Dedem starcraft oynardı ve çarık giymezdi.Starcraft o zamandan beri çok korkutucu birşey olarak kalmıştı kafamda,kerrigan ın(o zamanlar bilmiyorum tabi ismini),o çirkin suratlı korkunç hatunun figürü oyun başında gösteriliyordu.Baya ayrıntılı bir oyunmuş gibi gelmişti bana sanki,parasite filan vardı,parasite denen fakat overlorda benzeyen birşey vardı,ya da ben öyle sanıyorum.Ünitenin ismi parasite mıydı neydi,ya da ünitede parasite mı ne vardı,öyle birtakım imgeler hatırlıyorum.Sanırım parasite yemiş bir overlord vardı ortada,cıyak cıyak bağırıyordu overlord o meşhur cıyaklamasıyla ben de korkuyordum.Zerg le oynaması zaten iyice korkutucu kılıyordu oyunu.Battlecruiser şoförü vardı çok karizmaydı,oyundaki korkunç olmayan tek şeydi herhalde."take it slow" diyordu,hayat felsefesi buydu adamın resmen.Korkma diyordu sanki o babacan sesiyle,ben burdayım ve uçuyorum.Anasını belliycem o zerglerin dermiş gibi bir hali vardı.Bir de sinekkaydı tıraş vardı suratında o da çok dikkat çekiciydi.Çok güçlü birşey gibi gelmişti bana o zamanlar.Terranların kralı gibi birşey,tek atıyor böyle her tarafa.
Sonraaaa,protosslar vardı ama onların üzerinde pek durmuyordu sevmiyordu galiba dedem protossları pek.Ama sonradan kendisiyle yaptığım bir röportajda,aslında protossların en güçlüsü olduğunu,çünkü onlarda bir skill olduğunu ve bu skillin karşı tarafın ünitesini kendi tarafına geçirmesini sağladığını söylediğini,ve bu skillden dolayı en güçlü olduğunu iddia ediyordu.Fakat buna rağmen inatla terran oynamaya devam ediyordu.Fakat yeniliyordu sürekli,kendisinin dediğine göre "bir tarafına koymuş olduğu zergler" onun mekanını basıp SCV lerini öldürüyordu,binalarını yıkıyordu daha oyun yeni başlamışken.Oyunun çok zorlaştığını iddia etmeye başlamıştı.Fakat yine de inatla protoss oynamak istemiyordu,zerg de oynamak istemiyordu,çünkü zergler kötüydü ve korkunçtu(bence).
Sanırım dedemle en son bu durumu konuştuk analiz ettik,herhalde AI programcıları üstüne kod eklemişlerdi zerglerin algoritmasına ve böylece daha güçlü olmuşlardı,olabilirdi yani.Ben kendim oynadığımda çok kolay geliyor bana,fakat bazen protosslara karşı oynarken çok zorlanabiliyorum,bir anda 15 tane zealot gönderince nasıl karşılık vereceğimi şaşırıyorum.15 zealota karşı ne yapılır ki oyun başında?Sadece birkaç düzine zerglingle karşı durulamaz ki o kadar zealota.
Başka da birşey gelmiyor aklıma nostaljik manada starcraftla ilgili.
27 Ocak 2015 Salı
26 Ocak 2015 Pazartesi
25 Ocak 2015 Pazar
Satranç hayatımda gördüğüm en saçma oyun.Neyi dikte etmeye çalıştığını bir anlayabilsem...Hiçbir manası yok ki,sadece ve sadece insanı sinirlendirmeye yarıyor.Başka bir eylemini görmedim oyunun.Eski zamanlarda zevkli olmuş olabilir ama hiç de zevkli değil şimdi.
Gerçi,ne aradığına da bağlı.Ben birşey aramıyorum,belki de ondan.Fakat sürekli aynı olan birşeyde de birşey arayacak değilim.Hep aynı hamleler.Bu hamlelerin hep farklı olduğunu iddia edenler de saçmalıyor bence.Yok milyarlarca hamle varmış da.Birçoğunda kaybediyorsun zaten onların.Oyun başından bahsediyorlarsa,o zaten hiç önemli değil bana kalırsa.Nasıl başlarsan başla.
Şu önümde duran elektrik devre temelleri kitabına çalışmaktan farkı yok.Ne idüğü belirsiz,ne anlatmaya çalıştığı belirsiz.Hayatın kendisi bile daha güzel sayılabilir.
Gerçi,ne aradığına da bağlı.Ben birşey aramıyorum,belki de ondan.Fakat sürekli aynı olan birşeyde de birşey arayacak değilim.Hep aynı hamleler.Bu hamlelerin hep farklı olduğunu iddia edenler de saçmalıyor bence.Yok milyarlarca hamle varmış da.Birçoğunda kaybediyorsun zaten onların.Oyun başından bahsediyorlarsa,o zaten hiç önemli değil bana kalırsa.Nasıl başlarsan başla.
Şu önümde duran elektrik devre temelleri kitabına çalışmaktan farkı yok.Ne idüğü belirsiz,ne anlatmaya çalıştığı belirsiz.Hayatın kendisi bile daha güzel sayılabilir.
23 Ocak 2015 Cuma
Eğer benim isteğim doğrultusunda birtakım aşırı yüklenmelerden kaçmak için kendimi depresif bir moda soktuysam ve çevremdeki insanları kaybettiysem,aslında kazanmış olmamın da o kadar önemi yoktur diye düşünesim geliyor bazen.Fakat bu da sana abimin sigara içtiğini söylemeyeceğim baba demek gibi oluyor.Abim sigara içmiyor baba,sakın öyle sanma.Ayrıca artık kendi ekmeğini kazanan bir abim var canım içer içmez dimi babacığım?
22 Ocak 2015 Perşembe
FriedNietzscheificatonumsu birşeyler,onlardan anladıklarım, anlayamadıklarım dolayısıyla öfkelendiklerim
Nietzsche okuyorum bazen,çok gülüyorum yazdığı şeylere.O kadar şey yazmış fakat hiçbirisi açık seçik değil,bu benim felsefe kavramı bilgisi eksikliğimden kesinlikle değil,kavramların birçoğunu biliyorumdur ama bunlar çok göreceli şeyler.Neye göre tinsel?Tinsel olan da nedir?Nasıl bir tanımlama getiriyorsun ki buna?Tinsel olanla o kadar derin uğraşınca bir süre sonra o artık tinsel olmuyor bence.Herhangi birisiyle o kadar derin uğraşınca o kadar herhangi bir şeylik kalmıyor bence.Felsefe,bence aklındaki anlamsızlıkları gidermektir.Ben de bir çeşit felsefe yapmış sayılırım,ama kendimce kafamda bunun hissettirdikleri hissettirmesi gereken gurursu hisler yok bende.İyi hissediyorum mutlu hissediyorum sadece böyle yapınca.Nietzsche nin sürekli ağzından düşürmediği helenist bilmem neler,benim ise.. birşeylerim var işte.Birşeylerden çıkardığım anlamlar,emin olamayacağım şeyler.Zaten önceden kelimelerle düşünmüyordum ben,daha farklı düşünme metodlarım vardı.Geometrik ve üç boyutlu birşekilde ve hissel bir manada düşünüyordum.Bu böyle olunca iyi hissetmiyorum,hem burada geometri ve üç boyutlu birtakım şeylerde de orantısızlık var,o zaman ben burada kötü hissediyorum diyordum.Yani kelimesel olarak öyle karşılık geliyordu,o zamanlar bunların hiçbirisi kelimesel olarak ayakta değildi işte,öyle kafamın içinde benevolent(I just used this word cause I like how it sounds-jag har använda på det orden darför jag gillar ditt rösten(bozuk bir isveççe ama olsun))bir şekilde dolaşıyordu.Yani aslında düşününce,ne kadar da özledim bu zamanları.Fakat işte,hayat devam etmek zorundaydı.Herkes her zaman aktif olamazdı düşüncelerimi öyle hoop diye paylaşamazdım.
Bir de yakın zamanda birşey düşünüyorum da,insan daha önceden düşündüğü aklında kalan birçok şeyi ifade etmeyince kötü hissediyor.Bunu insanlara ifade edince,bir şekilde dostlar ediniyor,bu dostlar da aynı şekilde kendi düşüncelerini açıp dostluklarını arttırabiliyorlar.Yani şöyle bakarsak,ben bunu biraz çirkin buluyorum aslında.İnsanlar çirkin şeylerini ortaya döküyorlar,endişelerini korkularını.Ben de öyle yapıyorum.Ama yani,bu kendini dışa vurma yüzünden insanın çevresinde insan gibi insanlar bulundurması,geometrik ve üç boyutlu ve aynı zamanda hissel manada kötü birşeyler hissetiriyor bana.Genelde iyi şeyler paylaşarak pek dost olan görülmüyor,yani en azından ben olamadım bir türlü.Hep mesela istenilen birşeyi başarmaya çalışırken ki karşılaşılan zorlukların,o yalnızlaştırıcı zorlukların ortaya dökülmesi insanlar arasında bir dostluk sağlıyor gibi,buna da dürüstlük gibi birşey deniyor,ya da benim kafamdaki geometrik şekilli birşeylerin yakınsamasından böyle dürüstlük gibi bir kelime çıkıyor.Tabii benim iyi hissedebileceğim,tek bildiğim bu dostluk şeklinden,dostluk hissinden başka bir dostluk hissi bilmediğim için,ne kadar kötü filan desem de yine genel olarak hayatıma bakarsak bu dostluk hislerimde daha iyi hissediyorum.Hayattaki diğer hislerime oranla.Ben de hislerimi paylaşmaya bayağı bir yakın oluyorum çünkü,daha doğrusu endişelerimi korkularımı,ve üstelik bunu yaptıktan sonra öldürülsem bile sanki hiçbirşey olmayacakmış gibi hissediyorum.Fiziksel ve psikolojik olarak rahatlamış olarak çıkacağımı düşünüyorum o anda,hayır düşünmüyorum,biliyorum.Fiziksel olarak,ses tellerim inceliyor,Jocke nin verkligen albümündeki vokalleri gibi oluyor sesim,insanlar tabii bunu garipserdi yani en azından öyle sanıyorum,böyle bir sesi yani.Öyle oluyor derken,yine öyle olacağını düşünüyorum ve korkuyorum panikliyorum,sesimin böyle çıktığı bir örnek uzayda hislerimin ne derece değişeceğini düşünüyorum ve korkuyorum.Belki çok daha iyi hissederdim ve kafamdaki dostluk idealleri çok daha değişirdi ve acayip birşeyler olurdum.Belki o gazla gider wow açtırır deathbringers will heroic itemi düşürür sonra arenalara akardım.Acayip sinir oluyordum 600 strength ne demek ya?1200 attack power demek,1200 attack power 2400 damage + demek,2400 damage artı demek yaklaşık mortal strike 2000 daha fazla vuracak demek.Zaten 25 bin health pointimiz var yapmayın etmeyin.Yasaklanmıştı zaten bir ara bu item.
Bir de Türkçeyle felsefe yapılmaz diyorlar,oysa Türkçeyi en iyi kullanıyorum ben.İngilizce kullanıyordum eskiden,hatta bir ara İngilizce birşeyler yazmıştım önceden,fakat ağzını burnunu kıra kıra.Bir ara videosunu çektiğim The Nexus zindanındaki adamlarla konuşurken ki gibi.Yok aslında öyle de değil tam,mesela bir geometrik şekil imaj var kafamda,bunu ingilizce kelimelere,daha doğrusu seslere dökmek istiyorum,kafamda birtakım kelimeler geçiyor,random bir kelime seçiyorum onunla ifade ediveriyorum ya.Bu yüzden,o ingilizce yazdığım şeylerden pek birşey anlayamıyorum şimdi.Bir çeşit şiirsel birşeyler olsa gerek diye düşünüyorum ben.Şiirde de böyle kafandan geçen güzel kelimeyi çaat diye yazıyorsun bazen,ben de şiir yazıyordum ve yazıyorum bence güzel de yazıyorum kafamdaki tüm geometrik şekilleri onurlandırıyor,birşekilde iyi hissediyorum.Bunu önceden pek sevmezdim,çünkü önceden lisede bilimium Türk şairlerinin yazdığı,önceki zamanlarda hissedilen hisleri ifade eden şiirleri ezberleme,ezberletme furyası vardı.Hay sokayım ben öyle şeye.Şiirden nefret ettim resmen.(EKLEME:Üstelik hepsi de bok gibi uzun uzun hisli şiirler yazıyordu ya da siyasetle ilgili şeyler yazıyordu,sinir oluyordum.Tamam yazsınlar yazmasına ulan bize neye öğretirsiniz ki bunları?Ben bunların arasında bir tek Cahit Sıtkı Tarancı yı beğenmiştim,basit bir üslubu var.Sanki gizliden porno filmi anlatır gibi imgeler vermiyor insana.)Önceden seviyordum oysa.Çok komik oluyordu böyle vatan şiiri filan yazmıştım birkaç kere 5.sınıfta mı ney,gülüyordum kendime silip bir daha birşey yazıyordum.İyi hissediyordum.Genel olarak yazarken iyi hissediyordum,kalemin böyle kağıda değişini izliyordum.Piksel piksel izliyordum onu,sanki bir bilgisayar oyunundaymış gibi.Yani,aslında bir çeşit bilgisayar oyunundaymış gibi.Herşey piksel pikseldi,güneş ışığı vurunca daha değişik görünüyordu kağıt,pürüzleri de görünüyordu.Özellikle de eski birtakım hatırlamak istediğim insanların evinde kalırken,çinkoymuşcasına hisler veren,yani çinkodan yapılmış gibi-çinko nun nasıl birşey olduğunu bilmem ama kelimesel olarak hep bir imaj vardır aklımda-görünen sarı camlar,altında normal klasik camlar.Bu camlardan güneş ışığı öylesine güzel sızardı ki,Rammstein-sonne şarkısında sanki birşeyler bana bu imgelemi hatırlatıyor böyle.Işık yüzüme yüzüme vuruyor,ben ise orada örümcekleri bulmaya çalışıyorum masanın altında.Oysa masanın üstünde durup da ders çalışsaymışım belki buralarda olmazmışım,yani en azından daha iyi bir yerde olurdum herhalde.Yok ya,rammstein-sonne şarkısından buna bir bağlantı oluşturamadım.Back side buslar iyiydi sonne de,daha doğrusu arkadan gelen gitar veya bas sesi olmayan birşeyleri çok iyi yapıyorlardı.Gerçekten çok iyi.O yüzden ben rammsteini pek metalci olarak görmüyorum,aslında bakarsak onlar kendilerini görüyorlar ama ben onları hiç de öyle görmüyorum.Sadece insan olarak görüyorum ben onları.
Bir de şimdilerde hatırladığım bir hurdacı arkadaş vardı,ya da hamal.Aslında arkadaş da değil,bir ara beraber çalışmıştık,daha doğrusu hangi şeyleri taşıyacağı doğrultusunda direktifler vermiştim babam tarafından görevlendirip."Anladın mı işte böyle böyle" diye gibisinden konuşuyordu.Sanki kendim de artık öyle konuşmaya başladım.Edebiyatçılar gibi ne kadar çirkin de olsa "böyle böyle" gibi şeyler kullanmayıp,insanların kafasında "nasıl öyle öyle" gibisinden sorular oluşturma potansiyelini reddedip,direk edebiyatçıların yaptığı gibi teşbih mi yapsam artık bilmiyorum."Kafası atın üstünde kuşların yürüyüşü gibi geri geri gidiyordu at her adımını attığında" bunu hatırlıyorum mesela bir benzetme olarak.Tolstoyun savaş ve barışında bir yerde geçiyordu ve böyle birşeydi hemen hemen.
Ama aslında düşününce,o kadar da yapmıyorum ben.Nadir oluyor bu durum.
Bir de şu günlerde,kendimi tedavi için,fiziksel olan bir semptomum için bir çeşit tedavi geliştirmek istiyorum.Nefes alma konusunda problemlerim var.Önceden nasıl nefes aldığımı hatırlayabilirsem,belki şimdi de öyle nefes almayı taklit edebilir,hatta ve hatta bu nefes alma problemini çözebilirim.Ama şimdilik bu bir kenarda dursun.Çünkü gerçekten çok zor bir olay bu.Önceden düzgün nefes alıyor muydum ki zaten bir de o sorun var.
Ayrıcana mutlu olma kavramı öylesine farklı bir konuma geldi ki o geometrik şekilli bilgi saklama kabiliyetine sahip beynimin içinde,artık bulamıyorum o kavramı çıkartıp bir anda ortaya mutlu olmayı isteyemiyorum.Üşengeçlik çöküyor üstüme.Sonunda bir ölüm yok mu sonuçta?O zaman ne yapmalı pek karar veremiyorum.Şu anda yaptığım yapacağım herşey,bu ölümün acısını arttıracak,ölürken daha çok acı çekeceğim eğer mutlu olmaya çalışırsam.Çünkü beynimdeki nöron sayısı mutlu olma yönünde fazlalaşacak,ölüm de bunun tam aksi bir yönde olduğu için,gerçi buna pek emin değilim ama öyledir herhalde,işte öyle olduğu için ölürken mutlu olmaya çalıştığım kadar acı çekeceğim.Ölümden sonrası ise beni ilgilendirmiyor.Ben dünyayı ne kusurlu ne kusursuz buluyorum.Yorum yapmıyorum,bir yorum yapma seçeneği bana mı ait?Yaşıyoruz işte.Belki böyle diyerek aslında mutlu oluyoruz,ve çevremizde bir mutluluk zinciri oluşturuyoruz.Yaşıyoruz işte.Geçen Yaşar abilerle bir yaşıyoruz,sormaaaa.Öyle yaşadık öyle yaşadık ki,nefis yaşadık yani.Sanki yemek yedik ya da satranç oynadık der gibi.Bu arada satranç demişken,baya bir soğudum satrançtan.Niye sadece tahta oyunu olarak kalmamış ki bu satranç?Turnuvaları falan olması çok saçma ve overrated aslında.Ben önceden oynarken bu kadar takmamıştım.Yenile yenile yenmeyi görüyorsun bu kadar basit aslında.Tahta da oynanması çok daha zevkli oluyormuş,kendi kendimle satranç oynayarak farkettim.Beyazlar olarak oynadım yani öncü olarak,tuttuğum taraf beyazlardım.Siyahları da ben oynadım gerçi ama,o kadar tutmuyordum.Yendim ama siyahları.Aslında çok defa yenilme aşamasına geldim ama gariptir ki yeniverdim işte.
Beni 1 yıldır en çok acıtan şey,lisede yaşadığım güzel şeylerin güzel şeyler olarak değil de beynim tarafından belki evrim geçirirken,yani geometrik şekilli durumdan yazınsal bir şekle geçiş aşaması yaşarken-aslında tamamen öyle olmadım hibrit gibi birşey oldum-sanki bunların aslında güzel şeyler değil de pişmanlık gibi şeyler olduğunu düşünmüş olmamdı.Değiştirmeye,bilgileri manipüle etmeye çalışmamdı.Nerede kalmıştı benim insanlığım?Sevme kabiliyetim?Kötü olmuştum,şimdi daha iyiyim.Koptum o taraftan.Çevremde insanlar olması ve onları sevmek çok mutlu ediyordu beni.Ama uzaktan uzaktan,çünkü agresifler.Kızdırınca ya da kızdırmaya yakın hale gelince değişiyorlardı,artık tanıyamıyordum bundan sonra.
Aklıma geldi yine.Gerçi,aklına gelme mekanizması da çok garip birşey.Birden birşey aklına gelebiliyor,oysa gelmese neler olabilirdi ya da olmayabilirdi?Birşeyler mi hatırlatıyor bunu bana?Komşu nöronlardan geçerken onları mı harekete geçiriyor birden?Bilmiyorum artık.
Mesela birşeyi yapamadan evvel,sürekli şikayet ediyorsun kızıyorsun.Sonra öğrenince bunu niye yapmak istediğini uzunca sorguluyor,çeşitli evrelerden geçiyorsun.Ehh,neyse.Burada kayda değer birşey göremedim ben.Sonra yine bakarım,hem zaten buraya bakarken yine oldu bu anlatmak istediğim olay.
Bir de yakın zamanda birşey düşünüyorum da,insan daha önceden düşündüğü aklında kalan birçok şeyi ifade etmeyince kötü hissediyor.Bunu insanlara ifade edince,bir şekilde dostlar ediniyor,bu dostlar da aynı şekilde kendi düşüncelerini açıp dostluklarını arttırabiliyorlar.Yani şöyle bakarsak,ben bunu biraz çirkin buluyorum aslında.İnsanlar çirkin şeylerini ortaya döküyorlar,endişelerini korkularını.Ben de öyle yapıyorum.Ama yani,bu kendini dışa vurma yüzünden insanın çevresinde insan gibi insanlar bulundurması,geometrik ve üç boyutlu ve aynı zamanda hissel manada kötü birşeyler hissetiriyor bana.Genelde iyi şeyler paylaşarak pek dost olan görülmüyor,yani en azından ben olamadım bir türlü.Hep mesela istenilen birşeyi başarmaya çalışırken ki karşılaşılan zorlukların,o yalnızlaştırıcı zorlukların ortaya dökülmesi insanlar arasında bir dostluk sağlıyor gibi,buna da dürüstlük gibi birşey deniyor,ya da benim kafamdaki geometrik şekilli birşeylerin yakınsamasından böyle dürüstlük gibi bir kelime çıkıyor.Tabii benim iyi hissedebileceğim,tek bildiğim bu dostluk şeklinden,dostluk hissinden başka bir dostluk hissi bilmediğim için,ne kadar kötü filan desem de yine genel olarak hayatıma bakarsak bu dostluk hislerimde daha iyi hissediyorum.Hayattaki diğer hislerime oranla.Ben de hislerimi paylaşmaya bayağı bir yakın oluyorum çünkü,daha doğrusu endişelerimi korkularımı,ve üstelik bunu yaptıktan sonra öldürülsem bile sanki hiçbirşey olmayacakmış gibi hissediyorum.Fiziksel ve psikolojik olarak rahatlamış olarak çıkacağımı düşünüyorum o anda,hayır düşünmüyorum,biliyorum.Fiziksel olarak,ses tellerim inceliyor,Jocke nin verkligen albümündeki vokalleri gibi oluyor sesim,insanlar tabii bunu garipserdi yani en azından öyle sanıyorum,böyle bir sesi yani.Öyle oluyor derken,yine öyle olacağını düşünüyorum ve korkuyorum panikliyorum,sesimin böyle çıktığı bir örnek uzayda hislerimin ne derece değişeceğini düşünüyorum ve korkuyorum.Belki çok daha iyi hissederdim ve kafamdaki dostluk idealleri çok daha değişirdi ve acayip birşeyler olurdum.Belki o gazla gider wow açtırır deathbringers will heroic itemi düşürür sonra arenalara akardım.Acayip sinir oluyordum 600 strength ne demek ya?1200 attack power demek,1200 attack power 2400 damage + demek,2400 damage artı demek yaklaşık mortal strike 2000 daha fazla vuracak demek.Zaten 25 bin health pointimiz var yapmayın etmeyin.Yasaklanmıştı zaten bir ara bu item.
Bir de Türkçeyle felsefe yapılmaz diyorlar,oysa Türkçeyi en iyi kullanıyorum ben.İngilizce kullanıyordum eskiden,hatta bir ara İngilizce birşeyler yazmıştım önceden,fakat ağzını burnunu kıra kıra.Bir ara videosunu çektiğim The Nexus zindanındaki adamlarla konuşurken ki gibi.Yok aslında öyle de değil tam,mesela bir geometrik şekil imaj var kafamda,bunu ingilizce kelimelere,daha doğrusu seslere dökmek istiyorum,kafamda birtakım kelimeler geçiyor,random bir kelime seçiyorum onunla ifade ediveriyorum ya.Bu yüzden,o ingilizce yazdığım şeylerden pek birşey anlayamıyorum şimdi.Bir çeşit şiirsel birşeyler olsa gerek diye düşünüyorum ben.Şiirde de böyle kafandan geçen güzel kelimeyi çaat diye yazıyorsun bazen,ben de şiir yazıyordum ve yazıyorum bence güzel de yazıyorum kafamdaki tüm geometrik şekilleri onurlandırıyor,birşekilde iyi hissediyorum.Bunu önceden pek sevmezdim,çünkü önceden lisede bilimium Türk şairlerinin yazdığı,önceki zamanlarda hissedilen hisleri ifade eden şiirleri ezberleme,ezberletme furyası vardı.Hay sokayım ben öyle şeye.Şiirden nefret ettim resmen.(EKLEME:Üstelik hepsi de bok gibi uzun uzun hisli şiirler yazıyordu ya da siyasetle ilgili şeyler yazıyordu,sinir oluyordum.Tamam yazsınlar yazmasına ulan bize neye öğretirsiniz ki bunları?Ben bunların arasında bir tek Cahit Sıtkı Tarancı yı beğenmiştim,basit bir üslubu var.Sanki gizliden porno filmi anlatır gibi imgeler vermiyor insana.)Önceden seviyordum oysa.Çok komik oluyordu böyle vatan şiiri filan yazmıştım birkaç kere 5.sınıfta mı ney,gülüyordum kendime silip bir daha birşey yazıyordum.İyi hissediyordum.Genel olarak yazarken iyi hissediyordum,kalemin böyle kağıda değişini izliyordum.Piksel piksel izliyordum onu,sanki bir bilgisayar oyunundaymış gibi.Yani,aslında bir çeşit bilgisayar oyunundaymış gibi.Herşey piksel pikseldi,güneş ışığı vurunca daha değişik görünüyordu kağıt,pürüzleri de görünüyordu.Özellikle de eski birtakım hatırlamak istediğim insanların evinde kalırken,çinkoymuşcasına hisler veren,yani çinkodan yapılmış gibi-çinko nun nasıl birşey olduğunu bilmem ama kelimesel olarak hep bir imaj vardır aklımda-görünen sarı camlar,altında normal klasik camlar.Bu camlardan güneş ışığı öylesine güzel sızardı ki,Rammstein-sonne şarkısında sanki birşeyler bana bu imgelemi hatırlatıyor böyle.Işık yüzüme yüzüme vuruyor,ben ise orada örümcekleri bulmaya çalışıyorum masanın altında.Oysa masanın üstünde durup da ders çalışsaymışım belki buralarda olmazmışım,yani en azından daha iyi bir yerde olurdum herhalde.Yok ya,rammstein-sonne şarkısından buna bir bağlantı oluşturamadım.Back side buslar iyiydi sonne de,daha doğrusu arkadan gelen gitar veya bas sesi olmayan birşeyleri çok iyi yapıyorlardı.Gerçekten çok iyi.O yüzden ben rammsteini pek metalci olarak görmüyorum,aslında bakarsak onlar kendilerini görüyorlar ama ben onları hiç de öyle görmüyorum.Sadece insan olarak görüyorum ben onları.
Bir de şimdilerde hatırladığım bir hurdacı arkadaş vardı,ya da hamal.Aslında arkadaş da değil,bir ara beraber çalışmıştık,daha doğrusu hangi şeyleri taşıyacağı doğrultusunda direktifler vermiştim babam tarafından görevlendirip."Anladın mı işte böyle böyle" diye gibisinden konuşuyordu.Sanki kendim de artık öyle konuşmaya başladım.Edebiyatçılar gibi ne kadar çirkin de olsa "böyle böyle" gibi şeyler kullanmayıp,insanların kafasında "nasıl öyle öyle" gibisinden sorular oluşturma potansiyelini reddedip,direk edebiyatçıların yaptığı gibi teşbih mi yapsam artık bilmiyorum."Kafası atın üstünde kuşların yürüyüşü gibi geri geri gidiyordu at her adımını attığında" bunu hatırlıyorum mesela bir benzetme olarak.Tolstoyun savaş ve barışında bir yerde geçiyordu ve böyle birşeydi hemen hemen.
Ama aslında düşününce,o kadar da yapmıyorum ben.Nadir oluyor bu durum.
Bir de şu günlerde,kendimi tedavi için,fiziksel olan bir semptomum için bir çeşit tedavi geliştirmek istiyorum.Nefes alma konusunda problemlerim var.Önceden nasıl nefes aldığımı hatırlayabilirsem,belki şimdi de öyle nefes almayı taklit edebilir,hatta ve hatta bu nefes alma problemini çözebilirim.Ama şimdilik bu bir kenarda dursun.Çünkü gerçekten çok zor bir olay bu.Önceden düzgün nefes alıyor muydum ki zaten bir de o sorun var.
Ayrıcana mutlu olma kavramı öylesine farklı bir konuma geldi ki o geometrik şekilli bilgi saklama kabiliyetine sahip beynimin içinde,artık bulamıyorum o kavramı çıkartıp bir anda ortaya mutlu olmayı isteyemiyorum.Üşengeçlik çöküyor üstüme.Sonunda bir ölüm yok mu sonuçta?O zaman ne yapmalı pek karar veremiyorum.Şu anda yaptığım yapacağım herşey,bu ölümün acısını arttıracak,ölürken daha çok acı çekeceğim eğer mutlu olmaya çalışırsam.Çünkü beynimdeki nöron sayısı mutlu olma yönünde fazlalaşacak,ölüm de bunun tam aksi bir yönde olduğu için,gerçi buna pek emin değilim ama öyledir herhalde,işte öyle olduğu için ölürken mutlu olmaya çalıştığım kadar acı çekeceğim.Ölümden sonrası ise beni ilgilendirmiyor.Ben dünyayı ne kusurlu ne kusursuz buluyorum.Yorum yapmıyorum,bir yorum yapma seçeneği bana mı ait?Yaşıyoruz işte.Belki böyle diyerek aslında mutlu oluyoruz,ve çevremizde bir mutluluk zinciri oluşturuyoruz.Yaşıyoruz işte.Geçen Yaşar abilerle bir yaşıyoruz,sormaaaa.Öyle yaşadık öyle yaşadık ki,nefis yaşadık yani.Sanki yemek yedik ya da satranç oynadık der gibi.Bu arada satranç demişken,baya bir soğudum satrançtan.Niye sadece tahta oyunu olarak kalmamış ki bu satranç?Turnuvaları falan olması çok saçma ve overrated aslında.Ben önceden oynarken bu kadar takmamıştım.Yenile yenile yenmeyi görüyorsun bu kadar basit aslında.Tahta da oynanması çok daha zevkli oluyormuş,kendi kendimle satranç oynayarak farkettim.Beyazlar olarak oynadım yani öncü olarak,tuttuğum taraf beyazlardım.Siyahları da ben oynadım gerçi ama,o kadar tutmuyordum.Yendim ama siyahları.Aslında çok defa yenilme aşamasına geldim ama gariptir ki yeniverdim işte.
Beni 1 yıldır en çok acıtan şey,lisede yaşadığım güzel şeylerin güzel şeyler olarak değil de beynim tarafından belki evrim geçirirken,yani geometrik şekilli durumdan yazınsal bir şekle geçiş aşaması yaşarken-aslında tamamen öyle olmadım hibrit gibi birşey oldum-sanki bunların aslında güzel şeyler değil de pişmanlık gibi şeyler olduğunu düşünmüş olmamdı.Değiştirmeye,bilgileri manipüle etmeye çalışmamdı.Nerede kalmıştı benim insanlığım?Sevme kabiliyetim?Kötü olmuştum,şimdi daha iyiyim.Koptum o taraftan.Çevremde insanlar olması ve onları sevmek çok mutlu ediyordu beni.Ama uzaktan uzaktan,çünkü agresifler.Kızdırınca ya da kızdırmaya yakın hale gelince değişiyorlardı,artık tanıyamıyordum bundan sonra.
Aklıma geldi yine.Gerçi,aklına gelme mekanizması da çok garip birşey.Birden birşey aklına gelebiliyor,oysa gelmese neler olabilirdi ya da olmayabilirdi?Birşeyler mi hatırlatıyor bunu bana?Komşu nöronlardan geçerken onları mı harekete geçiriyor birden?Bilmiyorum artık.
Mesela birşeyi yapamadan evvel,sürekli şikayet ediyorsun kızıyorsun.Sonra öğrenince bunu niye yapmak istediğini uzunca sorguluyor,çeşitli evrelerden geçiyorsun.Ehh,neyse.Burada kayda değer birşey göremedim ben.Sonra yine bakarım,hem zaten buraya bakarken yine oldu bu anlatmak istediğim olay.
21 Ocak 2015 Çarşamba
Renksizim renksiz,,,,
Hayatım çok renksiz düşünüyorum da.Gerçekten çok renksiz öyle böyle değil.Bu gerçekten kelimesini de o kadar çok kullandım ki canım sıkılıyor artık.Belki de tüm renksiz hissedişlerimin sebebi bu olmuştu zamanın başından beri.Nasıl bir renk istiyorum diye düşünmem lazım biraz da.Anladım renksiz olduğunu.Ve bunu yazarken çok saçma oluyor çünkü böyle birşeyi tam düşünemiyorum,yaşadığım kendimi böldüğüm onca türlü yaşamı bir anda nasıl aklıma getirip düşünüp de bunlara komple renksiz damgası vurabilirim ki?Bu yüzden yazıyorum.Belki de şu ana kadar yazmış olmamın tüm sebebi de buydu.
Bugünlerde röyksopp un yeni albümünün japon versiyonundaki bir parçayı dinliyordum.Nedense bazı müzik grupları japonya da çıkartıyorlar,ekstradan japonlar için şarkı da yazıyorlar ve genelde çok güzel oluyor bu şarkı.Röyksopp-I just dont understand you.Genel kanım olarak,önceden bu bass sesleri sürekli vererek adeta öfkesini müziğe yansıtmış bir grup artık sanki bu bassı ortalamayı,müziğe daha dürüstçe bakmayı görmüş gibi birşey olmuş işte.Anlatamadım tam ama öyle birşey işte.Tam ayarında olmuş o bass sesler.Sürekli olması da hoş olmuş tabii ki.Önceden çok nedensiz yere bu sesleri ekliyorlardı ben beğenmiyordum.Önceki albümlerinde yani.Bu şarkı sanki bana Kent-M parçasını andırdı,hatırlattı bana.Karşılaştırmak gibi bir duruma gelirsek,röyksopp sanki biraz daha özgüvenli,kendi düşünen bir biçimde I just dont understand you,I thought you people had it all gibisinden iki tane sözle;anlayamayışını,bu durumdan dolayı oluşan kıskançlığını ve çeşitli hislerini direkt ortaya dökmüş,ve üstelik yine de kendi dünyasında kalabilmiş gibi bir his verdi bana.Yani nasıl desem,ben hissetmedim aslında bunu.Müziği dinlerken o sırada ekstra bir şablon,bir kişi oluşturuyorum ona şekiller veriyorum müziği dinlerken.Şu geçen forumet.kent.nu de Jocke nin bir mesajında yaptığı gibi,daha doğrusu o İsveççe mesajı çeviren arkadaş eğer doğruysa onun yaptığı bir şekilde,bir Narrator tanımlıyorum böyle.Narrator şöyle yaptı şöyle etti şöyle hissetti gibisinden.Yoksa nasıl dinlenebilirim ki müzik dinlemekten?Mümkün değil herhalde.
Her neyse,konudan uzaklaşmadan,Kent-M bana biraz daha özgüvensiz gelmişti,daha utangaç bir melodiyle giriş yapmış,hatta neredeyse üşengeç bir melodi.Melodi yapmaya üşenmiş Jocke,üff para gelsin artık yhaaa .s.s,çoluk çocuk ana avrat aç bekliyor demiş.Uff låt det pengar kommer till oss demiş içinden.Yani ben öyle düşünüyorum,ve haklı da buluyorum ben.Ama zaten Jocke genel olarak öyle aslında bence,yani benim nezdimde melodilerini çok kolay çözdüğümden midir kendimce,Jocke yi çok üşengeç biri olarak belliyorum,üff sözünü yazdım ben ya Martin gel sen de müzik yaz tamamdır sonra paylaşalım bitsin gitsin.Adını da Du&jag döden koyarız ehehe,ölüm mölüm sen ben falan filan.Çok pis para kasar hanyyyy.Zaten hiç İngilizce forumuna yazmıyor beni üzüyor,çok üzülüyorum.
Ama yine de b side parçaları daha güzel olsa da genel olarak güzel buluyorum ben du&jag döden albümünü,eskisi kadar iyi bulmuyorum ama.
Kısacası,bugünlerde Röyksopp hep +1+1 +1 gidiyor bende bir tutku olarak.Melodileri güzel,eskiden insan sesine daha önem verirdim şimdi melodiye önem veriyorum,dolayısıyla daha az insan sesi olan elektronik müziğe kaydım,zaten Kent de son zamanlarda elektronik müzik gibi birşeyler yapmaya başlamıştı,yani bakıyorsun gitarlar yerine hep elektronik birşeyler.Yakında grup elemanlarını dağıtıp Jocke&Martin birlikte Dj tarzı müzikler ya da elektronik müzikler yaparlar diye tahmin ediyorum ben.Belki böylesi onlar için daha iyi olur,uluslararası arenaya giriş yaparlar,çıkarlar meydana şöyle(bir yiğit çıktı meydaneeeee,ikisi de birbirinden...LAUBALİ OLMAYALIM LÜTFEN!!)
Her neyse,ben sadece röyksoppla kent i karşılaştırmak istemiştim,böyle birşey olmaz diye birşey yok.Ben hepsini karşılaştırırım,KARŞILAŞTIRABİLİRİM,ikisi de insan değil mi,ya da ikisi de insanlardan kurulma gruplar değil mi?Tamam bu yeterli,üstelik ben insanlıklarını karşılaştırmıyorum,müziklerini,daha doğrusu müziklerinin bana hissettirdiklerini karşılaştırıyorum.Umarım ikisinden biri bana dava açmaz,ya da başka birileri,kişilik haklarına ve telif haklarına saygısızlık etmiyorum fakat biri kalkıp bulmak isterse bulabilir.Ama,saçma bütün bu düşündüklerim.
Bugünlerde röyksopp un yeni albümünün japon versiyonundaki bir parçayı dinliyordum.Nedense bazı müzik grupları japonya da çıkartıyorlar,ekstradan japonlar için şarkı da yazıyorlar ve genelde çok güzel oluyor bu şarkı.Röyksopp-I just dont understand you.Genel kanım olarak,önceden bu bass sesleri sürekli vererek adeta öfkesini müziğe yansıtmış bir grup artık sanki bu bassı ortalamayı,müziğe daha dürüstçe bakmayı görmüş gibi birşey olmuş işte.Anlatamadım tam ama öyle birşey işte.Tam ayarında olmuş o bass sesler.Sürekli olması da hoş olmuş tabii ki.Önceden çok nedensiz yere bu sesleri ekliyorlardı ben beğenmiyordum.Önceki albümlerinde yani.Bu şarkı sanki bana Kent-M parçasını andırdı,hatırlattı bana.Karşılaştırmak gibi bir duruma gelirsek,röyksopp sanki biraz daha özgüvenli,kendi düşünen bir biçimde I just dont understand you,I thought you people had it all gibisinden iki tane sözle;anlayamayışını,bu durumdan dolayı oluşan kıskançlığını ve çeşitli hislerini direkt ortaya dökmüş,ve üstelik yine de kendi dünyasında kalabilmiş gibi bir his verdi bana.Yani nasıl desem,ben hissetmedim aslında bunu.Müziği dinlerken o sırada ekstra bir şablon,bir kişi oluşturuyorum ona şekiller veriyorum müziği dinlerken.Şu geçen forumet.kent.nu de Jocke nin bir mesajında yaptığı gibi,daha doğrusu o İsveççe mesajı çeviren arkadaş eğer doğruysa onun yaptığı bir şekilde,bir Narrator tanımlıyorum böyle.Narrator şöyle yaptı şöyle etti şöyle hissetti gibisinden.Yoksa nasıl dinlenebilirim ki müzik dinlemekten?Mümkün değil herhalde.
Her neyse,konudan uzaklaşmadan,Kent-M bana biraz daha özgüvensiz gelmişti,daha utangaç bir melodiyle giriş yapmış,hatta neredeyse üşengeç bir melodi.Melodi yapmaya üşenmiş Jocke,üff para gelsin artık yhaaa .s.s,çoluk çocuk ana avrat aç bekliyor demiş.Uff låt det pengar kommer till oss demiş içinden.Yani ben öyle düşünüyorum,ve haklı da buluyorum ben.Ama zaten Jocke genel olarak öyle aslında bence,yani benim nezdimde melodilerini çok kolay çözdüğümden midir kendimce,Jocke yi çok üşengeç biri olarak belliyorum,üff sözünü yazdım ben ya Martin gel sen de müzik yaz tamamdır sonra paylaşalım bitsin gitsin.Adını da Du&jag döden koyarız ehehe,ölüm mölüm sen ben falan filan.Çok pis para kasar hanyyyy.Zaten hiç İngilizce forumuna yazmıyor beni üzüyor,çok üzülüyorum.
Ama yine de b side parçaları daha güzel olsa da genel olarak güzel buluyorum ben du&jag döden albümünü,eskisi kadar iyi bulmuyorum ama.
Kısacası,bugünlerde Röyksopp hep +1+1 +1 gidiyor bende bir tutku olarak.Melodileri güzel,eskiden insan sesine daha önem verirdim şimdi melodiye önem veriyorum,dolayısıyla daha az insan sesi olan elektronik müziğe kaydım,zaten Kent de son zamanlarda elektronik müzik gibi birşeyler yapmaya başlamıştı,yani bakıyorsun gitarlar yerine hep elektronik birşeyler.Yakında grup elemanlarını dağıtıp Jocke&Martin birlikte Dj tarzı müzikler ya da elektronik müzikler yaparlar diye tahmin ediyorum ben.Belki böylesi onlar için daha iyi olur,uluslararası arenaya giriş yaparlar,çıkarlar meydana şöyle(bir yiğit çıktı meydaneeeee,ikisi de birbirinden...LAUBALİ OLMAYALIM LÜTFEN!!)
Her neyse,ben sadece röyksoppla kent i karşılaştırmak istemiştim,böyle birşey olmaz diye birşey yok.Ben hepsini karşılaştırırım,KARŞILAŞTIRABİLİRİM,ikisi de insan değil mi,ya da ikisi de insanlardan kurulma gruplar değil mi?Tamam bu yeterli,üstelik ben insanlıklarını karşılaştırmıyorum,müziklerini,daha doğrusu müziklerinin bana hissettirdiklerini karşılaştırıyorum.Umarım ikisinden biri bana dava açmaz,ya da başka birileri,kişilik haklarına ve telif haklarına saygısızlık etmiyorum fakat biri kalkıp bulmak isterse bulabilir.Ama,saçma bütün bu düşündüklerim.
14 Ocak 2015 Çarşamba
Yine wowla ilgili
Wowla ilgili çok konuşuyorum,ama niyetim blizzardı zengin etmek değil.Nefret ediyorum blizzarddan,benim içinde olduğum kominiteyi hiç önemsemeden bunun olmasını önemsemeyen o kadar kimseyi önemsemeden kafasına göre değiştirdi kontenti.Ben mutluydum wotlk kontentinde.Ama işte değişti hepsi,hiç önemsenmeden bir anda değiştirildi.Gerçi,istesem kendi kafama göre bir kontent kurabilirdim,wotlk yi kalbinden yaşayanlar guildi.AHAHAAHAHAHAHAHAHAHAH.Wotlk bizim için bitmedi,bizim kalbimizde devam ediyor.
Yani aslında komik değil,daha gerçekçi bir şekilde olarak,yapılabilirdi birşeyler.Birtakım insanlar,ayrılırdı klasik kontente göre değişen wow kominitesinden,81 olmazlardı,80 de devam ederlerdi.Fakat şöyle birşey var ki sanırım oyunun bazı mekanikleriyle de oynuyorlar,özellikle talentlar filan hep değişiyor.Skillerin vurduğu hasar değerleri hep değişiyor,oyunun pvp si ve pve si hep 85 levela göre ayarlanıyor.Anası belleniyor oyunun kısaca.Yok diyorlar,oynayamazsın artık wotlk diyorlar.Biz önceden haber vermiştik niye dinlemedin diyorlar.Dava açacaktım aslında o zamanlar aklım olacaktı,aslında şimdi de açabilirim.Benim zevk aldığım birşeyi siz nasıl ortadan kaldırırsınız?Ya da benim gibi wotlk zamanının tadını çıkaramayanları toplayıp aramızda blizzarddan istediğimiz ayarda ayrı bir server açmasını isteyeceğiz,ingilizce olsun sadece bir zahmet bir de ekstradan server mı açacağız?Ama tabii blizzard böyle birşey açar mı?Ölene kadar para vermezsek kesinlikle açmaz böyle birşey,ben öyle sanıyorum yani.Blizzardın açmasını istememin sebebi,raidler filan gerçekten çok fena kastırıyor bir makinayı.Başka bir server,başka bir kullanıcı kalkıp server açsa,muhtemelen besleyemez,bakımını yaptıramaz o serverların.Yapabilecek birisi varsa da yapsın,ama 100 tane raid grubu raid yaparken serverin çökmemesi gerçekten çok çok zor olurdu.Belki ben kurarım o serveri aslında.
Nasıl yapılıyordu şimdi efenim navicat filan vardı bi program,sonra mysql neyin vardı,ben denemiştim önceden ama kuramamıştım,ve de blizzardın benim istediğim bir veya birkaç versiyonu için açık kaynak kodu lazım herhalde.Ya da öyle birşeyler.Güya bilgisayardan ve programlardan anlıyorum ama işte sağdan soldan duyduğum şeyleri sallayıp duruyorum etrafa.Neyse,öğrenirim belki ben kurarım.Ama bilmiyorum ki,en son private server kurmaya kalkıştığımızda hep başarısız olmuştu.Daha önceden,knight online da oynamıştım kısa bir süre.O zaman da 31 levela kadar moradon denen yerde kasmıştım karakterimi.Çok seviyordum farmlamayı,ne yapalım.Wowda da bu alışkanlığım bir aralar hortlamıştı,daha doğrusu bir arkadaşım onu ima ediyordu bana.Çinli demişti bana.Çinliler gibi farmlıyormuşum,yoo ben seviyorum bir kere.Her neyse.Server açma isteğimi ve blizzardla ilgili fikirlerimi ortaya çıkardım ve rahatladım.OFF.
Şiir
Özledim şimdi o eski warriorların haykırışlarını
Hayvan gibi koşup charge atmalarını
Death knightlardan intikam almalarını
Ahh,ne güzel şeydi o ramaladni
Ucunda baltamsı,fakat aslında bir kargı
İğrenç görünürdü swing yaparken fakat ama
Yine de seviyordum ben onu,sallanışını
Ein kleiner mencht,stirpt nurt som keine
Som isveççe değil miydi yahu Till?
Niye kelime çalıyorsun ki ayıp değil mi,bunu bil
Hırsız dedim ama dava açma lütfen sir(sör),
Kendimi bildim bileli dilim çok fenadır bunu da bil.
Bladestormlarda buldum ben ilk aşkımı
Her nasılsa işte öyleydi,warlockları dövüşümü sevdim ben
Magelerle elleyişimi
Hemen geberiverip dursam da yine
Severdim ben warrior oynamayı
Bakma,aslında sadece klavye hırpalamayı.
Severdim,isterdim aslında bir blood elf olmak
Hem de bir avrat
Ölürdüm ben o kaslı bacaklarına,sanki bir at
Nazlı nazlı salınan uzun kulaklarına,alırım ben ona bir konak
İsterse veririm alliance i eline
Alır tüm ırkının intikamını
Offspecine öldüğüm şamanı
Başlattırma şimdi needinden,basarım yoksa şamarı
Benim ulan burda raid başkanı
Sen kimsin ki ulan,at kafası?
Basarım kendime atarım giyemesem de ninjalarım
Üzerim seni pis şaman
Här är Kent med max fem hundra
Skavlan da bu aralar çok moda
Niye böyle itici bir aksanı varsa
İngilizcesi de çok kötü be ya
Skavlan abi lütfen bana dava açma
Hem Türkçe yazdım zaten burda
Belki birine çevirtirirsin ama
Ben kötü bir insan değilim haa.
Hayvan gibi koşup charge atmalarını
Death knightlardan intikam almalarını
Ahh,ne güzel şeydi o ramaladni
Ucunda baltamsı,fakat aslında bir kargı
İğrenç görünürdü swing yaparken fakat ama
Yine de seviyordum ben onu,sallanışını
Ein kleiner mencht,stirpt nurt som keine
Som isveççe değil miydi yahu Till?
Niye kelime çalıyorsun ki ayıp değil mi,bunu bil
Hırsız dedim ama dava açma lütfen sir(sör),
Kendimi bildim bileli dilim çok fenadır bunu da bil.
Bladestormlarda buldum ben ilk aşkımı
Her nasılsa işte öyleydi,warlockları dövüşümü sevdim ben
Magelerle elleyişimi
Hemen geberiverip dursam da yine
Severdim ben warrior oynamayı
Bakma,aslında sadece klavye hırpalamayı.
Severdim,isterdim aslında bir blood elf olmak
Hem de bir avrat
Ölürdüm ben o kaslı bacaklarına,sanki bir at
Nazlı nazlı salınan uzun kulaklarına,alırım ben ona bir konak
İsterse veririm alliance i eline
Alır tüm ırkının intikamını
Offspecine öldüğüm şamanı
Başlattırma şimdi needinden,basarım yoksa şamarı
Benim ulan burda raid başkanı
Sen kimsin ki ulan,at kafası?
Basarım kendime atarım giyemesem de ninjalarım
Üzerim seni pis şaman
Här är Kent med max fem hundra
Skavlan da bu aralar çok moda
Niye böyle itici bir aksanı varsa
İngilizcesi de çok kötü be ya
Skavlan abi lütfen bana dava açma
Hem Türkçe yazdım zaten burda
Belki birine çevirtirirsin ama
Ben kötü bir insan değilim haa.
9 Ocak 2015 Cuma
Blood princess lana thell,tüm olanlardan dolayı seni sorumlu tutuyor ve seni tutukluyorum!
Evet her ne boksan,blood princess mi blood prince mi,ama adın Lana Thell olsa gerek,senden nefret ediyorum.Çünkü kişiliğimin bence bu kadar kötü şekillenmesine sebep olan şey sensin.Tam Danimarkalı ya da random ırklardan random kişilerle kurulmuş bir raiddeki arkadaşlarımla seni kesmeye çalışırken,içeri anneannemler girmişti.Aşağılamışlardı beni,hem de çok.Asosyal demişlerdi bana,nerden de öğrenmişler o kelimeyi.Çık dışarı sosyalleş demişlerdi.La nasıl birşey bu dışarı çıkıp sosyalleşmek ben onu anlamadım.Düşman edeceklerdi beni kendilerine.
İşte bu aşağılamalarından çok,o sırada gözümün önünde olağanca pessimist aşılayıcılığı olan boss fightın geçtiği koridoru ve ortamınız yüzünden,o anda kendimden ve herşeyden nefret ediverdim,çünkü içimden öyle geldi.Ve bunun sorumlusu sizsiniz,Lana Thell,sizden nefret ediyorum.Ordan oraya attığınız iplerinize de,kan fırlatış şeylerinize de.. Neyse ya.Depresyona gireceğim sizin yüzünüzden.Umarım şu anda da çıkmışımdır depresyondan.
İşte bu aşağılamalarından çok,o sırada gözümün önünde olağanca pessimist aşılayıcılığı olan boss fightın geçtiği koridoru ve ortamınız yüzünden,o anda kendimden ve herşeyden nefret ediverdim,çünkü içimden öyle geldi.Ve bunun sorumlusu sizsiniz,Lana Thell,sizden nefret ediyorum.Ordan oraya attığınız iplerinize de,kan fırlatış şeylerinize de.. Neyse ya.Depresyona gireceğim sizin yüzünüzden.Umarım şu anda da çıkmışımdır depresyondan.
8 Ocak 2015 Perşembe
Yaşamak istemiyorum
Çok özel bir düşüncemi ortaya çıkarıyorum.Bir aralar,neden olduğunu bilmiyorum ama şu tanrı olaylarından filan çok sıkılıp,bir imtihandan çok sıkılıp,"acaba hepimiz anlaşıp toplu halde intihar etsek tanrı nasıl bir tepki verirdi?Yeniden bizi imtihana sokar mıydı?" diye çok agresif düşüncelerim vardı.Çünkü Tanrının da aynı agresiflikte olduğunu düşünüyordum,direk imtihana sokuyorum sizi ne demekti?İntihar etmek bile kaybetmek sayılıyor bir de,bu nasıl bir agresiflik ne hakla böyle birşey isteyebiliyor yani?Sen tanrıysan bile,ben seni bilmeden evvel kendimi bildim,kendimi yaşadım,kendi hayatımı yaşadım seni anlamadan,kendimce anlam vermeden evvel.Kendimi hissettim ben,senden önce.Senden önce en azından mutlu idim,şimdi niye böyle bir kural koyuyorsun da mutsuz ediyorsun beni ve ne hakla?Böyle düşünüyordum işte.Yani sonuçta,herkes hesabını kendisi verecekse eğer bu tanrı ideasına göre islami olarak,o herkes bir anda birleşip bunu kabul etmeyerek,hesabı ertelemeye hakkı olmalıydı,ki vardı böyle bir hak ve eğer biri yaparsa olurdu bence.Ama herkes Tanrıya inanmıyordu ki,insanlar çeşit çeşitti.
Uzun lafın kısası,bayağı bir sıkılmıştım bu faşizm türü yapıdan.Cenneti hayal ediyorsun,onunla avunuyorsun,ama bunu da hususi olarak,spesifik olarak istediğinden dolayı yapmıyorsun,yapmaya mecbur olduğundan yapıyorsun.Çünkü cehennem var sonunda.Ula ben cenneti boyuna düşünmek zorunda mıyım?NEDEN BENİM HAYAL GÜCÜMÜ KISITLIYORSUN?Zorluklar geldi,cenneti düşün.Peki ne hissettiğimin önemi yok hiç?Sırf cennette mi var güzellik?Sonunda vardığım nokta şuydu ki,o güzellik benim kafamdaydı.Cennetin güzel olduğuna olan inancımdaydı.Bal akan pınarların güzel olduğuna ilişkin inancımdaydı.Beni spesifik olarak bu tür bir güzelliğe inanmaya ve yönelmeye kimse ve hiçbirşey zorlayamazdı.Ben ne istersem onu güzel yapardım,kendim için,orada bir güzellik bulurdum.JAG,JAG;ANTONIUS BLOCK,HAR SPELAR SCHACK MED DÖDEN(Bunu niye yazdım tam emin değilim ama sanırım çok bireyselce bir ifade olduğundan bir anda içimden taşıverdi,çok güzel bir filmden alıntıdır).Zorlukları da ben zor yapardım,onlar zor olduğu için ben var değildim,ben olduğum için onlar zordu,ben istediğim için onlar zordu.Ve masum olduğumdan Tanrı onlara zor dediği için benim için de zor oluyordu,çünkü inanıyordum Tanrıya,ve bahsi geçen Kur'an ın gerçekten onun tarafından yazıldığına.Şu anda bana kalırsa bahsi geçen kitap son 200 yıl içinde bile yazılmış olabilir,ben bilemem.Çünkü yazıldığını,indirildiğini görmedim.Kitabın içinde kitabın değiştirilemeyeceği yazıyor,ve Allah tarafından da korunduğu ve değiştirilemeyeceği değiştirilmesinin imkanı olmadığı yazıyor.Ama inanırsanız Allaha değiştirilemeyeceğine inanırsınız,böyle bir paradox olabilir mi?Şimdi soralım bir soru,bir kitap var ya inanıcam ya inanmıycam,araştırılması gereken bir kitap.Tamam iyi kitap güzel kitap öğütler veriyor kötülük yapmayın vs,ama nasıl yaşayacağını da belirten kurallar var,ve bu benim canımı sıkıyor.İçimden değiştirilmiş olabilir mi diye soru geçiyor içimden okurken.Değiştirilmiş olup olmadığını bilmek benim en birinci hakkım değil mi sorgusuz sualsiz?Fakat işte,böyle bir sorunun cevabını bilmek için inanmak ya da inanmamak gerekiyor.Benim değiştirilmiş olup olmadığına inanıp inanmama ihtimalimi kimse düşünmüyor?Ortaya bir kitap konulmuş,ya inan ya inanma deniyor.
Bütün bunların dışında,ben sürekli bir inanç taşımam ki içimde.Anlık inanç değerlerim vardır,bir anda yokolup bir anda kaybolur,bu çok önceden beridir böyleydi.Başka türlüsüne güvenmem ben,ki benim irdelediğim kadar da bu konuyu malum kitap irdelememiştir,onun için sadece iman edin etmeyin vardır fazla irdeleyin yoktur.Çalışın,yiyin için vardır,fakat irdeleyin yoktur.Fakat aslında irdelemek de bir çeşit çalışmak değil midir?Yani felsefe?Bir çeşit çalışma değil midir?Birşeyleri daha iyi anlama çalışması?Burda Kasparovun bir kitabını okurken gördüğüm hoş bir önermeden örnek aldım,önerme şöyleydi;"Herkes zekanın satrançta bir yetenek olduğunu düşünüyor,fakat aslında sıkı çalışma çok daha önemli.İşte Capablanca da zeki fakat çalışmayı sevmediği için bir yerden sonra kariyerinde düşüşler yaşamış.Buna göre,aslında sıkı çalışma da bir yetenek değil midir?Bana göre öyledir." Yani böyle birşeylerdi,tam hatırlamıyorum aklımdan yazıyorum.
İrdeleme yoksa ben de yokum.Fakat oku diyor,bugünlerde baştan okuyorum kitabı,fakat bugüne ait bir değer göremiyorum ben.Hep insanların kapitalist çalışması yüzünden bu günlere kadar gelmiş din bana kalırsa.Yoksa iyi şeyler olursa pek dine ihtiyaç da olmaz gibi,herkes istediği gibi yaşayabilir,birbirlerinin isteklerine zarar vermeden.Tanrı da çok zorlamıyor,kötülük yapanlardan bahsediyor,kötülüğe karşı bana ibadet edin gibisinden birşeyler diyor gibisinden izlenimlere kapıldım ben daha çok.Kötülüğü yenmek için.Bu çok göreceli birşey.O zaman için işe yaramış olabilir,fakat ben de kendi hayatıma ve kendi zamanıma bakmalıyım.
İlk başta sadece düşüncemi ifade etmek istemiştim fakat içimden irdeledikçe irdeledim,böyle böyle nerelere kadar geldim.Zaten eğer bu Tanrının yazdığı söylenen kitaptaki Tanrının yazdıkları doğruysa eğer,toplu intihar edelim diyordum.Şimdi öyle düşünmüyorum.Şimdi bu Tanrının belki bunları böyle bilerek açık bırakıp trolleyip,insanları düşünmeye sevk ettiğini,edebileceğini düşünüyorum mesela.Çünkü zorlama yok sonuçta değil mi?Fakat,kendim için intiharı düşünüyorum ama bazen.Çünkü yaşamak istemiyorum.
7 Ocak 2015 Çarşamba
Biraz ingilizce çalışacağım...
I dont know if I have been listening these musics for just enjoying them all at once or within the gameplays,streams that made by the streamers that I like to watch.They are just so sticked with the streamer I ve seen them.The game was mostly league of legends,not so much kinda,I dont know how to express it.Its really a good game.It took most of my time,I ve became very obsessive back in the day.So,what do I expect by all that?I dont really know,I just felt soo good,for a reason I dont know.I felt such relief when tyrandemere have been using his spin skill through the enemy minions and to the enemy champion,finally.There was something very fast and BLITZKRIEG in that.
I think,it could be the effect of lacking sleep,aswell as lacking of some kind of hardworking intention.I was so furious about spending time to this game.I didnt want to think of anything else,thus made me so obsessive.But now,I dont want to think of anything without such an organism to make deceive me like those games,I will make myself not think anything with something that actually stays inside me.Will?Maybe.
I know I have to press on but,I cant.I dont really know I have to press on for my education,called which "education" for some people.I dont really think that s an education.That's like playing 2000 blitz chess games in a row for a very long time,and seeing in the end we have nothing but just to do our jobs,aswell as we have never needed to play these blitz chess games.That you can already memorize those job mechanics,you didnt need any of all.
I think,it could be the effect of lacking sleep,aswell as lacking of some kind of hardworking intention.I was so furious about spending time to this game.I didnt want to think of anything else,thus made me so obsessive.But now,I dont want to think of anything without such an organism to make deceive me like those games,I will make myself not think anything with something that actually stays inside me.Will?Maybe.
I know I have to press on but,I cant.I dont really know I have to press on for my education,called which "education" for some people.I dont really think that s an education.That's like playing 2000 blitz chess games in a row for a very long time,and seeing in the end we have nothing but just to do our jobs,aswell as we have never needed to play these blitz chess games.That you can already memorize those job mechanics,you didnt need any of all.
3 Ocak 2015 Cumartesi
İçim çok,gerçekten çok acıyor.Birşeylere sadece ve sadece kendim karar verip yapmalıydım,başkasının düşüncesini karıştırmamalıydım,çok,çok yakın hissettiklerimin bile.Ama şimdi düzgünce hatırlamıyorum bile,belki çok zorlarsam hatırlarım,ama o zaman da tekrar bir krize gireceğimden korkuyorum,sonsuz döngü gibi gelip geçiyor çünkü.Ama biliyorum ki şu anda herşey,tüm düşüncelerim bana ait.Tekilken farklı,birkaç kişi varken etrafımda farklı gösterdim hep kendimi,farklı hissettim,ya da hissetmeye zorladım.O kadar çok zorladım ki kendimi bunun için.Ama yok,hep aynıydım aslında.Onlarda aynıydı,birtakım insanlar.Benim gibilerdi,sıkılınca yapmıyorlardı,sevince yapıyorlardı birşeyi.Bu benim yorumum,buradan yine benim için çıkarılabilecek şey,yaklaşılabilecek olduklarıydı,benim için.Fakat çekindiğim bazı insanlar da vardı aralarında.O yüzden yapmadım,yapamadım.Birbirlerine değer veriyorlardı sanırım,fakat ben o anda oranın dışındaydım.Girmeye çalışırsam aşırı tepki verebilirdim,ya da bana karşı aşırı tepki verilebilir gibi hissettim.Bu fiziksel olarak değil,duygusal olarak aşağılama olarak.Ben bununla ilgili bir polemiğe girmeye hazır değildim.Yüz ifadem de öyle acıklıyken,biri bile neden bana yardım etmezdi?Neden?Kendimi gerçekten kötü hissediyordum,ben de duygularımı ifade etmek istiyordum.Ben de insanlara benim için değerli olduklarını ifade etmek istiyordum.Neden yardım etmiyorsunuz hiç?Yoksa bu yüz ifademin sizin için hiçbir anlamı yok mu?Benim burada bulunmamın sizin için hiçbir anlamı yok mu?Bunu hiç düşündünüz mü bir an olsun bile?Benim gibi bir insanın da yaşadığını hiç düşündünüz mü,birşeyler hissettiğini hiç düşündünüz mü?Kendimi bir sütun gibi hissettim.Daha önce nasıl olduğunun nasıl davrandığımın aslında hiçbir önemi yok,şu anda çok üzgünüm,öylesine üzgünüm ki kimse bana yardım etmediği için,ben buraya sizi sevdiğimden gelmiştim.Evet,öyle.Başka zamanlarda rahatsız etmek istemememden,zira negatif düşüncelerimle bozabiliyorum insanların morallerini,yine birtakım çekindiğim insanlardan da dolayı yaklaşmıyorum,seçiyorum bunu.Ailemi bile bu kadar sevmemiştim ben,siz beni hiç sevmediniz mi?
Kaydol:
Yorumlar (Atom)