Vazgeçtim. Hayata tekrar dönmeye karar verdim. Kitap filan okumak güzel. Belki kendim de yazarım bir tane ileride. Sürekli nefes almaya şartlayamıyorum kendimi, çok zor. Çok sıkıcı. Çok derin mevzular bunlar. Dünyada yaşayan tek türmüş gibi hissediyorum böyle yapınca. Tüm terranların arasında bir protoss hissediyorum kendimi, ya da bir zerg. Dolayısıyla kendimi çok yalnız hissediyorum. Well, you re always alone.
Aslında bu yalnızlık lafını fazla abartıyoruz. Kelimelere fazla bağlanmaktan, edebiyata fazla bağlanmaktan. Yalnızlık, yani buradaki yalnızlığın net bir tanımı yok. Söylenmek için söylenen, yazılmak için yazılan birşey. Aşırı edebiyat bağımlılığı, kelime bağımlılığı. İfade etmek için duyulan aşırı ihtiyaç belki. Karşıtı yok bir de bu yalnızlığın. Yani iç yalnızlık filan. Yani ne kadar kalabalık, kendi türünden başka insanlar da olsa insanın çevresinde insan kendisini açmıyorsa iç dünyasında yalnız hissedebilir kendini.
Platon'un "tek bildiğim şey hiçbir şey bilmediğimdir" lafı da buna benzer. Vallaha mı lan, diyesi geliyor insanın bu tür laflara. Yani ne kadar bilinse de yeteri kadar bilinmeyeceği olayının ifade edilişi, ama ben bu lafı çok karamsarca buluyorum. Amaçsızca bir laf. Kafaları karıştırmaktan başka birşeye yaramayan bir laf açıkçası, ve gizli de bir kibir var bu lafta.
Neyse, ben kısacası bu yalnızım ayağına yatan insanların obsesif olduğunu düşünüyorum. Bir de sonsuz yalnızlık filan diyorlar, yok işte kalabalıklar arasında yalnızız. Kişinin kendisinde güç bulamaması olabilir belki bu ancak. Ama yalnızlık? Şimdi konuşmadan anlaşmak pek mümkün olmadığına göre, yani genel olarak kişilerin arasında işaret dili geliştirmediği durumlarda, kişi bazen güçsüz hissedebilir kendini. Konuşmaya ve ifade etmeye gücü yetmeyebilir. Bu hep olan birşeydi, konuşmadan anlaşmak pek mümkün değildi. Fakat kişi kendisini iyi hissettiği zaman konuşmaya daha meyilli olur, bu da var. Dopamin ve diğer hormonlar filan salgılandığı zamanlarda. O zaman kişi bu gerçeği görmez pek ya da önemsemez, konuşmaya meyillidir hazırdan, konuşur veya başka şeyler yapar. Yani demek istediğim, aslında her zaman olan bir durumdur bu yalnızlık. Bu durumlarda bahsedilen yalnızlıktan başka, birkaç şey daha vardır ki o da kişinin iyi hissetmemesi. Tamam her zaman yalnızız, ama iyi hissettiğimizde bunu ifade etmiyoruz sürekli, konuşuyoruz insanlarla, önemsemiyoruz. Yapabileceğimiz tek şey de bu aslında diğer insanlarla, konuşmak. Kötü hissettiğimizde ise gücümüz de pek olmuyor konuşmaya ve bu yalnızlık bahanesinin arkasına sığınıyoruz. Hayır, yalnız değilsin. Kötü hissediyorsun. Yalnızlık zaten her zaman vardı. Ben de yalnızım. İyi hissettiğim zaman bile iletişim kurmak için konuşmak zorundayım. Bazı zamanlar kelimelerle bu iletişim seviyesini düşürmek istemesem de. Yalnızlığı getiren şey de budur bence.
Aslında bu şekilde bir yalnız olduğunu ifade ediş, kişinin ilgi isteğini de belli eder, fakat ilgi görse bile kişi kendini açmalıdır da buna karşı. İlgi isteyen kişi o anda kötü hissetmektedir ve ilgi istemektedir ki iyi hissetsin. Fakat ilgi göstermesi beklenen kişi için de konuşmak zordur, eğer iyi hissettiremezse ve o da konuşmaya başlamazsa bu çabası boşa gidecektir çünkü. O da bir süre sonra ilgi isteyen kişi konumuna düşebilir çünkü, eğer başarısız olursa.
Neyse, bunları da neden yazdığımı pek bilmemekteyim. Yalnız olduğumuzu düşünüyorsak muhtemelen kötü de hissediyoruzdur, ikisi pek nadir birbirinden ayrılır çünkü. Yani buradaki kelimenin birinci anlamıyla kullanılan bir yalnızlık değil. Farklı bir özel yalnızlık. Nasıl bir yalnızlık olduğunu ben bile tam olarak kavrayabilmiş değilim. Soyut matematik gibi, ki onun da nasıl olduğunu bilmiyorum, sadece fen edebiyat fakültelerinde bazı matematik bölümü öğrencilerinin bu dersi aldıklarını söylediklerini görüyorum. Bu konuda birşeyler daha yazmak istiyorum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder