14 Şubat 2015 Cumartesi

Hiçsizlik ve içsizlik hasreti(içliğim yok üşüyorum) ve bunların nöronlar arasındaki dendridik bağlantıları

Günlerim,hiçsiz bir hiçsizlikle geçiyordu.O kadar hiçsizdi ki,oyun oynayıp ardından ne yapsam diye düşünüyordum çünkü oyun beni cezbediyordu ve bir yandan da bir hiçsizliğe doğru itiyordu beni.Psikoloğa gitmek istemiştim fakat bulunduğum yerde psikolog yoktu hiç,o kadar kötüydü ki bu durum.Sadece psikiyatr vardı,ruh hastalıkları polikliniği mi ney öyle bir yerde.Kendimi duvarlara vurasım geliyordu,zaten bitter çikolatamı almışlardı odamdan,sanki çöpmüş gibi.Ama çöp değildi.%60 kakao oranlı bitter çikolatamdı o benim.Sonra gittim onun yerine %80 oranlı bitter çikolatayı aldım fakat bunun tadı çok fazla acıydı,hiç hoşuma gitmedi ve kakao nun insanı mutlu ettiği söylenmesine rağmen bu tad beni hiç mutlu etmemişti.Sanırım %60 kakaoludaki daha tatlı tat beni cezbedip mutlu ediyordu normalde,fakat şu anki %80 lik hal hiç mutlu etmemişti.

Bu kadar random kelime olmasaydı da herhalde intihar ederdim diye düşünüyorum.İçim nasıl bu kadar büyük bir hiçsizliği kaldırabilirdi ki,anlayamıyordum.Acaba içim bir kantar mıydı?Dedemin hep bir kantarı vardı demirci dükkanında ama,ona benzetiyordum içimi.Ben delirmek istemiyordum,ben ölmek de istemiyordum,neyi istiyordum bilmiyorum.O kadar içsiz bir hiçsizlikti ki bu,içimi garip bir hasretle dolduruyordu,bazen düşünüyordum kelimesiz de düşünebilir miyiz?Öyle bile olsa,düşünmek ne işe yarıyordu ki gerçekten?Bakıyordum hep zaman geçiriyorduk bunlarla.Ama ne yapılabilirdi ki başka?Ruhumun hiçsizlikleri hıçkırıyor,hiçkimse hıçkıramıyor onunki gibi.

Ruhsuzluk bunun tam karşıtı birşey miydi?Yani şu anda hissettiklerimin tam karşıtı?Şu anda tam ne hissettiğimi ben de pek bilemiyordum,zaten gazetemi de çalmışlardı bu yüzden kelime dağarcığım gerilemişti,çünkü sinirlenmiştim,sinirlenince kelime dağarcığım öyle daralırdı ki.Gazeteyi neden alırdı bir insan?Çöp değildi ki bu?Zaten şu daracık yerde insan başka kendisini eğlendirecek birşey bulamıyordu,gidip anca böyle gazetelerle kendini eğlendirebiliyordu.Başka ne yapılabilirdi bu hiçsizliğin memleketinde?Bu söylediklerim bana çok orijinal geliyor şimdilerde fakat aslında hiç de öyle değil,kimbilir kaçıncı kez yazılmıştır böyle şeyler ama önemli olan beni ruhlulaştırması mı?Yani ruhsuzlaştırmanın tam tersi olan birşeye kavuşturması.Evet galiba öyle.En azından ben öyle olduğunu düşünüyorum.

Şu anda ruhum biraz hiçsizlikten arındı,nöronlarım biraz olsun havalanmaya başladı,fakat onları nöron kabadayılarımla indiriyorum havalarını,paçalarını çekiyorum aşağı,bacakları üşümesin diye.Paçaları çok uzunsa alıyorum paçalarını,kızıyorlar bana,bari aldın bize ver diyorlar biz kullanırız o paçaları diyorlar.Fakir tabi insanlar,ufacık paçanın bile lafını yapıyorlar,ufacık kumaş parçası.Ya da nöronlar mı demeliydim?Sonuçta nöronlar da bir nevi insanlar olabilirler,biz kendimize insanlar diyoruz fakat nöronlar da eğer bilinçli şeylerseler bize nöron kendilerine insan diyor olabilirler ve bundan da bizim hiç de haberimiz olmayabilir.Bu habersizlik aslında nöronların arasında sürekli olan iletişimin tam karşıtı birşey ve eğer böyle birşey varsa ben nöronları kendi aralarında oldukça sosyal fakat dışarıya dönük olmayan asosyal oluşumlar olarak tanımlandırabilirim.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder