2 sene önce hatırlıyorum da kahverengi perdelerimiz vardı evde,ki hala var.Ama o zamanlar eve güneş giriyordu,şimdi nedense güneş girmiyor,giremiyor pek.Eskiden aşırı bir şekilde giriyordu,zaten kahverengi perdeleri onun için takmıştık,güneşin ışıklarını biraz utangaç bir şekilde almak,birazını da uyuyabilmek ve vampirik bir takım işlevlerini gerçekleştirebilmek amacıyla geri yansıtmak amacıyla takmıştık bu perdeleri.O zamanlar,ben de daha çok ortaçağda yaşayan araplar gibi,bu kahverengi perdelerin etkisiyle mi ne herhalde,baya şiirsel,sıcak,depresif fakat yine de iyi zamanlar geçiriyordum.Kedilerimiz vardı o yılda,2012 yılında yani.Çok sıkılınca gidip sarılıyordum onlara,eve alıyordum.Geceleri korku filmleri izleyip,sabaha karşı da ortaçağ filmleri izliyordum,böylece değişik,sofistike birşeyler oluyordu ve sabah olunca ve güneş bu perdelerin arkasından görünüp içeriye yine o utangaç ışıklarını salmaya başlayınca,ve martıların ibnece,kavşakça,yavşakça seslerini duyunca insana bir mayışma geliyordu,insanın dışarı çıkıp biraz insan göresi geliyordu,bende gidiyordum börek alıyordum bu ihtiyacımı gidermek içini,tabi börek alırken bu insan ihtiyacı karşılanmış oluyordu,sıcak bir iki gülümseme,selamlaşma filan.Yaz günleriydi zaten,çok sakin dönemlerdi.Şimdi de güzel,aslında bakarsan hepsi güzel,kendine göre.Rem dinliyordum o zamanlar mesela,birkaç sevdiğim arap sanatçı vardı,araplardaki konuşma yeteneği ve telafuz yeteneği birleşince ortaya müthiş birşey çıkıyor.Rem de buna benzer birşeyler katıyor işte içine,remdeki solistin de telafuz yeteneği iyi,dikkat ediyor buna ve ben de dikkat ediyorum böylece anlaşmış oluyoruz.Sonra daha farklı şeyler denedim mesela,fransızca değişik müziklere baktım,senfoni metal türlerinde değişik şeyler denedim.Baya bir arayış içindeydim ama,bunlar baya konsantrasyon gerektiren şeyler,bir band kaç bin tane albüm çıkarıyor,hepsini nasıl dinleyebilirsin ki?
Ondan sonra,bazı izlediğim,takip ettiğim müzik dinleyen insanların kanallarından,random müzik seçip ayırdım birkaç tane.Yani aşağı yukarı hepsi aynı kalitedeydi,danimarkalı nephew vardı mesela çok iyiydi,nephew-descendants of king canute dinlemiştim,ayrı bir havası vardı.Nephew aynı zamanda dancada da müzikler yapıyordu,bu da güzeldi.Ama danca biraz barbarik geliyordu,metal için iyi olabilir aslında.Rammsteina benziyordu biraz ama şeyleri farklıydı tabi,rammstein daha ağır bir metal tarzında,ben daha çok söyleyiş tarzı manasında demiştim.Sokayım metal tarzına,söyleyiş daha önemli benim için şu anda.Dil önemli,enstrümanlar çok önemli değil henüz.O bakımdan bakınca,nephew biraz fazla kabaydı,ama seriydi.Rammstein biraz daha pasifti.Ondan sonra biraz daha değişik şeylere yöneldim,danca birkaç grup daha vardı ama adlarını hatırlamıyorum,ingilizce yaptıkları için artık sıkıyordu yani illaki,müzik benim hayatım değildi ki,yıllarımı arayış içinde geçiremezdim müzik için.
Sonra rusça müziklere baktım ama rusça da iyi yapan yoktu,aslında birileri başlatsa iyi olabilirdi herhalde rusçadan da birşeyler.İsveççe müziklere baktım,bunlar arasında Kent çok iyiydi,zaten takip ettiğim müzik dehası olan şahıstan da dinlemiştim daha öncesinde,özellikle vapen&ammunation albümü çok iyiydi,söyleyiş açısından yumuşak bir tondaydı ama tabi beğenmediğim yönleri de vardı,yine de sevmiştim ısınmıştım bu gruba.Hagnesta hill albümüne baktım mesela,ilk başta isveççesi pek sarmadı,kaba,kısa ve heyecansız kelimeler vardı,iticiydi biraz,ama tamamen değil.İngilizcesi biraz daha iyiydi.Gerçi o zamanlar bir albüm olarak bakmıyordum olaylara,albüm albüm incelenmiyordu ki,önce grubu aşağı yukarı her şekilde incelemek gerekiyordu.Ama uzun zaman gerektiriyordu ve ne gereksiz bir çabaydı bu.Her neyse dedim,birkaç daha devam ettim.Du&Jag döden çok hoştu,kullanılan enstrümanları da beğenmiştim.Ama daha sonraki Tillbaka Till Samtiden albümü filan çok daha deneysel kalıyordu,yani adamlar çok fazla değişik tarz deniyorlardı,şaşırıp kalmıştım ben.Hagnesta hill de gitarlar falan,du&jag döden de death metal tarzımsı enstrümanlar(götünden salla dur tabi he death metal he),yani hayır ben ayrım yapmıyorum ama daha nasıl tanımlayayım kafamdaki şeyi?Mesela max 500 deki dıdıdı enstrümanını çok severdim ben eskiden beri(he dıdıdıdı dedin çok anlaşıldı)
Öff işte be,karıştırma orasını burasını.Bu grup biraz daha deneysel bir çizgi izliyorlardı,neye güvenerek bunu yapıyorlardı bilmiyorum,ama aşağı yukarı zamanla alışmaya başladım.Sanırım melodisel yeteneklerine güveniyorlardı,sözleri bazen saçma geliyordu,bazen absürt.Ama zamanla alışınca birşeyler oluşmaya başladı.Hatta zamanla bu grubun bu kadar deneysel çalışma yapmasını bu özelliklerine bağlamaya başlayıp onları aşağılamaya da başladım,ben de böyle yeteneğe sahip olsaydım ben de denerdim böyle şeyler gibi.Ama neyse yani sonuçta adamlar para kazanıyor bu işten,yeter ki yapsınlar birşeyler.Daha sonra incelediğimde şarkı sözleri de mantıklı gelmeye başladı,çoğunlukla ironikti anladığım kadarıyla,ve biraz kültürel şeyler içerdiğinden anlaşılmıyor ve isveççe den de ingilizceye o kadar iyi çevrilmiyordu çoğu zaman.İngilizceye çünkü türkçeye çevirince iyi olmuyor,daha doğrusu google translate den çevirilmiyor.Ben bu grubu tanıdığım zamanlarda da yeni albüm çıkarmışlardı,2012 de yani.Orda da dinlediğimde çok daha değişmişlerdi,tamamen bambaşka olmuşlardı,ondan önceki albümlerde de daha çok elektronik,elektronikleşme çabası içerisindeydiler zaten,şimdi de üstelik biraz daha ironikten ziyade,umutlu bir havaya bürünmüşlerdi,yani ilk dinleyişte öyle hissettiriyordu insanlara.Nefret ettim adamlardan,bu ne pislik,bu ne bohemiydi böyle ya.Ama daha sonra onu da beğenmiştim yani aşağı yukarı,sonuçta kendi hayatımdı,ben beğenmekten,daha doğrusu beğenirken,insanların daha önce gördüğüm beğenişlerini benimsediğim,özendiğim için,kendi egomla birşeyleri beğenemiyordum galiba,ya da diyordum ki aha onlar böyle beğeniyor,yani yüz işaretlerinden filan bakılırsa tam olarak şöyle hissedilerek beğeniliyor herhalde,falan filan.Kendi kendime oyun oynuyordum böyle işte.
Bunları niye anlattım bilmiyorum.Bilmek istemiyorum.İşte bu 2012 zamanlarımı falan filan özetlemek istedim böyle,baya bir yenilenme çabası içerisinde geçirdim böyle kendimi,bolca kitap da okumuştum aynı zamanda,şiire de biraz daha ilgi göstermiştim gerçi ama kendi şiirime ilgi göstermiştim daha çok,kendi şiirselliğime.Wow oynadığım zamanların da belli bir şiirselliği vardı çünkü,ya da çok daha eskisinin.Aslında zaten kimse görmezken,kimse bilmezken,kimsenin bilmediğini sandığım her zamanda bir şiirsellik var.
2012 deki zamanlarım çok güzel bir checkpoint noktası olabilir mesela,ama her neyse işte yaşıyoruz gidiyoruz.Şu an bile çok güzel bir checkpoint noktası olabilir benim için,ama gerek yok,benim kendi bireyselliğim var.Şimdi ayağa kalkacağım ve banyo yapmaya gideceğim,heyya heyya heeey,heyya heyya heeey.Dırıdırırdırırdırdırı lı enstrüman çalıyor arkaplanda(hee çok anlaşıldı öyle yazdın ya...)Lan nasıl anlaşılmaz?var ya hani dırı dırı dırı dıt dırı dıt dırı.:D yazıyorum sana sadece.Ama 2012 yılında sıcak su yoktu bizde.NEIN!DAT DAS IST MEIN TEIL;NEIN! Üşüyorum ana,ama ne yapalım,vücut mecbur buna.Aslında o kadar soğuk değil,yaz ayı olduğu için hoşuma gidiyor hatta.Ama kışın ne yapıcaz bilmiyorum.Ben yine de vinternoll2 açıyorum kafamda,üşüyerek gebermeyeyim diye,tıpkı yalnızlığa karşı ıslık çalmak gibi.Ama o zamanlar fena etkili oluyordu yani,frost giant gibi hissediyordum kendimi.A praus,yervill,samfehkt,saht,fsjosha maur,pheref thar,tel forest dıs lark,eş dost.Sen sus pis atlantean!Geç kenara,norse edebiyatı yapıyoruz burda oç!Varsa tabi!Sus lan,thor çarpar seni!İt!
Banyo zamanı...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder