu kızına sanıyorum,bu yüzden çok kızıyordu annem ona.Babam da öyle.Bu yukarıda bahsettiğim annemle halamın büyük kavgasından daha sonraydı bu durum sanıyorum.Ya da bilmiyorum,ama olaylar tamamıyla gerçek,kronolojik sırasını tam hatırlamasam da.

Olaya geçeyim,annem babam,arabayla;muhtemelen renault 19 ile babaannemlere gidiyoruz.Bana bakmasını istiyorlar babaannemin,babaannem yoğhğhğ yoğhğhğ diyor,bir İsveçli gibi adeta.Boğazdan bir "skit" sesi örneği var burada,ama buradaki Anadolu versiyon.Çok ilginç geliyor bu konuşmalar yahu,kaç türlü aksan göreceğim daha?Anneannemler Türkçe konuşuyor,bakıcılar Türkçe,köylü Türkçesi filan.Buradakiler çok daha farklı bir dil konuşuyorlar.Zahar filan diyorlar,galiba demek anladığım kadarıyla zahar.Bunalıyorum midem bulanıyor bu Türkçeden.Bu arada dedem de var,o nötral bakıyor biraz,valla bilmeyim ki ahhahahh diyecek gibi duruyordu galiba o da.Bu mutfak masasında topluca oturuyoruz.Babaannem cama yakın sandalyede oturuyor.İstemiyorlar beni.Ollllley annemlerde kalıyorum artık diye düşünüyorum.Annemle kalacağım diye düşünüyorum.Sevmiyorum burayı pek.Ama düşününce,annemin başka bir bakıcıya vermeyeceği ne belli?Ama bu da belli değil pek,zira iş yerinde de bir süre bakmış bana küçükken,emzirme zamanlarında.Sonra galiba,bir hışımla çıkıp gidiyoruz oradan,arabaya atlıyoruz.Babam almazsan alma ulan,seninki can da bizimki patlıcan mı der gibi bir havada biraz sinirli biniyor arabaya,bu sinirini içeride de göstermiş ki belli,hava yaratmış;dedemi ve babaannemi etkilemiş.Dedemi gördüm,bi baktım demir kapıyı açtı,koşuyor bizim arabaya doğru,arkasından babaannem.Fikir değiştirmişler galiba,alıyorlarmış beni tamammış.YAAAAA.Ya ama öyle olmayacaktı yaaaaa.Anneeeeee.MUTTERR.MUTTAAĞĞ.MUTTAAAĞĞ.MUTAAAAAAAAA.Tabi o zamanlar sadece tek dilde bağırıyorum,yine geliyorlar bırakıyorlar beni.Tam bu ana mı ait bilmiyorum ama,onlara lütfen beni de götürün dediğimi hatırlıyorum,ağlıyorum onlara.Ama gidiyorlar.Galiba bu sonraki bir zamanda.Sonraki zamanlarda,annemler bir süre babaannemlerde kalacaklar,kanepeye serecekler yatakları,annem benimle yatacak,babam tek.Babam biraz kilolu.Fakat anlamıyorum,yeterince çalışmıyorlar mı böyle bir kadere muhtaç bırakıyorlar kendilerini?Yani o zamanlar böyle düşünmüyorum tabi ama,o zamanlarda niye böylelerdi,anlamıyorum.

İşte,annemler artık akşamları geliyorlar buraya,sabah da işe gidiyorlar.Hatta bir keresinde açılmış kanepeden düşüyorum,ağlıyorum.Babam annemi çağırıyor,sen neden kaldırmıyorsun be adam!Çok bağırıyor,oysa kendisi kaldırsa beni.Kilolu olduğundan sanırım,annemle aralarında nasıl bir ilişki var tam bilmiyorum.

Bununla ilgili birşey hatırlıyorum mesela,çoook önceden,4-5 yaşımdayken,boyum yemek masasına yeterken,annemle babam ben,evdeyiz ve kahvaltı yapmak üzere toplanmışız.Babam masanın başında,annem de birazdan burada olur herhalde.Sucuklu yumurta görüyorum,yeşil zeytin görüyorum.aa,hemen ağzıma atıyorum.Çok acı geliyor o zaman yeşil zeytin,ağlıyorum.Babam ise gülüyor,neden güldüğü belli değil.Ama hoşuma gitmiyor böyle gülmesi.Sevmiyorum babamı açıkçası pek o zamanlar.Ne zaman sevdiğimi biliyorum ben babamı.

Bu annemle babamın babaannemlerde kaldığı zamanlara geri dönersek,aslında iyiydi böyle mutluydum.Hep böyle olsaydık ya o zamanlar.Dedem filan da çok iyiydi,fakat sabah 5 te çıkıyordu yola,geze geze gidiyordu iş yerine,akşam 6 da dönüyordu.Bana bilgisayar da getirmişlerdi,annemlerin yattığı kanepelerin yanı başında,kapının yanında,fişin tam altında,sadece kocaman tüplü bir ekrandan oluşan bilgisayar.Gerekli herşey bu tüplü şeyin içinde.O zamanlar öyle tabi,all in one teknolojisi o zaman bile varmış demek ki,ha-ha.Windows 95 var tabi.Dos filan,çok sıkıcı şeyler.Benim bilgisayarda ise,golden axe diye bir oyun var.Sırf onu oynuyorum.Bir keresinde,oyundan çıkıp dos ekranına dönüyorum,tekrar oyunu bulamıyorum kim bilir nerede diye.Çok üzülüyorum.Sinirleniyorum.Babaannem kızıyor bana.Zorla yatışıyorum.Sıkıcı hayatıma geri dönüyorum.Ondan sonra da bilgisayar kaldırılıyor galiba.Kırmıştım galiba o gün bilgisayarın ekranına yumruk atıp.Hep sinir,hep stres.

