31 Ağustos 2015 Pazartesi
30 Ağustos 2015 Pazar
Kendi hayatımdan bahsetmek istiyorum. Gerçi önceden de bahsettim ama yine bahsedeyim. Gerçi neyini bahsedeyim ki, bomboş işte. Nefes alıyorum filan. Sadece onun farkındayım. Yaşamsal, birtakım biyolojik faaliyetler yerine geliyor filan içimde. Bunu izliyorum, gelişimimi izliyorum. Başka da birşey yapmak gelmiyor içimden. Çalışmak için bir yere önce düşüneyim demiştim mesela. Ama sonra vazgeçtim. Çünkü çalışmak istemiyorum. Çok zor değil, istenince yapılır, ama niye ki? Belki çok, çok açlık hissetsem çalışırdım kendimi zorlayıp. Ama istemiyorum. Sadece adam, yani iş verebilecek kişi biraz fazla taviz vermişti iş vermek için, düşünme şansı filan vermişti, gel dene demişti. Arayıp hayır dediğimde üzüldüm biraz işte, umut vermiş gibi oldum. Kötü hissettim. Çok da iyi bir insana benziyor aslında ama iş gerginliği var üzerinde. Pazartesi gidip tekrar eğer hala boş yer varsa ve istiyorsa benim işe girmek istediğimi söylerim. Çok da uygun bir iş fırsatı aslında, part time. 5 ten 11 e kadar. Ama emin değilim. Kendi işim de var benim. Ama gitmek zorunda değilim. Yani 3-5 arası bir gidip çalışsam yeterli oluyor, ama bazen başka şeyler için uzun zaman çalışmak gerekiyor. Yani bu işin stresi var bir yerde. Kafamda bir yerde bu stresi tutuyorum. Şimdi tutup da bu 5 ten sonraki işe gideyim mi, gitmeyeyim mi, onu düşünüyorum.
Bir de insan korkusu var bende. Korkuyorum, ne gelir ki elden? Çalışmak istemiyorum işte bu yüzden de. Öyle bomboş geçse de olur zaman, bir etkim olmasa da olur, ne yapayım ki? Yaşıyorum en azından.
Bir de insan korkusu var bende. Korkuyorum, ne gelir ki elden? Çalışmak istemiyorum işte bu yüzden de. Öyle bomboş geçse de olur zaman, bir etkim olmasa da olur, ne yapayım ki? Yaşıyorum en azından.
21 Ağustos 2015 Cuma
Mutsuzum. Sürekli bunu düşündüğümden midir, bilmiyorum. Çok ruhsuz sayılabilirim belki, ama ne yapayım. Böyleyim işte. Bomboşum. Ruhun saçma olduğunu düşünüyorum. Bu kadar geç yatmasam ve de geceye endeksli olmasam belki başka türlü hissederdim. Zaman çok hızlı geçiyor, onu suçluyorum ben. Ve her nasılsa, saat 9-10 dan sonra birçok şeyi bir arada yapmak istiyorum. Pek olmuyor. Böylece de zaman epey ilerlemiş oluyor. Daha dikkatli oluyorum ama bu saatlerde, ne yapayım yani. Benim suçum olduğunu düşünmüyorum. Dediğim gibi işte, bir odun parçasından farkım yok. Odun gibi yatıyor ve kalkıyorum. Birşeyler söylüyorlar, ben hiç pişmanlık ya da burkulma hissetmiyorum. Odun hislerimle anlamaya çalışıyorum ama yok, olmuyor. Beyinden sakat galiba bu insanlar. Sürekli bir çalışma, çırpınma filan. İnsan, pardon, benim gibi bir odun, kendine bu kadar eziyet etmemeli. Şu anda ölsem de ne farkedecek ki? Zaten öleceğim sanıyorum birgün. Hatta daha ötesi, çevremdekiler ölecek. Böylece hiç kimsenin sesini duymayacağım daha. Kendi odunsu yaşamıma devam edeceğim. Böyle işte.
8 Ağustos 2015 Cumartesi
Satranç oyununun aşırı tanrısallaştırılması
Bazı insanlar yapıyor bunu, bunu yaparken kafaları sadece bu oyunu tanrısallaştırmaktan başka birşey düşünemediğinden çok ilkel kelimeler ve cümleler içinde ve tamamen öznel, bir yere, bir noktaya temas etmeyen bir şekilde ifade ediyorlar bunu. Başka bir kişi için tersi gayet de kanıtlanabilecek şekilde ifade ediyorlar genel anlamda. Hayatlarının sadece 64 kareden ibaret olmasının bana direkt bir zararı yok, fakat kullandıkları kelimelerle kendilerini yüceltmeleri, ve benim bu kelimeleri herhangi bir zamanda böylesine bir yüceltme içinde kullanmayışımdan dolayı, biraz utanç duyuyorum kendimden bu tür şeyler ifade eden yazıları, resimleri veya kaynakları incelerken. Belki ifade etmek durumu burada yetersiz kalabilir, yani bu biraz da benim anlayışıma bağlı. Aslında belki de bu tür kaynaklarda, sadece satranç oyununa duyulan sevgiyi ifade ediyorlar burada insanlar, fakat kendilerine özgü olmayan, bir kesinlik ifade etmeyen, kendisinden olmayanı aşağılayan bir tavırdaki kelimeler ve ögeler kullanıldığı için, ben bu tür yayınları, bir yere göğe sığdıramama durumu olarak algılıyorumdur bunu. Fakat bunun da epey saldırgan, vahşi bir yere göğe sığdıramama durumu olduğunu düşünüyorum. Mesela satranç oyununu birşeyler için kendi gördüğü şekilde, kendisi için bir şablon olduğunu belirtmek yerine, mesela hayattaki problemlerin aynısı, veya çok benzeri şeklinde, direkt veya neredeyse bir şablon olduğunu söylemek oldukça farklıdır. Bu, kişinin belki de gerçek hayata ne derece coşkunluksuz, sevgisiz, heyecan uyandırmayan duygular hissettiğini bize gösteren bir ifade şeklidir. Mesela gerçek hayattaki problemlerden örnek vermek gerekirse, neler olabilir ki bunlar?
Mesela kendimden örnek vermek gerekirse, belki biraz sona vardırmam zor olacak bu örneği, ve çözüme ulaştırmam da o kadar zor olacak ama, mesela bugün artık kimseyi sevmemeye karar verdim. Nasıl olsa herkes ölüyor, zamanı gelince ölüyor, ne zaman öleceği belli olmuyor. Sevmemden kasıt, ne bileyim, kendimce bir zaman geçirme şekli bu. Birşeyleri unutma şekli. Bunu daha sonra uzunca açıklamayı planlıyorum. Çünkü sanıyorum, epey ilginç bir seviş şeklim var, insanları ve nesneleri. Bunu kendim de açıklamak için bir sabırsızlık hissediyorum, fakat oldukça da zor birşey bu, hislerimi açıklamak yani. Neyse, asıl konuya dönmek gerekirse. Artık işte sevmemeye karar verdim, birgün nasıl olsa yok olacak birşey, bir birey, yani ben, nasıl hayatını devam ettirecekse, ki ettirip ettirmeyeceğime de karar vermedim, karar veremiyorum da. Ettiremeyebilirim de, dediğim gibi, ne zaman öleceğim de belli değil pek, herkes gibi. Fakat bir yandan da böyle yaparak sanki ölümü beynimde çok büyütüyormuşum gibi geliyor bana. Şöyle bir düşüncedir geçiyor zihnimden, başka türlü bir şeyimiz olabilir miydi ki? Yaşamlı-ölümlü bu yaşadığımızı söylediğimiz, fakat ne hissettiğimizi tam da bilmediğimiz, ama hep yaptığımız şeyden başka? Çünkü ölümü de tam bilemiyoruz. Ölmediğimiz için. Belki ölüme birçok kişi çok yaklaşmıştır, ben de çok yaklaştığımı düşünüyorum birkaç kere. En büyük yaklaşma etkisini yaratan bir seferinde, ertesi gün o an yaşadığım hisleri hatırlayamamıştım. O an yaşadığım korkuyu. Çünkü sanıyorum bilmeden kendimi ölüme yaklaştırıyordum. Panikleyip duruyordum habire. Ama mutlu gibi oluyordum sanki. Kararsız, ne olduğu belirsiz duygular içerisindeydim, kelimelere dökemiyordum ne olduğunu, anlatamıyordum, kendime de anlatamıyordum, kendime bile anlatamıyordum. Sanıyorum, sevmiştim birilerini. İstediğim şekilde karşılığını alamamıştım birşeylerin. Çok garip tepkiler almıştım. Bunu da ne anlamış ne de anlatabilmiştim, kendime. Fakat karşılık beklemek saçmaydı, her zaman saçma. Doğru bir davranış değil, en azından benim gibi sert bir şekilde yapmak. Alışkın olmak gerekti işte insanları kaybetmeye, zihinde de kaybetmeye. Herkes ölüyordu sonuçta, veya herkes ruhen, duygusal olarak ölüyordu, yani bireye karşı olduğu sanılan, bazı davranışlardan çıkarılan bu duygular, ölüyordu gibi. Artık birey, sanki o kişi artık o duyguları beslemiyor diye düşünüyordu içinden. Belki de o kişiden ayrı olarak bir kişilik kuruyordu kafasında burada birey. Onun duygularını sorgulamadan, hissettiklerini bilmeden, ve hiç de sormadan, muhtemel duygularını çıkarıyordu kafasında. Birey kişiye ne hissettiklerini sorsa bile, bu hissettikleri konusunda şüphe duyulabilirdi. Yani, bir güvenip güvenmeme konusu da vardı, fakat bu bireyin o kişiyle ilgilendiği alanlar açısından, değişebilirdi de bu güvenilebilirlik. Bunlar tamamen, bireyin o kişiyle ilgili ne yapmak istediğiyle alakalı. Herhangi bir alanda o kişiye güvenip güvenmemeyi sorgulamalı burada birey kendi içinde. Ama artık ben istemiyorum. Sevmek istemiyorum, nitekim; üzücü bitiyor sonu.
Yani burada demek istediğim, burada bir hayat tarzını açıklamaya çalıştım. İnsanın, bireyin bu gerçek hayatta hissettikleriyle, satrançta hissettikleri nasıl bir olabilir öncelikle? Bu hisler gerçekten birbirine hiç benzer mi? Satranç oyunu bitebilir, normaldir, kişi yenebilir, yenilebilir. Yendiğini hissedebilir, görebilir. Yendiğini zannedebilir ama yenilebilir. Fakat herşeyden önce, oyundaki varlığın, daha dışarıdaki bir varlığın olmasından dolayı da var olduğu gerçeği vardır. Ve bu asıl varlık da, ..
Vazgeçtim. Belli ki bunu söyleyen insanların problem anlayışları daha farklı. Sanıyorum Michail Tal demişti buna benzer birşey. "Satrançtaki en muazzam muhteşem inanılmaz akıllara dehşet verici şey, onun hayatın mikroskobu, hatta bir şablonu olmasıdır." Tabii biraz kendimce abarttım ama buna benzer birşey yazıyordu bir yerde, altında da onun ismi yazıyordu. Bu lafın ona ait olup olmadığı çok da önemli değil, çünkü gerçekten böyle düşünen insanlar da var. Forumlarda, şurada burada. Kısaca, bu insanların belli ki neyi problem olarak algıladıkları tam belli değil. Muhtemelen, aşırı anksiyeteli, gergin, sıkkın karakterli insanlar olduklarından, problemleri benden farklı olarak algılıyorlar. Benim canımı sıkan nokta, ilk başta da söylediğim gibi, bunu, yani satranç oyununu resmen ergence bir biçimde diğer insanları ezmek için kullanmak. Aa yok satranç oyunu hayatın bir şablonudur aslında satranç oynayan hayatta da çok başarılı olur" gibisinden önyargılı, kesin olmayan bilgiler mi ortaya çıkarmaya ve bunları yaygınlaştırmaya çalışıyorlar? Belki evet, bir Kasparov gerçek hayatında da epey başarılı bir insan olabilir. Fakat bence, Kasparov satrançta kendi ruhunda huzur bulduğu için, belki de bir coşkunluk bulduğu için, o coşkunluğuyla kendinde hayatta başarılı olma gücünü yakalamıştır. Ki zaten başarı dediğin de nedir ki? Kişiden kişiye değişen birşeydir aslında.
Sanıyorum, benim için günlük bu kadar yeter. Ama birşey daha söylemek istiyorum. Hani derler ya, kişi birşeyi çok isterse olur derler, sonra birisi çıkar, ben birşeyi çok istedim ama neden olmadım der. İsyan eder büyüklerine, ya da bunu duyduğu herhangi bir kaynağa. Buradaki istemek, öyle cılız bir istemek değil. Adeta kendini sinirlendirmek gerek bu şey için, kafasının içinde sadece bunun olması gerek. Burada, bu ilk "kişi birşeyi çok isterse elde eder" diyen kişilerin istemesiyle, bu isyan edne bireyin istemesi farklıdır. İsteme gücü farklıdır. Bu kişilerle bu isyan eden bireylerin birşeyi istemeleri aynı olur mu? İstedikleri şeyleri algılayışları pek ala farklı olabileceği için, istedikleri de farklı olabilir tabi. Bunu da belirtmek istemiştim. Birey, bu tür şeyleri umursamamalıdır. Sonuçta onu söyleyen kişiler de ölecektir. Böyle karamsar bitirmek istemezdim aslında ama işte, elimden birşey gelmedi. Çünkü uykum da var ve yatmak istiyorum. Herkes kapılarını kilitlesin ve kendilerine iyi baksın, coşkun coşkun yaşasınlar.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)