22 Ocak 2015 Perşembe

FriedNietzscheificatonumsu birşeyler,onlardan anladıklarım, anlayamadıklarım dolayısıyla öfkelendiklerim

Nietzsche okuyorum bazen,çok gülüyorum yazdığı şeylere.O kadar şey yazmış fakat hiçbirisi açık seçik değil,bu benim felsefe kavramı bilgisi eksikliğimden kesinlikle değil,kavramların birçoğunu biliyorumdur ama bunlar çok göreceli şeyler.Neye göre tinsel?Tinsel olan da nedir?Nasıl bir tanımlama getiriyorsun ki buna?Tinsel olanla o kadar derin uğraşınca bir süre sonra o artık tinsel olmuyor bence.Herhangi birisiyle o kadar derin uğraşınca o kadar herhangi bir şeylik kalmıyor bence.Felsefe,bence aklındaki anlamsızlıkları gidermektir.Ben de bir çeşit felsefe yapmış sayılırım,ama kendimce kafamda bunun hissettirdikleri hissettirmesi gereken gurursu hisler yok bende.İyi hissediyorum mutlu hissediyorum sadece böyle yapınca.Nietzsche nin sürekli ağzından düşürmediği helenist bilmem neler,benim ise.. birşeylerim var işte.Birşeylerden çıkardığım anlamlar,emin olamayacağım şeyler.Zaten önceden kelimelerle düşünmüyordum ben,daha farklı düşünme metodlarım vardı.Geometrik ve üç boyutlu birşekilde ve hissel bir manada düşünüyordum.Bu böyle olunca iyi hissetmiyorum,hem burada geometri ve üç boyutlu birtakım şeylerde de orantısızlık var,o zaman ben burada kötü hissediyorum diyordum.Yani kelimesel olarak öyle karşılık geliyordu,o zamanlar bunların hiçbirisi kelimesel olarak ayakta değildi işte,öyle kafamın içinde benevolent(I just used this word cause I like how it sounds-jag har använda på det orden darför jag gillar ditt rösten(bozuk bir isveççe ama olsun))bir şekilde dolaşıyordu.Yani aslında düşününce,ne kadar da özledim bu zamanları.Fakat işte,hayat devam etmek zorundaydı.Herkes her zaman aktif olamazdı düşüncelerimi öyle hoop diye paylaşamazdım.

Bir de yakın zamanda birşey düşünüyorum da,insan daha önceden düşündüğü aklında kalan birçok şeyi ifade etmeyince kötü hissediyor.Bunu insanlara ifade edince,bir şekilde dostlar ediniyor,bu dostlar da aynı şekilde kendi düşüncelerini açıp dostluklarını arttırabiliyorlar.Yani şöyle bakarsak,ben bunu biraz çirkin buluyorum aslında.İnsanlar çirkin şeylerini ortaya döküyorlar,endişelerini korkularını.Ben de öyle yapıyorum.Ama yani,bu kendini dışa vurma yüzünden insanın çevresinde insan gibi insanlar bulundurması,geometrik ve üç boyutlu ve aynı zamanda hissel manada kötü birşeyler hissetiriyor bana.Genelde iyi şeyler paylaşarak pek dost olan görülmüyor,yani en azından ben olamadım bir türlü.Hep mesela istenilen birşeyi başarmaya çalışırken ki karşılaşılan zorlukların,o yalnızlaştırıcı zorlukların ortaya dökülmesi insanlar arasında bir dostluk sağlıyor gibi,buna da dürüstlük gibi birşey deniyor,ya da benim kafamdaki geometrik şekilli birşeylerin yakınsamasından böyle dürüstlük gibi bir kelime çıkıyor.Tabii benim iyi hissedebileceğim,tek bildiğim bu dostluk şeklinden,dostluk hissinden başka bir dostluk hissi bilmediğim için,ne kadar kötü filan desem de yine genel olarak hayatıma bakarsak bu dostluk hislerimde daha iyi hissediyorum.Hayattaki diğer hislerime oranla.Ben de hislerimi paylaşmaya bayağı bir yakın oluyorum çünkü,daha doğrusu endişelerimi korkularımı,ve üstelik bunu yaptıktan sonra öldürülsem bile sanki hiçbirşey olmayacakmış gibi hissediyorum.Fiziksel ve psikolojik olarak rahatlamış olarak çıkacağımı düşünüyorum o anda,hayır düşünmüyorum,biliyorum.Fiziksel olarak,ses tellerim inceliyor,Jocke nin verkligen albümündeki vokalleri gibi oluyor sesim,insanlar tabii bunu garipserdi yani en azından öyle sanıyorum,böyle bir sesi yani.Öyle oluyor derken,yine öyle olacağını düşünüyorum ve korkuyorum panikliyorum,sesimin böyle çıktığı bir örnek uzayda hislerimin ne derece değişeceğini düşünüyorum ve korkuyorum.Belki çok daha iyi hissederdim ve kafamdaki dostluk idealleri çok daha değişirdi ve acayip birşeyler olurdum.Belki o gazla gider wow açtırır deathbringers will heroic itemi düşürür sonra arenalara akardım.Acayip sinir oluyordum 600 strength ne demek ya?1200 attack power demek,1200 attack power 2400 damage + demek,2400 damage artı demek yaklaşık mortal strike 2000 daha fazla vuracak demek.Zaten 25 bin health pointimiz var yapmayın etmeyin.Yasaklanmıştı zaten bir ara bu item.

Bir de Türkçeyle felsefe yapılmaz diyorlar,oysa Türkçeyi en iyi kullanıyorum ben.İngilizce kullanıyordum eskiden,hatta bir ara İngilizce birşeyler yazmıştım önceden,fakat ağzını burnunu kıra kıra.Bir ara videosunu çektiğim The Nexus zindanındaki adamlarla konuşurken ki gibi.Yok aslında öyle de değil tam,mesela bir geometrik şekil imaj var kafamda,bunu ingilizce kelimelere,daha doğrusu seslere dökmek istiyorum,kafamda birtakım kelimeler geçiyor,random bir kelime seçiyorum onunla ifade ediveriyorum ya.Bu yüzden,o ingilizce yazdığım şeylerden pek birşey anlayamıyorum şimdi.Bir çeşit şiirsel birşeyler olsa gerek diye düşünüyorum ben.Şiirde de böyle kafandan geçen güzel kelimeyi çaat diye yazıyorsun bazen,ben de şiir yazıyordum ve yazıyorum bence güzel de yazıyorum kafamdaki tüm geometrik şekilleri onurlandırıyor,birşekilde iyi hissediyorum.Bunu önceden pek sevmezdim,çünkü önceden lisede bilimium Türk şairlerinin yazdığı,önceki zamanlarda hissedilen hisleri ifade eden şiirleri ezberleme,ezberletme furyası vardı.Hay sokayım ben öyle şeye.Şiirden nefret ettim resmen.(EKLEME:Üstelik hepsi de bok gibi uzun uzun hisli şiirler yazıyordu ya da siyasetle ilgili şeyler yazıyordu,sinir oluyordum.Tamam yazsınlar yazmasına ulan bize neye öğretirsiniz ki bunları?Ben bunların arasında bir tek Cahit Sıtkı Tarancı yı beğenmiştim,basit bir üslubu var.Sanki gizliden porno filmi anlatır gibi imgeler vermiyor insana.)Önceden seviyordum oysa.Çok komik oluyordu böyle vatan şiiri filan yazmıştım birkaç kere 5.sınıfta mı ney,gülüyordum kendime silip bir daha birşey yazıyordum.İyi hissediyordum.Genel olarak yazarken iyi hissediyordum,kalemin böyle kağıda değişini izliyordum.Piksel piksel izliyordum onu,sanki bir bilgisayar oyunundaymış gibi.Yani,aslında bir çeşit bilgisayar oyunundaymış gibi.Herşey piksel pikseldi,güneş ışığı vurunca daha değişik görünüyordu kağıt,pürüzleri de görünüyordu.Özellikle de eski birtakım hatırlamak istediğim insanların evinde kalırken,çinkoymuşcasına hisler veren,yani çinkodan yapılmış gibi-çinko nun nasıl birşey olduğunu bilmem ama kelimesel olarak hep bir imaj vardır aklımda-görünen sarı camlar,altında normal klasik camlar.Bu camlardan güneş ışığı öylesine güzel sızardı ki,Rammstein-sonne şarkısında sanki birşeyler bana bu imgelemi hatırlatıyor böyle.Işık yüzüme yüzüme vuruyor,ben ise orada örümcekleri bulmaya çalışıyorum masanın altında.Oysa masanın üstünde durup da ders çalışsaymışım belki buralarda olmazmışım,yani en azından daha iyi bir yerde olurdum herhalde.Yok ya,rammstein-sonne şarkısından buna bir bağlantı oluşturamadım.Back side buslar iyiydi sonne de,daha doğrusu arkadan gelen gitar veya bas sesi olmayan birşeyleri çok iyi yapıyorlardı.Gerçekten çok iyi.O yüzden ben rammsteini pek metalci olarak görmüyorum,aslında bakarsak onlar kendilerini görüyorlar ama ben onları hiç de öyle görmüyorum.Sadece insan olarak görüyorum ben onları.

Bir de şimdilerde hatırladığım bir hurdacı arkadaş vardı,ya da hamal.Aslında arkadaş da değil,bir ara beraber çalışmıştık,daha doğrusu hangi şeyleri taşıyacağı doğrultusunda direktifler vermiştim babam tarafından görevlendirip."Anladın mı işte böyle böyle" diye gibisinden konuşuyordu.Sanki kendim de artık öyle konuşmaya başladım.Edebiyatçılar gibi ne kadar çirkin de olsa "böyle böyle" gibi şeyler kullanmayıp,insanların kafasında "nasıl öyle öyle" gibisinden sorular oluşturma potansiyelini reddedip,direk edebiyatçıların yaptığı gibi teşbih mi yapsam artık bilmiyorum."Kafası atın üstünde kuşların yürüyüşü gibi geri geri gidiyordu at her adımını attığında" bunu hatırlıyorum mesela bir benzetme olarak.Tolstoyun savaş ve barışında bir yerde geçiyordu ve böyle birşeydi hemen hemen.

Ama aslında düşününce,o kadar da yapmıyorum ben.Nadir oluyor bu durum.

Bir de şu günlerde,kendimi tedavi için,fiziksel olan bir semptomum için bir çeşit tedavi geliştirmek istiyorum.Nefes alma konusunda problemlerim var.Önceden nasıl nefes aldığımı hatırlayabilirsem,belki şimdi de öyle nefes almayı taklit edebilir,hatta ve hatta bu nefes alma problemini çözebilirim.Ama şimdilik bu bir kenarda dursun.Çünkü gerçekten çok zor bir olay bu.Önceden düzgün nefes alıyor muydum ki zaten bir de o sorun var.

Ayrıcana mutlu olma kavramı öylesine farklı bir konuma geldi ki o geometrik şekilli bilgi saklama kabiliyetine sahip beynimin içinde,artık bulamıyorum o kavramı çıkartıp bir anda ortaya mutlu olmayı isteyemiyorum.Üşengeçlik çöküyor üstüme.Sonunda bir ölüm yok mu sonuçta?O zaman ne yapmalı pek karar veremiyorum.Şu anda yaptığım yapacağım herşey,bu ölümün acısını arttıracak,ölürken daha çok acı çekeceğim eğer mutlu olmaya çalışırsam.Çünkü beynimdeki nöron sayısı mutlu olma yönünde fazlalaşacak,ölüm de bunun tam aksi bir yönde olduğu için,gerçi buna pek emin değilim ama öyledir herhalde,işte öyle olduğu için ölürken mutlu olmaya çalıştığım kadar acı çekeceğim.Ölümden sonrası ise beni ilgilendirmiyor.Ben dünyayı ne kusurlu ne kusursuz buluyorum.Yorum yapmıyorum,bir yorum yapma seçeneği bana mı ait?Yaşıyoruz işte.Belki böyle diyerek aslında mutlu oluyoruz,ve çevremizde bir mutluluk zinciri oluşturuyoruz.Yaşıyoruz işte.Geçen Yaşar abilerle bir yaşıyoruz,sormaaaa.Öyle yaşadık öyle yaşadık ki,nefis yaşadık yani.Sanki yemek yedik ya da satranç oynadık der gibi.Bu arada satranç demişken,baya bir soğudum satrançtan.Niye sadece tahta oyunu olarak kalmamış ki bu satranç?Turnuvaları falan olması çok saçma ve overrated aslında.Ben önceden oynarken bu kadar takmamıştım.Yenile yenile yenmeyi görüyorsun bu kadar basit aslında.Tahta da oynanması çok daha zevkli oluyormuş,kendi kendimle satranç oynayarak farkettim.Beyazlar olarak oynadım yani öncü olarak,tuttuğum taraf beyazlardım.Siyahları da ben oynadım gerçi ama,o kadar tutmuyordum.Yendim ama siyahları.Aslında çok defa yenilme aşamasına geldim ama gariptir ki yeniverdim işte.

Beni 1 yıldır en çok acıtan şey,lisede yaşadığım güzel şeylerin güzel şeyler olarak değil de beynim tarafından belki evrim geçirirken,yani geometrik şekilli durumdan yazınsal bir şekle geçiş aşaması yaşarken-aslında tamamen öyle olmadım hibrit gibi birşey oldum-sanki bunların aslında güzel şeyler değil de pişmanlık gibi şeyler olduğunu düşünmüş olmamdı.Değiştirmeye,bilgileri manipüle etmeye çalışmamdı.Nerede kalmıştı benim insanlığım?Sevme kabiliyetim?Kötü olmuştum,şimdi daha iyiyim.Koptum o taraftan.Çevremde insanlar olması ve onları sevmek çok mutlu ediyordu beni.Ama uzaktan uzaktan,çünkü agresifler.Kızdırınca ya da kızdırmaya yakın hale gelince değişiyorlardı,artık tanıyamıyordum bundan sonra.

Aklıma geldi yine.Gerçi,aklına gelme mekanizması da çok garip birşey.Birden birşey aklına gelebiliyor,oysa gelmese neler olabilirdi ya da olmayabilirdi?Birşeyler mi hatırlatıyor bunu bana?Komşu nöronlardan geçerken onları mı harekete geçiriyor birden?Bilmiyorum artık.

Mesela birşeyi yapamadan evvel,sürekli şikayet ediyorsun kızıyorsun.Sonra öğrenince bunu niye yapmak istediğini uzunca sorguluyor,çeşitli evrelerden geçiyorsun.Ehh,neyse.Burada kayda değer birşey göremedim ben.Sonra yine bakarım,hem zaten buraya bakarken yine oldu bu anlatmak istediğim olay.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder