15 Şubat 2015 Pazar

İçimde birşeyler var sürekli böyle ifade edilmeyi bekleyen ve şu ana kadar ifade ettiğim ifade etmeye çalıştığım şeyleri tekrardan sevgi dolu bir kucaklama misali tekrardan ifade etmek isteyen,fakat bu ruh halime yeşil ışık yaksam mı bilmiyorum gerçekten hiç bilemiyorum.Bakıyorum da sanki bunlar ifade edildikçe daha da anlam kazanıyor fakat bir yandan da onların 3 boyutlu ağırlıklarını başka bir boyuta aktarmak istemiyorum.Üç boyuttan kastım,kafamdaki anlamlandırdığım üç boyut.

Fakat bir yerden sonra da sıkılıyor insan diyor bunları ben mutlu olmak için yapmıyor muydum diyor,geriye bakıyor mutlu olup olmadığına,böyle biraz buruk bir tad geliyor ağzıma,garip oluyorum.Daha ne yapayım daha ne kadar yorayım beynimi mutlu kılmak için diyorum fakat sürekli çabalamam gerektiğini farkediyorum,insan bayılmaz mı böyle bir süre sonra?

Sonunda laf döndü dolaştı Nietzsche ye geldi..

Evet tam şu anda içimi öylesine ruhlulukla ve içlilik ve hiçsizsizlikle doldurdum ki ne yapacağıma karar veremiyorum,yani bunca şeyi ve eki kökü bir anda içimde taşımak oldukça zor benim için.Bundan sonra oyun oynamaya devam mı etmeliydim?Hiç bilmiyorum.Ruhumu söküp bir kuşa taksalar,herhalde uzaya çıkmak isteyip oksijensizlikten ölürdü,fakat bunun olmasından önce bunu yapabilebileceğinin sorgulanması gerekir.Yani ozon tabakası geri itmez mi onu bir süspansiyon gibi?Önceden süspansiyon kelimesini pansumanla alakalı birşey sanardım,hemşire hanım bana süspansiyon yapın,ehehehe.Eh,konuya dönersek,yani o kadar yüksekte de uçamazdı kuş,barınamazdı,çünkü gerçek hayatta havada templelar yoktu,havada birtakım kaleler,evler yoktu.Zeus ve silah arkadaşları olduğunu düşünüyorlardı,hatta belki de bizzat havada evleri vardı,fakat Zeus ve silah arkadaşlarını biz bilmiyorduk.Bilmiyorsak nasıl birşey söz konusu olabilirdi?Ha bunların bir tarafına ben,ben Nietzcsche değilim,ya da ismi nasıl yazılıyorduysa.Beni çok sinirlendiriyor zira yazdıklarıyla sürekli Tanrılarından ve tanırlarından bahsediyor ve bu durum benim çok canımı sıkıyor.İnsanın işi de olsa bu kadar çok böyle Tanrılardan ve tanırlardan bahseder miydi?İnsanın aklı almıyordu.

Her neyse,ne Nietzsche olucam,ne de onun eleştirmeni,bir köşede dursun,fakat sevmiyorum oni,vuracağım oni.

14 Şubat 2015 Cumartesi

Hiçsizlik ve içsizlik hasreti(içliğim yok üşüyorum) ve bunların nöronlar arasındaki dendridik bağlantıları

Günlerim,hiçsiz bir hiçsizlikle geçiyordu.O kadar hiçsizdi ki,oyun oynayıp ardından ne yapsam diye düşünüyordum çünkü oyun beni cezbediyordu ve bir yandan da bir hiçsizliğe doğru itiyordu beni.Psikoloğa gitmek istemiştim fakat bulunduğum yerde psikolog yoktu hiç,o kadar kötüydü ki bu durum.Sadece psikiyatr vardı,ruh hastalıkları polikliniği mi ney öyle bir yerde.Kendimi duvarlara vurasım geliyordu,zaten bitter çikolatamı almışlardı odamdan,sanki çöpmüş gibi.Ama çöp değildi.%60 kakao oranlı bitter çikolatamdı o benim.Sonra gittim onun yerine %80 oranlı bitter çikolatayı aldım fakat bunun tadı çok fazla acıydı,hiç hoşuma gitmedi ve kakao nun insanı mutlu ettiği söylenmesine rağmen bu tad beni hiç mutlu etmemişti.Sanırım %60 kakaoludaki daha tatlı tat beni cezbedip mutlu ediyordu normalde,fakat şu anki %80 lik hal hiç mutlu etmemişti.

Bu kadar random kelime olmasaydı da herhalde intihar ederdim diye düşünüyorum.İçim nasıl bu kadar büyük bir hiçsizliği kaldırabilirdi ki,anlayamıyordum.Acaba içim bir kantar mıydı?Dedemin hep bir kantarı vardı demirci dükkanında ama,ona benzetiyordum içimi.Ben delirmek istemiyordum,ben ölmek de istemiyordum,neyi istiyordum bilmiyorum.O kadar içsiz bir hiçsizlikti ki bu,içimi garip bir hasretle dolduruyordu,bazen düşünüyordum kelimesiz de düşünebilir miyiz?Öyle bile olsa,düşünmek ne işe yarıyordu ki gerçekten?Bakıyordum hep zaman geçiriyorduk bunlarla.Ama ne yapılabilirdi ki başka?Ruhumun hiçsizlikleri hıçkırıyor,hiçkimse hıçkıramıyor onunki gibi.

Ruhsuzluk bunun tam karşıtı birşey miydi?Yani şu anda hissettiklerimin tam karşıtı?Şu anda tam ne hissettiğimi ben de pek bilemiyordum,zaten gazetemi de çalmışlardı bu yüzden kelime dağarcığım gerilemişti,çünkü sinirlenmiştim,sinirlenince kelime dağarcığım öyle daralırdı ki.Gazeteyi neden alırdı bir insan?Çöp değildi ki bu?Zaten şu daracık yerde insan başka kendisini eğlendirecek birşey bulamıyordu,gidip anca böyle gazetelerle kendini eğlendirebiliyordu.Başka ne yapılabilirdi bu hiçsizliğin memleketinde?Bu söylediklerim bana çok orijinal geliyor şimdilerde fakat aslında hiç de öyle değil,kimbilir kaçıncı kez yazılmıştır böyle şeyler ama önemli olan beni ruhlulaştırması mı?Yani ruhsuzlaştırmanın tam tersi olan birşeye kavuşturması.Evet galiba öyle.En azından ben öyle olduğunu düşünüyorum.

Şu anda ruhum biraz hiçsizlikten arındı,nöronlarım biraz olsun havalanmaya başladı,fakat onları nöron kabadayılarımla indiriyorum havalarını,paçalarını çekiyorum aşağı,bacakları üşümesin diye.Paçaları çok uzunsa alıyorum paçalarını,kızıyorlar bana,bari aldın bize ver diyorlar biz kullanırız o paçaları diyorlar.Fakir tabi insanlar,ufacık paçanın bile lafını yapıyorlar,ufacık kumaş parçası.Ya da nöronlar mı demeliydim?Sonuçta nöronlar da bir nevi insanlar olabilirler,biz kendimize insanlar diyoruz fakat nöronlar da eğer bilinçli şeylerseler bize nöron kendilerine insan diyor olabilirler ve bundan da bizim hiç de haberimiz olmayabilir.Bu habersizlik aslında nöronların arasında sürekli olan iletişimin tam karşıtı birşey ve eğer böyle birşey varsa ben nöronları kendi aralarında oldukça sosyal fakat dışarıya dönük olmayan asosyal oluşumlar olarak tanımlandırabilirim.

12 Şubat 2015 Perşembe

İsmailin acıları(Bölüm 2)

Part 1 'den yaklaşık 5 yıl sonra

İsmail hareket edemiyordu.Yatağına yattığı gibi geri kalkamıyordu.Kalktığını ve yattığını da hatırlamıyordu.Şu anda tek düşündüğü birilerinin onu hayallerinde öldürmeye çalıştığıydı,bunu o da istiyordu o yüzden sorun yoktu.Fakat ne oluyordu böyle?Nefes almakta güçlük çekiyordu.Çok kötü hissediyordu.İyi hissetmek için müzik dinlemeyi düşündü,fakat bu ona iğrenç geldi.Sonra başka şeyler yapabilirdi,ayağa kalkabilirdi.Fakat bunu yapamayacağını düşünüyordu.Tek yaptığı tavana bakmak ve öldürüldüğünü düşünmekti,bu ona bir çeşit zevk ve sanki öldürülemeyeceğini de düşündüğünden bir haz veriyordu,ölümcül bir haz.Ama ölemezdi ki?Durduk yere nasıl ölebilirdi?Sadece çok garip birşeyler oluyordu.Kötü hissediyordu,iyi hissetmeye çalışıyordu kendini,çünkü şu anda hiçbirşey yapmadığı için kötü hissetmesi saçmalıktı,nasıl kötü hissedebilirdi ki?Ah,evet.Kız arkadaşı ona kendisini çok kötü hissettiren şeyler söylemişti,neden böyle şeyler söylediğini bilmiyordu.Ama bu söyledikleri kendisini çok kötü hissetmesine sebep olmuştu.O da bu söylediklerini kendi kafasında tekrarlayarak daha da kötü hissettirdi kendini,şu anda çok garip bir duruma sokmuştu kendini.Ölmek istiyordu,öldürülmek istiyordu.Çünkü ölürse yalnız olabilirdi fakat öldürülürse o kadar da yalnız olmazdı herhalde.Kız arkadaşı bir daha onunla konuşmak istemediğini söylemişti.Ama onunla hala konuşmak istiyordu.Fakat konuşamazdı,daha kötü şeyler söyleyebilirdi,bu sefer daha kötü bir etki yapabilirdi.En kötüsü de onu bir daha görmek istemeyebilirdi,engelleyebilirdi.Ama o kadar da önemli değildi sanki,daha çok onun neden böyle yaptığını merak ediyordu.Varsın konuşmasındı.Neden neden neden?Nasıl bir his birikimiyle içinde böyle birşey söylemişti?Onunla garip şeyler konuşmuştu fakat eğer o istemeseydi konuşmazdı da,amaçsızca konuşmasından ve kendisinin de amaçsızca olmasından mı sıkılmıştı?Off,fakat aslında onu ilgilendirmezdi.Onu seviyordu.Çünkü ona çok sempatik ve aynı zamanda öfkeli geliyordu.Fakat bu yaptığı şey öfke miydi yoksa başka birşey miydi bilmiyordu.Çok üzülüyordu.Onunla kesinlikle bir daha eskisi gibi olamayacaktı.

Ağlıyordu.Nihayet ağlıyordu.Nefes alması da normale dönüyordu,kendini daha iyi hissediyordu.Hatta elinin biraz uzağında bulunan mendile uzandı eli,masanın üstündeki.Yanağına taşan damlaları sildi.Sonra doğruldu yatağında,daha iyi,daha yeğin ağlayabilmek için cenin pozisyonuna girmek istedi önce.Çünkü ne zamandır ağlamıyordu da.Fakat vazgeçti,böyle ağlamak daha iyiydi.Nefes aldı,ve ağlamaya devam etti.Aklından gitmiyordu onun bir daha onunla konuşmayacağı bilgisi,en azından onunla bir daha eskisi gibi olamayacaktı.Gerçi zaten,onunla konuşacağı birşey de kalmamıştı ki?Hep acı vermişti ona,başka da birşey vermemişti diye düşünüyordu.Daha ne olabilirdi ki?

Fakat şimdi içindeki acılık bayağı bir gitmişti,onunla konuştuğundan beri sanki.Rahatlatmıştı o onu bir şekilde.Hayat devam ediyordu şimdi.Fakat ne yapmalıydı?Gerçekten,hayatında acılardan ve hiçbişey olmadığı için olamadığı için yapılan tercihlerden başka birşey kalmamıştı geriye,hiçbirşeyi sevmiyordu,sevdiği birşey yoktu hiç.İnsan hastalanmaz mıydı böyle?Ama bir saniye,sevdiği birkaç sanatçı vardı,hatta bir bu sanatçı grubundan bir tanesinin albümü yakın zamanda çıkacaktı,4 gün sonra filan.Bu kız arkadaşıyla konuştuğu sıralardan beri bunu biliyordu.Şimdi 4 gün daha kalmıştı.Üzülmeyi bıraktı ve albümün çıkışını beklemeye başladı.Zaten albümün 1 tane parçası yayınlanmıştı youtube da.Pek beğenmemişti ama şarkıdaki çok seslilik güzeldi,birçok vokalist seslendirme yapmıştı.

Fakat şimdi yine hiçbirşeyi kalmamıştı,intihar etmeyi düşünüyordu aslında,böyle zaman geçemiyordu.Yıllar öncesinde zaten düşünüyordu bunu yapmayı fakat birşeyler sürekli engel olmuştu ona.Şimdi önünde hiçbir engel yoktu.Ne yapsa bilemedi.En iyisi şu anda uyumaktı,sanırım vücudunda ne serotonin,ne dopamin,ne de onların antisi hormonlar grubundan kalmıştı.Belki artık hepsi bitmişti,yaşadığını anlamıyordu bundan dolayı.Evet,en iyisi uyumaktı,ama o kadar garip bir şekilde sinirliydi ki,bu da o hormonsuzluktan ileri geliyordu herhalde.Fakat sabah koşuya gideceğini düşünerek kendini tatmin etti,koşuda çok rahatlıyordu.Ve nihayet yattı.

8 Şubat 2015 Pazar

İsmail'in başlangıcı(Bölüm 1)

İsmail,yine her zamanki gibi,sabahleyin kalkmış ve bilgisayarının başına oturmuştu.Klavyeyi çok sevdiği ofis mobilyası sandalyesinin üzerine doğru,ellerinin çok rahat yetişeceği bir yere koydu,mouse u da öyle.Şimdi çok rahattı.Bilgisayarı açtı,windows ekranı yükleniyordu.Windows yüklenirken odasının haline baktı,lcd ekranıyla kasasının arasından yattığı kanepeyi ve kanepenin hemen önünde masayı görüyordu.Masanın üzerinde geçen gün börekçiden aldığı böreğin artıkları duruyordu,plastik bir kap içerisinde.Unutmadan toparlarsa babası gelmeden daha rahat ederdi.Bilgisayarı nihayet açılmıştı.Süper hızlı bir bilgisayarı olduğundan,fare imleci hiç bekletme işareti yapmıyordu.Direkt olarak çok sevdiği oyununa tıkladı,anında açıldı oyun yükleyicisi.Play butonuna tıkladı.Sadece burada biraz bekliyordu,fakat kendi bilgisayarının hatası değil yapımcıların hatasıydı bu,en azından o öyle düşünüyordu,ve sinirleniyordu.Biraz daha hızlı açılamaz mıydı şu oyun?Masaya sinirle vurdu.Eli acıdı.Babası uyanıp içeriden ona kızacak diye çok korktu.Her neyse,kızmadı kimse ona.Sonra oyunun giriş ekranına geldi,mavi ve lacivert arası bir renkte atmosfer,beyaz,mavi karlı dağlar vardı giriş ekranında.Ve arkadan bir kuşumsu varlığın uçtuğu görülüyordu.Arkada bir gökdelen de vardı.Kuşumsu varlık,gökdelenin üzerinden doğru süzülüp,taa ekranın en yakın köşesinde bulunan bir tepesine kondu.Ve cırlamaya başladı.Tam o anda giriş müziği de duyulmaya başladı.İsmail,müzik eşliğinde tüylerinin diken diken olduğunu hissediyordu.Sanki o da burada bulunuyor,tam bu tepeden bu kuşumsu varlığı seyrediyor,nispeten korkuyor ve saygı duyuyordu ona.Tam o sırada bacakları kasıldı,çok yanlış bir pozisyonda durduğu için sık sık oluyordu bu.Müziğin bu kısmını ve giriş ekranının bu efektlerini çok sevdiği için,hep biraz geç girerdi oyuna.Fakat şimdi giriyordu,email adresini yazdı,sonra da şifresini.Bir pencere açıldı.Connecting,authenticating,retrieving realm list...Karşısında çok güzel bir kadın duruyordu,kulakları yukarıya doğru,garip mavi gözleri olan bir kadın.Yine bu giriş ekranında olduğu gibi arkada mavi-beyaz bir tema vardı,fakat burası bir içeriydi.Giriş ekranı dış dünya ile ilgiliydi.Burası daha çok bir oda gibiydi.Elinde de kılıcı vardı,masmavi parlayan bir kılıcı vardı bu uzun kulaklı kadının.Daha fazla bekleyemeden Enter'e bastı.Oyun gür bir gürültüyle yüklenmeye başladı.Başında miğfer olan bir adam,açılma ekranını süslüyordu.O da aynı şekilde mavi-beyaz temalarla süslenmiş bir zırhıyla giriş ekranında öyle duruyordu,dinleniyordu adeta.Gözleri de maviydi onun da.Acaba iskandinav ya da Alman kökenli miydi bu insanlar diye düşündü bir an İsmail,ve gülümsedi.Hala hayata bağlıydı ve espri yapabiliyordu.

Bu arada nihayet oyun açılmıştı.Fakat o da neydi?Yine oyun eski ekranına atmıştı İsmail'i,bu ne demek oluyordu?İsmail,bir yandan oyunun yapımcılarına söverken bir yandan sinirle tekrar Enter'e bastı.Enter tuşu hergün bu olayı yaşıyordu.Sert bir şekilde basılıyordu üstüne hep.Zavallı Enter cik.Bir gün çekip gidecekti bir başına yanına shift ve backspace arkadaşlarını da alıp.İsmail çok üzülecekti,onların yerine kağıt mı sıkıştıracaktı şimdi?Gelin diyecekti,gelin tekrar benim tuşum olun diyecekti ama çok geç olacaktı artık bunun için.Pek tabi İsmail,bu muhtemel pişmanlık zincirini hiç düşünmeden fütursuzca Enter'e basıyordu.Loading screen yaklaşık olarak %80 dolmuştu,çok yavaş ilerliyordu.Sanki İsmail,bir disk kontrol etme sistemine yakalanmış da çok yavaş doluyormuş gibi hissediyordu,kendini cmd ekranında gibi hissediyordu.Neredeyse cetvel alıp çok yüksek matematik zekasını da kullanıp % kaç dolduğunu hesaplayası geliyordu İsmail'in.Bunları düşünedursun İsmail,ekran birden doldu.%100 e geldi loading screen.İsmail kız gibi bir çığlık attı,ne zamandır pek konuşmadığı için artık sesi de bir değişik çıkıyordu.Annesi belki İsmail'in eve kız attığını düşünüp sevinebilirdi de,çünkü biraz yüksek sesle çığlık atmıştı sanki.İsmail,bu düşündüklerinden utandı,çünkü çok ilginç olacak ama,hiç kız arkadaşı yoktu.O hep hor görülmüştü kızlarca.Hep dalga geçilmişti,birisi de kalkıp başını okşamamamıştı onun,kızlar yani.Ama tabi bir kız gelip niye başını okşasındı ki onun?Bu kişi ancak ve ancak annesi ya da babası olabilirdi,fakat başının okşanması için gereken yaşı da çoktan geçmişti artık.Bir kız arkadaşının olduğunu hayal etti İsmail,onunla birlikte giriş ekranına mail adreslerini girdiğini,klavyenin yarısına onun bastığını,diğer yarısına da kız arkadaşının bastığını.Ya da klavyeyi onun,fareyi de kız arkadaşının kullandığını ve böylece organize çalışarak giriş ekranına birlikte email ve şifreyi yazdıklarını.Düşünüyordu bunları.Belki ona şans da getirirdi ve böylece şu anda olduğu gibi loading %100 de olduğu gibi beklemek zorunda kalmayıp,direk oyuna girerdi her ne hikmetse.Sonra düşünüyordu,oyundayken at yarışı yaparlardı.İsmailin oyunda tam 58 farklı atı vardı,bazen hangisine bineceğine karar veremiyordu.Hepsi birbirinden güzeldi.Belki kız arkadaşı olsaydı daha iyi karar verirdi hangisine bineceğini,diye düşündü.Raid yaparken belki o hoşbeş bisküvisini yerken,yerdeki ateşlerden kız arkadaşı kaçırırdı onu,çünkü bisküvi yerken elleri hep çikolata olurdu,belki bu sırada kız arkadaşı bu durumu fırsat bilip onu bu lanet olası ateşlerden kaçırırdı,böylece raiddeki healerdan ateşten kaçmayıp kendi healthını düşürdüğü için fırça yemezdi.Sonra belki ona da yedirirdi hoşbeş,fakat o yemek istemezdi,"kilo aldıracaksın bana İsmail,kilo alırsam döverim bak seni haa" derdi.İsmail de "ben seni her halinle severim benim uzun kulaklım" derdi.O da "sahiden uzun mu kulaklarım?" derdi,"yoksa beni başka bir uzun kulaklıyla mı aldatıyorsun?"derdi.Kıskançlık krizinden nasıl çıkaracağını düşünürdü kara kara İsmail,sonra kız arkadaşı ona kızıp yastıkla vurmaya başlardı,o da hafiften sinirlenmiş gibi yapıp "sen görürsün" diyerek başka bir yastıkla ona vurmaya başlardı ve sonunda her taraf yastığın içindeki tüyden olurdu.İsmail hep düşündü bunları o loading screen açılmaya çalışırken,ah bir olsaydı ama.Nihayet,bir geribildirim aldı.Disconnected from the server yazıyordu pencerede.Tekrar denese,birkaç kez denese muhtemelen girerdi oyuna ama artık nedense girmek istemiyordu.Az önceki düşüncelerinden ötürü içine bir pozitif enerji gelmişti sanki,dışarı çıkmak istiyor gibiydi,dışarısı güneşliydi.Evet,dışarı çıkmak güzel bir fikirdi.Neredeyse sıçrayarak banyoya gitti,kendisi de farketmeden pavarotti edasıyla random bir opera şarkısı söylüyordu.Şarkıyı hiç bilmiyordu,sadece bu oynadığı oyundan gördüğü,dinlediği orkestra ekibinin yazdığı müziklere benziyordu,onlardan etkilenmişti daha çok.Şarkı söylediğini farkettiğinde,söylediği şeyi garip buldu,dinlediği orkestral müziklerdeki gibi ne olduğu anlaşılmayan birtakım sözler söylüyordu.Ama yine de mutluydu.Dışarıya çıkıp biraz hava almak isteğiyle banyodan koşarak uzaklaştı,terliklerini dahi giymemişti ki çorapları ıslandı.Yine küfretmeye başlayarak çoraplarını değiştirdi ve kapıyı açtı.Ayakkabılarını giyip 5.kattaki evlerinin merdivenlerden aşağıya adeta sonik edasıyla yuvarlanarak gitti,ve o istediği,hep yaşamak istediği dışarı gitmek hayaline kavuştu.Artık dışarıdaydı.

3 Şubat 2015 Salı

Yakın zamanda artık yaşadığım boşluğun geçeceğini düşünüyorum.Yani yaklaşık 1 yıl sonra filan.Artık ondan sonrası için ise ne olacak hiç bilmiyorum.Belki kendimi sürekli bir şekilde mutlu edebilecek kapasiteye tekrar erişirim.Önceden sahip miydim böyle bir kapasiteye bilmiyorum.Fakat birşeyleri ancak ve ancak kendim yapmalıyım.Ama içimde hala o kadar kötü şeyler var ki.Bilmiyorum hiçbirşey.Mesela wow oynadığım zamanların anılarını hiç hatırlamıyorum artık,fakat güzel vakit geçirmiş olduğumu biliyorum.Sadece ve sadece vakit geçirmek,eğlenmek için yapmıştım,son derece eğlencesiz olan hayatımda bunu da haketmiyor muydum?Fakat işte şimdi hatırlamıyorum,fakat biliyorum bir zamanlar çokça eğlendiğimi.Fakat son zamanlarda yaşadığım şeyleri hatırlıyorum,fakat birşey bilmiyorum.Ne hissettiğimi bilmiyorum.Bir karanlık.Kıskançlık?Birçok şey hisettim aslında.Ama demir adam oldum dışarı vurmadım,pokerface oldum.Az daha düşürüyordum maskeyi ama yine de başardım düşürmemeyi.Hissettiklerimin ne önemi olduğunu da pek bilmiyorum.Ara sıra beni rahatsız etmese bu yaşadığım şeyler,bunların hiçbirisiyle de uğraşmazdım.Hiç de irdelemezdim.

Belki de bunların hiçbiriyle uğraşmayıp "sonuçta seni öldürmüyorlar" gibisinden bir bakış açısıyla baksaydım,birşeyler değişebilirdi hayatımda.Ama kötü hissettiriyorlar,ben kötü hissetmeye dayanamıyorum.Pek fazla uzun süre de kötü hissettmediğim için yeterince alışamadım buna.Yani bazen iyi de olabiliyor kötü hissetmek.Kötü hissetmekten kendimi kötü hissettirmekten kötü duruma düşürmekten zevk alıyorduım,zevk aldığımı hatırlıyorum.Sonuç olarak,bir sonuç yok.Ölmedim.Garip hissediyorum.Kayıp hissediyorum.Ama bu kayıp da yine benim hatam aslında.Daha hayat dolu birisi olabilirdim eğer bu kadar kafaya takmasaydım bazı şeyleri.Bir anda oldu fakat,nasıl olduğunu ben de anlamadım.