Öyle öyle,yine mutluydum,annemle babam,dedem babaannem.Babaannem özgürlüğümü kısıtlayıcı şeylerde bulunsa da sorun değildi,anneme söylerdim ehe ehe.Ama birazcık daha sonrası,artık bu kadar mutlu olmayacaktı benim için.Artık bir ev tutacaklardı annemle babam.Burada kalmayacaklardı.Ben ise hala babaannemde kalacaktım.Fakat birkaç kere gittim,birkaç haftasonu kaldım orada,hatta her hafta sonu.Yakındı çünkü,fakat yemek konusu sıkıntıydı,annem yemek yapmasını pek bilmiyordu.Aç kalıyordum,zayıflıyordum.Beni istememesinin en baştaki,en temel sebebi de buydu.Bir türlü kabullenemiyordu beni,kendisini nasıl besliyordu acaba?

İşte şimdilik bu kadar.
Nefes alamıyorum,çok zorlanıyorum.Galiba fazla bir ömrüm kalmadı gibi birşey.Her seferinde daha fazla nefes almak istiyorum,bağımlılık yaptı galiba bana tam geçen seneden beri nefes almak,yaptığım tek zevkli şeydi çünkü.Belki de farkında olarak yaptığım tek şeydi,hayatımın geri kalanında daha çok bir kurban gibiydim.

Çalışma da yapmadım hiç aslında,geleceğim için çalışmayı reddettim.Her an ölünebilecek dünyada,hafızamda ara ara uğrayıp düşünmek üzere bir tarafta duran bir gelecek düşüncesi,düşünme odası,düşünme bölgesi diyelim;bana fazla geldi.Ben hafızamın tamamını zaten yaşamaya harcıyordum.Ekstradan bir de gelecekteki bir zaman için yaşamaya harcayamazdım.Aslında yaşamaya da harcamıyordum hiç,önceden gelen sorunlarım vardı.Belki bu 200 ü aşkın yazıyı oluşturmam için bana baskı yapan sorunlar.

Geciktirebilirdim bunları ama,henüz ruhumu kaybetmeye hazır değildim.Ama benden başka herkes ruhunu kaybetmiş gibiydi sanki,yani hem o andaki şimdiki zamanda tanıdığım insanlar,çalışmaya çalışan insanlar;bunların pek ruhlu bir taraflarını göremiyordum.Saklıyorlardı.Hususi olarak benden mi saklıyorlardı bilmiyorum,ama saklıyorlardı birçoğu.Birkaçı saklamıyordu,fakat bilmiyorum artık onlardan haber almıyorum.

Sorunların önemli bir kaynağı da geçmişim.Geçmişimle ilgili neyden hoşnut değilim bilmiyorum,birşey söyleyemiyorum.Şöyle tekrar bir gözden geçirirsek;toplam 20 insan tanımışımdır bahsettiğim geçmiş aralığında.

Bilmiyorum,hatırlayamıyorum.Fakat hala acı veriyor.Bir şekilde özlüyorum bu insanları.Ama tamamen değil,bazı özelliklerini sanki.Kendilerine söylemek istemiyorum,kesinlikle çok zalimce bir karşılık verecekleri için.Sanki onlar için hiçbir insan benim yaşadığım şekilde yaşayamaz,ya da benim sevdiğim şekilde sevemez birşeyleri.Anormalim sanki onlar için.Bu düşüncelerini bazen ben de destekliyorum,yani bir kişiye nasıl yaklaşırsanız öyle karşılık verir,ben de öyle yaptım hep;ben de anormal olduğumu kanıtlamaya çalıştım.Bunu seçmedim,içimden geldiği için yaptım.Fakat kimse sevmedi beni.Yeterince eğlenceli değildim sanırım.Ama seviyordum da onları,onlar benim için çok eğlenceliydi,çok içtendiler.

Ben zaten birilerini eğlendirmek amacında değilim ki,kendime eğlendirebilsem yeterli.Ki çoğu zamanda eğlendirebiliyordum,fakat dış dünyada değil.

Fakat sanki bir dışa patlama durumuna maruz kalacakmışım gibi hissettim,panik oldum ve tehlikede hissettim.Bundan kaçmadım,bunun neden olduğunu anlamadım,hala anlamış değilim.Sormaya da cesaret edemedim,çünkü yine hassastı,her an bir dışa patlama olabilirdi.Her an herşey olabilirdi.Ama sevmiyorlardı beni.Beni diğer başka insanları sevdikleri kadar sevmiyorlardı,yani birkaçı hariç bu böyleydi.Ya da diğer başka insanları sevdiklerini düşünüyordum,ve beni o kadar sevmediklerini düşünüyordum,bunu gördüklerimden çıkardım.O an bu beni rahatsız etti,ama birşey yapmadım,ayrılmadım.Yüzüme bakmıyordu kimse,yazık olduğunu düşündüm birşeylere.Ben birşeyler vermiştim buraya,ama ne verdiğim de muhtemelen bilinmiyordu,yani sanıyorum birkaç insan harici bilinmiyordu.