30 Haziran 2014 Pazartesi

Artık öyle hissetmiyorum işte,tam olarak nasıl hissediyorum bilmiyorum ama,artık öyle hissetmiyorum.Yaşadıklarımı tecrübe olarak da saymayacağım,gözlerim yok mu benim?Her seferinde baştan yaşayabilirim,tecrübe gibi bir değeri kabul edip de toplum arasına böyle katılmaya niyetim yok,en azından böyle değil.Göreceğim,ve yapacağım kafamdakini,vicdanımdakini.




29 Haziran 2014 Pazar

Ben 2

Sokağa çıkmıştım,daha doğrusu apartman kapısından dışarı çıkmıştım.Uzun süreden beri evde olduğumdan ve dışarı çıkamadığımdan,sürekli eşyaları inceliyordum evde;değişik renklerde,değişik yerlerde ahşap eşyalar,metal açıcaklı dolaplar,ve insanın görünce üç boyutlu çizdirttiren şekilde yapılmış çeşitli kütüphaneler geliyordu artık aklıma her yerde bu yüzden,ve ben de artık eşyaları incelemeyi bıraktım,ya da ara verdim,ya da bunu istedim mi bilmiyorum ama,her neyse;dışardaydım artık şu anda bir şekilde.Bir an tereddüt ettim acaba geri dönsem mi diye,çünkü burada pek birşey yoktu yapılacak,ama belki bahçede karıncalar filan izlenebilirdi,ya da bahçedeki ot türlerini öylece seyredebilirdim,ya da belki de o apartmanın alt kısmına rastgelen ve bizim dairedeki balkonun da alt kısmı olan o korkunç köşeye gidip,oradaki hamam böceklerini,karafatmaları inceleyebilirdim.Erikleri de inceleyebilirdim mesela,ama karşı komşunundu bu erik ağacı ve her an çıkıp "yeme ulan benim eriklerimi eşşoleşşek!" deme riski vardı,ve çok da üstteydi zaten erişemezdim.Ya da,çamaşır ipine asılıp birşeyler yapabilirdim mi belki?Yok daha neler,elimi keserdi çamaşır ipi,kesmez miydi?Bilmem,denemek gerekir.Ya da boşver denemeyelim,şu garip bir şekilde çok güzel derisi olan ağacı inceleyelim biraz,pürüzsüz bir derisi vardı bu ağacın.Ben böyle pürüzsüz ve hiç kovuğu olmayan ağaç görmemiştim,üzerinde karınca bile gezmiyordu herhalde bu pürüzsüzlüğünden.Öylece eğilip gidiyordu,eskiden bununla karşıdaki iğde ağacı arasında top oynardık birileriyle,canımız sıkıldıkça.Ve hatta bir keresinde yüzüme top gelmişti feci şekilde,çok kötü acımıştı.Sonra banklara oturup çeşitli saçmalıklar yapmıştık,ne yapmıştık bilmiyorum ama bayağı saçmaydı.Bankların rengi çok güzeldi ama,ve sırf belki de bu yüzden zaman zaman gidip bu banka oturup apartmana gelen gideni izlemeyi severdim,belki birisi bir selam verirdi,ya da başımı okşayabilirdi,sevebilirdi belki.

Sonra gittim,beklemekten sıkıldım ve gittim o izlediğim kapıya,açtım onu ve dışarı çıktım.Karşımda,pürüzsüz tarlalar duruyordu,çok pürüzsüzlerdi ve onların pürüzsüzlüğünü kıskandım.İçimde yumruk şeklinde,tarif edilemez birşey belirdi,sert gibiydi ve fakat ama aynı zamanda da yumuşak gibiydi,sıkıyordum ruhumdaki elimle onu,fakat sıktıkça daha da sinirleniyordum sanki,sıkılabilir birşey miydi ki bu?Sıkıyordum,daha da yumuşuyordu,başta çok sertti,bu yüzden bayağı bir sıkmak zorunda kalıyordum ve birden yumuşuyordu,el kaslarım bu değişikliğe dayanamayıp kendini öyle bir salıyordu ki rahatlıyordum bundan.Sonra,3 boyutlu şeyler belirdi içimde,daha doğrusu 3 boyutludan dört boyutluya geçiş formu gibi birşeylerdi bunlar,çok gariplerdi.Bir cismin her tarafından bakılışının çizimi gibiydi.Sağdan soldan üstten alttan,360 bin derece etrafında her yönden.

Sonra arabaya bindim buradan tam önüme gelen.Ve onunla,yamuk bir yolculuk yaptım,ben kullanıyordum galiba ve ilk defaya göre gayet de iyi kullanıyordum,bundan çok korkuyordum aslında,çünkü birilerinin olmaması aşırı zordu benim için,nasıl birileri olmazdı yanımda?Ama işte buradaydım,araba kullanıyordum ve yol yokuşlu ve eğimliydi,böyle umutsuzluklar için vakit kaybedemezdim çünkü direksiyon hala bendeydi.Peki o zaman niye arabayı durdurup inmedim?İnemedim?Daireler çiziyordum üstelik,ne olduğu,ne idüğü belirsiz garip daireler.Araba kullanmayı öğreniyordum mu desem ama bu sefer de gerek yoktu buna çünkü gayet iyi kullanıyordum,korkuyordum bu yalnızlıktan ama bir o kadar da iyi kullanıyordum.Galiba korkum,bu arabayı benim kullanıyor olmamdandı.Ve yalnızdım,tamamen,ruhsal olarak da maddi olarak da,kimse yoktu içimde ve yanımda.Belki uzaktaki evlerin,içindeki eşyalarla,içinde olabilecek muhtemel eşyalarla kendimi avutuyordum ufaktan biraz ama yine de bunlar belli belirsiz,sağa sola dönüyorum sürekli ve sağımdaki solumdaki evleri bile zor görüyorum.

Sonra bundan da sıkıldım,ve kendimi korku filmi izlerken buldum eve gitmiş halde,ne vakit gece olmuştu anlayabilmiş değildim,ama öyleydi işte.Taa,uzakta,yine o çardağın oradan taa buraya,oturma odasına gürültüler geliyordu,şenlik vardı,ve ben burda korku filmi izliyordum.İzlediğim korku filmindeki kadının boynu da ne kadar uzundu,kesin sporcuydu bu.Böyle uzun boyunlu bir oyuncu olamazdı,aman tanrım ve son derece korkunçtu da,benim karşıma çıksaydı tek diyebileceğim veya yapabileceğim şey bana zarar vermemesi için yalvarmak.Tek hamlede beni tutup duvara fırlatabilirdi ve parçalayabilirmiş gibi geliyordu.Ağzının bir açılışı vardı ki...Gözlerimi kapatıyorum,kapattım çünkü çok korkunç.Ve açtığımda,kendimi daha korkunç bir yerde buluyorum,hiç penceresi bulunmayan ve rahatsız edici derecede sıcak bir yer,muhtemelen bir dükkanın müstakil üst katı,ve burada yataklar var ve ben burada yatıyorum,fakat penceresiz ve üstelik böylesine sıcak yerde nasıl yatılabilir?Nefessiz kalıyorum ve dışarı çıkıyorum,çıktığım gibi odadaki televizyondan sesler gelmeye başlıyor,muhtemelen güzel bir filmdeki bir kadının kocasını uyandırmak için yalvarmasının sesi.Kocası uyanmıyor,ya da belki zombi olmuştur.Eh.Sonra öylesine öfkeleniyorum ki hemen karşımdaki mavi demir kapıyı bir yumrukta kırıyorum ve karşımda bar gibi bir ortam görünüyor.Burada ne güzel satranç oynanırdı diye düşünüyorum,niye böyle düşünüyorum bilmiyorum,fakat böyle bir ortamda bu bazı itici insanlar arasında inadına böyle birşey yapmak geliyor aklıma belki.Ve o sevdiğim bir kaç insanla dans ediyorum,çok güzel dans ediyorlar,ama benim gözler yanık,devreler bitmiş,neden dans edersiniz ki benimle?Why do I exist anyway?Gözlerime bakıyor üstelik,seviyordu galiba bir zamanlar o da beni.Eh.Sonra birden irkintiyle uyanıveriyorum,meğerse evdeymişim ve rüya görüyormuşum,bilgisayarın başında o günün fotoğraflarına bakarken,oldukça çirkin görünüyorum.Ama bunlar,birtakım unutulmaz anılar,benim için.O yüzden idare etmek zorundayım.Tişortümü hiç beğenmiyorum orada giydiğim,çocuk gibi durmuş resmen.Kendime kafa atmak istiyorum,kendime kabadayılık taslamak istiyorum.

Sonra annem geliyor,ve giyinip beraber bir okula gidiyoruz,çok güzel bir yerdeki okula.Okula giderkenki yolda,çok uzun bir apartman görüyorum,apartmanın çok üst katlarında bir dairede,birşey görüyorum ve bu beni öylesine cezbediyor ki,kendimi orada hayal ediyorum,bunu öylesine istiyorum ki,sadece başka biri olmak,niye olamıyorum acaba?Annem zorla elimden çekiştiriyor ve gidiyoruz.Okula giriyoruz.Sağdan soldan çok güzel kızlar geçiyor,utanıyorum.Bana bakarlar mı acaba?Aman,onlar da insan,niye bakmasınlar canım?Sonra oradan da çıkıyoruz ve eve taksiyle gidiyoruz.Daha sonra buraların yine benim palasımda önemli bir konumda yer alacağını nereden bilebilirim,yani bu caddenin daha doğrusu,bu mekanın,bu yerin.Sonuçta,o anılar da hayatımın en önemli kareleriydi,ya da öylemiydi bilmiyorum,palasımda önemli bir yer kaplayıp kaplamadığını da bilmiyorum.Ama öylesine öldürücü,kendimi öldürttürecek bir hale sokmuştu ki beni,ya da ben öyle olmak istedim,bilmiyorum.Herkes çok egzotikti,neden bu egzotiklik?Öldürücü bir egzotivite.Ama aslında o kadar da değil,ben sadece özensizim ve bu egzotivite nin yanında sönük kalıyorum biraz.Ben egzotik değil miyim?Hayır bunu yapmamlıyım,böyle önemli bir sorunu böyle çözebilir miyim ki?Çözemez miyim?Çözersem,kendime ihanet olmaz mı peki?Olur mu ki?Bilmem.Neyse.

Tabi taksiyle giderken bunları düşünmüyordum yani,yok daha neler,müneccim değiliz.Sonra başka bir okula daha gidiyoruz.Burası da hayallerimin okulu,aslında bakarsanız bana her yer hayallerimin okulu.Belki o mor okul da hayallerimin okuluydu,bilmiyorum.Orası da aşırı egzotikti...

Müdürün odasını beğeniyorum bu okulda da,acaba bu odayı bana vermesini dilesem verir miydi?Vermezdi.Vazgeçiyorum,onlar da vazgeçiyorlar ve geri dönüyoruz.Hıh!Zaten boktan bir okuldu.

Ve eve gidiyoruz,ben de her zaman yaptığım şeye geri dönüyorum yavaş yavaş,hayat geri dönüyor benim için.Ve daha ne olduğunu anlayamadan,beni başka egzotik bir okula götürüyorlar,üstelik aç acına.Yine kızlar var etrafta,utanıyorum yine.Masmavi giysiler içerisindeler bu sefer hem de,hem heyecanlanıyorum yakında bunlarla konuşabileceğim için,hem de arkadaş edinebileceğim için.Hep yaptığım şeyden kurtulurum belki diye.Ve fakat aslında okadar utanmıyorum da,son derece cesurum,fakat aslında bakarsanız hep aç acınayım genelde,bu çok can sıkıcı.Sonra bir kız görüyorum,gözleri öylesine uykulu ki,belli oluyor,aşırı mahmurlaşmış.Çok komik geliyor bu bana ve gülüyorum.Yanında da arkadaşları var,çok garip şeyler.Birkaç arkadaşım var.Sağda solda,yüzlerini görüyorum,fakat konuşmuyorum o kadar da.Sonra birden o mahmur kız bana doğru geliyor,birşeyler konuşuyoruz,yüzüme sanki hep birşeyler bekliyormuş gibi bakıyor,ben de pek şaşırmıyorum,herkes benden birşeyler bekliyor zaten,ama zamanla iyi arkadaş gibi birşeyler oluyoruz,kanımız kaynaşıyor böyle,çok sıcakkanlılar,ama ben yetersizim hep,yetersiz miyim?Ne açıdan ki?Sonra birden,başka bir sınıfa geçiyoruz,üst bir sınıf.Daha sıcakkanlı artık o kız ve birkaç kişi daha var yanımızda.Onlarla eğleniyoruz,hatta en çok eğlenen biziz.Çok süperiz.Sonra birden,birşeyler oluyor ve bizi aşağıya getiriyorlar.Ve her ne oluyorsa artık,ayrılma baş gösteriyor,üstelik burası çok karanlık.Herkes birşeyler konuşuyor,ama aslında ya herkes hiç yoksa?Herkes diye birşey olmamışsa?İnsanlar sadece benzer yaratılışlıysa?O zaman bütün bildiklerim yalan olurdu.Ne biliyordum ki?Benim için konuştuğum insan önemliydi,konuşmadığım insanla zamanla zaten oturturdum mesafeyi,ama o kişi oturturmuydu bilinmezdi,beni kaldıramazdı belki.

Ve sonra tamamen ayrıldık,uzaklaştık.Birileri daha geldi sınıfa,çok neşeli birileri,eğlendik bolca.Sonra birden,yepyeni bir sınıfa geçiyoruz.Hayat dolu bir sınıf,fakat tezatlık işte,bu sefer de çok az kişi var.Ve,kızlar var yine ve yine utanıyorum.Ama o kadar sorun değil,en azından ben hala benim.Trigonometri!Ne boktan şey.Saçmalık.Sarı saçlı bir kız görüyorüm,oldukça sempatik,çıtıpıtı,insana neşe veriyor,ve dans ediyor,yanında bir adam,genç,dans ediyorlar.Genç,biraz sert tavırlı,dansa pek uymuyor kanaatimce çünkü kolları çok sert,eğrimiyor,yumuşamıyor.Sonra birden buradan da çekiliyorum ve o eski karanlık sınıfıma gidiyorum,fakat bu sefer sınıf bomboş,bomboş...Ufaktan melodiler yükseliyor,ve insanalr gelmeye başlıyor.Hoyra rira rira hey,ne boktan bir beste.Ama güçlü.Sonra yine tekrar sıralı haline geri dönüyorum.Gülüşüyoruz,bir sırada 3 kişi oturup ne idüğü belirsiz bir şeye gülüşüyoruz,neden gülüyoruz ulan diye sorasım geliyor,bilmiyorum.

Sonra,başka sınıfa geçiyoruz,burası daha güzel,dışarı bakıyor,dışarı çıkmaya hiç gerek yok bu yüzden,böyle düşünüyorum aynen.İşte ben buyum.Sonra,haydari bir şekilde hıphızlı geçiyor skul,ne olduğunu anlamıyoruz.Fakat ben sürekli kendimi yenilemeye,ve birşeyler öğretmeye çalışıyorum herkese,bu konuda çok iyi olduğumu düşünüyorum.Sürekli bağrışıyorlar fakat,ve marş söylüyorlar.Görmüyorum onları bu yüzden,onları görenleri de görmüyorum,benim dışımda olsunlar bakalım.

Sonra tam başka birşeyler daha olacak gibi derken,olmuyor.Hiçbirşey olmuyor,yine aynı yerdeyim hala aynı yerdeyiz,hepimiz.Birşeyler var,herşey yok.Derken,artık yavaş yavaş kendimi kaybediyorum.Artık başka birşey olacak mı,merak ediyorum,çok alışıyorum belli ki bu hayata,eğer bu biterse,ne yapacağımı bilemiyorum.Ve bende kritisizm de buluyorum avuntumu,herşeye kritisizm.Herşeye.Herkese.

Sonra birden yine o eski yere gidiyorum,birşeyler tamamlanmamış henüz,o eski karanlık sınıfa.Gülüyoruz yine her zamanki gibi,ve arkadaki peteği de unutmuyoruz,dönüp dönüp ona da bakışlar atıyoruz ve sanki petek de bundan memnun olmuş gibi zilin daha erken çalmasına sebep olabilecek birtakım şeylere sebebiyet veriyor ve özgürlüğümüze kavuşuyoruz,bunu o peteğe tekrar giderek ve ona yapışarak ona olan sevgimizi gösteriyoruz,yani sadece ben gösteriyorum galiba.Ve sürekli konuşuyoruz,konuşuyoruz,çeşitli pislikler yapıyoruz.Ne yapıyoruz hiç anlayamıyorum gerçekten,anlamak da istemiyorum artık.Sonra,kimya labına giriyoruz.Sert bir adam var,çok sert.Galiba bir albay.Elinden gelse hepimizi döver,yok be dövemez,çok yumuşak yüzlü ve gözlü.Ereksiyon oluyorum,sanki ereksiyon olacak başka bir yer yokmuş gibi,utanıyorum.Hiç bir sebep de yok oysaki,ve bende o anki panikle oradaki muslukları kurcalıyorum,sağa sola bakınıyorum.Ve tekrar o aydınlık sınıfa geri dönüyorum.Ve evet,yine o caddede bir yerlerdeyiz,hatta o caddede 2 yerde birdeniz,ve başkaları da var artık,yeni birileri,ve eğleniyoruz galiba biraz,biraz daha baskı olmasa daha iyi hissedeceğim fakat ne yapalım,böyleyiz işte biz,gülümseyemiyorum bile hiç,sarılamıyorum bile,bakınıyorum sadece sağıma soluma.Ama yine de beraber sayılırız.Yalnız değiliz o kadar da.Kendimizi veremiyoruz birşeylere,ama yine de mutlu gibi birşey diyebiliriz.Ve,birden yine o ekzotivitenin kaynağına gidiyorum,o mahmur gözlü kızın yüzüne bakıyorum o karanlık odada,karanlık boktan yerde,soldan,insanların,gelen geçen insanların ayak sesleri ve hurdacıların ve simitçilerin sesleri okulun zil sesine karışıyor,sonra ben o mahmur gözlü kıza bakmaya devam ediyorum,bakmıyor muym?Bakıyorum galiba,ama fakat sıkıcılık oluyor,yine de öyle bir sıkıcılık değil,sanki daha sonra aşılabilecek bir sıkıcılık,ve bu yüzden geriniyorum şöyle bir.Ve ön tarafta bir hareketlenme oluyor,miniminnacık,başka bir kız,müthiş utangaç ve korkak tavırlarıyla yerinden kalkıyor,çok yadırgıyorum bunu bir kız için,kızların beni utandırması gerekirken neden onlar utanıyorlar?Sanki etrafa ışık saçıyor ama bu utangaçlığı,cesaretlendiriyor utangaçlığıyla.Acaba ben de utangaçlığımla kızları cesaretlendiriyor muydum?Fakat utandığımı nerden anlayabilirlerdi ki?Bu gerçekten benim gibi birisinden anlaşılamazdı,hiçbirşey anlaşılamazdı benden.Her neyse,bu an bana bir an yeni bir yaşama gücü veriyor,herşeyi deneyebilmek için,herşeyi yapabilmek için.Sanki,o anki utangaçlığıyla,herkese birşeyler söylüyor,ama aslında hiçbirşey söylemiyor gibiydi.Ama o an geçtikten sonra yine utandım.Ve evet,şimdi bu yine karanlık olan bu yerde,belli bir zaman sonra yine utanıyorum,ama gerçekten o kadar önemli değil,bu o kadar önemli bir zaman dilimi değil,bu hayat ve biz yaşıyoruz galiba.Yaşıyor muyuz ki?Şöyle bir bakıyorum o anın yıldızı olan kişiye,ve diğer çok değerli insanlara,evet yaşıyoruz diye bir cevap alıyorum sanki onlardan.Tamam o zaman,panik yapmaya gerek yok,hiç gerek yoktu.Ondan sonra da öyle yaşamaya devam ettik işte,birtakım ikramlarla,ve birtakım vandallıklarla,bölmek istemediğim vandallıklarla ve sakarlıklarla,yaşamaktayız,öylece.Ve böylece kendimi buluyorum,biraz da.Aha,işte buradayım.Aha meğerse yaşıyormuşum burada.

23 Haziran 2014 Pazartesi

Yıllardan sonra gelen hotfix

Evet,yakın zamanda,yıllar önce oluşan ufacık bir bugın ardını takip ettik,yıllarca takip etmedik tabii ki,bilmiyoruz etmiş de olabiliriz,belki de yıllardan beri ardını takip ediyorduk da sonra birden bunu unutuverdik,sadece yıllar sonra buna bir hotfix attık.Bu bugdan daha önce haberimiz var mıydı bilmiyoruz,sadece zaman zaman olduğunu biliyorduk,bir bakıyorduk ki böyle bir bug varmış.Ama o kadar aksiyon içinde bu görmek ve bakmak olayı arasında bakmak filline daha çok benziyordu mesela,bakıyorduk biz buga,o da bize bakıyordu.Belki o kadar aklımıza takılmamıştı,ama bilmiyoruz.Niye yıllardan sonra çözdük onu da bilmiyoruz,yeterince şikayet mi yoktu,belki de hoşumuza mı gidiyordu bu bug,bilmiyoruz.Yıllar içinde çalıştık mı bu bugı çözmek için yoksa yıllar sonra "aaa bak böyle bir bug vardı şunu çözelim unutmadan" diyip de birden çözmeye mi giriştik,ya da yoksa önceden beridir biliyorduk ve düzensiz karakterimiz yüzünden "kim uğraşacak yaa" gibisinden fiillerle kendimizi mi eğlendiriyorduk,ya da "hayat zaten bir bug değil midir?" tarzı boş beleş felsefi uğraşlarla kendimizi mi kandırıyorduk,bilmiyoruz.Belki de hatırlamıyoruz,aslında daha çok hatırlamıyoruz.Birşeyler oldu,oluverdi,biz de şaşırdık.Ve birden bu bugı gördük,ve bunu fixlemeye karar verdik.Zaman kaybettiriyordu bize çünkü,bunca zamandır bize zaman kaybettiriyor muydu peki,onu da bilmiyoruz,olsa farketmez miydik?Farkeder miydik ki?Bilmiyoruz onu da.Daha doğrusu hatırlamıyoruz hiçbirşey.Tek bildiğimiz,bu bugı şimdi gördüğümüz,ve fixlemek istediğimiz,düzeltmek istediğimiz.Ve işte şimdi de yaptık hatta,hotfix attık.Gerçi,yıllardan sonra atılan şey hotfix olmuyor galiba ama neyse,bizim ki hotfix sayılabilir zira bizim düşünme,çalışma mekanizmamız çok yavaş olduğu için bize hepsi hotfix.Şu anda da hayvanca gülüyoruz aptallığımıza,mühendisimizden,çizimcimize kadar hepsi oturmuş koca bir ekranda gülüyorlar,neye gülüyorlar ben de bilmiyoruz.. Ahaha bunu mu çözememişiz biz yıllardır diye gülüyor sanırım bir çoğu,yıllardır çözemediğimiz ney ki?Yıllardır göremediğimiz veyahut yıllardır görüp ama şimdi hatırlayamadığımız birşey olabilir fakat bu nasıl bir saygısızlıktır eğer öyle düşünüyorlarsa?Bir bug olsaydı ve biz bunu görseydik muhtemelen çözerdik ya da en azından bildirirdik böyle bir bugu destek ekibimize.Yani yıllardır belki de göze batmayan birşeydi de şimdi mi gözümüze batmaya başladı,bilmiyoruz.Sadece bir bug vardı,ama artık yok.Hem böyle bunu mu çözememişiz demek de ne saçmalıktır?Bunun çözülmüş hali nasıl birşeydir ki bu kişi böyle gülebilmektedir?Hangisi gülüyor ulan?Bilmiyorum,ama gülüyorlardır kesin içlerinden.Yani,demem o ki bunun çözülmüş hali nasıldır ki bu kişiler böyle gülebilmektedirler?Kafalarında bir şablon mu vardır bunların işin çözülmüş hali diye?Ya da iş çözmek,bugları düzeltmek adına bir şablon?"Bug,böyle düzeltilir" gibi?

Tamam ya.Düzelttik işte bugı,böyle böyle şöyle şöyle.Artık herkes işine baksın derim geçerim ben.Peki,bu bug nasıl birşeydi ki?Hep bizi sıkılmamak adına birşekilde zorluyor muydu?Yoksa hatırlayamadığımız için mi böyle konuşuyorum?Yoksa belki taa en başından beri hatırlayamadığım için mi böyle bir bug var?Yani aslında normalde böyle bir bug yoksa?Fakat eğer normalde böyle bir bug yoksa bu adamlar neye öyle gülüyorlardı "bunu mu çözememişiz yıllardır ehehe" diye?KİM GÜLÜYORDU ULAN?Bilmem,gülmüyorlar mıydı?Yani,eğer ortada bir bug varsa,evet desinler,burada biz bir bug görüyoruz,desinler,hepimiz öyle demez miyiz?Biz insanlar,aha burada bir bug görüyorum demez miyiz mesela?Yani bu adamlar boşa mı çalışıyor önüne patron neyi yanlış koyarsa,neyi doğru koyarsa sırf patronun istediği şekilde,hatta ve hatta kendi işini bile unutup da bugın olup olmadığını,neyin bug olup olmadığını da unutup da sadece parasını almak ve gitmek adına,sadece ve sadece patronun yani benim ağzımdan çıkan herşeyi bir anda yerine oturtup da beni belki de benden daha iyi anlayan bir sisteme oturtması,hatta bu yolla benle dalga geçmesi çok garip değil mi?Ama gülmüyor değil mi?Gülmüyor mu?Ama hiçbirşey de söylemiyor.Fakat ben sorarsam,pardon biz ne yapıyorduk diye,bir patron olarak zor duruma düşmez miyim?Zor durum da nedir?Neden böyle bir tanıma ihtiyaç duymuşum zor durum diye?Bence,çok fazla kaptırmışım herşeye.Tamam ulan,bug mug yok,vazgeçtim ben.

Şöyle ki;bug birilerinin içinde yaşamayı gerektiriyordu,onların düşüncelerinde yaşamayı,onlar adına onların düşüncelerinin içinde yaşamayı gerektiriyordu,bu da ana serveri yoruyordu ve trafik akışını engelleyip bize zaman kaybı oluşutuyordu.Şimdi de aldığımız yeni haberlere göre,önümüzü görmemize de engel oluyormuş çoğu zaman bu bug.Ama demek ki,önümüzü göremediğimiz zamanın hallerine öyle alışmışız ki zamanla,bunu da farkedememişiz.Hayatımız fazla izole edildiğinden,artık izole edilmek bize koymaz hale gelmiş.Izole demişken,Isola albümü de çok güzeldi,trubass mıdır nedir,bi de gitar efektleri çok iyiydi.Bana başta çok fazla karanlık bir hava ihtiva ettiğini düşündürdüğünden,uzunca bir süre dinlemedim ama düşündüğümden daha yumuşak,daha normal.Eğer benim ne istediğim önemliyse,düşündüğümden çok daha kötü sayılabilir,çünkü genelde başlarda badass bir melodiyle giriyor müziğe,sonrasında anasını belliyor afedersiniz iyice efektler karışıyor,bu yüzden içindeki slow parçalar çok daha iyi her ne kadar içinde badass melodiler de olsa da.Genel olarak band için çok çok iyi bir pozisyonda isola.

9 Haziran 2014 Pazartesi

İçten gelen,şiirsel gibi gelen fakat ne idüğü belirsiz olan bir takım kelime toplulukları

1
Bir sabah kalktım,herşey yine aynı gibi
Acaba onlar da bana yardım eder mi ki
Sanki hiç acımazmış gibi kabul edemezler mi ki
Yoksa bu bir çelişki midir ki

2
Olmayan bu hayallerim mi yoksa krizlerim mi
Geldi,fakat vuramadı işte yeterince,öldüremedi
İçimdeki bu satırları döktüren bilinmeyen şeyi
Yoksa bilinmek istemedi mi
Sessizce yükselen bir sinir dalgası gibi
Gerilerden gelip birden zorlarcasına garip tepkilere seni
Geometrik dalgalanmaları oluşturan duygular gibi
Sanki çağırır içimde bir yerlere,burası aslında hep senindi
Neden yırttın,bastın üzerime şimdi?
Oysa sen kalmayacak mıydın yine bana o zamandan beri?
Dizeler de mantıksızlaşır zaten,sen hala kaçarsın bir yerlere
Sessiz denizlere,başkalarının dehlizlerine,dururken
Kendi dehlizlerinin kendinliği
Evet belki
Değildir aslında senin fakat yine de
Nedir bu öfken,ansikyeten,sanki birine sinirlenir gibi
Hele de karşında bir çocuk varmışcasına böyle
Belki de tıpkı o korktuğun zamanlara benziyordur bu da şimdi
Ama bilemezsin ki
Unutmalısın artık,ama o başka bir unutmak değil
Belki de hep unuttuğun es geçtiğin unutmak,birşey değil
Teşekkürler,iyi günler,baybay,olur şey değil
Ama düşünürsün,unutursan,o bembeyaz boşluk sarar etrafını
Yaşlanırsın sanki,birşeyler kaçar sürekli
Ama düşün ki
O bile bıraktı seni,tanıyamadı yeterince
Kim dersin o şimdi,ne farkeder ki,herhangi biri
Herhangi biri olması değil,insan olması önemli
Artık geri kalan senindi,hadi
Bırak artık elinden klavyeyi ve
Sessizce atıl o işlevsizliğin,işlevsizliğinden canhıraş çığlıklarla bağıran o
İnsansız hava sahalarına,donanımsız askeri üslere ve yarbaylara.

3
Evet belki zor gelir şimdi,ama zorluk da nedir ki
Böyle boşluğun,hiçsizliğin ortasında kalmışım şimdi peki
Nedir yani boşluk,yalan söyleme bana yine şimdi
Hani unutulmazdı,unutulmamalıydı,haklıydım ilkinde
Canım mı sıkıldı yoksa yine,irkildim mi
Peşpeşe gelen sorulardan,dağlardan mı sıkıldım yoksa
Başka nasıl olabilirdi ki?
Herşey böyle olacaksa,ne manası vardı sanki?
Tamamen ve hep iyi hissedeceksem de ne olacaktı yani?
Bu da nerden çıkmıştı ki?
Benim çok eski,benden bile eski sorularım vardı ki
Sanki beni yalnızlaştıran,kahpeleştiren o katı
Bir o kadar hissiz anılar kaldı geride şimdi
O çatılar,o apartman boşlukları ve bayramsal koridorlar,bayramsı koridorlar
Üstüme gelir hiç utanmadan,sanki ben mi seçmiştim ki?
Bir de hepsi bittikten sonra,çöker üstüme bir yenilgi
Hani neredesiniz arkadaşlarım?Yardım edebilir misiniz ki şimdi?
Yardımınızı nasıl almalıyım ki?Elinizi mi sıksam ki?Yoksa sırtınızı mı sıvazlasam?
Bilemem ki
Bir iki saçma söz söylerim,sonra dönerim kendi sessizliğime
Yaşarken farklıydı,şimdi düşünürken farklı,çözmek istiyorum ben bu işi
Diye atılırsam bile,ortada bir iş kalmaz ki
Sıkılırım o zaman,ölürüm bir başıma,ama bu başka bir ölmek şeysi
Yeter artık,verdim ben vergimi,rahat bıraksınlar beni şimdi,öfkeli
Ölmek de neymiş ki?
Özgür müymüşüz ki öldükten sonra?
Bense bulmuştum ölüme alternatif bir yol,bir çiçeğin ölümü gibi
Gidersin böyle ara yollardan,mezarlıktaki taşların üzerinden atlarmışcasına
Sonra çıkar karşına bir yarma
Eğersin başını sağa,bakmazsın suratına
Yasaktır burası,geçemezsin para vermeden burda!
Boşver,aldırma
Burası senin yerin,tahtın;he de geç
Kalsın birazcık senin otellerinde,dinlensin hele
O da yumuşar,olur biraz insani
Sen yine buradasın,gitmedin bir yerlere,hayır gitme de
Daha işimiz var,çok özel,beklerse diye
Dübelleri çaktım yola doğru,arabalar parketmesin diye.

8 Haziran 2014 Pazar

Yeter artık ya yeter,nedir bu çilem be?Tamam ulan başka hiçkimse istemiyorum tamam mı?Ama nedir ya bu salakça şeyler?Vicdanımı mı rahatlatmam gerek illa?Olmadı işte,olmayacaktı da zaten,ben de teşebbüs etmedim,hiçbirşeye teşebbüs etmedim,bence yapıyordum o zamanlar,bence vardı birşeyler o zamanlar,ama yokmuş meğerse,tamam,geldi geçti gitti,nedir yani derdimiz?Bırakın efendi,rahat verin artık huzur verin biraz.Canıma yetti be.İlgilendirmez beni eskiden bilgisiz olduğum ve öyle hissettiğim,bari iç huzuru verin yine eskisi gibi.Vermezseniz olmayan şeyi oldururum bende,ne yapacağım yani.İzafiyetlerim kendime göre herşeyi,böylece rahat ederim,neyi izafiyetleyemeyecekmişim ki?Ben içten aynı,dıştan farklı olmak istiyorum,huzursuz oluyorum öyle,anladınız mı?Nasıl hissettiğimi unuttuğum da beni ilgilendirmez,ben de hatırladığım kadarıyla bambaşka bir ben oluştururum,öyleymiş gibi olurum en azından.Ölene kadar yaparım bunu,yapabilirim.Kim bana karşı çıkabilir?Birşey diyebilir?Yeter artık be,bırakın peşimi,ben mi çağırdım sizi benim dünyama?I cry a few times,then its past.

Yaşıyorum..

Valla geçen gün bir yaşıyorum filan,otobüste insanlara falan bakıyorum ay nasıl tatlılar nasıl tatlılar,bir tanesi geldi yanıma,yaşlı bir kadın,nasıl vicdan azabı çektiriyor insana nasıl bir bilseniz?İnsanın gözünün içine içine bakıyor böyle sanki tapulu yeriymiş gibi,ay nasıl sevindim ya biri bana duygu sömürüsü yaptı böyle ya,içim rahatladı.

Sonra bir tane bayan vardı,tahminen 25 yaşlarında.Önce ben bakmadım,daha doğrusu rastgele bir şekilde bakmış bulundum,direkt olarak bile bakışmadık,otobüsün camından bakıştık,gerçi tam olarak baktığından emin değilim ama ben kesinlikle ona bakıyordum.Önce,sanırım o bakmaya başladı,belki başka birşeye bakıyordu ama bilemem,sonra ben bi baktım,çok sinirli gördüm bunu.Sinirli bir mizacı mı vardı yoksa gerçekten sinirli miydi anlayamıyordum,bende bunu anlamak için o yansıtma görüntüye dik dik bakmaya başladım(kıro gibi değil tabii ki),ben bakmaya başladıkça o da gözünü kesmeyince,ve o anda birden görüntü daha da gerçek gibi parlayınca korktum,ve gözümü çevirdim,ilk defa birinin gözlerine bu kadar uzun bakmıştım,yansıtmanın güzelliğinden olacak herhalde.Sonra tamam herhalde yanlışlıkla oldu dedim,yine öyle rastgele bakıyorum,o da bu taraflara doğru bakıyor hala,tabi insan ne bakıyor artık diyesi geliyor,tamam merak ettik sinirli mi değil mi diye,anladık da hatta evet sinirli bir mizacı var,gözüne bakanın gözünün yaşına bakmıyor,da ne bu yani?Hadi yanlışlıkla baktık özür dilerim,da daha niye vicdan azabı çektiriyorsun ki?Üstelik güldüğümü de gördü galiba,kalp krizi yaşatacaktı bana.Ben sadece sinirli bir mizacı olduğundan mı yoksa sinirli olduğundan mı anlayamadığımdan bakmıştım,başka hiçbir amacım yoktu,zaten yaşıyordum artık ben.

Sonra yine bakmaya başladım,o da durmadan bakıyordu galiba,ben de birkaç kez böyle gözümü öte tarafa çevirmek zorunda kaldım,çok sert bakıyordu çünkü ve hoşuma da gidiyordu bu,güldüğümden utanmamıştım hiç böyle bir anda.Hatta bir ara,onca şeyin arasında,o yansıtma şeysinin arasında "ne bakıyorsun ne var bırak artık" dermiş gibi şöyle bir kafasına salladı sağa sola,ya da bana öyle geldi bilmiyorum.Ben de "önce siz baktınız" diye cevap verecektim ama vücut dilinde nasıl yapılıyordu bu bilmiyordum,ondan biraz sonra zaten daha bakmamaya başladı,telefonuna baktı sürekli,ve ben de bir kere arkama dönüp onun gerçek görüntüsüne bakıverdim,benden kesinlikle büyüktü,de niye böyle birşey yapmıştı?O başlatmıştı bu savaşı.Her neyse,bu da uzun sürmedi ve onu bilmem ama ben bayağı bir keyif almıştım bu çatışmadan,ve galip ayrıldım sahadan.Üstelik otobüsten ilk o inmişti,indikten sonra bile görememiştim,direk kaybolmuştu.Acaba gerçekten bakmış mıydı?Yani,o ilk bakışlarda bana mı bakıyordu yoksa cama mı?Zaten,bana bakmayı bıraktığında bu sefer camın beni yansıtan kısmına bakıp kendimi görmüştüm,tipsiz görmüştüm kendimi o yansıtmada,ve bunu da bahane yapmıştım o anki bakmayışı için.Tipsizdim evet biraz.

7 Haziran 2014 Cumartesi

2014

2014!Artık herşey karıştı bu boktan yılda.Eski şeyleri yeni yeni şeylerle değerlendirip durdum,kimbilir ne kadar gerçeklikten saptım,olsun,battı balık yan gider.Canlılık diye bir kavram tanımladım az önce.Canlı değildim ben.Ve şimdi tanımlıyorum.

var Canlılık olmak ben

var ben bir canlıyım

var javascripttte varlık komutuydu,ya da ben öyle sanıyordum,yani bir arkadaşım program yaparken var function filan yazıyordu,anaa türkçe javascript yapıyor filan demiştim sonra kendim de böyle türkçe birkaç komut deneyip çalışmayınca baya kötü hissetmiştim.Niye hep ingilizceydi herşey?Peki bu arkadaşım nerden biliyordu bu kadar ingilizce?Bu arada,oradaki var galiba variationun var" sıydı,variation tanımlaması gibi birşey yapıyordu,öyle birşeyler.Her neyse,bundan sonra canlıyım,kendi içimde bir canlılık tanımladım,ne zamana kadar?Bir kez daha bir kriz gelene kadar,ama belki o zamana kadar krizi de tanımlarım,yorumlarım kendimce.Zaten bok gibi bi krizdi hiç de beklediğim gibi çıkmadı.Birkaç ayılıp bayıldım,ve birkaç saçma sapan düşünce geçti aklımdan,başka ne boka yaradı ki?Beklediğim etkiyi veremedin işte ulan kriz,ne yapacaktın yani gerçi daha bilemiyorum ama işte,öldürmeden öldürmeyi deneyebilirdin mesela.Bu acımı alabilirdin,canlı hissettirebilirdin bana,böyle mal gibi dolaşmazdım insanların arasında zombi gibi yıllardır,çok geç kaldın,ayıpsıyorum seni,şimdi herşeyi hayvancasına hatırlıyorum,a side b side c side d side sonsuz tane side ve ihtimal olarak hatırlıyorum artık,ne bokuma yarıyor peki bunlar?Hiç.Hiçbiri birşeye yaramıyor.Yarıyorsa da banane canım,bana mı yarıyor?Ölüyorum ben.Sen öldüremedin ben öldüreceğim,itoğlu it seni.Geleceksen adam gibi gel öyle ayıltıp bayıltma,insan gibi gel.Çek içimdeki acıyı,gitsin artık bu işkence.Çok çok çok çok çok çok çok çok çok çok sıkıldım,biliyor musun?Hepsini bu yüzden yapıyorum zaten.Ama canıma yetti artık,kimse yardım etmiyor elimden tutmuyor,daha ne bekliyoruz ki?Zaten yardım etmeyi de kendi içimde tanımladım,yani yardım etmeyi kafamdaki rol modele göre kurdum,artık yardım edilsem de anlayamam yardım edildiğini,ki zaten anlamak da zorunda mıyım?Ne gereği var?Kendi canlılık boyutum var benim.Şu anda bu masanın üstünü bar masası kılıyorum kendimce,bu tuvalet kağıdı(ııığğh seni pislik herif kimbilir neler çevirdin onla),bu tırnak makası,bu prednol-a,bu klima anahtarı,bu tıraş bıçağı,bu ttnet müşteri hizmetleri kağıdı,bu femset cdleri(hayır onlar uzaktan dostum,onları pek sevmem ama yine de eh işte,sonuçta arkadaş ne de olsa),sonra bardaklar,sonra kloroben,bu hoparlörler,benim dostlarım artık,aha bu tepedeki sarı ışık da benim bardaki ışıklarım artık,cıpdıs cıpdıs cıpdıs cıpdıs... HİŞT!BAR DEDİK LAN DİSCO DEĞİL! ha,pardon.Bu kenarda duran plastik çatallar,pardon kaşıklar da benim dostum,daha ambalajı bile açılmamış,mis gibi kokuyorlar(aslında kokmuyorlar ama neyse),ambalajları açılmadığından herhalde,tıpkı açılmamış bir çiçek gibi.Bunlar işte,benim küçük,nezih dost kütlem,ya da kitlem.Keşke biraz da hayata odaklanabilsem,ama işte bırakamıyorum bu dostlarımı.Ha,soldaki kitaplarımı nasıl unuturum,bu sefiller,bu kafka,bu tolstoy un savaş ve barışı,falan filan.

Ha bir dakika son bir savaşı da verelim şurada.Diyelim ki evet,belki gelecekte bu dünyayı yıkıp aslında o beklediğim dünyaya atılma vaktim tekrar gelecektir,daha doğrusu beklediğim ama hep boşuna beklediğim dünyaya,ama kuralları başka olan ve düşünülmüş şeylerle benzetilemeyen dünyaya.Belki,tekrar açılacaktır beni anlamak,yok anlamak adına değil,benimsemek,ya da özümsemek adına.Ama böyle taa uzak gelecekteki,ne idüğü belirsiz bir ihtimale nasıl kulak asabilirim ki?Aslında bakarsanız benim kendimden başka kimim var zaten?ha biraz zengin piçi gibi zamanı bol kullanıyor olabilirim,ne yapalım alışıcaz ona da zamanla,arkadaşlarım,dostlarım yardım eder bana,ama onları bu dünyaya dahil etmek istemiyorum,onlar daha özel kalsınlar.Hem,o beklediğim dünya bayağı farklıydı aslında,beklediğim dünyanın geçmiş versiyonu vardı,hep izlediğim,değişimini uzaktan izlediğim,ve zamanla bu dünyaya dahil olacağımı,olabileceğimi,ama kendi deyimimle dahil olabileceğimi düşündüğüm bir dünyaydı bu,kendi deyimimden ziyade,hep hayal ettiğim,belki de hep gördüğüm şekilde bir kabul ediliş,o yüzden bir paradoks,ve aslında çok acı verici bir yerde.Yani bu bile benim değil aslında,sadece bir yerlerden gördüm de heves ettim herhalde,ama yok yani böyle birşey yok işte.İlgi manyağı değilim ki ben?Bekleyemem birşeyleri sonsuza kadar böyle.Herşeyi,o bekleyişleri bile kendime uydururum,ama olmaz yine de,olamaz.Ben anlaşılmayı da beklemiyormuşum ki zaten,ilk bunu çözmüştüm,şefkat gibi birşey bekliyormuşum.Daha sonraki zamanlarda istediğim birçok şeyin de başka şeyler olduğunu gördüm,daha sonra sonra isteklerin mantıksızlaştığını,anlamsızlaştığını gördüm,sonra kayboldum zaten yavaş yavaş,kötülük ettim herkese.Ettim mi?Bilmiyorum.Ama bilinçsizdim,bu kötülük sayılmazdı o kadar.Her neyse,ben..

6 Haziran 2014 Cuma

2012

2 sene önce hatırlıyorum da kahverengi perdelerimiz vardı evde,ki hala var.Ama o zamanlar eve güneş giriyordu,şimdi nedense güneş girmiyor,giremiyor pek.Eskiden aşırı bir şekilde giriyordu,zaten kahverengi perdeleri onun için takmıştık,güneşin ışıklarını biraz utangaç bir şekilde almak,birazını da uyuyabilmek ve vampirik bir takım işlevlerini gerçekleştirebilmek amacıyla geri yansıtmak amacıyla takmıştık bu perdeleri.O zamanlar,ben de daha çok ortaçağda yaşayan araplar gibi,bu kahverengi perdelerin etkisiyle mi ne herhalde,baya şiirsel,sıcak,depresif fakat yine de iyi zamanlar geçiriyordum.Kedilerimiz vardı o yılda,2012 yılında yani.Çok sıkılınca gidip sarılıyordum onlara,eve alıyordum.Geceleri korku filmleri izleyip,sabaha karşı da ortaçağ filmleri izliyordum,böylece değişik,sofistike birşeyler oluyordu ve sabah olunca ve güneş bu perdelerin arkasından görünüp içeriye yine o utangaç ışıklarını salmaya başlayınca,ve martıların ibnece,kavşakça,yavşakça seslerini duyunca insana bir mayışma geliyordu,insanın dışarı çıkıp biraz insan göresi geliyordu,bende gidiyordum börek alıyordum bu ihtiyacımı gidermek içini,tabi börek alırken bu insan ihtiyacı karşılanmış oluyordu,sıcak bir iki gülümseme,selamlaşma filan.Yaz günleriydi zaten,çok sakin dönemlerdi.Şimdi de güzel,aslında bakarsan hepsi güzel,kendine göre.Rem dinliyordum o zamanlar mesela,birkaç sevdiğim arap sanatçı vardı,araplardaki konuşma yeteneği ve telafuz yeteneği birleşince ortaya müthiş birşey çıkıyor.Rem de buna benzer birşeyler katıyor işte içine,remdeki solistin de telafuz yeteneği iyi,dikkat ediyor buna ve ben de dikkat ediyorum böylece anlaşmış oluyoruz.Sonra daha farklı şeyler denedim mesela,fransızca değişik müziklere baktım,senfoni metal türlerinde değişik şeyler denedim.Baya bir arayış içindeydim ama,bunlar baya konsantrasyon gerektiren şeyler,bir band kaç bin tane albüm çıkarıyor,hepsini nasıl dinleyebilirsin ki?

Ondan sonra,bazı izlediğim,takip ettiğim müzik dinleyen insanların kanallarından,random müzik seçip ayırdım birkaç tane.Yani aşağı yukarı hepsi aynı kalitedeydi,danimarkalı nephew vardı mesela çok iyiydi,nephew-descendants of king canute dinlemiştim,ayrı bir havası vardı.Nephew aynı zamanda dancada da müzikler yapıyordu,bu da güzeldi.Ama danca biraz barbarik geliyordu,metal için iyi olabilir aslında.Rammsteina benziyordu biraz ama şeyleri farklıydı tabi,rammstein daha ağır bir metal tarzında,ben daha çok söyleyiş tarzı manasında demiştim.Sokayım metal tarzına,söyleyiş daha önemli benim için şu anda.Dil önemli,enstrümanlar çok önemli değil henüz.O bakımdan bakınca,nephew biraz fazla kabaydı,ama seriydi.Rammstein biraz daha pasifti.Ondan sonra biraz daha değişik şeylere yöneldim,danca birkaç grup daha vardı ama adlarını hatırlamıyorum,ingilizce yaptıkları için artık sıkıyordu yani illaki,müzik benim hayatım değildi ki,yıllarımı arayış içinde geçiremezdim müzik için.

Sonra rusça müziklere baktım ama rusça da iyi yapan yoktu,aslında birileri başlatsa iyi olabilirdi herhalde rusçadan da birşeyler.İsveççe müziklere baktım,bunlar arasında Kent çok iyiydi,zaten takip ettiğim müzik dehası olan şahıstan da dinlemiştim daha öncesinde,özellikle vapen&ammunation albümü çok iyiydi,söyleyiş açısından yumuşak bir tondaydı ama tabi beğenmediğim yönleri de vardı,yine de sevmiştim ısınmıştım bu gruba.Hagnesta hill albümüne baktım mesela,ilk başta isveççesi pek sarmadı,kaba,kısa ve heyecansız kelimeler vardı,iticiydi biraz,ama tamamen değil.İngilizcesi biraz daha iyiydi.Gerçi o zamanlar bir albüm olarak bakmıyordum olaylara,albüm albüm incelenmiyordu ki,önce grubu aşağı yukarı her şekilde incelemek gerekiyordu.Ama uzun zaman gerektiriyordu ve ne gereksiz bir çabaydı bu.Her neyse dedim,birkaç daha devam ettim.Du&Jag döden çok hoştu,kullanılan enstrümanları da beğenmiştim.Ama daha sonraki Tillbaka Till Samtiden albümü filan çok daha deneysel kalıyordu,yani adamlar çok fazla değişik tarz deniyorlardı,şaşırıp kalmıştım ben.Hagnesta hill de gitarlar falan,du&jag döden de death metal tarzımsı enstrümanlar(götünden salla dur tabi he death metal he),yani hayır ben ayrım yapmıyorum ama daha nasıl tanımlayayım kafamdaki şeyi?Mesela max 500 deki dıdıdı enstrümanını çok severdim ben eskiden beri(he dıdıdıdı dedin çok anlaşıldı)

Öff işte be,karıştırma orasını burasını.Bu grup biraz daha deneysel bir çizgi izliyorlardı,neye güvenerek bunu yapıyorlardı bilmiyorum,ama aşağı yukarı zamanla alışmaya başladım.Sanırım melodisel yeteneklerine güveniyorlardı,sözleri bazen saçma geliyordu,bazen absürt.Ama zamanla alışınca birşeyler oluşmaya başladı.Hatta zamanla bu grubun bu kadar deneysel çalışma yapmasını bu özelliklerine bağlamaya başlayıp onları aşağılamaya da başladım,ben de böyle yeteneğe sahip olsaydım ben de denerdim böyle şeyler gibi.Ama neyse yani sonuçta adamlar para kazanıyor bu işten,yeter ki yapsınlar birşeyler.Daha sonra incelediğimde şarkı sözleri de mantıklı gelmeye başladı,çoğunlukla ironikti anladığım kadarıyla,ve biraz kültürel şeyler içerdiğinden anlaşılmıyor ve isveççe den de ingilizceye o kadar iyi çevrilmiyordu çoğu zaman.İngilizceye çünkü türkçeye çevirince iyi olmuyor,daha doğrusu google translate den çevirilmiyor.Ben bu grubu tanıdığım zamanlarda da yeni albüm çıkarmışlardı,2012 de yani.Orda da dinlediğimde çok daha değişmişlerdi,tamamen bambaşka olmuşlardı,ondan önceki albümlerde de daha çok elektronik,elektronikleşme çabası içerisindeydiler zaten,şimdi de üstelik biraz daha ironikten ziyade,umutlu bir havaya bürünmüşlerdi,yani ilk dinleyişte öyle hissettiriyordu insanlara.Nefret ettim adamlardan,bu ne pislik,bu ne bohemiydi böyle ya.Ama daha sonra onu da beğenmiştim yani aşağı yukarı,sonuçta kendi hayatımdı,ben beğenmekten,daha doğrusu beğenirken,insanların daha önce gördüğüm beğenişlerini benimsediğim,özendiğim için,kendi egomla birşeyleri beğenemiyordum galiba,ya da diyordum ki aha onlar böyle beğeniyor,yani yüz işaretlerinden filan bakılırsa tam olarak şöyle hissedilerek beğeniliyor herhalde,falan filan.Kendi kendime oyun oynuyordum böyle işte.

Bunları niye anlattım bilmiyorum.Bilmek istemiyorum.İşte bu 2012 zamanlarımı falan filan özetlemek istedim böyle,baya bir yenilenme çabası içerisinde geçirdim böyle kendimi,bolca kitap da okumuştum aynı zamanda,şiire de biraz daha ilgi göstermiştim gerçi ama kendi şiirime ilgi göstermiştim daha çok,kendi şiirselliğime.Wow oynadığım zamanların da belli bir şiirselliği vardı çünkü,ya da çok daha eskisinin.Aslında zaten kimse görmezken,kimse bilmezken,kimsenin bilmediğini sandığım her zamanda bir şiirsellik var.

2012 deki zamanlarım çok güzel bir checkpoint noktası olabilir mesela,ama her neyse işte yaşıyoruz gidiyoruz.Şu an bile çok güzel bir checkpoint noktası olabilir benim için,ama gerek yok,benim kendi bireyselliğim var.Şimdi ayağa kalkacağım ve banyo yapmaya gideceğim,heyya heyya heeey,heyya heyya heeey.Dırıdırırdırırdırdırı lı enstrüman çalıyor arkaplanda(hee çok anlaşıldı öyle yazdın ya...)Lan nasıl anlaşılmaz?var ya hani dırı dırı dırı dıt dırı dıt dırı.:D yazıyorum sana sadece.Ama 2012 yılında sıcak su yoktu bizde.NEIN!DAT DAS IST MEIN TEIL;NEIN! Üşüyorum ana,ama ne yapalım,vücut mecbur buna.Aslında o kadar soğuk değil,yaz ayı olduğu için hoşuma gidiyor hatta.Ama kışın ne yapıcaz bilmiyorum.Ben yine de vinternoll2 açıyorum kafamda,üşüyerek gebermeyeyim diye,tıpkı yalnızlığa karşı ıslık çalmak gibi.Ama o zamanlar fena etkili oluyordu yani,frost giant gibi hissediyordum kendimi.A praus,yervill,samfehkt,saht,fsjosha maur,pheref thar,tel forest dıs lark,eş dost.Sen sus pis atlantean!Geç kenara,norse edebiyatı yapıyoruz burda oç!Varsa tabi!Sus lan,thor çarpar seni!İt!

Banyo zamanı...

4 Haziran 2014 Çarşamba

Aslında sorunu çözmek istiyorum ama,her zaman bu sorun da gözükmüyor.Bazen oluyor bazen olmuyor.Hastalık mı desem,unutkanlıktan dolayı doğan bir ansikyete,öfke krizi mi desem bilemiyorum.Bazı şeyler vardı mesela,kendime sürekli hatırlatırdım,bunu niye yapardım tam bilmiyorum,muhtemelen korumak içindi kendimi çeşitli şeylerden.

Unuttuğum şey neydi peki?Neden hatırlamak istiyorum bunu?

2 Haziran 2014 Pazartesi

Reddetmek? Hepsini reddetmek! Boylesi çok daha iyi,zaten basindan beri kendimi reddetmistim ki ben,neden onlari da reddetmeyeydim? Yokum ben zaten,bana neden davraniyorlardi ki? Çok gereksizdi bunlarin hepsi,insani hiçbir yanim yoktu benim,dovseler birşey demezdim herhalde kalkip,cunku onlar zaten icimi goremezlerdi benim kalkip da. O yüzden sorun yoktu hiç benim için,evet Şimdi zaten tanitamadim kendimi,battim kaldim öyle. Artik istedigim kadar birseyler yapayim ne farkedecek ki? Gecmiste bu anilar hep gün gibi kalacak,sebepsiz,cevapsiz. Kimdim ki ben zaten? Onlara yildizlari mi gosterebilecektim? Hayir,o zaman kendimi tanitmamin da bir manasi yoktu o zamanlar,tabii böyle yaparak disarida kötü bir imaj verdim haliyle. Şimdi nasil Düşünüyorum ki peki? Madem o kadar farkliydisalar,ve bunlar için o anda kendimi zorlayamadiysam,bir nevi korktuysam asiri tepki vermelerinden,o zaman neden başka türlü hissettim onlara karsi daha sonra? Onlarin o sekil davranmalari zaten bana o kadar başka birseymis gibi geliyordu ki,kendimi başka gezegendenmis saniyordum,ki zaten o kadar uzerimde de durmamistir kimse. Kesinlikle onlarin o dunyasinda bir kisilige sahip olamazdim,ki o şekil bir dunyalari var miydi onu da bilmiyorum,fakat su anda bunu inceleyecek enerjim de yok zaten,tüm insanlarla iliskilerim de hemen hemen böyle olacak zaten,eskideki gibi. Neden heveslendin ki zaten sen en basindan? Kimdin sen? Sahibinden dayak yiyen ve sonrada mutfaktaki rafin altindaki kilime yapisan ve sahibinin gelip onu oradan kaldirmaya calismasiyla bile o kilimden ayrilmak istemeyen zavalli bir kedi gibiydin. Fazla ciddiye aldin hep. Neyse,zaten böyle gitmez ki bu,bir yerde illaki duvara toslayacagim,hem de çok kötü toslayacagim. Ama bu sefer kimseyi suclamayacagim,zaten uzaydan gelmis gibi yasiyorum su dünyada,ne farkeder ki? Tektin,ozeldin,neyi,kimi suclayacaktin? Sevenin ya da sevmeyenin olmasi zaten çok umrunda degildi ki. Bu kadar degisiklige uyamadigin için neden kendini sucluyorsun ki? Delicesine parcalanacaktin neredeyse,yok olacaktin,neden sevinmiyorsun buna? Yalnizlik koymuyordu sana zaten,yalniz da degilsin zaten,yalnizlik overrated birşey,peki bana bu hissi veren de ney oluyor ki? Neden kuramiyordun iletisim? Neden kapatmistin böyle kendini? Yasadigin cevreye,ulkeye mi uyamiyordun? Uyamiyordum tabi,uyamiyordum. Insanlar ayniydiysa bile,nasil iletisim kurulabilirdi ki gerçekten? Nasil?

herkes gibi

"Herkes bunları yaşıyor" lafiyla ne demek istiyorlar ki? Tam dertlerimi anlatiyorum diziyorum ve bir bakmisim,hepsini bu lafa dokmusler,dokuvermisler ve cikmislar isin icinden,bende hemen hemen kestirebiliyorum herkesin bunlari yasadigini ya da yasayabilecegini. Ya peki oyleyse neden mutsuzluk hissediyorum ki? Ben o herkesten değil miyim? O herkes gibi benim de herkes gibi olan insanlara derdimi anlatma imkanim yok mu? Peki neden mutsuzum ve huzursuzum? Ya da bu laf benim mutlu olmam için mi soylenmistir ki mutlu olmami,mutlu olmayi bekliyorum? Nedir yani bu? Resmen araya bir duvar ormektir,herhalde birkac sevgi sozu bekliyor olacagim gibi,ama bilemiyorum. Yoksa herkes gibi olmak gucume mi gidiyor? İnsanlarin bu herkescilligi Yüzüne ve tavirlarina yansitmamasi,anca böyle zorlu durumlarda Yüzüne vurmasi gucume mi gidiyor? Ne istiyorsunuz aslinda bu lafi demekle? Anlayabilmis değilim,cidden soyluyorum yani ne istiyorsunuz? Peki ben ne istiyorum? Ne diye gelip sizinle konuyu buralara kadar getirdim ki zaten? Oluyorum ben burda,potansiyel bir oluyum resmen ve siz bana gelmis ne soyluyorsunuz. Hicbirsey yapmak istemiyorum ki ben.. hicbirsey gelmiyor içimden ve hicbirsey gelmiyor da zaten elimden,elime yakismiyormus. Ben de yapmiyorum o zaman. En son sogan dogramistim,dogramaya calismistim,annem elimden hisimla cekip aldi,elime yakismiyormus bile zaten. Ee,ne yapalim,kadin dogarken bile sogan dogruyormus demek ki,nasil edelim de rekabet edelim ki onunla?